İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 22 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 22

Kırık Fırçalar ve Hayalet Gölgeler

Seul’e dönüş, Alpler’deki o dondurucu ve kanlı gecenin ardından bir zaferden çok, sessiz bir yaralanmanın ilanı gibiydi. Vipera karteli liderinin uçurumdan aşağı yuvarlanmasıyla Avrupa’daki uzantıları dağılmış, Seul sokakları tekrar Geum-sa’nın mutlak hakimiyetine girmişti. Ancak kazanan tarafın ödediği bedel, bu kez et ve kemikten daha derine işlemişti.

Seul’deki malikanenin devasa master odasında peradeler tamamen kapalıydı. Dışarıdaki şehrin neon ışıkları içeri sızamıyor, sadece köşedeki loş lambanın sarı ışığı odayı aydınlatıyordu.

Jungkook, yatağın kenarında oturmuş, çıplak ayaklarını halıya basmış halde duruyordu. Üzerindeki bol siyah tişörtün açık yakasından, göğsündeki yanık izlerinin ve morlukların pembeleşmiş şeritleri görünüyordu. Sağ eli dizinin üzerinde duruyordu ama parmakları ince ince titriyordu. İşkence sırasında yüksek voltajlı elektrotların ve demir halkanın bıraktığı sinir tahribatı, vücudundaki yaralar kapansa da ressamın parmaklarına birer hayalet gibi yerleşmişti.

Şifreli kapı yavaşça açıldı. Taehyung içeri girdi.

Üzerindeki siyah gömleğin kollarını dirkeklerine kadar katlamıştı. Elinde ılık bitki çayı ve taze pansuman malzemelerinin bulunduğu gümüş bir tepsi vardı. Gözlerindeki o amansız mafya lideri, malikanenin kapısından içeri girdiği an buğulanıp yok oluyor; yerini ruhunun diğer yarısını kaybetmekten son anda kurtulmuş bir adama bırakıyordu.

Taehyung tepsiyi komodine koydu. Jungkook’un önüne diz çöktü. Sol elini yavaşça uzatıp Jungkook’un titreyen sağ elini kavradı. Parmaklarını ressamın avucuna hafifçe bastırdı, bir şifa ritüeli gibi her bir parmak boğumunu dudaklarına götürüp öptü.

"Bugün doktor geldi ressam," dedi Taehyung, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Fizik tedavi ve sinir yenileyici ilaçlar haftaya başlayacak. Birkaç ay içinde... o ince çizgileri tekrar çizebileceksin."

Jungkook başını yana çevirdi. Yüzündeki morluklar geçmişti ama gözlerinin altındaki koyu halkalar hâlâ duruyordu. Bakışları, odanın köşesinde duran ama üzeri siyah bir örtüyle kapatılmış olan boş şövaleye kaydı.

"Çizemiyorum Taehyung," dedi Jungkook. Sesi kırık bir cam parçası kadar zayıftı. "Dün gece denedim... Fırçayı elime aldığım an Alpler’deki o soğuk hücreye dönüyorum. Çekiç seslerini, Moreau’nun gülüşünü ve şok cihazının cızırtısını duyuyorum. Fırça parmaklarımın arasından kayıp düşüyor. Ben... ben artık tuvalin karşısında bir hiçim."

Jungkook’un gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, Taehyung’un eline düştü.

Taehyung’un göğsüne kordan bir bıçak saplandı. Ressamın masumiyetini ve tuvalini koruyacağına dair kendine verdiği sözün en büyük başarısızlığı tam karşısında duruyordu. Taehyung öne fırlayıp Jungkook’u belinden yakaladı, onu yatakta kendi kucağına çekti. Genç adamın yüzünü ellerinin arasına aldı.

"Bana bak ressam," dedi Taehyung. Sesi bir emir kadar kesin, bir yemin kadar yakıcıydı. "Bana bak. Senin ellerin kırılmadı. Senin ruhun da kırılmadı. Sen orada, o hücrede benim için direndin. Sen olmasaydın ben o Alpler’den canlı çıkamazdım. Eğer bir daha asla fırça tutamayacaksan... ben senin fırçan olurum. Senin gözlerinle görür, senin ellerinle çizerim. Ama sakın kendini bir hiç ilan etme."

Jungkook gözlerini Taehyung’un kapkara irislerine dikti. O gözlerdeki kararlılık ve saf adanmışlık, içindeki o karanlık travma duvarına ilk çatlağı attı.

Jungkook ellerini Taehyung’un göğsüne koydu. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu ama Taehyung’un geniş sırtındaki yılan dövmesine dokunduğu an o titreme hafifledi.

"Beni öp Taehyung..." diye fısıldadı Jungkook. "Zihnimdeki o sesleri sadece senin dudakların susturabilir."

Taehyung daha fazla beklemedi. Dudakları Jungkook’un dudaklarıyla buluştu.

Bu öpücükte acele ya da vahşi bir baskı yoktu. İki yaralı ruhun birbirinin acısını emdiği, dondurucu Alpler soğuğunu Seul’ün bu loş odasında yakıcı bir tutkuyla erittiği derin bir ritimdi. Taehyung’un elleri Jungkook’un tişörtünün altına kaydı. Yaralı tenine, göğsündeki izlere incitmekten korkar gibi tüy hafifliğinde öpücükler dizdi.

Jungkook iniltisini Taehyung’un ağzının içine bıraktı. Bedeni ve zihni aylardır ilk kez felaketlerin gölgesinden sıyrılıp sadece dokunuşun ve aşkın sıcaklığına teslim oldu.

İki gün sonra... Seul yeraltı dünyası.

Taehyung, Jungkook’un yaralarını sarmakla ilgilenirken, dışarıdaki karanlık sular durulmuyordu. Vipera’nın çöküşü Avrupa’da devasa bir otorite boşluğu yaratmıştı. Bu boşluktan yararlanmak isteyen Çin merkezli "Triad" (Üçgen) örgütü ve Tayvanlı silah kartelleri, Seul limanlarındaki boşluğu fırsat bilerek Kore karasularına sızmaya başlamıştı.

Geum-sa’nın ana merkezinde Park Jimin ve Kim Namjoon masadaydı.

"Efendim," dedi Jimin, önündeki istihbarat raporlarını Taehyung’a uzatarak. "Triad’ın Şanghay kanadı, 'Kızıl Ejder' lakaplı Chen Wei liderliğinde Incheon Limanı’na gizli bir lojistik gemisi yanaştırdı. İçinde tonlarca kaçak silah ve askeri teçhizat var. Seul’deki küçük çeteleri fonlayarak Geum-sa’ya karşı içten bir isyan başlatmayı planlıyorlar."

Namjoon gömleğinin kollarını kıvırarak araya girdi. "Polis teşkilatındaki dürüst birimlerle liman ablukasını sıkılaştırdık ama Chen Wei diplomatik dokunulmazlık kılıfı kullanıyor. Resmi olarak ona dokunamayız."

Taehyung, elindeki şifreli dosyayı kapatıp masaya koydu. Dudaklarında buz gibi, kibirli bir tebessüm belirdi.

"Resmi kanunlar beni ilgilendirmez Namjoon," dedi Taehyung. "Jungkook iyileşene kadar bu şehre tek bir yabancı gölgenin bile düşmesine izin vermeyeceğim. Chen Wei’in o gemisini Incheon Limanı’nın dibine gömeceğiz."

Taehyung ayağa kalktı. Ancak tam kapıya doğru ilerlerken, odanın arka tarafındaki camlı gözlem alanından bir adım sesi geldi.

Jungkook duruyordu orada. Üzerinde siyah bir kaban, elinde ise Taehyung’un ona hediye ettiği o siyah pırlantalı mühür yüzük vardı. Yüzüğü sol parmağına yavaşça geçirdi.

Gözlerindeki o kırgın ressam ifadesi silinmiş, yerine Geum-sa’nın eş lideri olan o sarsılmaz adam geri dönmüştü.

"Bensiz bir operasyon mu planlıyorsunuz Kim Taehyung?" dedi Jungkook. Sesi salondaki tüm komutanların iliklerine kadar işledi.

Taehyung şaşkınlık ve ardı arkası kesilmeyen bir gururla Jungkook’a baktı. Yanına yaklaştı.

"Senin dinlenmen gerekiyordu ressam," dedi Taehyung.

Jungkook, Taehyung’un elini tuttu. Parmağındaki mühür yüzüğü Taehyung’un eline bastırdı.

"Benim şifam tuvalde değil, senin yanında Taehyung," dedi Jungkook. "Triad ya da bir başkası... Bu şehri biz kurduk. Ve kimsenin onu elimizden almasına izin vermeyeceğiz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.