Seul Sanayi Bölgesi’ndeki Yedi Konsey karargahı alevler içindeydi.
Taehyung, elinde iki ağır otomatik tüfekle binanın koridorlarını bir kıyamet alanına çevirmişti. Önüne çıkan elliden fazla paralı askeri vurmuş, duvarları kanla boyamıştı. Yüzü barut karası ve düşman kanıyla kaplıydı.
Ağır çelik kapıyı vurarak ana salona daldığında, karşısında Yedi Konsey’in temsilcilerini bulmayı bekliyordu. Ancak salon tamamen boştu.
Sadece ortadaki dev ekranda bir görüntü oynamaya başladı.
Ekranda Lord Vance belirdi. Yanında ise elleri arkadan bağlı, şakağına silah dayanmış halde duran Jeon Jungkook vardı.
Taehyung’un elindeki tüfekler gürültüyle yere düştü. Gözleri yerinden çıkacakmış gibi büyüdü.
"Jungkook!" diye kükredi Taehyung.
Ekrana bakan Lord Vance gülümsedi. "Geç kaldın Kim Taehyung. Ressamın senin hayatını satın aldı. Çipi bize verdi ve senin yaşaman karşılığında bize teslim olmayı kabul etti."
Taehyung ekranın önüne atıldı. "Onu bırak Vance! Bırak onu! Çip de sizin olsun, Seul de! Onu bana verin!"
Jungkook ekrandan Taehyung’un çıldıran yüzüne baktı. Gözlerinden sıcak yaşlar süzülürken fısıldadı:
"Seni seviyorum Kim Taehyung... Yaşa. Benim için yaşa."
Görüntü anında kesildi.
Taehyung, boş ekranın önünde dizlerinin üzerine çöktü. Seul yeraltı dünyasının mutlak lideri, krallığını kaybetmişti. Ressamını kaybetmişti. Ruhunu kaybetmişti.
Gecenin karanlığında, yangının ortasında kalan Taehyung’un feryadı Seul göklerini sarstı. Büyük ayrılık başlamıştı...