İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 8

Yaralı Ruhlar ve Mühürlenen Dudaklar

Savaşın ateşi sönmüş, malikaneyi kaplayan barut kokusu nehrin nemli rüzgarıyla yavaşça dağılmaya başlamıştı. Ancak o güvenli odanın içindeki atmosfer, dışarıdaki tüm çatışmalardan daha ağır, daha yakıcıydı.

Jungkook, Taehyung’un kucağında büzülmüş halde oturuyordu. Ellerindeki o hayali kan hissi geçmiyordu; parmakları titriyor, göğsü düzensiz nefeslerle naik bir ritimle kalkıp iniyordu. İlk kez bir can almıştı. Bir ressamın tuvale hayat veren parmakları, bu gece bir hayatı söndürmüştü.

Taehyung, Jungkook’u kucağına bir bebek gibi dikkatle aldı. Karnındaki ve kolundaki yaraların acısını tamamen unutup genç adamı üst kattaki yatak odasına taşıdı. Kapıyı arkalarından kapatıp dış dünyayı bir kez daha dışarıda bıraktı.

Jungkook’u yatağın kenarına oturttu. Kendisi de dizlerinin üzerine çöktü. Seul yeraltı dünyasının önünde diz çöktüğü, adını fısıldarken bile insanların titrediği Kim Taehyung; şu an bir ressamın dizlerinin dibinde, onun kırılmış ruhunu toparlamaya çalışıyordu.

"Bana bak ressam," dedi Taehyung. Sesi pürüzlü, derin ve koruyucu bir fısıltı gibiydi.

Jungkook yavaşça gözlerini kaldırdı. Islak, siyah gözleri Taehyung’un yüzünde gezindi.

Taehyung, Jungkook’un patlayan alt dudağına parmak ucuyla hafifçe dokundu. Ardından eğildi ve o yaralı dudağa son derece narin, tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. "Sen hiçbir şeyi kirletmedin," diye fısıldadı dudaklarının arasından. "Sen sadece beni yaşattın. Eğer bir gün bu günahın hesabını verecek biri olursa... o ben olacağım."

Jungkook’un gözünden bir damla yaş süzüldü. Eğilip kollarını Taehyung’un boynuna doladı ve onu kendine çekti. "Beni bırakma," dedi Jungkook. Sesi bir yalvarış gibi çıkmıştı. "Bu karanlığın içinde beni tek başıma bırakma Taehyung."

Taehyung’un içindeki son kontrol kırıntısı da o an yok oldu. Jungkook’u belinden yakalayıp yatağa doğru yatırdı ve üzerine yükseldi.

Bu defaki yakınlaşmaları korkudan ya da kaçıştan değildi; iki yaralı ruhun birbirine sığınması, arzunun ve tutkunun en saf haliyle patlamasıydı. Taehyung’un dudakları Jungkook’un dudaklarını açlıkla, derin bir tutkuyla kavradı. Öpücük giderek sertleşti, ikisinin de solukları odanın sessizliğini yırtmaya başladı.

Taehyung, Jungkook’un üstündeki kan lekeli tişörtü tek bir hareketle sıyırıp attı. Sıcak parmakları ressamın pürüzsüz göğsünde, kaburgalarının üzerinde gezinirken Jungkook hafifçe inledi, sırtını yataktan kavisle kaldırdı. Taehyung’un dudakları Jungkook’un çenesinden aşağı kaydı; köprücük kemiklerini, göğsünü sert öpücüklerle ve küçük ısırıklarla donattı.

"T-Taehyung..." Jungkook parmaklarını Taehyung’un siyah saçlarına daldırdı, onu kendine daha da bastırdı. Tenlerinin temasıyla yayılan o yakıcı sıcaklık, zihinlerindeki tüm travmayı eritiyordu.

Taehyung başını kaldırıp Jungkook’un gözlerinin içine baktı. Gözlerinde sadece yırtıcı bir arzu değil, daha önce hiçbir kadına ya da adama göstermediği derin bir aidiyet vardı.

"Benimsin," dedi Taehyung, sesi boğuk ve baskındı. "Bundan sonra aldığın her nefeste, vücudundaki her zerrede benim izim olacak ressam."

Jungkook yanıt vermek yerine Taehyung’un ensesinden tutup onu kendine çekti ve dudaklarını tekrar birleştirdi. O gece, yeraltı dünyasının kanlı savaşları kapının dışında kalırken, oda iki bedenin tutku dolu yangınıyla aydınlandı. Aralarındaki çekim artık geri dönülemez bir kader birliğine dönüşmüştü.

Sabahın ilk ışıkları Han Nehrinin üzerine çöktüğünde, Taehyung yatakta sırtüstü yatıyordu. Jungkook ise başı Taehyung’un dövmeli göğsüne yaslanmış halde, adamın düzenli nefes alıp verişini dinliyordu. Çarşaflar darmadağındı; ikisinin de vücudunda gecenin sıcak izleri duruyordu.

Taehyung, Jungkook’un omuzlarındaki siyah saç tutamlarıyla oynarken bakışları tavandaydı. İlk defa geçmişinden bahsetmeye başladı.

"Sırtımdaki ve boynumdaki bu yılan dövmesini görüyor musun?" dedi Taehyung alçak bir sesle.

Jungkook başını hafifçe kaldırıp Taehyung’un çenesine baktı. "Evet... Ne anlama geliyor?"

"Geum-sa’ya girmeden önce, on sekiz yaşındayken beni Baek-ho klanı kaçırmıştı," dedi Taehyung. Gözleri uzaklara daldı. "Babamı gözlerimin önünde öldürdüler. Beni haftalarca karanlık bir hücrede tuttular ve bana bu dövmeyi zorla, yakıcı bir iğneyle kazıdılar. Bir köle damgasıydı bu. Ama ben o hücreden çıktığımda o köle damgasını kendi krallığımın sembolü yaptım. Beni yıkan şeyi, beni yöneten güce dönüştürdüm."

Jungkook duyduklarıyla sarsıldı. Elini kaldırıp Taehyung’un boynundaki yılan motifi üzerine koydu. "Ve şimdi o Baek-ho klanı seni tamamen ortadan kaldırmak istiyor..."

"İstiyorlardı," diye düzeltti Taehyung. Gözlerinde yeniden o ölümcül mafya liderinin soğukkanlılığı belirdi. "Ama dün gece seni tehlikeye sokarak sınırı aştılar. Ve benim olan bir şeye dokunmaya çalışan herkesin sonu aynı olur."

Tam o sırada kapı iki kez çalındı. Park Jimin içeri girdi. Yüzünde yorgun ama son derece ciddi bir ifade vardı. Yatakta birbirine sarılı duran ikiliye bakmadan başını eğdi.

"Efendim," dedi Jimin. "Baek-ho klanının ana merkezinin yeri tespit edildi. Liderleri Choi Jung-hoon sizi öldü sanıyor ve bu gece Seul limanında büyük bir sevkiyat kutlaması yapacaklar."

Taehyung, Jungkook’u yavaşça kenara çekip yataktan kalktı. Beline siyah kumaş pantolonunu geçirdi.

"Tüm adamları topla Jimin," dedi Taehyung, sesi buz gibi bir yankı uyandırarak. "Bu gece Baek-ho klanının adını Seul’ün haritasından tamamen sileceğiz."

Jungkook yataktan doğruldu. Taehyung’a baktığında, az önce ona şefkatle sarılan adamın yerini bir yok etme makinesinin aldığını gördü. Ama bu kez korkmuyordu.

"Ben de geliyorum," dedi Jungkook kararlı bir sesle.

Taehyung arkasını döndü, çatık kaşlarla Jungkook’a baktı. "Saçmalama ressam. Orası bir kan gölü olacak."

"Beni burada bırakıp gitmene izin vermeyeceğim!" Jungkook ayağa kalktı, çarşafı vücuduna dolayarak Taehyung’un tam önünde durdu. "Eğer senin dünyana adım attıysam, yanında duracağım. Beni bir odada saklanan bir kurban yapamazsın artık."

Taehyung, Jungkook’un gözlerindeki o kırılmaz kararlılığı gördü. Masum ressam gitmiş, yerine Taehyung’un ateşinde dövülmüş cesur bir ruh gelmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.