Busan’ın nemli, rüzgarlı gecesinde sahil evinin ahşap kapısı üç kez sertçe çalındı.
Taehyung, belindeki siyah tabancayı çekip mermiyi sürerken Jimin kapıyı araladı. İçeri giren kişi, trençkotu ıslanmış, yüzü yorgunluktan çökmüş ve şakağında hafif bir sıyrık olan Kim Namjoon’du. Elinde siyah, şifreli bir hard disk tutuyordu.
Namjoon içeri adım attığında gözleri önce Taehyung’a, ardından salonun kenarında duran Jungkook’a kaydı. İki eski dostun gözleri buluştuğunda odada ağır bir kabulleniş havası esti. Namjoon derin bir nefes alarak elindeki hard diski masaya bıraktı.
"Emniyet Müdürü Min’in Baek-ho klanıyla yaptığı tüm kara para transferleri, suikast emirleri ve polis teşkilatındaki satılık amirlerin listesi bu diskte," dedi Namjoon. Sesi pürüzlüydü. "Beni teşkilattan ihraç ettiler ve hain ilan ettiler. Artık ikimizin de kaybedecek bir şeyi kalmadı, Kim Taehyung."
Taehyung silahını beline taktı, masaya doğru ilerledi. "Bir polis ile bir mafya liderinin aynı safta duracağını hiç düşünmezdim Komiser."
"Ben polisim ama kör değilim," dedi Namjoon sert bir sesle. "Min bu şehri bir kan gölüne çevirdi. Kanunların tıkandığı yerde, senin yöntemlerine ihtiyacım var. Ama tek bir şartım var: Emniyet Müdürü Min canlı olarak yargılanacak ve bu iş bittiğinde Jungkook’un arananlar listesindeki adı silinecek."
Taehyung yavaşça Jungkook’a baktı. Ressamın gözlerindeki o masum ama kararlı ifadeyi gördü. "Kabul," dedi Taehyung. "Jungkook’un adı temizlenecek. Ama Min’i canlı teslim alıp almayacağın, benim sabrıma bağlı."
Tam o sırada, sahil evinin dışındaki çam ağaçlarının arasından boğuk bir termal cihaz ötüşü duyuldu.
Jimin anında pencereye doğru sıçradı. "Efendim! Kıyı şeridindeki güvenlik sensörleri ihlal edildi! Min’in bizzat kiraladığı yabancı paralı asker grubu koya sızdı! En az otuz kişiler, ağır silahlılar!"
Namjoon hızla silahını çekti. "Bizi nasıl buldular?!"
"Min polis uydularını ve sinyal takip sistemlerini kullanıyor," dedi Taehyung soğukkanlılıkla. Gözlerindeki o ölümcül avcı aurasi anında uyandı. "Namjoon, sen ve Jimin diski koruyup arka çıkıştan bota ulaşacaksınız. Seul’deki basın kanallarına ve dürüst savcılara bu belgeleri sızdırmanız gerek."
"Saçmalama!" dedi Namjoon. "Seni burada tek başına bırakmayız!"
"Ben tek başıma değilim," dedi Taehyung. Gözleri Jungkook’a kaydı.
Jungkook hiç tereddüt etmeden masanın üzerindeki yedek şarjörleri ve hafif makineli silahı kavradı. Busan’da kaldıkları iki gün boyunca Taehyung ona silah kullanmanın inceliklerini öğretmişti. Masum ressam artık Taehyung’un yanında duran cesur bir savaşçıydı.
"Jungkook benimle geliyor," dedi Taehyung. "Siz diskle kaçın. Biz onları bu kayalıklarda oyalayacağız."
Jungkook, Namjoon’un yanına gitti. Arkadaşının elini sıkıca sıktı. "Güven bana hyung. Seul’de görüşürüz."
Namjoon yutkundu, başıyla onaylayıp Jimin ile birlikte arka tünelden koya doğru fırladı.
Cam evin pencereleri patlayan mermilerle tuzla buz oldu!
Tak-tak-tak-tak!
Ağır makineli silahların ritmik sesi Busan’ın gece yarısı dalgalarını sarstı. Paralı askerler evin bahçesine fırlatılan sis bombalarıyla içeri sızmaya çalışıyordu.
Taehyung ve Jungkook salondaki devasa devrilmiş ahşap masanın arkasında siper almıştı. Taehyung, iki elindeki silahla sisin içinden beliren iki paralı askeri vurarak yere serdi. Jungkook ise öğretildiği gibi soğukkanlılıkla masanın kenarından sıyrılıp merdivenlerden yukarı tırmanmaya çalışan askeri omzundan vurdu.
"Harika atış ressam," dedi Taehyung, şarjörünü değiştirirken. Yüzünde tehlikeli ve tutkulu bir tebessüm belirdi.
"Senden öğrendim," dedi Jungkook nefes nefese. Gözleri tutkuyla parıldıyordu.
Çatışma şiddetlendi. Paralı askerlerin lideri olan adam, arka bahçeden içeri bir el bombası fırlattı!
"Yat!"
Taehyung, Jungkook’u tek bir hamlede altına alarak kendi bedeniyle siper oldu. Bombanın patlamasıyla ahşap mobilyalar ve cam kırıkları odanın içinde savruldu. Taehyung’un sırtına ve omzuna birkaç cam kırığı saplandı ama gıkı bile çıkmadı.
Patlamanın ardından dumanların arasından sıyrılan iki asker masaya doğru koştu. Taehyung yerdeki silahını alıp birini vurdu ama diğeri Taehyung’un üzerine atlayarak onu yere serdi. İkisi yerde boğuşmaya başladı. Paralı asker bıçağını Taehyung’un boğazına doğru bastırıyordu.
Jungkook dumandan öksürerek doğruldu. Taehyung’un tehlikede olduğunu gördüğü an gözü döndü.
Yerdeki ağır şifreli çelik kasayı kaptı ve tüm gücüyle paralı askerin kafasına geçirdi!
Adamın başı yarılıp yere yığıldı. Taehyung anında doğrulup adamın silahını alarak kafasına son bir el ateş etti.
Taehyung ayağa kalktı. Üzeri toz, cam kırıkları ve kan içindeydi. Jungkook’a baktı. Genç ressam nefes nefeseydi, yüzüne duman karası bulaşmıştı ama gözlerinde Taehyung’a olan saf bir adanmışlık vardı.
Taehyung, Jungkook’u belinden yakalayıp kendine çekti. Dumanların ve kurşun seslerinin ortasında, dudaklarını Jungkook’un dudaklarına sertçe ve aç bir şekilde bastırdı. Bu öpücük, ölümün kıyısında açan en kanlı, en tutkulu çiçek gibiydi.
"Şimdi..." dedi Taehyung, dudaklarını ayırırken. Sesi zafer kokuyordu. "Seul’e dönüyoruz. Krallığımızı geri almaya."
Dışarıda fırtına dinmiş, Jimin ve Namjoon’un hücumbotla uzaklaştığı işareti telsizden gelmişti. Sahil evi ateşe verilirken, Taehyung ve Jungkook karanlığın içinde Seul’e doğru yola çıktılar.