İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 29 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 29

Kanlı Duman ve Bir Kardeşin Çığlığı

Malikanenin ana avlusuna çöken duman ve barut kokusu, fırtınanın getirdiği yağmurla birleştiğinde ortam çamurlu bir cehenneme dönüşmüştü. C4 patlamasının kulakları sağır eden uğultusu henüz kesilmemişken, taş zemin üzerindeki kan lekesi hızla yayılıyordu.

Park Jimin, Geum-sa’nın sarsılmaz kalesi, göğsüne ve sırtına isabet eden üç kurşunla sırtüstü yere düşmüştü. Nefes almaya çalıştıkça ağzından pembe köpüklü kan süzülüyor, gözleri gökyüzündeki yağmur bulutlarına dikilmiş halde kararıyordu.

Taehyung ve Jungkook, çöken merdivenlerin toz bulutunu yararak avluya fırladı.

"Jimin!"

Taehyung’un boğazından yırtılan o ses, bir insanın değil; yaralanmış bir yırtıcının son feryadı gibiydi. Yıllarca yan yana savaştığı, kardeşinden öte gördüğü adama doğru dizlerinin üzerine çöktü. Elleri Jimin’in kanlı göğsüne yapıştı. Bir yandan kanı durdurmak için yaraya bastırıyor, diğer yandan titreyen sesiyle Jimin’i uyanık tutmaya çalışıyordu.

"Aç gözlerini Jimin! Bana bak! Ölmene izin vermiyorum, duyuyor musun beni?!"

Jimin zorlukla gözlerini araladı. Kanlı parmaklarıyla Taehyung’un siyah gömleğinin yakasını kavradı. Sesi bir fısıltı kadar zayıftı ama gözlerinde sönmeyen bir sadakat ateşi vardı.

"E-efendim..." dedi Jimin, öksürerek. "Jungkook’u... koruyun. Yedi Konsey... durmayacak..."

Jimin’in başı yana kaydı, gözleri yarı açık kaldı. Tutunduğu yaka parmaklarının arasından kayıp düştü.

Jungkook dizlerinin üzerine çöküp Jimin’in nabzına dokundu. Nabız neredeyse hissedilmeyecek kadar zayıf bir ritimle titriyordu. "Yaşıyor Taehyung! Hâlâ nefes alıyor! Yardım çağırmalıyız!"

Taehyung hiçbir şey söylemedi. Yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki ve ellerindeki kan yağmurla süzülürken, gözlerindeki o insan kırıntısı tamamen yok oldu. İrisleri simsiyah bir çukura dönüştü. İçindeki o uyuyan canavar, Jimin’in kanıyla tamamen uyanmıştı.

Geum-sa’nın kalan sağlık ekipleri ve zırhlı ambulansı avluya girdiğinde, Jimin’i aceleyle sedyeye aldılar. Namjoon, fırtınanın ortasında koşarak Taehyung’un yanına geldi.

"Jimin’i özel askeri tıp merkezine götürüyorlar," dedi Namjoon, sesi titreyerek. "Ama durum çok kritik Kim. Yaşama şansı yüzde elli."

Taehyung başını Namjoon’a çevirdi. Sesi öyle buz gibi bir sakinliğe bürünmüştü ki, etraftaki herkesin tüyleri ürperdi.

"Yedi Konsey’in Seul’deki ana karargahı nerede Namjoon?"

Namjoon irkildi. "Kim, ne yapmayı planlıyorsun? Orası bir kale! Fransa’daki gibi değil, bu adamlar dünya üzerindeki en büyük yedi kartelin temsilcileri! Tek başına gidersen bu bir intihar olur!"

"Bana karargahın adresini ver dedim."

"Taehyung, yapma!" Jungkook öne atıldı, Taehyung’un kanlı ellerini tuttu. "Jimin vuruldu diye kendini ölüme fırlatamazsın! Bu onların istediği şey! Seni öfkenle kör edip tuzağa çekmek istiyorlar!"

Taehyung, Jungkook’un ellerini yavaşça ama sarsılmaz bir güçle üzerinden çekti. Jungkook’un yüzüne baktı; o bakışta ne nefret vardı ne de öfke, sadece karanlık bir veda izi vardı.

"Bu klanı kurarken bir söz verdim ressam," dedi Taehyung. "Benim adamlarımın kanını döken hiç kimse bu dünyada gün yüzü göremez. Yedi Konsey’i bu gece Seul sokaklarına gömeceğim. Tek başıma veya bin kişiyle... fark etmez."

Taehyung arkasını dönüp zırhlı aracına doğru yürüdü. Namjoon ve korumalar peşinden koşarken, Jungkook fırtınanın ve yağmurun ortasında tek başına kaldı.

Saat 04:30. Seul’ün limana bakan terk edilmiş Sanayi Bölgesi.

Jungkook, malikanenin atölyesine geri dönmüştü. Yağmur ıslak elbiselerinden süzülüp ahşap zemine damlıyordu. Yerde, Jimin’in dökülen kanının kokusu hâlâ havada asılıydı.

Jungkook masanın üzerinde duran, "Siyah Tuvaldeki Altın Yılan" tablosundan çıkarılan o mikro çipe baktı. Bu küçük metal parçası, Yedi Konsey’in tüm varlığını yok edebilecek tek şeydi. Ve Taehyung bu çip yüzünden, Jimin’in intikamını almak uğruna ölüme yürüyordu.

Jungkook aynaya baktı. Yüzündeki morluklar, elindeki yara izleri ve parmağındaki siyah pırlantalı mühür yüzük...

"Seni o cehenneme yalnız göndermeyeceğim Taehyung," diye fısıldadı Jungkook. "Ama senin gibi silahla değil... Seni kurtarmak için kendimi feda ederek."

Jungkook, belindeki gizli şifreli uydu telefonunu çıkardı. Yedi Konsey’in Seul’deki temsilcisi ve Kızıl Akrepler’in yeni komutanı olan Lord Vance’in direkt hattını tuşladı.

Telefon üç tık sesinden sonra açıldı.

"Ressam..." dedi karizmatik ve tehlikeli bir ses. "Beni arayacağını biliyordum."

"Taehyung şu an sizin karargahınıza doğru geliyor," dedi Jungkook. Sesi bir buz dağı kadar sağlam, zerre kadar titremiyordu. "Orada yüzlerce adamınız var. Onu öldürebilirsiniz ama o da ölmeden önce Yedi Konsey’in yarısını yok eder."

"Ee? Bize ne teklif ediyorsun ressam?"

"Anlaşma yapıyoruz," dedi Jungkook. "Çip bende. Yedi Konsey’in tüm gizli hesaplarını, isimlerini ve şifrelerini barındıran orijinal mikro çip elimin altında. Eğer Taehyung’un canlı kalmasına izin verirseniz... Eğer onu durdurup Seul’den sağ çıkmasına izin verirseniz... Çiple birlikte kendimi size teslim edeceğim."

Hatın diğer ucunda derin bir sessizlik oldu. Ardından Lord Vance’in karanlık kahkahası duyuldu.

"Kim Taehyung’u kurtarmak için özgürlüğünü ve hayatını mı satıyorsun Jeon Jungkook? Ne kadar da romantik bir trajedi."

"Sözümün arkasındayım Vance," dedi Jungkook. "Ben sizin esiriniz olacağım, çip sizin olacak. Ama Taehyung’a tek bir kurşun bile sıkılmayacak. Kabul ediyor musun?"

"Incheon İskelesi, 4 Nolu Hangar. Bir saat içinde tek başına gel. Çipi getir. Kim Taehyung’un yaşadığını kendi gözlerinle göreceksin... Ama sonrasında bir daha asla Seul’ü ve sevgilini göremeyeceksin."

Telefon kapandı.

Jungkook telefonu yere fırlatıp kırdı. Duvardaki büyük aynaya yaklaştı. Parmağındaki mühür yüzüğü yavaşça çıkardı. Yüzüğü, Taehyung’un çalışma masasının tam ortasına, siyah bir kadife örtünün üzerine bıraktı. Yanına da küçük bir kağıt not koydu: "Benim krallığım sensin Taehyung. Seni yaşatmak için senden vazgeçmek zorundayım. Beni arama... Beni unut."

Jungkook, gözlerinden akan yaşları silip siyah kabanını giydi ve gece yarısının zifiri karanlığına doğru adım attı. Bu, iki ruhun arasına girecek olan yıkıcı, kanlı ve uzun ayrılık acısının ilk adımıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.