İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 17 · 18 dk okuma

KASATURA

Bölüm 17

↾14 - çapraz ateş ⇃

Son cümlesi bütün hücrelerimde tek tek dolandı. Kafamın içinde sürekli olarak yankılanan sesi içimde bir yerlerde ne olduğunu bilmediğim bir hisle dolup taştı.

"Benden nefret ettiğinizi biliyordum ama en azından karınız olduğum için ileri gidebileceğinizi hiç düşünmemiştim." dedim ve yutkundum. Etraftaki gözlerin çoğu kendi işinde iken meraklı gözler bizim üzerimizdeydi. "Sizden tek istediğim yüzüktü sadece bir yüzük!"

Sesim sonlara doğru kısılmıştı. Gözlerimi bana susup bakan Kılıç'tan çevirdiğimde Batur ile göz göze geldim. Saniyesinde gözlerimi ondan çekip çekip gitmek için atakta bulunmuştum ama Kılıç bileğimden tutup gitmeme müsaade etmedi.

"Bırak kolumu!"

Tam yanı başındaydım yüzü yüzüme eğildi. "Gitmek istediğine emin misin? Buradaki insanların kafasında soru işaretleri bırakıp hem de?"

Daha fazla dayanamayıp kolumu sertçe çekerek kurtuldum. Dahası o kurtulmama izin verdi. Gözlerimdeki nefreti saklamadan "Kocam olacak adam burada beni rezil ederken bir de kalkmış millete kendimi inandırmamı mı bekliyorsunuz?"

"Kendimi daha fazla küçük düşürmeyeceğim. Kim ne düşünüyorsa düşünsün, kendimi savunacağım sonra da siz yalanlayacaksınız... Ben başıma gelecekleri bildiğim için gidiyorum."

Beni zorla burada tutacağını düşünmüştüm fakat Kılıç beklediğimi yapmadı. "Git o zaman."

Adlandıramadığım yüz ifadesine bir süre bakadursam da en nihayetinde oradan ayrılma kararı aldım. Ne planlıyor bilmiyordum fakat daha fazla onun planına alet olmayacak kendimi rezil etmeyecektim. Kılıç Bey'in karısı kaçtı gitti deseler dahi umurumda değildi.

Salondan dışarı adım attığım an nefes aldığımı hissettim. İnsanların bana olan bakışları gözümün önüne gelip duruyordu. Işılmış statüymüş soyisimmiş hiçbirini istemiyordum. Ben eski yaşamımdaki huzuru istiyordum. "Bu evlilik hataydı." diye mırıldandım.

Bir el omzuna dokunduğunda irkilip geri kaçtım.

"Sakin ol yenge, benim Sefa."

Sefa'nın sesi ve görüntüsü bulanık gözlerimde netleşmeye başladığında hiç zaman kaybetmeden "Beni eve bırakır mısın?"

Salon kapısına baktığında "Kılıç'ın haberi var." diyerek aklındaki soruyu netleştirdim.

Yüzümü yokladı ardından "Yenge, sen hiç iyi gözükmüyorsun?"

"Biraz başım dönüyor sadece. Daha fazla burada kalmak istemiyorum. Lütfen beni eve bırak."

Onaylar onaylamaz "Tamam çıkalım. Valeden arabayı getirmesini isteyeceğim. Sen bir süre burada bekle beni." deyip hızla dış kapıya adımladı.

Sadece arkasından bakmak ve bu günü tekrar tekrar gözümün önünde oynatmakla yetindim. Hak etmediğim halde böyle muamele görmek cidden acıtmıştı...

╎ ┇ ︱ ┊ ︳

Şakaklarımdan aşağı inen buz gibi teri hissedebiliyordum. Kalbim kafeslendiği göğüs kafesimde patlamak üzereydi. Hala ellerim titriyor ve sinirden bağırmamak için dişlerimle dudağımı ısırıyordum. Yatağımda sırt üste uzanmış vaziyetteydim. Bir kolum gözlerimi kapatıyordu.

Hayatımda çok zorluğa göğüs germiş bir kadındım fakat bu olay kadar ayağıma atılan çelmeyi hissetmemiştim. Kılıç'ı orada bırakıp Sefa'nın beni eve bırakmasını sağlamıştım. Birbirimizi sevmesek bile birbirimize değer verebiliriz diye düşündüğüm için cidden kendimi aptal hissediyordum.

"Bedelmiş." diye mırıldandım.

Bu bedel değil, direk yoluma koyulan bir taştı.

Kapının açıldığını hissettiğimde. Sakin olmaya çalışıp "Bir şey istemiyorum çık dışarı." diye söyledim. Gelenin hizmetçi olduğunu düşünmüştüm fakat onun sesini duydum.

"Sen böyle her zorlukla karşılaştığında kaçacak mısın?"

Zorluk mu? cidden bu sözüne gülmek istedim ama gülemedim. Onun yerine sadece "Ne için geldiniz Kılıç Bey? yoksa kaçtığım için bir bedel daha mı ödemem lazım?"

Yatağımda bir ağırlık hissettim. Gözlerimi açmak ve ne yapmaya çalıştığını görmek istiyordum ama inada bindirmiştim. Yüzünü görmek hele de bu şekilde bir surat ifadem var iken yüzüne bakmak istemiyordum.

"Bey'e geri döndük demek."

Eli bileğimi tutup gözlerimin üzerindeki kolumu çekti. Sinirden ötürü gözlerim dolmuş akıtamadığım içinde kirpiklerim birbirine girmişti. Görüntüm biraz bulanık olsa da onun yüzümü süzen bakışlarını görebiliyordum.

"Ne istiyorsunuz benden?"

"Bir kara kemik olarak kendini kanıtlamanı. Olur da bu işin içinden sıyrılırsan-" dedi ve bana doğru eğildi. Gözleri daha demin sertçe dişlediğim dudaklarımda gezinirken o konuşmaya devam etti. "Sana hayal edemeyeceğin bir servet sunacağım. İşte o zaman Kılıç Şahbazoğlu'nun karısı olarak tanınacaksın."

Baş parmağı alt dudağımın üstünde usulca gezinirken dikkatimi toplayamıyordum. "Ya başaramazsam? Beni yine güneye göndermekle mi tehdit edeceksiniz?"

Belirsiz akıbetim onun iki dudağının arasındaydı ve bu beni bir ip gibi geriyordu.

"Başaramazsan bu evden benden habersiz tek adım atamazsın." dedi sertçe. Gözleri sanki başarmamı istemiyormuş gibi bakıyordu. Ya da inancı yokmuş gibi mi demeliyim.

Eli dudağımdan doğru açıkta kalan köprücük kemiğimi bulduğunda "Sana önceden de söylemiştim, kanadı kırık bir kuş sadece akşam yemeğidir."

Bu sözleri söylerken bedenimi süzüyordu. Lakin ben onun yemeği olmaya hiç niyetli değildim. Nasıl yapacağım bilmiyordum ama bu evde tıkılıp Melek Hanım'ın kaderini yaşamayacaktım.

"Yapacağım." açık ve net bir cevap verdim. Gerçekten bu adamın aklından ne geçiyordu bilmiyorum ama her yaptığı olayın arkasında illaki geleceğe dair bir plan çıkıyordu.

"Yap bakalım. Kaderin benim elimde tutsakken ne kadar ileri gidebileceksin görelim."

Anlayamıyordum neden böyle yapıyordu? "Kılıç Bey, Beni neden eve hapsetmek istiyorsunuz?"

"Nefret ettiğim birisinin ilgisini çektin." dedi dosdoğruca fakat bu üstü kapalı bir cevaptı.

"Tam olarak kimin?"

"Bileğini o hale getiren adam kim ise onun."

Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Batur'un mu?"

"Bakıyorum ismine hemen adapte olmuşsun." diyen alaycı sesi ne kadar sakin çıksa da bakışları tam zıttını söylüyordu. Biliyordum... Çoktan her şeyi öğrendiğinin farkındaydım.

"Kılıç Bey, ben o adamın kim olduğunu davette görene kadar bilmiyordum."

"Bunu zaman gösterecek Zergül Hanım." dediğinde savunmaya geçmek için ağzımı açmıştım ki ayağa kalkıp "Sana 2 gün mühlet yüzük işini çözersen bu otel meselesini unutacağım. Ve bu 2 gün boyunca basına sahte yüzük konusunda bir şey yazılmasına müsaade etmeyeceğim fakat..." dedi ve gerisini getirmeden evvel gözlerimin içine baktı. "Fakat olurda yüzük işini çözemezsen bu ev senin hapishanen olur."

Sadece kafa salladım. O ise başka bir diyeceğinin olmadığını belli eden bedeniyle odamdan usulca çekip gitti. İki elimi başımın arasına alıp dizlerimi göğsüme çekerek yatakta oturur pozisyona geçtim. "Ben ne halt yiyeceğim?"

╎ ┇ ︱ ┊ ︳

Bir elim şakaklarımı ovuyor iken öteki elim ile kahveyi tutuyordum. Başım çatlayacak gibiydi. Sabaha kadar uyumamış türlü türlü planlar yapmıştım fakat içimde süregelen bu tedirginlik beni bitiren tek şeydi. Sanki kurguladığım her plan elimde patlayacakmış gibi hissettiren o his yüzünden planlarımın dahi mükemmel oluşunu hissettirmiyor hep bir kusur görüyordum.

Sabah ilk iş Müge'yi arayıp buraya gelmesini istemiştim. Dün gece telefonda birkaç ayrıntı konuşmuştuk lakin yüz yüze karar vermeyi düşündüğümüzden şu an onu bekliyordum.

"Günaydın Kılıç Bey." diyen hizmetçi ile kafamı kahvemden kaldırıp olduğum kahvaltı masasına gelen Kılıç'a baktım. Her zaman ki gibi kusursuz görünüyordu. Uykusunu iyi almış duran dinç gözleri benimkine nazaran fazla parlakta ve bu ciddi anlamda sinirimi bozmuştu.

Arkaya yatırdığı saçları, siyah takım elbisesi ve kül grisi gömleği, siyah deri ayakkabıları ile tam bir bey efendi imajı çizmesine rağmen benim sadist ruh hastası kişiliğini bilen birisi olarak bu görünüşe aldanamıyordum bile.

"Erkencisin?" diyen suratı bile aslında bu sorunun cevabını bildiğini an be an gösteriyordu.

Benimle dalga geçtiğini hissettiğimden midir nedir kaşlarım çatıldı. Dünkü yaşanan rezilliği hala unutmamıştım ve Kılıç'ı her görüşüm bana dün geceyi hatırlatıyordu. Tabi yine de içimdekileri dışa dökemeyeceğim için "Uyku tutmadı." diyerek kahvemden bir yudum aldım.

Tam karşıma oturdu. Hizmetçi çayı koyup ortadan yok olana kadar ikimizde sessizce birbirimize bakıyorduk. Bu sefer konuşmanın ipini ben çektim. "Kılıç Bey, rica etsem bugün Erdem'i ödünç alabilir miyim?"

"Ne için?"

"Benden bu durumu çözmemi istediniz lakin bunun için bana bu işleri bilen biri lazım. Bunu da bana çok görmezsiniz umuyorum?"

Elindeki çatalı tabağın kenarına koyup, ağzındaki lokmayı yutar yutmaz "Erdem'den plan istemeyeceğini düşünüyorum? Umarım haklıyımdır?"

"Erdem sadece bana planımda yardımcı olacak Kılıç Bey, kesinlikle ondan fikir almayacağım keza almak istesem de sonuçta sizin adamınız günün sonunda olanları elbet size söyleyecektir."

"Güzel, izin veriyorum. Erdem'i öğlen yanına yollarım."

Bu konuşmadan sonra sessizce kahvaltılarımızı yapmaya başlamıştık. Normal bir çift olmadığımız için birbirimize sunacağımız kelime haznelerimiz kısıtlıydı. Evliydik ama daha çok iki yabancının rahatsızlığına sahiptik diyebilirim.

Kılıç masadan kalktığında ben de arkasından kalkmıştım. Anlamazca yüzüme baktı. Dün gece uyumayıp sabah kadar düşündüm ilk evlendiğimiz gün Müge ile konuştuğum bir diyalog aklıma gelmişti. Kılıç'ı memnun etmek zorundaydım ve bu karılık görevlerimi de kapsadığından kocamı kapıya kadar geçirmeliydim öyle değil mi?

Yanına yaklaştım ve parmak uçlarımda yükselip yanağına kısa bir öpücük bıraktım. ardından yüzümde tatlı bir gülümsemeyle "Hayırlı işler." dedim.

Bunu beklemediği sıfatı eşgalinden apaçık belliydi. Amma velakin bunu bana yansıtmak yerine tek söylediği "Akşam görüşürüz." oldu.

Onun kapıdan çıktığı an Müge'nin girdiği an oluşundan Kılıç ile Müge birbirine baktı.

"Günaydın Kılıç Bey."

"Günaydın Müge."

Kılıç selamlamasını alıp ortadan hızla kayboldu. Müge ile de neredeyse aynı evi paylaşmalarına rağmen fazlasıyla mesafeliydi.

Kılıç gider gitmez Müge bana döndü. "Günaydın."

"Valla günüm hiç aymadı."

"Suratından belli oluyor."

Puflayarak yemek masasına geri oturduğumda yanı başımdaki sandalyeyi çekti ve yerleşti. Dün gece Kılıç'la aramızda geçen diyaloğu telefonda Müge'ye anlatmıştım. O da dinlenmem ve bu konuyu sabaha konuşacağımızı ve anlatması gereken başka bir şeylerin de olduğunu söylemişti.

"Eee, anlat bakalım dün ben gittikten sonra davette tam olarak ne oldu?"

"Dün sen gittikten sonra bütün gözler Kılıç Bey'e döndü. Kılıç bey ise karım biraz rahatsız bu yüzden eve benden önce gitti diyerek tüm o soru soran bakışların önünü kesti. İnsanlara öyle bir ifadeyle baktı ki kimse cesaret edip bu konu hakkında soru soramadı ve gıybeti bile döndüremediler."

İşte şimdi ağzım açılmıştı. Gerçi niye açılıyorsa... Sırf kendi saygınlığını korumak için yaptığı bir hareketi şaşırmak neye gerek.

"Ama asıl mevzu bundan sonra oldu."

Kaşlarım merakla yukarı kalktı. "Noldu?"

Tüm dikkatini bana veren Müge "Batur, 12 aileye katılmış."

"Nasıl? Kılıç Bey buna nasıl izin verir o Melek Hanım'ı öldürttü?" derken yüzümde sesim kadar dehşete kapılmıştı.

"Oylama ile onaylanmış Zergül, Kılıç Bey'in elinden bir şey gelmez işin kötü tarafı da şu, artık Batur'a bir şey yapamaz çünkü 12 aile kuralına göre aile mensubu sana veyahut ailenden birine bir şey yapmadığı müddetçe elini dahi süremezsin."

"Ve bir mevzu daha var.." dedi ama biraz tedirgindi sanki.

"Anlat."

"Bunu Sefa'dan öğrendim. Sen aniden gidince seni Sefa'ya sordum ve ardından Batur'un ne işi olduğunu sorduğumda bana kendilerininde 12 aile toplantısında öğrendiklerini tamamıyla sürpriz olduğunu söyledi bir de bu Batur'a otelde rastladım demiştin ya hani bu herif Kılıç Bey'e senin hakkında ileri geri konuşmuş yok arka kasası çok fena yatakta işine yarıyordur falan demiş."

İşte bu her şeyi açıklıyordu. En azından Kılıç Bey'in anlamsız tavırlarını. "Kılıç Bey iki gündür bana dokundurmalarda bulunup duruyordu. İlk başta neyden bahsettiğini anlamamıştım ama şimdi her şey anlaşıldı."

"Zergül, işin içine Batur girdiyse Kılıç Bey ister istemez senden şüphe duymaya başlamıştır. Ne yapıp ne edip onu Batur'la bir alakan olmadığını kanıtlaman gerek."

Omuzlarıma bir yükün bindiğini hissettim. Başımın ağrısı daha da şiddetlenmişti. "Onu sonraya düşünelim şu an için bu yüzük olayı en önemli konu."

"Doğru. Aklında ne var?"

"Çok fazla plan düşünüp çoğunu eledim ve birinde fikrim netleşti. planım tam olarak şu; Öncelikle bu Işıl'ın evdeki hizmetçisi hangisi onu bulmam lazım. Bunun için de 1 haftanın bütün kamera kayıtlarını detaylıca izlememiz lazım. En çok ta bakmamız gereken saatler benimle konuştuğun veyahut Kılıç Bey'in olduğu kamera kayıtlarını incelemek. İlla ki hizmetçi kendini belli edecektir."

"Hadi hizmetçiyi bulduk diyelim ne yapacağız? suçu ona mı atacaksın?"

Olumsuzca kafa salladım. "Hayır, o kadar kolaya kaçmayacağım. Işıl'ı hizmetçiden doğru tehdit edeceğim."

Müge bir an da ayağa kalktı. Eli ağzına gitti ve nedensizce sırıtıyordu. "Bir dakika sen yani diyorsun ki Işıl'ın sosyetedeki konumu kullanıp yüzüğün sahte olmasını senin hatan olmadığını ispatlattıracaksın öyle mi?"

Olumluca kafa salladım ve ekledim. "Senin dediğin gibi Işıl sosyete de en tepe de. Ben bir hizmetçiyle ortaya çıkıp suçu Işıl'a atsam bir kara kemiğe asla inanmazlar ama Işıl beni aklarsa kimse buna karşı çıkmayacaktır."

"Mantıklı bir plan ve en önemlisi o hizmetçi büyük ihtimal Kılıç Bey'le ilgilide haber uçuruyordur ve Işıl böyle bir durumu asla riske atamayacağından tehdidini kabul etmek zorunda kalacak. Kılıç Bey'in gözünden düşmektense seni sosyeteye kabul ettirmeyi tercih edebilecek saplantıda bir kadın."

Valla istediği kadar saplantılı olsun ne Kılıç ne de Işıl zerre umurumda değildi. Kılıç Bey'in istediği tek şey bedenimdi ve o bedenime ilgi duyduğu müddetçe Işıl avucunu yalamaya devam edecekti.

Ve şu konuda da emindim. Her şeyden haberi olan Kılıç'ın kesinlikle bu hizmetçi olayından da haberi vardır. Ama merak ettiğim şey neden ev de tutuşuydu? Cidden o adamın beyni ürkütüyordu...

"Neyse, şu kamera kayıtlarını halledelim." deyip ayaklandığımda Müge ile kamera odasına doğru yol aldık. Madem Kılıç benim zekamı tartıyordu o zaman ona kanıtlamak zorundaydım.

╎ ┇ ︱ ┊ ︳

Öğleye doğru anca kayıtlardan bulduğumuz kadını bir kez daha kontrol ettiğimizde emin olduk. Gözlerimi yorgunluktan ve uykusuzluktan zoru zoruna açık bırakabiliyordum. uyumamak için kaçıncı kahveyi bitirdiğimi bile unutmuştum.

Müge kafasını masaya dayayıp "Yemin ediyorum nefret ediyorum böyle işlerden."

Bıkkınlıkla cevapladım onu. "Bir de bana sor. Hem uykusuzum hem de kaç saattir ekran başında her hizmetçiyi izlemek zorunda kaldım."

"Valla Kılıç Bey sana mı bedel ödetiyor bana mı belli değil. Kendimi hiç bu kadar stres ve gerilimde olduğum bir gün daha hatırlamıyorum."

Şaka maka cidden Müge evlendiğimden beri konu da bana yardımcı olmuştu. Gariptir ki eskiden yanında bulunduğumda rahatsız olduğum bu kadından şimdi ise yanında en rahat hissettiğim konuma gelmişti. Yüzümde samimi bir gülümsemeyle ona baktım. "Müge, sen olmasan ben bunların hiçbirini başaramazdım."

Elini boşver dercesine salladı. "Sadece günahsız olan sana ödettiğimiz bedellerin kefareti olarak düşün."

Müge'den çok bir şey görmesem de zorbalık hakkında annesi Hayat Hanım her ortamda bana zulmetmeyi becerebilmiş bir kadındı. Kocası ile birlikte çıktığı Batı turu nedeniyle bir süre ortalıklarda olmayacaktı hoş olsa da beni büyük ihtimal görmezden gelirdi.

Hizmetçilerden en biri içeri girdi ve bana hitaben "Zergül Hanım, müsaitseniz Erdem Bey geldi."

Oturduğum sandalyede sırtımı dikleştirip oturuşumu düzelttim. "İçeri al."

Müge oralı bile değil kafası hala masada yatmaktaydı. Bu kızdaki rahatlık seviyesi keşke bende olsa diye geçirmedim değil...

Erdem içeri girdiğinde önce beni ardından Müge'yi süzdü. Bu herif niyeyse hiç samimi gelmiyordu bana aşırı duygusuzdu. Yüz hatları mimikleri hep bir soğuk bakışı vardı. Gülmemeye yeminliymiş gibi duran asık suratı ve asla değişmeyen yüz hattı.

"Benimle bir işiniz varmış Zergül Hanım?" sesi dahi bitse de gitsem havasındaydı.

"Evet, senden bu kadını yarına kadar araştırmanı isteyeceğim. Işıl'ın eski hizmetçilerinden birisi ve bana Işıl hakkındakileri sağlayacak tek hizmetçi de bu. Bu kadın Işıl'a hangi haberleri uçurmuş hepsini bilmek istiyorum tabi kanıtlarıyla."

Bu ev de 10 yıldır hizmetkarlık yapmış biriydim. Bu yüzden Erdem'i az uz tanıyordum. Kesinlikle çok zeki ve işinde ehli bir sekreterdi. Bildiğim kadarıyla sadece şirket işlerini yönetmez ayriyeten Kılıç'ın pis işlerine de el atardı. Bu da onu bilgi kaynağının merkezi ve bir kundakçı yapmaya yetiyordu. Yardım alabileceğim en iyi adam Erdem'di. Kılıç'ın Erdem'i almama müsaade etmesine bile şaşırmıştım. Büyük ihtimal aklımda ne olduğunu merak ediyordu.

Erdem ilgiyle yanıma yaklaşıp ekranda duran farklı bir dosyaya kaydettiğimiz videolara bakmak için tabiri caizce dibime girdi. Sandalyenin başlığına yaslanarak ondan biraz uzaklaşmaya çalıştım. Sefa gibi iri bir bedeni yoktu ve Kılıç gibi uzun boylu yapılı da değildi normal fit bir vücuda sahipti. Fakat kafası cidden zehir zemberek bir adam olduğunu çok iyi biliyordum.

Gözleri ekranda ilgiyle kaydettiğimiz videolara baktı. Göz teması kurmuyor bizle muhatap olmuyordu. Hatta Müge onun bu sessiz ve ıssız hallerinden ötürü gözlerini kapamış uyku moduna geçiş yapmıştı.

Ceketinin cebinden çıkarttığı bir usb yi bilgisayara takıp videoları usb ye aktarır aktarmaz benden uzaklaştı. Kısa bir baş selamı verip hiçbir şeyden söylemeden odadan çıktı. Tamam çok konuşkan olmadığını biliyordum da bu da fazla yok saymak değil miydi ya? İnsan giderken bir görüşmek üzere der ne bilim ya da ona benzer bir şey...

"Adama bak ya iplemedi bizi." deyip Müge'ye döndüm. Uyuyordu... Cidden uyuyordu...

Parmağımla Müge'yi dürttüğümde tek gözünü açtı.

Gözlerimi kıstım "Bu durumda uyumayı başardın ya ne diyeyim ben sana."

"Sabahın köründe aradın beni. Nasıl uyumayayım?" sesi aksi çıkıyordu. Doğru, Müge uykuya çok düşkündü bu yüzden erken uyandığında genellikle çok sevilesi bir tipi olmuyordu. Karakteri ise leşti.

Ayıplarcasına cık cıkladım ama başka bir şey demedim. Bu işi sağ salim hallettim mi sonraki rotam Batur meselesinde Kılıç'ı aydınlatmak olacaktı. Onun aklındaki şüpheleri gideremezsem bu ev de hep diken üstünde yaşamak zorunda kalacaktım...

╎ ┇ ︱ ┊ ︳

Şu an üç olayı birden yaşıyordum. Solunum bozukluğu, terleme ve kalp çarpıntısı. Bu üç şeyi yaşamama neden olan şey ise bodrumun tenha koridorlarında sadece ayak seslerimin ve yanan ampullerin cızırtısı oluşundandı. Akşam yemeğine birkaç saat kala hizmetçilerden birisi yanıma gelmiş ve Kılıç'ın bodruma gelmemi emretmişti. Kadınlara yasak olan bodruma 3. gelişim oluşu niyeyse beni daha da ürkütüyordu.

Belki buralar bu kadar tenha olmasa içimde yeşeren bu korkuyu hissediyor olmazdım. Her adım atışımda etrafıma bir şey geliyor mu diye bakmam dahi psikolojimin nasıl olduğunu kanıtlamaya yetiyordu. Burada, her odanın kapısında başlıklar bulunmaktaydı. Genelde A'dan başlayıp sıralanan kapılar vardı lakin benim aradığım kapısında ofis yazanıydı.

Sonunda bulduğum kapıya birkaç kere tıkladım. O ara tedirginlikle etrafıma bakınıyordum ki kapının ardından Kılıç'ın "Gir." sesini işittim. Elim hemen kapı kulpuna gitti. Yavaşça kapıyı aralayıp bedenimi içeriye soktum. Gözlerimi zeminden ayırmadan odanın merkezine adımladığımda görmeyi beklemediğim bir şeyi fark ettim.

Gözlerimin gördüğü o görüntü.. Asla şahit olmak istemediğim bir manzaraya bakmaktaydı. Yerde boylu boyunca yatan bir ceset vardı. Açık ağzından akan kan zemini kırmızıya boyarken ağzının birkaç santim uzağında kesilmiş bir dil vardı.

"Yaşadığımız bu hayatta iyi Dünya insanı diye bir kavram yoktur." diyen Kılıç'ın sesiyle girdiğim transdan çıkmıştım. Gözlerim Kılıç'a iliştiğinde cesedin ayak ucunda duran sandalyede oturuyordu. Beyaz gömleği kan tarafından lekelenmiş, çenesi ve boynu kanla kaplanmıştı. Elindeki siyah eldivenleri çıkarttı.

Gözleri bana dokunmuyordu. Daha çok kendi kendine konuşur gibiydi.

Ağzımı açıp ne söylemem gerektiğini bilmiyordum lakin onun gözleri, gözlerime vurduğunda irkilmiştim.

"Buraya gel."

Sesi itiraz kabul etmeyen bir tınıdaydı. Bu yüzden ikilettirmeden cesedin etrafından dolanmaya girişmiştim ki aniden elini kaldırdı ve ben durmak zorunda kaldım.

Havaya kalkan elinin işaret parmağıyla cesedi işaret eder etmez "Kenardan değil, üzerine basarak yanıma geleceksin."

Daha fazla dayanamadım "Kılıç Bey, bunu yapamam. O bir insan paspas değil."

"Bana itaat etmek zorundasın Zergül. Sorgulayamazsın, karşı çıkamazsın ve savunamazsın."

Sesinden çıkan her kelimeyi baskıladı üstüne basa basa. Tehditvariydi, laf ebeliği yapmaya hiç meyilli olmayan bakışları istediğini yaptırmakta kararlıydı.

Göğüs kafesim yükselip iniyor ve ben vebalı bir hasta gibi zoru zoruna nefes alıp veriyordum. Bakışlarım yapma der gibi ona bakmasına rağmen Kılıç'ta mimik oynamıyordu.

En sonunda vazgeçtim. Gerisin geri adım atıp cesedin kafasının olduğu başlangıç yerine geldim. Sağ ayağımı cesedin sırtına bastırdığımda çoktan lekenmiş vicdanımı hissediyordum. Sol ayağımı da cesedin üstüne attığımda titreyen adımlarımla altımdaki eti ezmeye başladım. Sadece birkaç saniyelik yürüyüştü ama bana asır gibi hissettirmişti.

Sonunda zemine varan ayaklarımla birlikte nefeslerimin ritmi normale dönmüştü. Kılıç gayri ihtiyari ayağa kalktı. Tam karşımdaydı bedenlerimiz birbirine o kadar yakındı ki erkeksi kokusunu solumaya başlamıştım. Kafamı kaldırıp bana tepeden bakan ona bakış attım. Aramızda duvar ören bir gerilim vardı. En azından ben, bana bakan bakışlardan bunu çıkartmıştım.

Parmakları ince askılı elbisemin sağ askısına dolandı ve ben hiçbir şeyi kavrayamadan askılık omzumdan aşağı yavaşça inmeye başladı.

"Şahbazoğlu soyisminin sana bahşedeceği tek şey arkanda yatan cesetler oluşunu asla kafandan çıkartma. Lüks ve şöhret içinde yaşamak sana bir peri masalı gibi hissettirmeyecek." dedi.

"Neden biliyor musun?"

Boğazımda biriken yumruyu yok sayıp cevap bekleyen ona "Bilmiyorum." dedim.

Bedeni, bedenime daha da yaklaştı. Belimden tutup bedenlerimizi birleştirdi. Nefeslerini şakağımda hissediyor ve olabildiğince sakinliğimi korumaya çalışıyordum.

"Çünkü şeytan, masallara karşı." diyen fısıltılı sesi içimdeki gerilimi bir kademe daha yükseltir iken yaptığı uyarıyı dikkate aldığımı belirtmek namına ilk hamleyi ben yaptım.

Yüzümü ona kaldırıp, parmak uçlarımda yükseldim ve kan kokan yüzüne rağmen dudaklarına hafifçe dudaklarımı kondurup geri çektim.

"Bunu aklımda tutacağım."

"Hayır, aklında tutmayacaksın. Kazıyacaksın." der demez ağırlığını üzerime verip dudaklarını dudaklarıma sürttü. Niyeyse ona hayır demek istiyordum çünkü dün yaptığını affedemiyordum lakin hayır deme hakkım yoktu. Bunu bildiğimden ötürü onun bedenini kabul ettim.

Dudakları dudaklarıma sürtünmeyi bırakıp sertçe baskı uygulamaya başlamıştı. Kollarım kendiliğinden boynuna dolandığı esnada Kılıç beni sürükleyerek birkaç geri adım attı ve kıçını ofis masasının ucuna yaslayıp oradan destek alarak boyunu biraz olsun boyumla eşitlemeyi başardı. Ayakta iken öpüşmek zordu çünkü boyu boyumla denk olamayacak kadar uzundu. Alt dudağımı yabani bir hayvan gibi çekiştirip emiyordu. Bu hareketi içimde bir şeyleri çalkalandırdığında boynundaki elimin birisi saçlarına gitti. Avcumun içine aldığım saçları çekiştiriyor ve onun dudaklarıma daha fazla işkence etmesine sebebiyet oluyordum.

Tek eli bacaklarıma gitti ve elbiseyi sıyırıp kalçalarımın çıplak kalışına sebebiyet oldu. O ara dudaklarımızı ayırdığımızda derinlemesine soludum. Ecelim olacakmış gibi bakan arduvaz gözlerine gözlerimi dikip "Burada yapmayı düşünmüyorsun değil mi?" derken nefes nefese kalmıştım.

"Neden? rahatsız mı hissettin?"

Huzursuzca arkamdaki cesede göz ucuyla baktım. "Ben bir cesedin yanında sevişmek istemiyorum..."

Eli askılıklardan birini tamamıyla indirmişti ve göğüslerimden birinin çıplak kalmasına neden olmuştu. "Seni rahatsız eden ölü oluşumu yoksa bir erkek oluşu mu?"

"Her ikisi de."

Dudaklarının kenarları cevabımla iki yana kıvrıldı. Bir eli hala kalçamda sabit dururken öteki çeneme buldu ve kafamı hafif yukarı kaldırdı. "Dediğin olsun."

İçimdeki arsız kısım burada durmak istemiyor olsa da hala edebiyle kalmak isteyen öteki yanımda ne vakti ne zamanı dediğinden ötürü elimi omzumdan düşmüş askılığa atmıştım ki kapı gürültüyle aniden açıldı. Ben daha ne olduğunu kavramadan Kılıç'ın refleksleri benden hızlı çıktı. Kalçamdaki eli yok olmuş ve yüzüm ona dönecek şekilde ellerini sırtıma atıp vücudumu gizlemişti.

"Kılıç seninle konuşmalıyım." diyerek destursuz giren Arat Bey'in sesiyle utancım gizlendiği yerden çıkageldi. Şu an göğsümün biri dışarıdaydı ve şayet Kılıç benden daha iyi reflekslere sahip olmasaydı Arat bey tarafından bedenim gözle görülür olmuş olacaktı. Bunu düşünmek bile beni korkutmaya yetmişti.

"Arat... Senin evinde kapı yok mu? Siktiğimin kapısına çalmadan girmek ne lan?" Kılıç'ın sesi o kadar soğuktu ki. Sinirlendiği şey benim vücudumun yarı çıplak oluşu muydu yoksa Arat Bey'in densizliği miydi anlam veremiyordum.

Arat Bey'i göremediğimden tepkisini ölçemiyordum. "Zergül kusura bakma ben, senin burada olacağını düşünmemiştim." diyen sesindeki mahcubiyeti hissediyordum.

"Arkanı dön. Göz ucuyla dahi arkaya baktığını görmeyeyim Arat."

Sinirle solunan bir nefes veriş duydum ve ardından hışırtılar. "Kardeş dediğimizin karısına göz dikecek değiliz. Gavat mıyım ben." diye söylenen Arat Bey'in ardından "Şu işi halledeyim kıracağım o kafanı senin." diye homurdanan Kılıç Bey'in gözleri beni buldu. Askılığımı omzuma geri yerleştirip göğüslerimi görünmeyecek şekilde kapattı. Dudaklarıma kayan bakışları bir süre kaş çatmasına vesile oldu. Dudaklarımın sızım sızım sızladığını hissediyordum şişmesi mi onu rahatsız etmişti.

Gözleri tekrar Arat Bey'e kaydı. "Zergül odadan çıkana kadar o gözlerini kapa Arat. Açarsan buradan anca cesedin çıkar."

"Tamam lan arıza çıkartma, kapadık."

Tekrar bana baktı. Başıyla kapıyı işaret etti. "Çık."

Tek kelimeden oluşan emrine uyup hızlı adımlarla cesedin yanından geçtim ardından Arat Bey'in yanına vardığımda gözlerinin kapalı oluşu içime su serpmişti. Tam böyle bir zaman da yüzüne nasıl bakacağımı bilemezdim yoksa. Hızla kapıdan çıkıp ikisinin görüş alanından ayrıldım. Biraz kapıdan ve olduğum yerden uzaklaşmak için adımladığımda tek elimle duvardan destek aldım.

Korku, heyecan, şehvet içimde bir sürü duygu barındırıyordum. Ama en çok Kılıç Bey'in bu yaptığı harekete takılı kaldım.

"Bu neydi şimdi?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.