Bukchon mahzenindeki kanlı hesaplaşmanın ardından Seul, sahte bir sessizliğe bürünmüştü. Kim Seok-jin’in Asya Konseyi’nden sürgün edilmesi ve klan içindeki hainlerin temizlenmesi, Geum-sa’nın tahtını daha da sarsılmaz bir hale getirmişti. Ancak yeraltı dünyasının elitleri için tehlike ve ihtiras asla son bulmazdı.
Seul’ün en karanlık, sadece davetiye ve özel mühürle girilebilen gizli yeraltı kulübü ’L’Ombre’ (Gölge), o gece yılın en tehlikeli etkinliğine ev sahipliği yapıyordu: Karanlık Sanat Müzayedesi.
Bu müzayedede sadece paha biçilemez tablolar ve heykeller satılmıyordu; her eserin arkasında kara para aklama ağları, uluslararası silah kulelerinin erişim şifreleri ve yeraltı liderlerinin kirli sırları gizliydi.
Ve o gecenin en değerli, en olaylı parçası... Jungkook’un ailesinin ölmeden önce elinden zorla alınan ve gençlik yıllarında yarım bıraktığı o kayıp ilk eseriydi: "Siyah Tuvaldeki Altın Yılan."
Müzayede salonunun yüksek tavanlı, kristal avizelerle aydınlatılmış loş atmosferinde, Seul ve Asya’nın en tehlikeli diplomatları, mafya liderleri ve kaçakçıları kadeh kaldırıyordu.
Ana merdivenlerden aşağı inen iki figür, salondaki tüm fısıltıları bir anda kesti.
Taehyung, üzerine tam oturan dikişsiz kapkara smokini, geriye taranmış siyah saçları ve yakasındaki Geum-sa mühür iğnesiyle bir imparator gibi yürüyordu. Yanında ise Jeon Jungkook vardı. Jungkook, koyu gece mavisi kadife ceketinin içinde büyüleyici duruyordu. Sol elindeki siyah pırlantalı mühür yüzük, ışıkların altında bir güç simgesi gibi parıldıyordu.
"Jungkook," dedi Taehyung, adımlarını bozmadan, alçak ve pürüzlü bir sesle. "Gözlerini salondan ayırma. Bu tablonun buraya çıkarılması tesadüf değil. İçinde ne sakladıklarını bilmiyoruz."
Jungkook, Taehyung’un koluna hafifçe dokundu. "O tablo ailemden çalındığında henüz on beş yaşındaydım Taehyung. İçindeki tuval katmanlarının arasına babamın gizlediği mikro çip var. Kore limanlarının otuz yıllık kara para kayıtları o çipte."
Taehyung’un gözlerinde tehlikeli bir ışık çaktı. "Demek bu yüzden herkes bu tablonun peşinde."
Salondaki devasa sahnede kırmızı kadife perde yavaşça açıldı. Müzayede yöneticisi, arkasındaki korumalarla birlikte "Siyah Tuvaldeki Altın Yılan" tablosunu podyuma çıkardı.
Açılış fiyatı açıklandı: Beş yüz milyon dolar.
Salondaki teklifler hızla yükselirken, VIP locasından soğuk bir ses yükseldi:
"Bir milyar dolar."
Tüm başlar o locaya döndü. Locada oturan kişi, Tayvan merkezli 'Triad Yılan Kanadı' klanının yeni lideri olan ve Chen Wei’in intikamını almak isteyen Liao Chen’di.
Liao Chen, elindeki kadehi Taehyung’a doğru kaldırarak kibirle gülümsedi. "Kim Taehyung... Sanat eseri ressamına geri dönmeli derler ama bu gece o tabloyu ve içindeki tüm sırları ben alıyorum."
Taehyung istifini bozmadı. Dudaklarında buz gibi bir tebessüm belirdi.
"İki milyar dolar," dedi Taehyung. Sesi salondaki tüm müzayede kalabalığını susturdu.
Liao Chen’in kaşları çatıldı. "İki buçuk milyar!"
Taehyung adımlarını sahneye doğru attı. Siyah kabanının içindeki silah kılıfları hafifçe göründü.
"Üç milyar dolar," dedi Taehyung. "Ve bu masadaki herkesin canı."
Salonda buz gibi bir rüzgâr esti. Müzayede yöneticisi titreyen elleriyle tokmağı kaldırdı.
Tam o sırada, salonun tüm ışıkları patlayarak söndü!
BÜÜÜÜM!
Müzayede salonunun üst cam çatısı patladı ve içeriye halatlarla sızan Liao Chen’in özel eğitimli Triad suikastçıları daldı! Otomatik silahların ritmik sesi ve çığlıklar salonu bir cehenneme çevirdi.
Zifiri karanlıkta patlayan mermilerin ışığında, Taehyung anında Jungkook’u arkasına aldı.
İki elindeki susturuculu tabancaları çeken Taehyung, üzerlerine koğan ilk iki suikastçıyı tam alnından vurdu. Kanlar kristal kadehlere ve mermer zemine sıçradı.
"Jungkook! Tabloyu al!" diye gürledi Taehyung.
Jungkook hiç tereddüt etmeden sahneye doğru fırladı. Tablonun üzerindeki koruma camını kırmalık özel maymuncuk iğnesiyle saniyeler içinde patlattı. Tabloyu kucakladığı an, arkasından gelen bir suikastçı kılıcını Jungkook’a doğru savurdu!
Jungkook, Taehyung’un ona öğrettiği gibi çevik bir hamleyle yere yattı, suikastçının bacağına tekmeyi savurdu. Adam yere düşerken belindeki silahı kapıp adamın göğsüne üç el ateş etti.
"Harika haraket ressam!" dedi Park Jimin, salonun yan kapısını patlatarak dümene geçerken. "Çıkış hattı temizlendi!"
Ancak sahnenin üst katındaki VIP balkonundan Liao Chen, Jungkook’a doğru otomatik tüfeğini doğrulttu!
"O tablo benim!" diye bağırdı Liao Chen ve tetiğe bastı!
Tak-tak-tak!
Taehyung, mermilerin doğrultusunu gördüğü an bir kaplan gibi öne fırladı. Jungkook’u kucağına alarak kendi bedeniyle siper oldu!
Bir mermi Taehyung’un sol omzunu sıyırıp geçti, siyah smokin ceketinden kan süzülmeye başladı. Taehyung acıyı hissetmedi bile; dönüp belindeki ağır makineli tabancayı tek elliyle kavradı ve VIP balkonundaki Liao Chen’i taradı!
Liao Chen’in bedeni cam korkulukları kırarak sahnenin ortasına, yanan sergi masalarının üzerine düştü.
Yirmi dakika sonra... Seul’ün limana bakan gizli Geum-sa güvenli evinde.
Dışarıda yağmur sicim gibi yağıyordu. Salondaki şöminenin ateşi odayı aydınlatırken, Jungkook elindeki pamuk ve tentürdiyotla Taehyung’un çıplak göğsündeki ve omzundaki mermi sıyrığını pansuman ediyordu.
Jungkook’un elleri hafifçe titriyordu. Gözlerinden akan yaşları tutamıyordu.
"Yine benim yüzümden vuruldun..." dedi Jungkook, sesi hıçkırıkla kesilerek. "O merminin önüne nasıl atlarsın Kim Taehyung?!"
Taehyung, sağ eliyle Jungkook’un çenesini yavaşça tuttu. Yüzünü kendine doğru kaldırdı. Gözlerindeki o tehlikeli avcı gitmiş, yerini sadece Jungkook’a ait olan o derin, tutkulu adama bırakmıştı.
"Benim bedenime giren bin mermi..." dedi Taehyung, sesi pürüzlü bir fısıltıyla. "...senin tenine değecek tek bir çizik kadar canımı yakmaz ressam."
Taehyung, Jungkook’u belinden kavrayıp kucağına çekti. Genç ressamın gözyaşlarını dudaklarıyla tek tek sildi. Pansuman malzemeleri yere saçılırken, Taehyung’un dudakları Jungkook’un dudaklarıyla yakıcı, aç ve sınır tanımayan bir tutkuyla buluştu.
Jungkook parmaklarını Taehyung’un siyah saçlarına geçirdi. Yaralı adamın geniş göğsüne sarılırken içindeki tüm korkular eriyip gitti. Şöminenin alevleri ikisinin birbirine kenetlenen bedenlerini duvara yansıtırken, kanla ve tehlikeyle mühürlenmiş aşkları bir kez daha gecenin karanlığını yaktı.
Masanın üzerinde duran "Siyah Tuvaldeki Altın Yılan" tablosu ise aralanmış çerçevesiyle orada duruyordu. Çipin içinde saklanan o büyük sır, Asya’daki tüm mafya ailelerini karşılarına alacak büyük bir savaşın kapısını açmak üzereydi...