Galerinin görkemli açılışının üzerinden geçen birkaç hafta, Seul’e sahte bir dinginlik getirmişti. Ancak yeraltı dünyasının kuralı basitti: Bir krallık ne kadar yükselirse, sınırındaki kurtlar o kadar acıkırdı.
Kore Boğazı’nın karanlık sularında, Japonya merkezli klanların en acımasız kollarından biri olan Inagawa-kai’nin gölgeleri kıpırdamaya başlamıştı. Seul Limanı’nın Geum-sa kontrolüne geçmesi, Asya kara para trafiğini doğrudan kesintiye uğratmıştı. Japon Yakuza klanı, şehri Taehyung’un elinden almak için sessiz ama ölümcül bir hamle hazırlığındaydı.
Fakat Kim Taehyung, bu gölgelerin farkında olsa da o gece zihnini Seul’ün kirli hesaplarından uzak tutmaya kararlıydı.
Jeju Adası açıklarında süzülen 50 metrelik devasa siyah yat, açık denizin zifiri karanlığında parlayan yalnız bir yıldız gibiydi. Güverteden yansıyan sarı ışıklar, denizin yakamozlu sularında kırılıyordu.
Jungkook, yatın ana güvertesindeki şezlonga uzanmış, elindeki küçük taslak defterine denizin ve gökyüzünün birleştiği çizgiyi çiziyordu. Üzerinde keten beyaz bir gömlek ve rahat siyah pantolonu vardı. Rüzgâr saçlarını hafifçe dağıtırken yüzünde huzurlu bir tebessüm geziyordu.
Taehyung, elinde iki kadeh sek viskiyle iç salondan güverteye çıktı. Üzerindeki siyah ipek gömleğin ilk birkaç düğmesi açıktı; boynundaki ve göğsüne doğru uzanan yılan dövmesi ay ışığında esrarengiz bir biçimde parıldıyordu.
"Hâlâ mı çiziyorsun ressam?" dedi Taehyung. Sesi deniz rüzgârının uğultusuna karışan pürüzlü, derin bir tınıya sahipti.
Kadehlerin birini Jungkook’a uzattı. Jungkook defteri kenara bırakıp kadehi aldı. Taehyung, genç adamın yanına oturdu; sol kolunu Jungkook’un omuzlarına atıp onu kendine doğru çekti.
"Seni çiziyordum," dedi Jungkook. Gözlerini Taehyung’un keskin yüz hatlarında gezdirdi. "Denizin ortasında bile bu kadar tehlikeli ve mağrur durmanı çizmeyip ne yapayım?"
Taehyung hafifçe gülümsedi. Kadehini Jungkook’un kadehine tokuşturdu. Tek bir yudum aldıktan sonra kadehi masaya bıraktı. Sağ elini Jungkook’un çenesine koyarak yüzünü kendine çevirdi.
"Bu gece şehir yok," dedi Taehyung, bakışları Jungkook’un dudaklarına kayarken. "Çatışmalar, kan, intikam... Hiçbiri yok. Bu gece sadece sen ve ben varız."
Taehyung eğilip Jungkook’un dudaklarını kavradı. Açık denizin serin rüzgârı ortamı sararken, aralarındaki temas ateş gibi sıcaktı. Taehyung, Jungkook’u yavaşça kendi üzerine çekti. Genç ressam bacaklarını Taehyung’un beline dolarken dudaklarından boğuk bir inilti kaçtı.
Taehyung’un elleri Jungkook’un keten gömleğinin düğmelerini birer birer çözerken, dudakları çenesinden aşağı kayıp boynuna ve göğsüne dizildi. Jungkook başını geriye attı; gökyüzündeki yıldızlar zihninde dönüyor gibiydi.
İki beden, lüks yatın güvertesinde, denizin ritmik dalga sesleri eşliğinde birbirinin içinde eridi. Tehlikeden uzakta, gecenin siyahına mühürlenen bu tutku, ikisi için de sığınılacak tek güvenli limandı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, yatın ana kamarasındaki devasa yatakta birbirlerine sarılmış haldelerdi. Jungkook’un başı Taehyung’un kaslı göğsündeydi. Taehyung parmaklarıyla Jungkook’un nemli saçlarını okşuyordu.
Tam o sırada yatın kaptan köşkünden gelen alçak frekanslı uyarı sinyali odada yankılandı.
Taehyung’un gözleri anında açıldı. O huzurlu adam bir saniyede yok olmuş, yerini ölümcül reflekslere sahip Geum-sa liderine bırakmıştı.
Yataktan hızla kalkıp siyah pantolonunu ve gömleğini giydi. Belindeki gizli bölmeden özel susturuculu silahını çıkardı.
Jungkook da çarşafa sarılarak yataktan doğruldu. "Taehyung? Ne oldu?"
"Denizde yalnız değiliz," dedi Taehyung soğukkanlılıkla. "Kamara kapısını içeriden kilitle ve silahı al ressam. Ben dönene kadar sakın açma."
Taehyung radar ekranına baktığında, yatın arkasından sessizce yaklaşan üç adet zodyak bot gördü. Yakuza’nın suikast timi, deniz altı iticileri kullanarak yata sızmak üzereydi.
Taehyung kilit kapıyı açıp koridora fırladı. Salonda bekleyen Jimin ve üç özel koruma çoktan pozisyon almıştı.
"Efendim," dedi Jimin fısıltıyla. "Katana ve ağır susturuculu silahlar taşıyorlar. Inagawa-kai’nin 'Kuro-yumi' (Siyah Yay) birimi."
"Kimseyi canlı bırakmayın," dedi Taehyung. Dudaklarında buz gibi bir tebessüm belirdi. "Benim denizimde avlanmaya çalışanları balıklara yem edeceğiz."
Güvertede ilk kılıç şakırtısı ve susturuculu mermi sesleri patlak verdi. Yakuza suikastçıları güverteye tırmandığı an, Taehyung gölgelerin arasından sıyrıldı. İki elindeki silahla ilk iki saldırganı kafasından vurdu. Jimin ise üzerine gelen katana kullanan saldırganı bıçak darbesiyle etkisiz hale getirdi.
Ancak suikastçılardan biri, güvertedeki çatışmayı bypass ederek doğrudan alt kamaraların havalandırma tünelinden içeri sızmayı başarmıştı.
Jungkook, kamarada elindeki silahı iki eliyle kavramış, kapıya odaklanmıştı. Kalbi hızla çarpıyordu. Tam o sırada havalandırma kapağı gürültüyle yere düştü!
Yüzünde siyah maske, elinde keskin bir Yakuza kılıcı olan adam tünelden aşağı atladı.
Jungkook hiç duraksamadı.
Puff! Puff!
Taehyung’un ona öğrettiği gibi nişan aldı; ilk mermi adamın göğsüne, ikincisi ise tam alnına saplandı. Saldırgan yere çakıldı.
Odanın kapısı sertçe açıldı. Taehyung içeri daldığında, yerde yatan cesedi ve elinde dumanı tüten silahla dimdik duran Jungkook’u gördü.
Taehyung hızlı adımlarla ilerleyip Jungkook’u kollarının arasına aldı. Silahı ressamın elinden alıp kenara bıraktı ve Jungkook’un yüzünü tutkulu öpücüklerle kapladı.
"İyisin... Harikasın ressam," dedi Taehyung nefes nefese. Gözlerindeki gurur ve hayranlık tarifsizdi.
Jungkook, Taehyung’un gömleğine tutundu. "Sana söyledim Taehyung... Ben artık sadece tuvalini boyayan adam değilim. Sen nereden vurursan, ben orayı korurum."
Taehyung, Jungkook’un belini daha sıkı kavradı. "Gece bitti. Japonya’ya öyle bir mesaj göndereceğiz ki... bir daha bu denizlere yaklaşmaya bile cesaret edemeyecekler."