İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 5

Yaraların ve Arzunun Kıyısında

Yatağın üzerindeki loş ışık, nehrin soğuk yansımasıyla birleşerek odayı mavimsi bir karanlığa bürüyordu.

Taehyung’un elinin Jungkook’un belindeki sıcaklığı, ince tişörtün kumaşını aşıp derisine işliyordu. Jungkook’un kalbi o kadar sert ve ritimsiz atıyordu ki, nefesi göğsünde sıkışıp kalmıştı. Karşısındaki adam Seul yeraltı dünyasının en karanlık, en acımasız ismiydi; ancak şu an, dizlerinin dibinde, yaralı ve tüm savunmasızlığıyla onun tam karşısındaydı.

"Sana yaklaşmamam gerek," diye fısıldadı Taehyung. Sesi, pürüzlü ve kısıktı. Parmak uçları yavaşça Jungkook’un belinden yukarı, kaburgalarının üzerine doğru kaydı. Her milimlik hareketi, Jungkook’un teninde görünmez alevler tutuşturuyordu. "Girdiğim her yeri yakarım ressam. Seni de küllerinden ayıramam."

Jungkook kaçmadı. Aksine, bakışlarını Taehyung’un gözlerinden bir an olsun ayırmadan uzandı. Titreyen ama kararlı parmaklarını Taehyung’un boynuna, siyah yılan dövmesinin tam üzerine yerleştirdi. Adamın boynundaki nabzın ne kadar hızlı attığını hissetti.

"Bırak yansın demiştim..." dedi Jungkook, sesi adeta bir yakarış gibi pürüzlüydü. "Beni kurtarırken yanmayı göze aldıysan, şimdi beni kenara itip o karanlıkta tek başına yanmama izin veremezsin."

Taehyung’un gözlerinde bir fırtına koptu. Zihnindeki tüm mantık sınırları, çelikten örülmüş duvarlar tek bir cümleyle yıkılıverdi. Sabrının son damlası da tükendiğinde, Taehyung öne doğru atıldı.

Dudakları Jungkook’un dudaklarıyla buluştuğunda, zaman tamamen durdu.

Bu bir öpücükten ziyade, iki yaralı ruhun birbirine kenetlenmesiydi. Sert, tutkulu, aç ve açlığını gizleyemeyen bir temas... Taehyung, Jungkook’un alt dudağını kendi dudaklarının arasına alıp yavaşça emdiğinde Jungkook hafifçe inledi. Bu inilti, Taehyung’un içindeki o bastırılmış canavarı tamamen serbest bıraktı.

Taehyung, sol elini Jungkook’un ensesine daldırıp siyah, yumuşak saç tutamlarını kavradı. Onu kendine daha da yakınlaştırdı. Öpücük giderek derinleşti, ikisinin de solukları birbirine karışırken odayı sadece ıslak nefes sesleri ve kalplerinin güm güm vuran ritmi doldurdu. Taehyung’un dili Jungkook’un ağzının içine süzüldüğünde, Jungkook adamın boynundaki ellerini sıklaştırdı, bedenini Taehyung’a doğru tamamen yasladı.

Taehyung’un karnındaki yara acıyla sızladı, fakat adam bu acıyı umursamadı bile. Onu asıl yakan, kucağındaki bu masum bedenin ona verdiği karşılık, o saf ve katıksız adanmışlıktı.

Taehyung öpücüğü ağır ağır ayırdı. İkisinin de dudakları parıldıyor, nefesleri birbirinin yüzüne vuruyordu. Taehyung, alnını Jungkook’un alnına dayadı. Ağır nefeslerinin arasında gözlerini yumdu.

"Bunu bana sen yaptın..." diye fısıldadı Taehyung, parmak uçları Jungkook’un kızarmış, ıslak dudaklarının üzerinde gezinirken. "Bana hissetmeyi unuttuğum şeyleri hatırlatıyorsun. Ve ben bundan nefret etmem gerekirken... sana daha da acıkıyorum."

Jungkook elini yavaşça aşağıya, Taehyung’un sargılı karnına indirdi. Yaraya bastırmadan, sargının üzerini şefkatle okşadı. "Canın acıyor. Durmalıyız."

Taehyung derin bir nefes alarak geriye çekildi, sırtını yatak başlığına yasladı. Gözleri kapalıydı ama yüzündeki o sert, çatık ifade yerini dingin bir yorgunluğa bırakmıştı. "Yanımda kal," dedi sadece. Bir emir değildi bu; hayatında ilk kez birinden bir şey rica ediyordu. "Sadece bu gece... yanımda kal."

Jungkook hiçbir şey söylemeden yatağın diğer tarafına geçti. Yorganın altına girip başını Taehyung’un sağlam olan omzuna koydu. Kolunu adamın beline yavaşça doladı. Taehyung da elini Jungkook’un sırtına koyup onu göğsüne doğru biraz daha çekti.

Atölyedeki kan kokusu, barut ve ölüm geride kalmıştı. Şimdi, nehir manzaralı bu karanlık odada, birbirlerinin nefes ritminde huzur arıyorlardı. Jungkook, adamın göğsünün düzenli yükselişini dinlerken yavaşça gözlerini kapattı.

Ertesi sabah, güneş ışıkları nehrin yüzeyinden yansıyıp camdan içeri sızdığında, Taehyung yataktan çoktan kalkmıştı.

Jungkook gözlerini açtığında yanında sadece Taehyung’un vücut sıcaklığının kaldığı boş bir çarşaf buldu. Üzerini giyinip odadan çıktığında, geniş koridorun sonundaki çalışma odasından gelen sert sesleri duydu.

"Sana söyledim Jimin, o çocuk burada kalacak!"

Jungkook adımlarını yavaşlattı. Aralık duran kapının kenarına yaklaştı.

"Efendim, mantıklı düşünmüyorsunuz!" Park Jimin’in sesi endişeli ama bir o kadar da ısrarcıydı. "Baek-ho Klanı her yerde sizi arıyor. İçimizdeki haini henüz bulamadık. Bu çocuk sizin zaafınız haline gelirse, onu kullanarak sizi yok ederler! Bir ressamın yeraltı dünyasında yeri yok. Onu ortadan kaldırmama ya da yurt dışına göndermemize izin verin."

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Taehyung’un buz gibi, iliklere işleyen sesi yankılandı.

"Ona 'zaaf' deme Jimin. Eğer o çocuk olmasaydı, ben dün gece bir sokak köşesinde geberip gitmiştim." Birkaç adım sesi duyuldu. Taehyung pencereye doğru yürümüş olmalıydı. "Eğer Baek-ho ya da içimizdeki o şerefsiz tek bir kılına bile dokunmaya kalkarsa, Seul’ü üzerlerine yıkarım. Kimse... ona dokunamaz. Konu kapanmıştır."

Jimmer sessiz kaldı. Liderinin bu konudaki kararlılığını ve gözlerindeki tehlikeli parıltıyı çok iyi biliyordu. Eğilerek selam verdi ve kapıya doğru yöneldi.

Jungkook hızla geriye çekilmek istedi ama geç kalmıştı. Kapı açıldığında Jimin ile göz göze geldi. Jimin’in keskin, soğuk bakışları Jungkook’un üzerindeydi.

Jimin, Jungkook’un yanından geçerken durdu. Sadece ikisinin duyabileceği alçak bir sesle konuştu:

"Onu yaşatmak istiyorsan, ondan uzak dur ressam. Çünkü Taehyung’un sevdiği her şey... sonunda kanla kaplanır."

Jimin çekip giderken, Jungkook olduğu yerde çakılı kaldı. Park Jimin’in sözleri zihninde yankılanıyordu. Tam o sırada çalışma odasının kapısında Taehyung belirdi. Üzerine geçirdiği siyah gömleğin üst düğmeleri açıktı, yüzündeki o sert ifade Jungkook’u gördüğü an yerini hafif bir durgunluğa bıraktı.

"Uyandın mı?" dedi Taehyung, sesi yumuşayarak.

Jungkook yutkundu. Jimin’in uyarısı zihninde dönerken Taehyung’a doğru bir adım attı.

"Taehyung..." dedi sesi hafifçe titreyerek. "Biz... gerçekten nasıl bir ateşin içine düşüyoruz?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.