İçeriğe geç

​KATİL ARAMIZDA

Bölüm 5 · 3 dk okuma

​KATİL ARAMIZDA

Bölüm 5

5.Bölüm

BÖLÜM 5

​Kütüphanenin içindeki o ağır, buz gibi sessizlik patlamaya hazır bir bomba gibi havada asılı kalmıştı. Zihnim kontrol edemediğim bir kasırganın ortasındaydı. Lily... hayır, Daisy, tam karşımdaydı. Yıllarca yolunu gözlediğim, geceleri fotoğrafına bakıp ağladığım küçük kardeşim, şimdi dondurucu bir tebessümle yüzüme bakıyordu.

​— Daisy... dedim. Sesim boğazımdan bir hırıltı gibi çıktı. — Sana... sana ne yaptılar?

​Daisy tek bir adım öne attı. Adımları bir çocuğun masumiyetinden fason, bir avcının özgüveniyle doluydu.

​— Bana kimse bir şey yapmadı James, dedi pürüzsüz ve sakin bir tonla. — Tyler beni o gün o evden çıkardığında meğer karanlığa çekilmemişim... Karanlığın ta kendisiymişim. Beni bir kurbana dönüştürmek isteyen ailemizdi, Ravenwood’du. Tyler ise bana gerçeği gösterdi.

​— Yeter bu kadar maskaralık! diye bağırdı polis amiri. Belindeki tabancayı hızla Tyler’a doğrultmuştu. — Hepiniz kıpırdamayın! İkinizi de kelepçeleyin!

​Tam o sırada, kütüphanenin devasa ahşap kapıları büyük bir gürültüyle dışarıdan üzerimize kapandı! Dışarıdan metal bir sürgü çekilme sesi yankılandı. Aynı anda kütüphanenin tüm ışıkları patlayarak söndü.

​Aydınlık salon bir saniye içinde mutlak bir zifiri karanlığa gömüldü.

​Salonda büyük bir panik patlak verdi. Kasabalılar çığlık atıyor, sandalye sesleri birbirine karışıyordu.

​— Fenerleri yakın! Çabuk! diye bağırdı amir.

​Karanlığın içinden, tam yanımda duran Tyler’ın o korkunç fısıltısını duydum:

— Sahne kapanıyor James... Ama son perde, unutamayacağın kadar kırmızı olacak.

​Birkaç saniye sonra polis memurlarından biri fenerini yakmayı başardı. Işık huzmesi kütüphanenin ortasını taradı.

​Ama ışığın aydınlattığı şeyle birlikte salondaki çığlıklar yerini dehşet dolu bir böğürmeye bıraktı.

​Polis amiri, tam kütüphanenin ortasındaki büyük meşe masanın üzerinde yatıyordu.

​Göğsüne kütüphanenin antika, devasa bronz harita pergel saplanmıştı. Kan, masadaki sararmış haritaların üzerine çeşme gibi akıyordu. Gözleri ardına kadar açık, tavanı süzüyordu. Saniyeler önce emri veren adam, tek bir ses bile çıkaramadan katledilmişti.

​Ve işin en korkunç yanı... Pergeli tutan el, fenerin ışığında belirdi.

​O el ne Tyler’a aitti... ne de Daisy’ye.

​Işık, elin sahibinin yüzüne kaydığında benliğimi yok eden o son kırılma gerçekleşti.

​Pergeli amirin göğsünden çekip çıkaran, üstü başı sıçrayan kanla kaplı olan kişi... Olivia Teyze’ydi.

​O acılı, yaşlı, tekerlekli sandalyedeki çaresiz kadın... Dimdik ayakta duruyordu. Yüzündeki o mahzun ifade silinmiş, yerini akıl almaz bir delilik ve kibir almıştı.

​— Çok geç kaldınız, dedi Olivia Teyze, elindeki kanlı pergeli masaya vurarak. — Bu kasaba çok kan borçlandı. Ve kan, ancak kanla ödenir.

​Tyler ve Daisy, Olivia Teyze’nin iki yanında durdular. Siyah Gölge tek bir kişi, hatta sadece iki kişi bile değildi. Bu bir tarikattı; kasabanın en masum, en çaresiz görünenlerinin kurduğu kanlı bir ittifak!

​— Olivia... dedim dehşetle gerileyerek. — Sen... sen yürüyebiliyordun...

​— Yıllardır James, dedi Olivia Teyze gülerek. — Sizin gibi aptallar acıyan gözlerle bakarken, ben bu kasabanın nabzını tutuyordum. Arthur her şeyi öğrenmeye yaklaştığında onu bir delinin üzerine atmak kolaydı. Ama sen... sen fazla kurcaladın.

​Arthur hızla öne atılmaya çalıştı. — Durun! Çocuklara dokunmayın!

​Ancak Tyler bir an bile tereddüt etmedi. Ceketinin içinden çıkardığı av bıçağını, kendisini korumaya çalışan yaşlı Arthur’un boğazına sapladı. Arthur’un gözleri büyüdü, ağzından kanlar süzülerek yere yığıldı.

​Gözlerimin önünde birkaç dakika içinde iki devasa cinayet işlenmişti. Kütüphane adeta bir mezbahaya dönmüştü. Kasabalılar pencerelere doğru kaçışıyor, camları kırmaya çalışıyordu.

​Daisy bana doğru yürüdü. Yerde yatan Arthur’un kanına basarak tam karşımda durdu. Elini uzattı.

​— Gel bizimle James, dedi gözlerimin içine bakarak. — Ailemizi yeniden kuralım. Ya bu gece bu kasabayla birlikte kül olursun... ya da Siyah Gölge’nin bir parçası olursun.

​Elindeki kelebekli tokayı sıktı. Tokanın sivri ucu elini kesti ama Daisy acıyı hissetmiyormuş gibi gülümsüyordu.

​Geriye doğru bir adım attım. Arkamda kırılan bir pencere camının sesi yankılandı. Yağmur içeri sızıyordu. Bedenim titriyor, gözlerim yerdeki kan birikintilerine takılıyordu.

​Yıllardır aradığım kardeşimi bulmuştum... Ama onu kurtarmak için değil, onun yarattığı bu vahşetten kurtulmak için kaçmam gerekiyordu.

Bölüm sonu

1 yorum