Jeju açıklarındaki kanlı gecenin ardından lüks yat, Busan Limanı’na şafak vakti yanaştı. Yakuza’nın "Siyah Yay" timinden geriye kalan cesetler denizin dibini boylarken, Taehyung’un bakışlarındaki soğuk öfke yerini hesaplı bir intikama bırakmıştı.
Inagawa-kai klanı bir sınırı aşmıştı. Bu artık sadece bir bölge savaşı değil, Kim Taehyung’un varlığına ve yanındaki adama yapılmış doğrudan bir suikast girişimiydi.
Seul’e dönüldüğünde, Geum-sa’nın gizli yeraltı karargahındaki devasa harita ve güvenlik odasında ağır bir hava hakimdir. Masanın etrafında Taehyung, Park Jimin ve Geum-sa’nın en üst düzey bölge komutanları toplanmıştı.
Masanın üzerindeki ekranlarda Seul, Busan ve Incheon limanlarının lojistik haritaları akıyordu.
"Efendim," dedi Jimin, önündeki tablet paneli işaret ederek. "Inagawa-kai, Kore’deki tüm operasyonlarını 'Tokushima Lojistik' adlı paravan bir kargo şirketi üzerinden yürütüyor. Seul ve Busan limanlarındaki beş devasa depoda kaçak silah, altın ve uyuşturucu depoluyorlar. Ancak depoların güvenlik protokolleri çok karmaşık. Giriş şifreleri ve kamera açıları her otuz dakikada bir değişiyor. İçeri sızmak imkansız gibi."
Taehyung çenesini eline dayamış, soğuk gözlerle haritayı inceliyordu. "İmkansız diye bir şey yoktur Jimin. Sadece doğru açıdan bakmıyoruzdur."
O sırada odanın ağır çelik kapısı açıldı.
İçeri giren Jungkook, üzerindeki siyah boğazlı kazağı ve koyu renk ceketiyle masadakilerin dikkatini çekti. Masadaki komutanlar kısa bir an duraksasa da Taehyung’un Jungkook’a verdiği değeri bildiklerinden saygıyla başlarını eğdiler.
Jungkook doğrudan masaya yaklaştı. Taehyung, ressamın geldiğini gördüğünde elini uzattı; Jungkook hiç tereddüt etmeden elini Taehyung’un güçlü parmaklarının arasına bıraktı.
"Ne inceliyorsunuz?" diye sordu Jungkook.
"Japonların liman depolarını," dedi Taehyung. "Sızması imkansız bir güvenlik mimarisi kurmuşlar."
Jungkook gözlerini ekranlardaki mimari planlara ve kamera açılarına dikti. Birkaç saniye boyunca planları dikkatle süzdü. İnanılmaz görsel hafızası ve bir sanatçıya özgü derin derinlik algısı anında devreye girmişti.
Jungkook parmağını ekrandaki B-4 deposunun havalandırma şemasına koydu.
"İmkansız değil," dedi Jungkook. Sesi kendinden emin ve sakindi. "Kamera açıları çakışıyor gibi görünüyor ama bakış açısını yanlış hesaplıyorsunuz. Üçüncü ve beşinci kameralar renk spektrumunda kör bir nokta bırakıyor. Çatıdaki havalandırma fanlarının dönme ritmi ile güvenlik tarayıcılarının senkronizasyonunda 4 saniyelik bir gecikme var."
Masa bir anda buz kesti. Jimin şaşkınlıkla ekrana yaklaştı, hızlıca simülasyonu çalıştırdı.
"Tanrım..." dedi Jimin, gözleri büyüyerek. "Haklı. dördüncü saniyede B-4 deposunun tüm arka koridoru tamamen kör noktada kalıyor!"
Taehyung’un dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. Gözlerinde saf bir gurur ve yakıcı bir tutku parıldadı. Jungkook’u belinden tutarak kendine doğru çekti. Masadaki adamların varlığını tamamen unutmuş gibiydi.
"Bana boşuna ressam demiyorum..." dedi Taehyung, sesi derin ve hırıltılı bir fısıltıyla. "Sen benim en zeki, en ölümcül lütfumssun."
Jungkook hafifçe gülümsedi. "Senin stratejin, benim tuvalim Taehyung."
Taehyung hızla adamlara döndü. "Plan değişti. Jungkook’un belirlediği kör noktalardan beş depoya aynı anda girilecek. Tek bir Japon canlı kalmayacak. Inagawa-kai’nin Kore’deki tüm varlığını bu gece yakıp kül ediyoruz!"
Gece yarısı saat 02:00.
Seul ve Busan limanlarında aynı anda patlamalar yaşandı. Jungkook’un milimetrik olarak hesapladığı 4 saniyelik kör noktadan sızan Geum-sa timleri, Yakuza’nın ana depolarını içeriden fethetti. Otomatik silahların ve patlayan benzin tanklarının gürültüsü geceyi kızıla boyadı.
Taehyung ve Jungkook, Seul limanındaki ana operasyonun tam ortasındaydı.
Taehyung, Yakuza’nın Seul temsilcisi olan adama son darbeyi indirdikten sonra yanmakta olan deponun ortasında durdu. Alevlerin kırmızılığı ve dumanlar etrafı sararken, arkasında duran Jungkook’a döndü.
Jungkook elindeki silahı kılıfına koydu. Yüzüne yansıyan alev ışıklarıyla tam bir karanlık prens gibi duruyordu.
Taehyung, yanan deponun ve patlayan mermilerin gürültüsünün tam ortasında Jungkook’a doğru yürüdü. Genç ressamı ensesinden tutarak sertçe kendine çekti. Alevlerin yakıcılığında dudakları bir kez daha vahşi bir tutkuyla buluştu.
Bu öpücük, Inagawa-kai’ye verilen son cevaptı. Seul ve denizler artık tamamen Geum-sa’nın, yani Kim Taehyung ve Jeon Jungkook’un kontrolündeydi.
"Şehir bizimdi..." diye fısıldadı Taehyung, dudaklarını ayırırken. "Şimdi ise tüm bu ülke ayaklarımızın altında ressam."
Jungkook, Taehyung’un siyah gömleğine tutundu. "Sen neredeysen benim krallığım orası."