İçeriğe geç

Katil AŞK

Bölüm 12 · 3 dk okuma

Katil AŞK

Bölüm 12

Dalgaların Fısıltısı ve Saklı Yeminler

Hücumbotun motoru Han Nehrini yarıp geçerken arkalarında kalan tek şey, Seul’ün sisler içinde eriyip giden kızıllaşmış siluetiydi. Şehir, polis sirenlerinin ve ihanetlerin ağırlığı altında yanarken; suyun soğuk serpintisi Jungkook’un yüzüne çarpıyordu.

Saatler süren yolculuğun ardından sabahın alacakaranlığında Busan’ın sapa bir koyuna, sarp kayalıkların arasına gizlenmiş ahşap ve cam ağırlıklı modern bir sahil evine ulaştılar. Dışarıda Japon Denizi’nin devasa dalgaları kıyıya vuruyor, rüzgâr çam ağaçlarının arasından sertçe esiyordu.

Jimin, araç ve güvenlik lojistiğini halletmek üzere limanda ayrılmıştı. Malikanede sadece Taehyung ve Jungkook vardı.

Taehyung, ağır ahşap kapıyı arkalarından kapatıp kilitlediğinde dışarıdaki dünyanın tüm uğultusu kesildi. Yerini sadece dalga seslerinin ritmik fısıltısına bıraktı.

Taehyung, üzerindeki ıslak kabanı bir kenara attı. Yüzündeki yorgunluk, o ölümcül mafya maskesinin arkasından ilk kez bu kadar net okunuyordu. Jungkook’a doğru yürüdü. Genç ressam, salonun ortasında durmuş, nehre ve şehre veda etmiş olmanın getirdiği o garip boşlukla dışarıdaki köpüklü dalgalara bakıyordu.

Taehyung arkasından yaklaştı. Kollarını Jungkook’un beline sıkıca doladı, göğsünü ressamın sırtına bastırdı. Çenesini Jungkook’un omzuna yaslarken derin bir nefes aldı; ressamın saçlarına sinmiş boya ve deniz kokusunu içine çekti.

"Geriye hiçbir şey kalmadı ressam," dedi Taehyung, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Eski hayatın, atölyen, masumiyetin... Hepsini senin elinden aldım."

Jungkook başını hafifçe yana eğip yüzünü Taehyung’un yanağına yasladı. Parmaklarını adamın belindeki güçlü ellerinin üzerine koydu.

"Onları sen almadın Taehyung," dedi Jungkook, sesi dalga seslerini bastıracak kadar net ve kararlıydı. "Ben hepsini seni seçerken kendi ellerimle bıraktım. Artık atölyeme değil, senin yanına aitim."

Taehyung’un göğsünden hırıltılı bir nefes döküldü. Jungkook’u kendine doğru çevirdi. Genç ressamın gözlerindeki o kırılmaz adanmışlığı gördüğünde, içindeki tüm karanlık duvarlar bir kez daha yerle bir oldu.

Taehyung, Jungkook’u tek bir hamlede kucağına aldı. Jungkook bacaklarını adamın beline dolarken dudakları açlıkla birleşti. Bu öpücükte ne çatışmanın stresi ne de kaçışın paniği vardı; sadece Busan’ın saklı kıyısında baş başa kalmış iki ruhun birbirine duyduğu o katıksız, derin tutku vardı.

Taehyung, Jungkook’u devasa camdan denizi gören yatak odasına taşıdı. İkisi de üzerlerindeki ıslak, barut kokan kıyafetlerden birer birer sıyrıldılar. Tenleri birbirine temas ettiği an, odadaki soğuk hava yerini yakıcı bir sıcaklığa bıraktı.

Taehyung, Jungkook’u yatağa yatırıp üzerine yükseldi. Sol eliyle Jungkook’un ensesini kavradı, dudaklarını ressamın boynunda, çenesinde ve köprücük kemiklerinde gezdirdi. Her öpücük, tenlerinde mühür gibi izler bırakıyordu. Jungkook iniltilerini gizlemeden parmaklarını Taehyung’un sırtındaki yılan dövmesine geçirdi; tırnaklarını adamın kaslı sırtına bastırarak onu kendine daha da çekti.

"Benimsin..." diye fısıldadı Taehyung, dudakları Jungkook’un kulağına temas ederken. "Seul yansa da dünya başımıza yıkılsa da sen benimsin."

"Seninim..." diye karşılık verdi Jungkook nefes nefese. "Sonsuza kadar."

Güneş, denizin ufkundan yavaşça yükselip odayı kızıllaştırırken, iki beden Busan’ın bu saklı köşesinde tutkunun en derin ve en vahşi denizinde kayboldu. Aralarındaki bağ artık sadece bir sığınma değil, birbirleri için ölmeyi ve yaşamayı göze aldıkları mühürlü bir yemine dönüşmüştü.

İki gün sonra...

Busan’daki sakinlik, fırtına öncesindeki sessizlik gibiydi. Jungkook odadaki küçük çalışma masasında oturmuş, Taehyung’un ona Busan’dan buldurduğu yeni malzemelerle resim yapıyordu. Bu kez tuvalde siyah ve kırmızı yoktu; mavinin ve altının en derin tonlarıyla kaplı, dalgaların ortasında birbirine sarılan iki gölge çiziyordu.

Taehyung ise salondaki şifreli komut telefonundan Park Jimin ile konuşuyordu.

"Durum nedir Jimin?"

"Efendim, Namjoon Komiser teşkilat içinde gizli bir soruşturma başlattı," dedi Jimin’in telefondaki sesi. "Emniyet Müdürü Min’in Baek-ho klanıyla olan kara para trafiğine ait ilk belgeleri ele geçirmiş. Ancak Min durumu fark etti. Namjoon’u görevden uzaklaştırdılar ve hakkında yakalama kararı çıkardılar. Namjoon şu an kaçak durumda."

Taehyung’un gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. "Namjoon şu an nerede?"

"Bizim adamlar onu emniyetin elinden son anda çekip aldı. Şu an Busan’a doğru yola çıktılar. Yanında Min’i bitirecek olan tüm dijital kanıtlar var."

Taehyung telefonu kapattı. Gözlerini pencereden dışarı, mavi denize dikti.

Jungkook, kapının eşiğinde durmuş ona bakıyordu. Söyleyeceği her şeyi duymuştu.

"Namjoon hyung buraya mı geliyor?" diye sordu Jungkook. Sesi endişeliydi ama gözlerinde eski panik yoktu.

Taehyung dönüp Jungkook’a baktı. Yanına yaklaşıp ressamın yüzünü ellerinin arasına aldı. "Evet. Ve yanında Emniyet Müdürü Min’in sonunu getirecek anahtarı getiriyor."

Taehyung’un dudaklarında ölümcül bir tebessüm belirdi. "Seul’e geri döneceğiz ressam. Ama bu kez av olarak değil... Emniyet Müdürü Min’in ve bu şehri kirleten tüm o sistemin celladı olarak."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.