İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 15 · 4 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 15

Küllerinden Doğan Krallık ve Yeni Bir Tuval

Aegis Kulesi’nin tepesinden Seul’e doğan o ilk kızıllaşan güneş, şehrin üzerindeki kirli geçmişi temizler gibi süzülüyordu. Emniyet Müdürü Min’in tutuklanması ve Baek-ho klanının haritadan tamamen silinmesiyle Seul yeraltı dünyasındaki dengeler kökünden değişmişti. Artık kuralları yazan tek bir isim vardı: Kim Taehyung.

Ancak bu krallık, eskisi gibi sadece kan ve gölgelerden ibaret değildi. Artık o krallığın kalbinde, karanlığa ışık tutan bir ressam duruyordu.

Aylar sonra...

Seul’ün en prestijli caddelerinden birinde, yekpare cam mimarisi ve minimalist tasarımıyla dikkat çeken devasa bir bina yükseliyordu: "Geum-myeong" Sanat Galerisi.

Jungkook, galerinin üst katındaki geniş, Han Nehrine bakan özel atölyesinde durmuş, devasa bir yağlı boya tablosunun önünde duruyordu. Üzerinde yine o boya lekeleriyle dolu bol gri tişörtü ve rahat pantolonu vardı. Ancak gözlerindeki o ürkeklik gitmiş, yerine kararlı, kendinden emin ve tutku dolu bir aura gelmişti.

Tuvalde resmettiği şey, şafak vaktinde birbirine sarılan iki gölgeydi; birinin arkasında yükselen siyah yılan figürü, diğerinin etrafında dolaşan altın rengi ışık huzmeleriyle harmanlanmıştı.

Arka kapının hafifçe açıldığını ve atölyeye süzülen o tanıdık tütün ve pahalı amber kokusunu hissettiğinde Jungkook’un dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi.

Taehyung, yavaş ve sessiz adımlarla içeri girdi. Üzerindeki kusursuz kesim siyah takımı, kollarındaki pırlanta kol düğmeleri ve hafifçe geriye taranmış siyah saçlarıyla Seul yeraltı imparatorluğunun tartışmasız lideriydi. Ama bakışları Jungkook’a değdiği an, o ezici soğukkanlılık yerini derin, pürüzsüz bir şefkate bırakıyordu.

Taehyung arkadan yaklaşarak kollarını Jungkook’un beline doladı. Çenesini ressamın omzuna yaslayıp tabloya baktı.

"Beni yine tuvallerine hapsetmişsin ressam," dedi Taehyung. Sesi, kısımların en derin yeri kadar pürüzlü ve büyüleyiciydi.

Jungkook başını yana eğip yanağını Taehyung’un yanağına bastırdı. "Seni hapseden ben değilim Kim Taehyung. Kendi arzunla bu tuvalin ortasındasın."

Taehyung hafifçe güldü; göğsündeki o hırıltılı titreşimi Jungkook sırtında hissetti. Taehyung parmaklarını Jungkook’un tişörtünün altına kaydırdı. Sıcak, pürüzlü parmakları ressamın pürüzsüz belini kavradığında Jungkook’un nefesi anında kesildi.

"Galerinin açılışına sadece bir saat kaldı," dedi Jungkook, sesi hafifçe titreyerek. "Aşağıda onlarca koleksiyoncu ve gazeteci var."

"Hiçbiri umurumda değil," diye fısıldadı Taehyung. Dudakları Jungkook’un boynuna, tam köprücük kemiğinin birleştiği o hassas noktaya temas etti. Sıcak nefesi tenini yakarken sert bir öpücük kondurdu. "Benim tek ilgilendiğim eser... tam şu an kollarımın arasında."

Taehyung, Jungkook’u kendine doğru çevirdi. Genç ressamın elindeki fırçayı yavaşça alıp kenardaki masaya bıraktı. İki elini Jungkook’un beline koyup onu arkasındaki şövalenin kenarına doğru bastırdı.

Dudakları buluştuğunda odadaki hava anında ağırlaştı. Aylar geçmesine rağmen aralarındaki o tehlikeli, yakıcı çekim en ufak bir kıvılcım eksilmeden büyümüştü. Taehyung’un dili Jungkook’un ağzına hakimiyetle süzülürken, Jungkook parmaklarını Taehyung’un siyah saçlarına geçirdi. İkisinin de kesik nefesleri boya kokan atölyede yankılanıyordu.

Taehyung öpücüğü ayırmadan Jungkook’u kucağına aldı ve atölyenin köşesindeki deri koltuğa yatırdı. Üzerine yükselirken gözlerindeki o katıksız arzu ve sahiplenme duygusu Jungkook’un içini tutkuyla kapladı.

"Taehyung..." diye fısıldadı Jungkook, nefes nefese. "Aşağıya inmemiz gerek..."

"Beni bekleyecekler," dedi Taehyung, sesi pürüzlü bir emirdi. "Bu şehirdeki herkes... beni ve benim olanı beklemek zorunda."

Taehyung’un elleri Jungkook’un tişörtünü sıyırıp atarken, iki beden açılışın öncesinde bir kez daha birbirlerinin ateşinde eridi. Kanın ve fırtınanın içinden doğan bu aşk, şimdi Seul’ün zirvesinde kendi yasalarını yazıyordu.

Bir saat sonra...

Galerinin ana salonundaki devasa kristal avizeler ışıldıyor, Seul’ün en üst düzey iş insanları, sanat eleştirmenleri ve elit tabakası kadehleriyle galeride dolaşıyordu.

Salona giren Park Jimin, kusursuz takımıyla kapıda nöbet tutan korumaları kontrol ederken; yanına trenchcoat'u içinde gülümseyerek yaklaşan Kim Namjoon’u karşıladı. Namjoon artık teşkilatın Başkomiseri'ydi; kirli kanadı temizlemiş ve şehre adaleti kendi yöntemiyle getirmişti.

"Resmi suçlular tutuklandı, karanlık bitti," dedi Namjoon kadehinden bir yudum alarak. "Ama Seul’ün gerçek patronunun kim olduğunu herkes biliyor."

Jimin hafifçe gülümsedi. "Patron şehri yönetiyor Komiser... Ama patronu yöneten kişi yukarıda."

Tam o sırada üst katın merdivenlerinde hareketlilik oldu.

Taehyung ve Jungkook yan yana merdivenlerden aşağı iniyordu. Taehyung’un yürüyüşündeki o asil, ezici otorite; Jungkook’un yanındaki duruşuyla tamamlanıyordu. Jungkook’un siyah takım elbisesi mükemmeldi; parmaklarındaki hafif boya izleri dışında tamamen Seul yeraltı kralının yanındaki yerini almıştı.

Taehyung salondaki kalabalığa aldırmadan Jungkook’un elini tuttu ve parmaklarını ressamın parmaklarıyla kenetledi.

"Korkuyor musun?" diye sordu Taehyung, sadece ikisinin duyabileceği bir sesle.

Jungkook dönüp Taehyung’un kapkara gözlerine baktı. O gözlerde artık ölüm ya da kaçış yoktu; sadece sonsuz bir adanmışlık ve sarsılmaz bir aşk vardı.

"Sen yanımdayken..." dedi Jungkook dudaklarında mağrur bir gülümsemeyle. "...bu şehir ancak benim tuvalim olur."

Seul’ün neon ışıkları dışarıda süzülürken, karanlığın içinden çıkan mafya lideri ve onun hayatını değiştiren masum ressam; kanla yazılan bir hikayeyi ölümsüz bir tutkuyla mühürlemişlerdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.