İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 18 · 12 dk okuma

KASATURA

Bölüm 18

↾15 - kılıç kını +18⇃

İçimden bir iki üç diye saydım. Sakinleşmek için kendime biraz zaman ayırmaya ihtiyacım vardı. Omzuma konan elin sahibi olan Müge'ye yandan bir bakış attığımda bakışları ile beni sakinleştirmeye çalışıyormuş gibiydi.

Evet, sakinleşmeliydim. Bugün Kılıç'ın bana tanıdığı sürenin son günüydü. Dünkü tuhaf davranışından sonra yüz yüze gelmemiştik. Hatta eve gecenin bir yarısı geldiğini hizmetçilerden öğrenmiştim. Sabahında ise erkenden kalkıp gitmişti. Aynı evin içinde mi yaşıyorduk yoksa bir otelde farklı misafirler olarak mı bulunuyorduk bilmiyordum. Gerçi şu an en son düşüneceğim şey aramızdaki tuhaf ilişkiydi.

"Zergül Hanım, Işıl Hanım geldi." diyerek içeri giren hizmetçiyle gerilimi tüm beyin hücrelerimde hissederken hizmetçiye "Buraya yönlendir."

Hizmetçi geri çıktığında oturma odasında Müge ile birbirimize baktık. yan yana aynı koltukta oturuyorduk. Sabah Erdem yanıma uğramış bütün bulduğu şeyleri önüme sermişti. Ve açık konuşmak gerekirse çok titiz çalışmıştı. Hatta bu kadar uğraşacağını düşünmemiştim. Lakin asıl iş bundan sonrasında benim Işıl ile görüşmemde geçiyordu. Sonuçta Işıl'ı ikna etmeliydim.

Müge sadece yanımda var olarak duracak hiçbir olaya müdahale etmeyecekti. Çünkü olurda Müge'nin yardımı dokunursa Kılıç'ın istediğini yapmamış sayılacaktım.

Işıl her zaman ki gibi tepeden yargılayıcı gözlerle girdiği salona bir bana bir de yanımdaki Müge'ye baktı. "Beni eve davet ettiğine açıkçası çok şaşırdım." diyerek karşımdaki koltuğa yerleşti. Küçük çantasını koltuğun sağ tarafına koyduğunda Şahbazoğlu olmadan evvel ki Zergül moduna geçtim. Şu an gerildiğimi göstermemem lazımdı.

Yüzümde tatlı bir gülümseme vardı. "Seninle hasbihal etmem gereken bir konu var ama ondan önce bir şey içmek ister misin?"

Olumsuzca kafa salladı. "Üzgünüm ama benimle aynı ortamda oturmayı geçtim hizmetçim dahi olmayacak bir kara kemiğe ayıracak çok vaktim yok." diyen sesi tehditkar çıkıyordu. "Ne söyleyeceksen çabuk söyle."

Yani bu Işıl'ın gerçek karakteriydi. Davette ve diğer kadınlarla geldiği ziyarette aşırı kibar ve nazik tavırları vardı fakat şu an yüzüme bir haşereye bakışıyormuş gibi bakıyordu. Bak bu iyiydi işte bu benim alışık olduğum yüz ifadesiydi. Şimdi yapacağım hiçbir şey için vicdan duymama gerek kalmamıştı.

Çok rahat bir tavırla bacak bacak üstüne attım. "Duygularımız karşılıklı. O zaman neden seninle görüşmek istediğim konusuna dosdoğruca geçebilirim."

Sadece dinliyor ve ne diyeceğimi bekliyordu yüzündeki aşağılama sanki eline koz vermemi ister gibiydi ama benim planlar maalesef onun düşündüğü kadar masum değildi. İki koltuğun ortasında duran dosyayı gözlerimle işaret ettim. "Önce şu dosyayı alıp içine bakar mısın rica etsem?"

Tek kaşı havalanmış ve yer yer nefesleri düzensizleşmişti. Anca bir boklar yiyen bir insan bu gibi durumlarda hemen renk verirdi. Tereddütle eline aldığı dosyanın ilk sayfasını açtığında salona girerken ki kendinden emin tavırları bir an da tuzla buz olmuştu.

Dosya hala elinin altında iken bana bakmadan "Amacın ne senin?"

"Anlaşma diyelim."

Bakışları bana kaydı. Yüzü gerilmişti ve dişlerini sıktığını gördüm. Dosyadakiler belli ki onu can evinden vurmuştu. "Ne gibi bir anlaşma yoksa para mı isteyeceksin?"

Güldüm. Böyle işlerde anca bir aptal para isterdi. Kılıç, ben hizmetçi iken bir keresinde Arat Bey'e paradan daha değerli bir şey varsa o da bilgidir demişti. Gerçekten çok haklı olduğunu şu an daha iyi anlıyordum. Bir insana elindeki bilgi ile yaptıramayacağın şey yoktu.

"Para değil de 2 gün önce düştüğüm şu sahte yüzük durumunu düzeltmeni istiyorum. Keza sen yüksek sosyetenin çiçeğisin. Senin bir lafın beni ak çıkartmaya yetip artacaktır."

Sustu. Düşünüyordu belli ki. Bana yardım etme düşüncesi bile gözlerinde nasıl bir iğrenti yarattığını görmüştüm.

"Ya reddedersem? Beni bunlarla mı korkutacaksın? Hadi bunları yaydın sen kendi ağzınla söyledin ben yüksek sosyetenin çiçeğim sana kim inanır?"

Yani hemen kabul etmeyeceğinin farkındaydım bilhassa ona göre önlemimi almıştım. Yanımda duran bir diğer dosyayı ona uzattım. Bu dosya Erdem'in getirdiği dosyaydı. Masanın üzerine koyduğum dosya da sadece ifşalanmış hizmetçisi hakkındaki bilgiler vardı.

Elimden hışımla aldığı dosyayı açtı. Yüzü okudukça sinirden renkten renge girdi. "Sen?" diye bağırdı ayağa kalkarak. Dosya elinde kıvrılmıştı yumruğunu sıktığından fakat ben gayet rahat bir şekilde "Hizmetçinin yardımı sayesinde Iskartadan babanın zimmetine para geçirdiğini kocam duysa acaba ne olur?" diye masumca sordum. Gerçi Kılıç'ın bunu bildiğine emindim ama niye izin verdiğine anlam veremiyordum. Onun beyin yapısı cidden beni aşıyordu.

Biliyordu ne olacağını çünkü bu büyük bir olaydı. Kılıç böyle bir olayın üstünü kapatacak bir adam olmamakla birlikte hayatı bu aileye dar eder öldürmekten beter ederdi.

"Tek yapman gereken yüzük meselesinin tamamıyla bir yanlış anlaşılma olduğunu. Sosyetedeki kadınlardan biri kara kemik olduğumdan beni kabul etmediği için evimdeki gerçek yüzük ile sahte yüzüğün yerini değiştirdiğini söyleyeceksin. Arkamda sen olduğun için kimse bu durumu sorgulamayacaktır. "

Burnundan seslice soluyordu. Çok pis kumpasa geldiğinden ötürü ne diyeceğini bilemeyişini izlemek aşırı keyifli hissettirdi. Köşeye sıkıştığı için kabul edecekti biliyordum çünkü bu mesele aile saygınlığı konusundan çok önemliydi eğer babası batarsa Işıl da sosyetede bir daha yüz gösteremez hale gelir ve bir nevi melek Hanım'ı düşürdüğü konuma gelirdi.

"iyi tamam." dedi fakat devamı da geldi. "Bu bilgileri senin gibi bir kara kemiğin ulaşması imkansız Kılıç Bey'den mi yardım aldın?"

"Sekreteri Erdem'den aldım lakin Kocamın da bu işten haberi olduğuna bilhassa eminim. Sonuçta Erdem böyle bir kalleşliği gizli tutmayacaktır. Ama sen içini ferah tut Kılıç ile bu konuyu özel olarak konuşacak olayın üstünü kapatacağım." derken bu yürek nerden geliyor bilemesem de şu an tek derdim yüzük olayını kökünden çözmekti.

Ayakta oluşundan ötürü birkaç adım yanıma yaklaştı ve yüzüme eğildi. "Umarım sözünde durursun. Eğer ben senin arkanı toparladığımda benim aileme bir zarar gelirse bunu ödetirim haberin olsun."

"Herkesi kendin gibi mi sandın. Ha bu arada bedel ödetişin hayvan cesetleri falansa vazgeçmeni öneririm bu evde gördüklerime nazaran senin kıskançlık oyunların çocuk şakası gibi geliyor."

"Olurda anlaşmamıza uymazsan hayvan cesedi mi gönderirim yoksa seni mi ceset yaparım görürüz." deyip arkasına bakmadan iki dosyayı da alıp çıktı.

"Umalım da hakkıyla şu işi yapabilsin." diyerek sessizleşen ortamda konuşmayı Müge başlattı.

"İsterse yapmasın götü fena tutuştu kellesi düştü düşecekken yanlış yapmaz bence."

Asıl beni rahatsız eden Kılıç'tı. Tahmin edilemez davranışları sağolsun aşırı derece de güvensizlik aşılıyordu bana. Yine beni bir şeylerde umutlandırıp sonra dımdızlak arkasında bırakmasından çok korkuyordum. Bir kere acı balı tatmıştım ve bu tat bir ömür boyu dilimin ucunda yerli yerinde belli edecekti.

╏ ║ ╎ ┇

KILIÇ'IN AĞZINDAN

Ofis kapısı çalınır çalınmaz bakışlarımı masadaki dosyalardan ayırmadan "Gir." komutu verdim. İçeriye giren adım sesleri ile göz attığım ofis odasına girenlerin Erdem ve Sefa oluşunu görmemle kafama dosyalardan kaldırıp koltukta geriye yaslandım.

"Işıl Hanım, malikaneden ayrıldı."

Sefa'nın başlattığı konuşmayı Erdem devam ettirdi. "Kılıç Bey, hizmetçiyi dediğiniz gibi öldürdük. Fakat iyi mi yaptık bilemiyorum."

Bunu neden sorduğunu anlayabiliyordum çünkü Zergül'ün planı yüzünden çift ajanlık yapan bir hizmetçiyi öldürmek zorunda kalmıştık ve en önemlisi bilgi kaynağımın yolunu kesmişti. "Yenisini ayarlarız artık çok da mühim değil. Zaten çok şey bildiğinden zamanı gelince öldürecektik. Bir nevi Zergül'ün yardımı dokunmadı değil."

Erdem dün yanıma gelip Zergül'ün planını söylediğinde yüzümdeki deli işi sırıtışa mani olamamıştım. Tam olarak beklediğim performans buydu. Onu karım olarak seçmemin çok fazla nedeni vardı ama bir neden var ki diğer nedenlerin hepsini gölgeliyordu. Bu yüzden Zergül'ü olabildiğince sıkıştırmalıydım ne kadar çaresizleşirse aklı o kadar çalışacaktı. Ona altın bir tepsi de sunduğum fırsatı değerlendirdiği müddetçe benden alacağı sadece bir soyisim değil mevki de olurdu.

Tabi bunların daha zamanı olduğundan asıl meselem Batur'a son yaptığı şerefsizliği ödetmem gerektiğiydi. Direklerimi masaya yaslayıp ellerimi birleştirerek çenemle buluşturdum.

"Sana verdiğim görev ne alemde?"

Sorumun muhattabı olan Erdem "Dediğiniz gibi kuzeyde ne kadar Batur düşmanı kara kemik varsa hepsini araştırdım. Birkaçı sağlam ayakkabı olsa da hepsine güvenmek zor maalesef."

Kuzey bölgesi, Kara kemik erkeklerin eğitildiği ve zor aşamalardan geçtiği bölgeydi. Fakat buradaki kara kemikler zamanla bağımsızlık kazanmış, taraf tutmaksızın parayı kim verirse onun işini görür olmuşlardı. Sefa da kuzeyden gelme olduğu için oradaki şartları çok iyi biliyordu.

Benim kuzeyliler işbirliği yapma niyetime gelecek olursakta Batur'un para kasasını patlatmaktı. Eğer bunu yaparsam bir süre de olsa 12 aileye para desteğinde bulunamayacak büyük bir darbe almış olacaktı. Ve patlattığım kasanın tüm parasını kuzeylilere vermem ile arkama sağlam bir zırh çekmiş olacaktım.

"Planı 2 gün sonra yapacağız."

"Neden Kılıç Bey?"

"2 gün sonra yapılacak 12 aile toplantısında, yeni satın aldığım adanın açılışını yapmak için Batur ve diğer aileleri oraya davet edeceğim. Biz orada açılıştı eğlence idi derken rahat 2 gün geçiririz. Tabi bu 2 günde kuzeyli kara kemikler Batur'un kasayı patlatmış olacaktır. Ben ve adamlarım ada da olacağı için Batur benden şüphe etse de kanıtlayamayacak ama bilecektir ve ucu açık uyarımı dikkate alacaktır."

İş gövde gösterisi ise biz konuşmalarla birbirimizi tehdit etmek yerine uygulamalı çalışan adamlardık. Batur adaya geldiğinde tüm ulaşım hatlarını kesecek biz geri dönene kadar başına gelenlerden asla haberdar olamayacaktı.

"Bakalım böyle bir şey başına geldikten sonra bir daha önümde arsız arsız konuşabilecek mi?"

"İşin içine kişisel kin girdi mi vallahi şam şeytanına dönüyorsunuz Kılıç Bey." diyen şaşkın Sefa'ya sırıttım.

"Babadan ne gördüysek onu uyguluyoruz. Tabi babamla aramda tek bir fark var. O sinirini bozan birinin işini yarına bırakmaz biletini orada keser ama ben öyle değilim. Her zaman intikamdan evvel karşımdaki insandan alacaklarımı hesap ederim. Çünkü şeytan öldürmekle ilgilenmez ölerek kurtulamayacağı ızdırap dolu bir hayat bahşeder."

"Sizin için ne uygun ise biz ona uyarız." diyen Erdem'le zihinlerimiz çok benzerdi. Ben olayı anlatmadan anlar planları benimle birlikte gözden geçirirdi bu yüzden bir ıskartadan değerli başka bir şey var ise o Erdem'di.

Müge ile onu evlendirip ailemize katmayı planlasam da bu biraz uzak gelecekte olduğundan şu anlık kafamın içinde bir yerde köşe de durmaktaydı. Erdem'in konumunu sağlama almak boğazına geçirdiğim tasmanın ipi ellerimin arasında olsun istiyorsam anlaşmalı bir evlilik işimi görecektir.

"Artık dinlenebilirsiniz. Bugünlük işiniz bu kadar."

İkisi de olumluca kafa sallayıp ofisimden çıktıklarında ben de gayri ihtiyarice yerimden kalkıp, ceketimi üzerime geçirdim. Dün yarıda bıraktığım işini tamamlamanın tam fırsatıydı. Hele ki planlarım bu kadar tıkırında işlerken keyfini sürmek gerekti.

╏ ║ ╎ ┇

Eve girer girmez kapıda beni karşılayan hizmetçiye döndüm. "Zergül nerede?"

"Zergül Hanım odasına çekildi."

Ağırdan acele etmeden merdivenlerden yukarı çıktım. Boynumdaki kravatı genişlettiğim esnada Zergül'ün odasının kapısının önüne gelmiştim. Elim kapının kulpuna gittiği gibi kapıyı açtım. Adımlarım içeri girerken gözlerim etrafı tarıyordu fakat onu görememiştim.

Tabi bir süre sonra kulağıma ilişen su sesiyle ceketimi çıkarıp yatağın üstüne attım. Zergül şu an duş alıyor olmalıydı.

Yatağın ayak kısmı banyonun kapısına bakıyordu. Banyonun kapısına yürüyüp kapıyı sonuna kadar açtığımda suyun sesi daha da şiddetlenmesi bir yana onun bedeni gözümün önüne sergilenmişti. Tamamıyla çıplak bir şekilde köpüklü bedeniyle karşımda dikiliyordu. Suyun sesinden olsa gerek beni fark etmesi uzun sürmüş fark ettiğinde sesi gösleri kocaman açılmıştı.

"Kılıç Bey?"

Sesi şaşkınlığını saklayamıyordu. Adımlarımı geri attım ve banyanon kapısını açık bırakarak yatağın ayak kısmına oturdum. Gözleri gözlerimde ne yapmak istediğimi anlamaya çalışır gibi bakıyordu.

"Banyona devam et."

"Kapı." deyip sustu. Dudaklarını dişlediğinde dün yaşanan olay aklıma gelmişti. Arat piçi yüzünden yemeğim yarı da kalmış yetmezmiş gibi az kalsın bana ait olanı görmek üzereydi. Karşımda banyo yapan kadını sevmiyorum demek onu diğer erkeklerden sakınmayacağım anlamına geliyor demek değildi.

Yüzünde utanırcasına bir ifade ile yıkanan karımı izlerken vücudunu da inceliyordum. Kalçalarındaki köpük su yardımıyla aşağı iniyor ve ben o yolu ayak bileklerine gidene kadar dikkatle izliyordum.

Karım bir şey demek ister gibi bakıyor fakat diyemiyordu.

"Kendini tatmin et." diye çıkan emrivaki sesimi duyduğunda kaşları çatıldı.

"Ne demeye çalışıyorsunuz?"

Parmağımla vajinasını işaret ettim. "Dokun ve parmaklarını içine sok."

Yutkundu. Dudaklarını öyle sert bastırıyordu ki ister istemez gözlerim oraya kayıyordu. Bana itaatsizlik edemeyeceğinden ötürü eli vajinasına kaydı. Sırtını banyo duvarına yaslayıp yüzü bana dönük şekilde konumlandı. Dudaklarını bir tur diliyle ıslatır ıslatmaz bacaklarını biraz açarak ilk parmağını vajinasından içeri soktu. Suyun sesinden gelen boğuk inlemesi alt bölgemde penisimde küçük bir hareketlenmeye sebebiyet oldu.

Pantolonumun fermuarını indirip penisimi dışarı çıkarttım. Avucumun içinde ağır ağır okşuyor kesik nefeslerimle karşımdaki görüntüyü izliyordum. Her an içine sokmak için bekleyen penisimle sabretmek biraz zordu. O kalçaları tokatlamak kıpkırmızı olana kadar kasıklarımı vurmakstiyordum.

Göğüslerinde diş izi bırakma düşüncesi aklımdan çıkmıyordu. Canını yakma istediğimin sebebi onu tek lokmada yutmak isteyen cinsel açlığım olduğuna emindim. Elimin içinde taş gibi olmuş penisimle ona baktım. Gözleri bendeydi, ağzı açık ve istekle aralanmış tek eli göğüsünde iken diğer eliyle kendini parmaklamasına daha fazla dayanamayacağımı fark ettim.

Yataktan kalkıp banyoya girdiğimde üstümün ıslanması çokta sikimde değildi. Şu an yemem gereken bir öğün vardı önümde.

Bu anı kolluyormuş gibi üstüne abanmamla elini vajinasından çekil kollarını boynuma sardı.

Dudakları ile dudaklarım birleşti. Dilime dolanmaya çalışan diliyle yarım yamalak "Kılıç." diyerek ağzımın içine inlediğinde artık duramayacağımı anladım. Kalçalarımdan tutup onu kucağıma aldığımda suyun altında ıslanıyorduk. bacakları hemen belime dolanmıştı.

Etini parçalamak içinde geçmeyecek yaralar oluşturmak isteyen sadist tarafımı zoru zoruna sakinleştirip vajinasının girişine penisimi dayadım. Yavaş yavaş içeri ittirirken gözleri kısılmış şekilde bana bakıyordu. Dudaklarımızı ayırdığımda memnuniyetsiz bir inilti çıkarttı.

Yüzü ben içeri ittirdikçe buruşuyordu. Acıdığının farkında olmak duracağım anlamına gelmiyordu. O da durmamı isteyen bir cümle kurmadığından tek seferde hepsini köklediğimde acıyla inildeyip alnını omzuma yasladı.

"Sadece bir süre içimde hareket etme lütfen."

Bir süre o alışana kadar bekledim ardından nefes alış verişini düzene girdiğinde yavaşça ritim tuttum. Ağırdan pompalıyordum.

Düşmemek için kollarını sıkı sıkıya sorduğu boynumla, dudaklarım onun boynuna gitti. Süt beyaz teninde gözle görülecek bir kısım seçip dişlerimi geçirdiğimde acısını saklamadı.

Elleri saçlarımı çekiştiriyor ve ben saçlarımın arasında gezinen elin verdiği hisle daha da azıyordum. Kulağına ilişen dudaklarımla "Latince de vajinaya kılıç kını deniyor biliyor musun? Ve sen şu an benim küçük kılıçı içinin en derinlerine alıp darlığınla sıkıştırıyorsun."

Yanakları al al oldu. "Sadece sessizce yapsak?" diye mırıldandı. Elimi attığım vajinasındaki yapışkan sıvı bunun hoşuna gittiğinin kanıtı olmak bir yana dursun onu becerme isteğimi daha da körüklemişti. Fakat bugün ileri gitmeyecektim. Yarın için bana lazım olduğundan tek tur boşalmayla yetinecek ve ada gezinde onu mahvedecektim. Morarmamış tek bir yanını bırakmaya niyetim yoktu.

Onu öyle mahvedecektim ki ağrı ve sızıdan odadan dışarı çıkamayacaktı.

Dilimi dışarı çıkarıp gözlerinin içine baktım. Ne yapmasını istediğimi anlayan beyni dudaklarını araladı ve dilimle ağzına git gel yapmaya başladı.

Elleri boynumdan ayrılıp göğsüme indiğinde uslu durmuyordu. Islanmış gömleğim üzerinden göğsümün ve kaslarımın üzerinde elini gezdiriyordu. Dilimi ısırıyor emiyor ve tekrar gelgit yapıyordu.

Sınırımdaydım gelmek üzere olduğum için hızımı arttırdım. Kucağımda hoplayıcı iri göğüslerinin hareketini arttırmıştı. Tek avucuma alıp sıktım.

"Çok hızlı yavaş." diye yalvardı. Hızımı değiştirdiğimden ötürü dilime sakso çekmeyi bırakmış ellerini omzuma sabitlemişti.

Son kez sert bir darbe vurduğumda göz yuvalarının nasıl geri gittiğini görmüştüm. Boynundaki ısırık izini yaladım. Aynı an da gelmiştik. Nefes alışverişimiz suyun altında can çekişiyordu.

Bu kadın benim siyahıma karışmak isteyen bir beyazdı. Ama siyaha karışan beyazın akıbetinde sadece siyah olmak vardı...

Bölüm sonu

7 yorum