İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 23 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 23

Incheon Limanı’nda Ejderin Kanı

Siyah suların Incheon Limanı’ndaki beton iskelelere dövüldüğü zifiri bir geceydi. Sis, devasa konteyner denizinin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Fırtınanın getirdiği tuzlu rüzgar, paslanmış vinçlerin ve çelik gövdeli yük gemilerinin arasında uğuldayarak süzülüyordu.

İskelede bağlı duran ’Panama’ bandıralı devasa kargo gemisi, dışarıdan bakıldığında sıradan bir konteyner gemisi gibi görünse de; içindeki yüzlerce ton illegal harp teçhizatı ve Çin merkezli Triad çetesinin en kıdemli militanlarıyla adeta yüzen bir kale gibiydi.

Geminin üst güvertesinde, Kızıl Ejder lakaplı Chen Wei, elindeki puroyu gecenin karanlığına doğru üflüyordu. Yanındaki adamları otomatik tüfeklerle devriye gezerken, Chen Wei telsizden gelen raporları dinliyordu.

"Efendim, Seul’deki çeteler fona el koydu," dedi adamı Mandarin dilinde. "Geum-sa’nın Seul limanlarındaki boşluğunu bu gece tamamen dolduracağız. Kim Taehyung hâlâ Fransa’daki savaşın yaralarını sarıyor olmalı."

Chen Wei kibirle gülümsedi. "Kim Taehyung bir ressam çocuk uğruna krallığını ateşe veren bir aptaldı. Bir lider zayıflığını kalbinde taşıyorsa, o krallık devrilmeye mahkümdur."

Tam o sırada, geminin alt gövdesinden boğuk ve devasa bir patlama sesi yükseldi!

BÜÜÜÜM!

Gemi şiddetle beşik gibi sallandı. Güvertedeki konteynerler zincirlerinden koparak gürültüyle çelik zemine devrildi. Projektörlerin ışıkları anında kesildi, acil durum uyarı sirenleri kırmızının en vahşi tonuyla karanlığı yarmaya başladı.

"Ne oluyor?!" diye bağırdı Chen Wei, dengesini zor sağlayarak.

Telsizden çığlıklar yükseldi: "Deniz altından geldiler! Sintine dairesi patlatıldı! Su alıyoruz!"

Denizin altından, zifiri karanlık suları yararak çıkan sekiz adet yüksek hızlı hücumbot geminin her iki yanına yanaştı. Halat kancaları güverteye fırlatıldı. Ve o halatlardan yukarıya, Geum-sa’nın en seçkin ölüm timi tırmanmaya başladı.

En önde ise, elinde susturuculu iki siyah tabancası ve yüzündeki koruyucu maskesiyle Kim Taehyung vardı.

Taehyung güverteye ayak bastığı an, üzerine doğru koşan ilk üç Triad militanını milimetrik üç el ateşle yere serdi. Kanlar çelik zemine saçılırken, arkasından gelen Park Jimin ve adamları güverteyi tam anlamıyla bir cehenneme çevirdi.

Tak-tak-tak! Büm!

Taehyung, mermi yağmurunun ortasında bir hayalet gibi ilerliyordu. Ancak bu kez yalnız değildi.

Geminin kıç tarafındaki komuta kontrol kulesinin kapısı patlayarak açıldı. İçeriden siyah operasyon üniforması içinde, elindeki hafif makineli tüfekle sırayla militanları etkisiz hale getiren biri sıyrıldı.

Jeon Jungkook.

Jungkook’un parmağındaki siyah pırlantalı mühür yüzük, patlayan kovanların ışığında parıldıyordu. Sol elindeki hafif sinir tahribatına rağmen, silahı kavrayışı ve tetiğe basışı kusursuz bir soğukkanlılık taşıyordu. O artık sadece tuval karşısındaki bir ressam değildi; o, Taehyung’un yanında savaşan Geum-sa’nın diğer yarısıydı.

Jungkook kuledeki tüm ana şalterleri indirip Triad’ın Çin ile olan uydu iletişim ağını tek bir tuşla çökertti. Ardından köprüaltı penceresinden aşağıya, güvertedeki Taehyung’a doğru baktı. İki sevgilinin gözleri dumanların ve mermilerin ortasında çakıştı.

Taehyung, Jungkook’un o cesur duruşunu gördüğünde dudaklarında gurur dolu, tehlikeli bir tebessüm belirdi.

Gemi hızla su almaya devam ederken, Chen Wei yanında kalan son beş korumasıyla birlikte ana güvertede kıstırıldı.

Taehyung, elindeki silahın şarjörünü değiştirip ağır adımlarla dumanların arasından çıktı. Arkasından Jungkook ve Jimin gelip pozisyon aldı.

Chen Wei, kan içindeki yüzüyle Taehyung’a bakarak acı bir kahkaha attı. "Kim Taehyung..." dedi pürüzlü bir sesle. "Kendi çöplüğünde kral olduğunu sanıyorsun. Ama bu gemi batıyor. Hepimiz bu dondurucu sulara gömüleceğiz!"

"Sular sadece senin için dondurucu Chen Wei," dedi Taehyung. Sesi gecenin soğuk rüzgarından daha katıydı. "Seul karasularına bir daha başka bir bayrak çekilemeyeceğini öğrenememişsiniz."

Chen Wei belindeki kavisli Çin palasını çekip Taehyung’a doğru atıldı. "Seninle birlikte öleceğim!"

Taehyung bir milim bile geri adım atmadı. Chen Wei’in üzerindeki palayı havada savurduğu an, Taehyung adamın bileğini kavradı, ters çevirip kemiğini tek bir hamlede kırdı! Pala çelik zemine düştü. Taehyung, Chen Wei’i boğazından tuttuğu gibi geminin küpeştesine çarptı.

Chen Wei’in gövdesi Incheon Limanı’nın karanlık, su alan girdabının üzerinde sallanıyordu.

"Beni dinle Kızıl Ejder," dedi Taehyung, adamın yüzüne doğru fısıldayarak. "Efendilerine söyle... Seul’e göz diken herkes bu suların dibini boylayacak."

Taehyung elini gevşetti. Chen Wei’in bedeni çığlıklar atarak batan geminin yanındaki dondurucu girdaba düştü ve saniyeler içinde karanlıkta kayboldu.

On dakika sonra... Incheon Limanı’ndaki ana lojistik hangarı.

’Panama’ gemisi tamamen su alıp dibe çökerken, limandaki yangınlar Geum-sa adamları tarafından söndürülmüştü.

Hangarın içindeki loş ışıkta, Taehyung ve Jungkook yalnız kalmıştı. Dışarıda Jimin ve adamları alanı emniyete alıyordu.

Taehyung, duvarın dibindeki tahta sandıkların üzerine oturmuş olan Jungkook’a doğru yürüdü. Genç ressamın yüzünde barut lekeleri ve hafif bir ter tabakası vardı. Nefes nefese kalmıştı ama gözlerindeki o kırılmışlık gitmiş, yerini sarsılmaz bir canlılığa bırakmıştı.

Taehyung, Jungkook’un önüne diz çöktü. İki elini yavaşça uzatıp Jungkook’un silah tutmaktan ısınmış olan ellerini kavradı. Parmaklarını Jungkook’un parmaklarına kenetledi.

"Yine hayatını riske attın," dedi Taehyung, sesi fısıltı kadar alçaktı. "Seni o kurşunların ortasında gördüğümde kalbim duracak gibi oldu."

Jungkook hafifçe gülümsedi. Eğilip alnını Taehyung’un alnına dayadı. Barut ve deniz tuzu kokusu ikisinin arasında tutkulu bir rüzgar gibi esti.

"Senin kalbin durursa, benimki de atmaz Taehyung," dedi Jungkook. "Beni korumak için dünyayı yakıyorsun. Ama benim senin arkana saklanmaya değil, seninle yan yana durmaya ihtiyacım var. Bu gece... o silahı tuttuğumda zihnimdeki o Alpler kabusu ilk kez sustu."

Taehyung, Jungkook’un bu sözleri karşısında gözlerini kapattı. Derin bir nefes alıp ressamın dudaklarına dokundu.

Bu öpücük zaferin, barutun ve tehlikenin getirdiği o yakıcı tutkuyla doluydu. Taehyung, Jungkook’u belinden tutup kendine çekti. Ellerini genç adamın sırtında gezdirdi, taze yaralarına zarar vermeden onu kendi göğsüne bastırdı. Hangarın o soğuk ve loş köşesinde, patlayan gemilerin ve batan gölgelerin ardından iki ruh yeniden tek bir vücut oldu.

Ancak ikisi de bilmiyordu ki; Incheon Limanı’ndaki bu zafer, Asya yeraltı dünyasındaki çok daha büyük bir ittifakın fitilini ateşlemişti.

Seul’e doğru yaklaşan yeni fırtına, bu kez geçmişin hiç kapanmamış en kanlı sayfalarını aralayacaktı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.