İçeriğe geç

​KATİL ARAMIZDA

Bölüm 4 · 5 dk okuma

​KATİL ARAMIZDA

Bölüm 4

4.Bölüm

BÖLÜM 4

​Polis arabalarının siren ışıkları, Ravenwood’un ıslak kaldırımlarında kırmızı ve mavi gölgeler dans ettiriyordu. Arthur’un elleri arkadan kelepçeli halde ekiple birlikte araca bindirilişini izlerken, göğsümdeki o yılların yükü hafiflemiş gibiydi. Tyler yanımda durmuş, omzumu sıkıca tutuyordu. Lily ise teyzesinin elini tutmuş, saçındaki pembe kelebekli tokayla bana bakıp tebessüm ediyordu.

​Her şey bitmişti. Katil yakalanmış, kasabanın üzerindeki o lanetli sis dağılmaya başlamıştı. En azından ben öyle sanıyordum.

​Gece yarısına doğru polis amiri, Arthur’un konağındaki arama ve bodrum katındaki gizli odanın tespiti tamamlanana kadar kasaba kütüphanesini geçici bir harekat merkezi olarak kullanmaya karar verdi. Tüm kasaba halkı kütüphanenin geniş salonuna toplanmıştı. Herkes yıllardır süren bu kabusun sona ermesinin getirdiği o garip rahatlamayla fısıldaşıyordu.

​Polis amiri elinde kalın bir dosyayla yanıma geldi.

​— James, dedi alçak ama ciddi bir sesle. — Bodurmdaki kilitli odada bulduğumuz eşyalar gerçeği doğruluyor. Arthur tam anlamıyla bir biriktirici. Ancak... Bir sorun var.

​— Nasıl bir sorun? Diye sordum, kaşlarımı çatarak.

​Amir dosyayı açtı ve içinden sararmış belgelere baktı.

​— Arthur'un kimlik kayıtları, sağlık geçmişi ve kasabaya geliş tarihi... Arthur son beş yıldır bu konakta yaşıyor. Yaşı altmış sekiz. Ancak senin kardeşin Daisy sekiz yıl önce kayboldu. Aileni hedef alan o eski fotoğraflardaki adamın fiziksel boyu ve omuz yapısı Arthur ile uyuşmuyor. Dahası... Arthur’un ellerinde doğuştan gelen ve tıbben geri döndürülemeyen ağır bir sinir hasarı var. Bırak bir insanı kaçırmayı veya tekvando tekmesiyle devrilmeyi, ağır bir nesneyi bile kavrayamaz.

​Kanım dondu.

​— Ama... Masasındaki eşyalar? Dedim sesim titreyerek. — Kardeşimin resmi? Lily’nin tokası?

​— Onları topladığı doğru, dedi amir. — Ama bir katil olarak değil... Arthur bir koleksiyoncu değil James. O bir koruyucuydu.

​O an kütüphanenin kapısı sertçe açıldı. İçeriye polis gözetiminde, kelepçesiz ama yüzünde inanılmaz bir bitkinlikle Arthur girdi. Amir işaret edince polisler onu benim durduğum masanın karşısındaki sandalyeye oturttular.

​Arthur bana baktı. Gözlerinde ne bir öfke ne de bir canilik vardı; sadece derin, tarif edilemez bir keder okunuyordu.

​— Sana gerçeği söylemek istedim James, dedi Arthur, kısılan sesiyle. — Ama beni dinlemeyecek kadar öfkeliydin. O odadaki eşyalar... Onlar benim avlarımın ganimetleri değildi. Kasabanın gerçek kabusundan, o "Siyah Gölge"den kurtarabildiğim tek şeylardi.

​— Yalan söylüyorsun! Diye bağırdım masaya vurarak. — Çekmecendeki not! "Koleksiyonun en nadide parçası. Ravenwood’a geldiklerinde tamamlanacak" yazıyordu!

​Arthur derin bir nefes aldı, kurumuş dudaklarını ıslattı.

​— O not bana ait değildi evlat. Ben o notu ve kardeşinin fotoğrafını altı yıl önce bu kasabaya ilk geldiğimde, kütüphanenin gizli bölmesinde buldum. Sizi buraya ben çağırmadım. Birisi yıllardır senin buraya gelmeni, bu ipuçlarını bulmanı ve gerçeği eşelemeni bekliyordu. Birisi sana bir sahne hazırladı... Ve sen de tam olarak onun yazdığı senaryoyu oynadın.

​Sallandığımı hissettim. Tyler hemen yanıma gelip koluma girdi.

​— Ne saçmalıyor bu adam James? İnanma ona! Ustalar bizim evde kanlı kıyafetler buldu diyorum sana!

​Arthur gözlerini yavaşça Tyler’a çevirdi. Yüzünde dehşet verici bir tebessüm belirdi.

​— Ustalar mı buldu Tyler? Yoksa o kıyafetleri sen kendin mi oraya koydun?

​Odadaki tüm sesler bir anda kesildi. Zaman durmuş gibiydi.

​— Ne diyorsun sen be ihtiyar? Diye çıkıştı Tyler, geriye doğru bir adım atarak. — Ben James’in en yakın dostuyum! Yetimhaneden beri birlikteyiz!

​Arthur masanın üzerindeki dosyadan bir vesikalık fotoğraf çıkardı ve amire uzattı.

​— On sekiz yıl önce bu kasabada ilk kayıp çocuk vakası yaşandığında, o çocuk yalnız değildi. Yanında bir bebek vardı. O bebek kayboldu, çocuk ise hiçbir zaman bulunamadı. O bebeğin sol bileğinde, yetimhaneye bırakıldığında da duran bir doğum lekesi vardı. Ay şeklinde bir leke.

​Gözlerim istemsizce Tyler’ın sol bileğine kaydı. Tyler her zaman orada kalın bir deri bileklik takardı. Hiç çıkarmadığı o bileklik...

​— Tyler... Dedim, sesim fısıltıdan farksızdı. — Çıkar şu bilekliği.

​Tyler’ın yüzündeki o dost canlısı, sadık ifade saniyeler içinde eridi. Gözlerindeki sıcaklık gitti, yerine simsiyah, bomboş ve dondurucu bir bakış geldi. Yavaşça elini bilekliğine götürdü ve deriyi söküp attı.

​Bileğinde, tam da Arthur’un dediği gibi, ay şeklinde belirgin bir doğum lekesi vardı.

​— Neden James? Diye sordu Tyler. Sesi artık tanıdığım dostumun sesi değildi; soğuk, mekanik ve tamamen yabancı bir tondaydı. — Neden her şeyi mahvettin? Arthur her şeyi üzerine alıp hapse girecekti. Sen de kardeşinin intikamını aldığını sanıp huzurla yaşayacaktın. Her şeyi senin için mükemmel kurgulamıştım.

​Aklım durmuştu. Aklım, ruhum, bedenim felç olmuş gibiydi.

​— Sen... Sen ne diyorsun Tyler? Yetimhanede beraber büyüdük biz! Kardeşimi ararken her adımda yanımdaydın!

​— Çünkü kardeşini alan bendim! Diye fısıldadı Tyler, yüzünde tüyler ürperten bir gülümsemeyle. — Bu kasaba beni yetim bıraktı James. Beni bir çöp gibi bir köşeye attı. Ben de bu kasabanın canı olan çocukları aldım. Lily’nin sesini aldım, diğerlerini aldım... Kardeşin Daisy’yi aldım. Ama sen... Sen benim tek gerçek arkadaşımdı yetimhanede. Sana bir hediye vermek istedim. Seni bu kasabaya getirdim, ipuçlarını önüne koydum. Arthur gibi yaşlı bir bunak zaten şüpheli duruyordu, suçlu oydu! Kardeşinin katilini bulduğunu sanıp rahatlayacaktın ve biz seninle sonsuza kadar dost kalacaktık!

​— Kardeşim... Dedim gözlerimden yaşlar süzülürken. — Daisy nerede Tyler? Ona ne yaptın?!

​Tyler bana doğru bir adım attı. Polisler hemen silahlarını çekip onu hedef aldı ama Tyler hiç istifini bozmadı. Bana doğru eğildi ve sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla konuştu:

​— O hiçbir zaman ölmedi James. O her zaman çok yakınınızdaydı. Tıpkı gerçek katilin her zaman yanında olduğu gibi...

​O an salondaki herkesin gözü kütüphanenin kapısındaki küçük kıza kaydı.

​Lily.

​Lily, teyzesinin elini bıraktı. Yüzündeki o masum çocuk ifadesi aniden yok oldu. Saçındaki pembe kelebekli tokayı yavaşça çıkardı ve yere düşürdü. Ellerini kaldırdı ve hayatımda ilk kez işaret diliyle değil, gayet net, pürüzsüz ve dondurucu bir sesle konuştu:

​— Ağabey... Gerçekten beni tanıyamadın mı?

​Kütüphanedeki havalandırmadan gelen rüzgarın sesi dışında hiçbir ses kalmamıştı. Göğsüm yaralandı, nefesim kesildi. Karşımdaki dilsiz sandığım, acıdığım, korumaya çalıştığım o küçük kız... Yıllardır aradığım, kaybolduğunda 8 yaşında olan ama büyümesi durmuş gibi duran kardeşim Daisy’di.

​Ve gözlerindeki o dondurucu siyahlık, tıpkı Tyler’ın gözlerindeki gibiydi.

​— Biz bir aileyiz James, dedi Tyler arkamdan fısıldayarak. — Sen, ben ve Daisy. Siyah Gölge tek bir kişi değildi hiç. Siyah Gölge... Bizim kurduğumuz bu yeni aileydi.

​Ravenwood’un karanlığı ilk kez bu kadar soğuktu. Ve ben, kurtarmaya geldiğim kasabada, aslında en başından beri avın kendisi olduğumu ancak her şey iş işten geçtikten sonra anladım.

Bölüm sonu

1 yorum