Gözlerim artık kapandı kapanacak bir vaziyetteydim. Bugün olanların baskısının üzerine bir de gecemin bu adamla sert geçmesi beni bir hayli yorgun düşürmüştü. Bir elini belime attı, öteki elini de diz altımda hissetmemle beni kucağına alması aynı hızda olmuştu.
Gözlerim yaptığı bu hareketle açılmış ve refleks gereği ellerimi boynuna dolamıştım. Daha demin yaptıklarımız bir yana bu sevgililere özgü olan yakın temas benim gerilmeme neden olmuştu.
"Kılıç, indir beni." derken sesim utancımı saklayamayan cinstendi.
"İndireyim öyle mi? O vakit banyoya sürünerek mi gitmek istersin? Çünkü yürüyebileceğini hatta adım atabileceğini düşünmüyorum."
Gerçi haklıydı. Yataktan kalkıp ayağa kalkmam ve saniyesinde yeri yalamam karşı konulamaz bir son diyebilirim. O yüzden beni banyoya taşımasına isin verdim. Ayağı ile odanın içindeki aralıklı banyo kapısını ittirip beni küvetin içine usulca bıraktı. İkimizin çıplak oluşu garip hissettiriyordu. Hadi ben artık bedenimin onun yanında çıplak oluşuna bir tık alışmış olabilirdim ama Kılıç'ın bedenini ilk kez çıplak görmek yanaklarımdaki ateşi harlamıştı.
Melül melül ona bakışım afrodizyakın etkisinden miydi yoksa ilk kez bir erkeğin çıplak bedenini görüşümden miydi kestiremediğim o esnada Kılıç'ın yüzünün bana dönmesi ile sanki gizli saklı bir iş yapıyormuşum da yakalanmışım gibi gözlerimi direk aşağıya kendi bedenime çevirdim.
"Suyu ayarladım. Ben üstümü giyinip odama döneceğim. Sen rahatça banyonu yap, hizmetçilerden birisini odana gönderir yatak çarşaflarını temizlemesini söylerim." diye acelesi varmış gibi tek çırpıda söyledi. Ben ise sadece baş sallamış ve onun banyodan çıkışını izlemiştim. Kaçar gibiydi sanki, mümkün oldukça bana dokunmaktan kaçınmış ve yüzüm hariç gözleri hiçbir yere odaklanmamıştı. Afrodizyakın etkisini az da olsa hissediyordum ve sevişmeden önce Kılıç'a yalvardığım o sahne beynimin içinde bir tur döndüğünde kafamı suyun içine daldırıp çıkarmama isteğime karşı koyamıyordum. İster istemez ellerim yüzüme gitti.
"Cidden Kılıç durmak yerine devam etseydi..." derken yutkunmuş ardından önüme gelen ahlaksız sahnelerle dudağımı dişlemiştim. "Zergül, sen delirdin mi!" diye kendi kendime konuşup bir de kendi kendimi azarlıyordum. Ama bunun tek nedeni Kılıç'ın bedenine dudaklarımla iz bırakma isteğimin beynimin içinde dönüp durmasından ötürüydü. Eğer Kılıç ilişkide durup 1 tur ile yetinmeseydi yarın öleceğimi dahi bilsem o bedenin morartmadık yerini bırakmazdım.
"Ben bu kadar azgın mıydım ya?" diye yine kendi kendime konuşup ve yine kendi sorumu kendim cevapladım. "Azgın demeyelim de şehvet düşkünü mü desek?"
Kafama onaylamazcasına sallayıp iki elimin içiyle yanaklarıma sertçe vurdum. Bunların hepsi afrodizyakın etkisiydi ve ben bu saçma şeyin bir kere daha üzerimde denenmesine izin vermeyecektim. "Ah Kılıç. Hepsi senin yüzünden."
╎ ┇ ︱ ┊
Oturduğum yerden her kalkışımda gelen bel ağrısı tahmin edilemez derece şiddetliydi. Sabah gözlerimi açtığımda saat 11.20 geçiyordu. Benim uyandığımı gören hizmetçi kalkmama izin vermemiş kahvaltımı yatağıma götürmüştü. Yarım saat sonrasında ise bir kadın doktor gelip beni muayene etmişti. Onun dediğine göre Vajina bölgesi biraz hırpalanmış ama 1 gün dinlenirsem ağrısı ve sızısının çok uzun süre durmayacağını söylemişti. Bir ağrı kesici iğne yapıp reçete ve krem yazdı. Cidden dün gece o şeyi nasıl içime aldım bilmiyorum ama ayık kafa ile yapıyor olsaydık kesin iş sırasında topuklardım. Kılıç'ın şeyinin şakası yoktu.. uzunluğu kaç bilmiyorum yani o cm mevzuları falan pek ilgi alakama girmediğinden anlamam fakat benim canımı acıtan asıl şey kalın oluşuydu.
Bahçeye çıkıp biraz yürüyüş yapmak için ayaklandım ama adımlarım eskisine nazaran daha yavaş ve her adımımda kasıklarımın çevresinde bir sızı hissediyordum. Tabi bu sızı sabahkine kıyasla bir hiç olduğundan yürüyemeyecek durumda değildim.
Bahçe kapısından çıkabilmenin verdiği gururla sırıtttığım esnada Müge'nin çardakta oturduğunu fark ettim. Yavaş yavaş adımlarla ona yaklaşırken beni fark etmesi çok uzun sürmedi.
Bir şey söyleyecek gibi oldu ağzını açtı ama hemen geri kapayıp bir bana bir de garip olan yürüyüşüme baktı. Aramızdaki mesafe kapanır kapanmaz ise "Sen niye penguen gibi yürüyorsun?"
"Dün gece üstümden buldozer geçti de ondan."
Müge'nin köşeleri olayı kavradığında gülmek ve gülmemek arasında gidip gelip sordu:"Markası ne buldozerin?"
"Kılıç Şahbazoğlu." dedim o sustu ben sustum ve bir an da ikimiz birden kahkahayı koparmıştık. Tabi ben kahkahanın bokunu çıkarınca acıdan az kalsın yeri boyluyordum ki Müge imdadıma yetişti.
"Seni bitirmiş herif."
Hem acıdan hem de gülmekten biriken göz yaşlarını elimin tersi ile silip "Valla açık konuşmak gerekirse sabah uyandığımda o acıyı bir hissedişim var yani beni şurada bıçakla emin ol o kadar acı çekmem."
Yüzü buruştu. "O kadar acıyor mu ya?" dedi. Ardından "Arat ile sevişmemem iyi olmuş." diye mırıldandı.
Sahi.. "Arat Bey nasıl? Bir haberin var mı?"
Yüzü ciddileşti. Önce beni nazikçe çardağa oturtur oturtmaz kendiside oturdu. "Duyumlarıma göre Kılıç Bey'le araları açılmış Yücel olayından ötürü. Herkesin dilinde Kılıç Bey'in Yücel'i nasıl katlettiği konuşuluyor. Arat büyük ihtimal bu olanları sindiremiyor o yüzden de öfkesi 12 aile arasında sorunlar yaratmaya başlamış. Yani şu an 12 ailenin gözüne batmaya devam ederse atılması an meselesi. Keskin sirke küpüne zarar."
"Kendim, ağzından şahit olmasaydım Yücel'in böyle bir şey yiyeceğini asla düşünmezdim Müge. Ne zaman aklıma Yücel düşse ölmeden evvel ki bana o son bakışı aklıma geliyor. Evet, korkaktı ve ilk kez cesaretini toplayıp bir canı öldürdü. Akıttığı kanın ayak izleriyle yürürken de Kılıç gibi bir mayının üzerine bastı."
"Hayat bir seçimler dizesidir Zergül. Hayat seçenekleri sunar sen ise aklına yatanı seçersin gerek duygularla gerek mantıkla." diye konuştuğunda onu onayladım.
Kaşları çatıldı "Bileğine ne oldu senin?" deyip aniden ayağa kalktı. "Kılıç Bey mi yaptı yoksa?"
Telaşlanmıştım çünkü şu an çok farklı bakıyordu. "Hayır, Hayır. Yanlış anladın. Bu dün oldu, kafeye gitmiştim bir kadınla karşılaştım acil otele gitmesi gerekiyordu ben de Ceyhun ile onu otelin önüne kadar bıraktım sonra kadın çantasını düşürünce vermek için otelin içine girdim. Baktım ki kocası olacak it kadını taciz ediyor, onu durdurayım derken bileğimi kavradı baya da sert tutunca tabi morardı." derken sesimi ona duyurmak için hızlı konuşmuştum.
"Kılıç Bey'e söyledin mi?"
Olumsuzca kafa salladım.
Elini alnına koyup ovmaya başladı. "Zergül, Kılıç Bey mayın gibi sessizdir. O patlarsa dağılan parçalarını toplayamazsın. Ki Kılıç Bey'in en çok aile içi sırlara tahammülü yoktur. Ne yap et, o mevzuyu başka yerden işitmeden söyle."
"Ya önemli bir şey değildi sadece bir zorba."
"Önemli olan o değil. Kılıç Bey kuralcı bir adam, Melek Hanım bile o çizgiyi aşmazdı bir kere aştı hakkını aldı. O Günden sonrada Kılıç Bey'den habersiz nefes bile almadı."
"Nasıl?"
"Boşver uzun konular bunlar. Sen sadece dediğimi yap ve gün bitmeden söyle ne olduysa."
Haklılık payı vardı. Daha evleneli çok olmamasına rağmen ben şimdiden bir şeyler saklıyordum. Ama umursayacağını düşünmemiştim. Sonuçta bu normal bir evlilik değildi lakin Müge söyleyince bir şeyler kafamda dank etmeye başlamıştı.
Kılıç, akşam eve gelir gelmez bu konuya noktayı koyma kararı aldım.
╎ ┇ ︱ ┊
Yatağımın kenarında oturmuş kukuman kuşu gibi düşünüp duruyordum. Dün gece Kılıç eve gelmemişti. Lakin gelmediği gibi haber de yollamamıştı. Haliyle de ben o konuyu açamamıştım.
Müge'nin sözlerinden sonra içimi bir huzursuzluk kapladı. Çünkü Kılıç'ın kuralları ailenin tüm üyeleri için geçerliydi birisinin dahi o kuralın dışına çıkma gibi lüksü yoktu.
Ayağa kalktım. Ağrılarım artık önemsemeyeceğim kadar iyileşmiş olduğundan odamın camına doğru adımladım. Amacım boydan boya olan camı açıp temiz hava almaktı fakat odamın kapısını çalan hizmetçinin sesini duydum.
"Zergül Hanım girebilir miyim?"
"Gir."
İçeri giren kadın önce bana selam verdi. "Kılıç Bey, aşağıda büyük salonda sizi bekliyor."
"Geliyorum."
Sakin adımlarla hizmetçi önümde ben arkada peşi sıra odadan çıkmıştık. Merdivenlerden inip büyük salona doğru yol aldım. Görüş alanıma giren Kılıç'la adımlarımı hızlandırdım.
Koltukta oturuyordu. Kafası aşağıya eğik ve elinde tuttuğu kadife kutuyu parmakları arasında çevirip duruyordu. Dikkatini çekmek istediğimden "Beni çağırtmışsınız." dedim.
Yüzünü kaldırdı direkt göz kontağı kurup "Nasıl oldun?"
"İyiyim, dün yatakta dinlenmek ağrılarıma iyi geldi."
"Güzel." dedi ama yüzündeki ifadenin nasıl olduğunun farkında mıydı bu adam? Bir an da ayağa kalktığında bedenim kendiliğinden geri adım atmış savunma mekanizmalarını çalıştırmıştı. Yüzü hala aynı şekilde yaptığım harekete baktı.
"İstediğin yüzük hazır."
"Yetişmez zannediyordum. Teşekkür ederim Kılıç Be- Şey Kılıç." anlık irkilmenin verdiği sebeple az kalsın Bey diyecektim.
Yüzük kutusunun kapağını açtı. İki çift yüzük gördüm. Bu tarz bir şey ömrüm boyunca takmadığım için ilgim yokmuş gibi davranamıyordum keza ilgimi çekmişti. Çok naif bir yüzüktü. Gösterişsiz gibi görünse de en pahalı elmasları taşıyordu.
Sağ elimi, elinin arasına aldığında irkildim. Yüzüğe o kadar dalmıştım ki onun dokunması beni transtan çıkartmıştı. Gözlerimi ondan kaçırıp o hariç her yere baktım. Görmemiş gibi yüzüğe baktığımdan utanmıştım.
Bana hiçbir şey demedi. Yanı başımda kapağı açık duran yüzük kutusundan önce ilk yüzüğü çıkarttı.
"Evlilik yüzüğünün neden yüzük parmağına takıldığına dair bir şehir efsanesi var biliyor musun?"
Olumsuzca kafa salladım. Bilmiyordum öyle şeyleri hiç ilgi de duymamıştım ama onun yüzü, yüzümü yokluyordu. Nedense merak uyandırdı.
Yüzüklerin ilkini yavaşça parmağıma geçirip, diğer taşlı yüzüğü ellerinin arasına aldı.
"Çünkü yüzük parmağında kalbe giden bir damarın olduğuna inanılır. Bu yüzden evlilik yüzüğü bu parmağa takılır."
Sözü bittiğinde tek taşı çoktan parmağına geçirmişti. Bakışlarını üzerimde hissediyordum lakin ben sadece iki çift yüzüğe odaklandım.
Sol göğsümü parmağı ile işaret etti. Ne yapmaya çalıştığını anlamayarak ona baktım.
"Burada bana yer yok."
Parmağımının yeni rotası kendi göğsünü buldu. "Burada sana yer yok."
Biliyordum, ikimizin kalpleri birbirlerine ne kiracı olabilirdi ne de sahibi.
"Parmağına geçirdiğim bu yüzük, ikimizin dile dökmediği bir sözleşmeden ibaret."
Birbirimize bakıyorduk. Benden bir cevap beklediğine emindim. O yüzden çok bekletmeden cevabı verdim.
"Duygularımız karşılıklı. Benim sizden tek istediğim sadakat bundan başka bir şeye ihtiyacım yok."
Evet, öyle. Boş duygularla zaman harcayamazdım.
"Seni aldatmayacağım Zergül. Aynı şekilde sen de beni aldatamazsın."
"Öyle bir şey asla olmayacak. Buna sizi temin ederim."
Sözlerimden kendimden olduğu kadar emindim. Bu evliliği kabul ettiğimde kalbime başkasını almayacağıma da yemin etmiştim. O ara benden uzaklaştı birkaç adım gerisin geri gitti. "Sefa gelecek birazdan. Sen, Müge ve Sefa dışarı çıkacaksınız. yarın için bir şeyler alın kendinize. Kartım sen de zaten ne istiyorsan çek oradan parasını düşünme."
Yerimde huzursuzca kıpırdanıp "Sen ne yapacaksın?"
"Iskarta'da bir süreliğine işim var. Sefa gelince bende sizle beraber evden çıkacağım."
Anladım der gibi kafa salladım. Nedense konuşma konusunda çok iyi değildik. Birbirimize karşı kuracağımız diyaloglar bir elin beş parmağını geçmiyordu.
Sanırım ikimizde birbirimizi tanımadığımızdan ötürü konuşma gereği duymuyorduk fakat böyle giderse asla Kılıç bana bağlanmazdı. Tabi sevgi falan beklemiyordum ama bir eş olarak beni görmeliydi. Sonuçta eşler akşam olunca gün hakkında birbirleri ile konuşurdu öyle değil mi? Biz ise silah zoruyla kemküm ediyorduk.
Kılıç tam gitmeye hazırlanmışken koluna elimi attım. Bir bana bir de tuttuğum kolundaki elime boş boş baktı. "Seninle biraz konuşabilir miyiz?" Çok geç olmadan Müge'nin söylediğini yapmalıydım.
"Konuşalım bakalım."
Bana mı geliyordu yoksa her zamankinden daha mı soğuk ve mesafeliydi? Elimi kolundan çektim. "Tamam... Oturalım o zaman." diyerek koltukları işaret ettim.
Sessiz ve sakince koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı. Bakışları bendeydi pekte ne diyeceğimi merak ediyor gibi durmayan suratı daha çok çabuk ol da bitsin bakışlarına sahipti.
Huzursuzca kıpırdandım. "Ben, sana bileğim hakkında yalan söyledim."
"Hım.. Nasıl bir yalan mesela?"
Şu an tam olarak kedinin fare ile oynadığı gibi benimle oynadığını hissediyordum. Ağzımı açıp başımdan gelen herşeyi bir bir anlattım. Hiçbir detayı atlamadım. Ben konuşmayı bitirdiğimde pek şaşırmış gibi durmuyordu.
"Anladım." dedi ve ayağa kalktı. "Bu yalan ilk ve son yalanın olacak Zergül. 2. bir yalanda taşıdığın soyismi almakla kalmam seni direk güneye yollarım."
Güneyi duyar duymaz betin benzim atmış gibi hissetmeye başlamıştım. Güneyde hastalıklı kara kemik insanlar yaşamaktaydı. İlaçlar zehirler bu insanların üzerinde denenir ve karşılığında deneyleri olmaları için yiyecek ve giyecek verilirdi. Iskarta'dan daha beter bir yer varsa orası da güneydi.
"Söz veriyorum bu ilk ve son olacak." zorlanarak çıkan cümlelerim ardından yutkundum.
"Anladığına göre üzerini değiştirmeye gitsen iyi olur. Yarın önemli bir gün bedenine uygun kıyafet bakmalısın."
Sözlerini ikiletmeden ayağa kalkıp salondan ayrıldım. Kulağımda bir şey uğultu ediyordu ama neydi bilmiyorum. Odama girer girmez sırtımı kapıya yasladım. Beni rahatsız eden şeyin ne olduğunu tam olarak anlamıştım. Korku, evet. Güney mevzusu beni korkutmuştu.
Sakin olmaya çalıştım. Hala Kılıç'ın karısıydım ve güneye gidecek hiçbir olayda imzam bulunmamaktaydı. kapıdan kendimi ayırıp üstümdeki badiyi, altımdaki eteği çıkarttım. Uzun sıradan, sıradan ve sade duran ayak bileklerimde biten gri elbiseyi askılıktan alıp üzerime geçirdim. ak kemik ve kara kemik kadınların pantolon giymesine izin verilmezdi çünkü pantolon erkeklere özgü bir kıyafet olarak görülürdü. Açıkçası pantolon giymeyi isterdim bir etekten ziyade pantolonla oturup kalkması daha kolaymış gibi geliyordu.
Saçlarımı bileğimdeki lastikle at kuyruğu yapıp çantam ve telefonu alarak odadan çıkıverdim. Merdivenlerden aşağı inerken giriş kapıdan doğru giren Müge ile göz göze geldim.
"Kapı komşusu olmamızın iyi yanı her an dip dibe olmamız sanırım." diye konuya ilk ben girdim.
"Hayat sürprizlerle dolu. Daha birkaç gün önce bu evde gördüğüm yüz başka iken şimdi ise gördüğüm yüz üvey kız kardeşime ait."
"Gerçekten.." derken düşünceliydi aklımın içi. Uygun bir zaman bulup Müge ile bu olanları konuşmak istiyordum. Şu an bana sosyete de ve ev içinde Müge'den daha çok yardım edebilecek birisi yoktu.
Müge bana yaklaştı yaklaşacakken arkasındaki kapının aniden açılması ile ileriye doğru sendeledi. Kapıdan içeri giren iri bedeni gördüğümde hiç görmediğim bir sima oluşunu fark ettim. Ve 2 metrelik kapıya değen kafasını eğerek girdikten sonra üstündeki takım elbiseyi düzeltti. O an ya bizi görmüyordu gözü ya da pek umursamamıştı.
"Höst lan höst. Ahır kapısı mı bu sığır herif!" diye kıyameti koparan Müge'ye ağzım açık bakıyordum. Kendime geldiğimde alelacele yanına gittim ve "İyi misin?" diye sordum.
Bana bakıp baş sallar sallamaz bizi fark eden adama öldürücü bakışlar atmaya başladı. Kavruk esmer teni, kalın kaşları, siyah gözleri ve cidden gövdesi büyük iri bedeni ile bir bana bir de yanı başımdaki Müge'ye göz atar atmaz. Müge'yi ve sinirini yok sayıp bana yaklaştı.
"Sen yengemiz olmalısın. Ben Sefa, Iskarta'da görevli Kılıç Bey'in korumalarından birisiyim." derken çok tatlı bir dil kullansa da ses tonu kalın olduğundan tatlı değilde korkutucu çıktığının farkında değildi sanırım.
"Evet, öyle. Zergül ben de, memnun oldum."
Kılıç'ın beklediği adamın bu olduğunu yeni yeni analiz eden beynimle samimice gülümsemeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü Müge, heriften gözlerini çekmeden dik dik bakıyordu.
"Ne bok yemeye geldin sen buraya?"
Müge gittikçe beni şaşırtıyordu. Ve ilk kez onun küfür edişini duymak ağzımın bir karış açılmasına neden olmuştu.
"Senin gudubet yüzünü görmeye gelmedim. Kılıç Bey emretti öyle geldik. Şimdi hırlaman bittiyse ikile."
Anladığım kadarıyla bu ikisi uzun zamandır tanışıyorlardı. Müge'yi Arat Bey'le de kavga ederken görmüştüm ama ilk kez bu kadar hırçın oluşuna şahit oluyordum.
Müge tam öne atılacakken önünü kesip Sefa'ya "Kılıç büyük salonda sen geç yanına istersen."
"Sağol yenge, valla yanındaki şivavaya dikkat et ısırır seni." der demez yürümeye başladı.
"Seni bir ısırırım görürsün o zaman şivavayı." diye arkasından bağıran Müge'yi iplemeden giden Sefa'ya bakmayı kesip beni şok eden Müge'ye döndüm. "Bu neydi?"
Kaşları hala çatıktı. "Ne neydi?"
"Bu işte, hareketlerin. Ben seni ilk kez bu kadar sinirli ve hırçın gördüm şahsen."
Üzerini düzeltir düzeltmez önüne düşen kıvırcık saçı üfleyip geri savurdu. "Bir şey olduğu yok, şu giden, yürüyen cinselliği gördükçe sinirlerim arş-ı alaya çıkıyor olan bu."
"Sırf bunun için mi bu kadar kavga ettiniz cidden? Hem Sefa'dan anladığım kadarıyla bu ilk kavganız gibi de durmuyor?"
"Ay üstüme gelme zaten o goblini görünce delirdim. Bir de sen darlama istersen?"
Yok, yok bunların arasında kesin bir şey var. 26 yıllık hayatım boyunca Müge'yi bu kadar çirkef görmedim. Neyse, şu anlık üstüne gitmeyecektim.
"Eee, bu Sefa'yı ben ilk kez görüyorum kaç yıldır bu evdeyim."
"Görmemen normal, keza Iskarta'dan yukarısına gerek duyulmadıkça çıkmadı."
"Niye ki?"
"O da sen gibi kara kemikte ondan."
Gözlerim daha da açıldı. Ak kemikli aileler asla yakın korumaları kara kemik erkeklerden seçmezlerdi.
"Neyse ya, gel gidelim Kılıç Bey'in yanına." diyen Müge ile kendime gelip onu takip ettim.
Büyük salondan içeri girdiğimizde fark ettim ki Kılıç ve Sefa karşılıklı koltuklarda oturmuş muhabbet ediyorlardı. Ve bu beni daha da şok etmişti. Kılıç'ın ilk kez bir kara kemiğe saygı duyuşunu görüyordum. Bizi fark eden Kılıç ve Sefa ayaklandı.
"Sefa, konuştuğumuz gibi hanımlar sana emanet."
"Merak etme patron, yengem bana emanet."
"Yöngöm bönö ömönöt." diye taklidini yapan Müge'ye gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Kılıç boğazını temizleyip ters ters Müge'ye baktı. Müge ise bakışlarını kaçırıp etrafı izliyordu.
"Ben gidiyorum o zaman sizde çok oyalanmadan çıkın." deyip büyük salondan önce çıkan kişi Kılıç oldu.
Üçümüz birbirimize bakıp duruyorduk. Derin bir nefes alıp verdim. Cidden bu ikisi ile iyi olacak mıydım?
╎ ┇ ︱ ┊
Göz devirdiğim kaçıncı sefer oluşunu saymayı bırakalı tam 10 dakika olmuştu. Ne giyersem giyeyim Müge beğenmiyor ve değiştirmemi istiyordu. Ben de her defasında çemkiriyordum ama Müge oralı bile olmuyor gerek tehditlerle gerek tatlı dille başka bir elbise denememe sebebiyet oluyordu.
Bu esna da ise Sefa, her girdiğimiz mağazada ona asılan kızlarla flört ediyordu. Şu an bile Kasiyer kızın bir tutam saçını parmağının arasına dolamış seksi seksi bakıp fingirdeşiyorlardı tabi bu arada da Müge ona destansı küfürler savuruyordu.
"Yavşak puşt."
Bıkkınlıkla "Sal artık şu herifi ya. Sendeki de deve kini mübarek."
Bana cevap vermek yerine üzerimdeki kıyafete baktı. Nolur ya nolur olur desin yoksa vallahi ümüğüne yapışmama az kaldı. Eli çenesine gidip "Bu iyi. İlk çıkışında asla açık saçık bir şey giymemelisin. Oturaklı ve edepli gözükmek her daim 1-0 ön de oluşunu sağlar."
Şükür bitti be.
"Sen seçtin mi bir şey?"
Müge ağzını tam açmıştı ki yanımıza doğru gelen Sefa, Müge'den hızlı çıktı. "Yenge bu gudubet giyinse ne giyinmese ne allasen. Bu kalas bir bakışı ile tüm erkekleri etrafından uzaklaştırıyor. Yani don atletle gitse bile yadırganmaz o toplulukta."
Müge koltukta tam yanına oturan ve kolunu Müge'nin arkasına atmış Sefa'ya öyle bir sırıttı ki aha dedim geliyor.
"Hadi benim kalaslığım iki cilve ile düzelir geçer." deyip damağını şaklattı. Sefa'nın gözleri Müge'deydi. "Peki senin tıbben çözümü olmayan karaktersizliğini ne yapacağız?"
Ağzım O şeklini almışken bedenim istemsizce alkış tuttu. O ara Sefa'nın gözleri beni buldu. "Vaay kardeş dayanışması birde."
O diyene kadar alkış tuttuğumu fark etmemiştim. Alkışı kesip kafamı kaşıdım mahcupça. "Pardon ya, bir an kaptırdım da kendimi."
"Hanımlar, işimiz bittiyse gidelim mi artık?"
Benim işim bittiğinden kafa salladım Müge'ye baktığımda o da bakışıyla beni onayladı. Sürekli elbise değiştirip durmak ciddi anlamda beni yorduğu için mümkün oldukça hemen eve gitmek istiyordum.
Alacaklar alınmış bir şekilde mağazadan çıkmıştık. Eve geldiğimde hissettiğim yorgunluk psikolojik miydi yoksa bedensel mi bilemiyordum. En sevdiğim müziklerden bir müzik açtım ve elbiseyi bir kere daha deneyip ayna karşısına geçtim. Müge'nin de dediği gibi bu elbise uygundu. Ne çok açık ne de çok kapalıydı. uzun kolları sayesinde de bileğimde morluk göz önünde bulunmuyordu. Siyah elbisenin derin bir yırtmacı vardı ayriyeten V şeklinde giden derin bir yakası olmaktaydı. Göğüslerim dolu dolu olduğundan taşıyor çatalı biraz derinden belli ediyor. Lakin göğüs haricinde her yerim neredeyse kapalıydı. belden siyah bir kuşağı olduğu için elbisenin etekleri dökümlüydü.

Sırtımdaki fermuarı indirmeye çalışıyorken elimin üstünde bir el hissetmemle aniden korkup çığlık atmama ramak kalmışken Kılıç'ın "Benim." diyen sesimi duymuştum. Az kalsın çığlığı basıyordum. Hiç benlik olmayan hareketler yaparken buluyordum kendimi.
"Yarın giyeceğin elbise bu mu?" diye sorduğunda çoktan kalçalarım bedenine sürtünmeye başlamıştı. tabi bu benim isteğim üzerine gelişen bir durum değildi. Kılıç'ın bana yaklaşmasından ötürüydü.
"Evet, son kez deniyordum bir sıkıntısı var mı diye."
Aynanın karşısındaydık. Gözleri ayna da direk gözlerimin içine bakıyordu. Sağ eli gerdanlığımdan aşağıya doğru bir yol çizdi ve son durağı elbisenin açıkta bıraktığı göğüslerim oldu. "Burası fazla açık değil mi?"
"Bilmem kıyafeti mağazada denerken o kadar derin gelmemişti."
"Yoksa kendini göstermek istediğin biri mi var?"
Bu sorunun saçmalığına güldüm. Fakat onun yüzünde mimik oynamıyordu. "Sizi aldatmayacağımı söylemiştim." dedim ve elinin üzerine elimi koyup kafama geri attım. Artık ona aynadan doğru değil kafamı arkaya eğmiş yatakta yatıyormuşta tavana bakıyormuşum gibi aşağıdan bakıyordum.
"Bu beden size ait."
Göğsümde olan eli boynumu kavradı boştaki eli ise belimi sardığında ne olduğunu idrak edemeden kafasını yüzüme eğip tersten doğru dudakları dudaklarımı buldu. Çenesinin burnuma değişini hissediyordum. Saniyeler ve dakikalar birbiri ardına sobeleme oynarken dilimi ısıran dişlerini hissetmemle boğuk bir inleme ilmek ilmek ördüğüm ar damarıma ilk darbeyi indirmişti.
Bedenimi ezici gücüyle esir alıyor, boynumu avını boğan bir yırtıcı gibi sertçe tutuyordu. Ağzımın içinde dolanan vurdum duymaz dili, dilimi sarmaladığında bir inlemeyi daha bırakmama vesile oldu.
Dudakları dudaklarımın üzerinde zoru zoruna çıkan sesim "Kılıç, nefes almama izin vermelisin." diye yırtınıyordu.
Son an da dudaklarını dudaklarımdan çektiğinde nefes alabilmiştim. Bileğimi tutup tekli koltuklardan birine oturmadan evvel arkasından beni de sürükledi. Ve kucağına oturmam için beni kendine çektiğinde itaatkar bir şekilde kucağına çıktım. İki bacağım tekli koltuğun kenarlarında sarkar şekilde yerime konumlandığımda Kılıç'ın eli boş durmayıp elbiseyi omuzlarıma kadar indirip göğüslerimi tamamıyla önüne serdi. Dudakları boynuma gidecekken elimle dudaklarını kapadım. Kaşları gerildi.
"Kılıç, olmaz. Yarın önemli bir gün bedenimde iz bırakma ve seninle sevişemem. sevişirsem yarın kesinlikle bu yataktan çıkıpta gidemem."
Elimi eli ile itip. Kalçalarımdan tutar tutmaz kasıklarına bastırdı. "Peki bunu nasıl indirmeyi düşünüyorsun?"
Acemice "Elimle yapsam?" diye sordum.
"Sakso çekmeyi bilmiyorsun değil mi?"
Utancımdan kulaklarım kızarırken olumsuzca kafa salladım. Benim gördüğüm tek haşmetli diyemiyordum ama eminim o surat ifademden gayet net bir şekilde neyin ne olduğunun farkındaydı.
"Ağzını aç."
Dediğini yapar yapmaz iki elini ağzımın içine soktu. parmakları dilimin arka kısmına dokunduğunda öğürecek gibi hissettim ve kendimi sıktım.
"Arka kısmı çok geriyorsun bu yüzden miden bulanıyor. İlk yapışında tamamıyla boğazına kadar alman imkansız olacaktır. Bu yüzden önce bu kısımda onun varlığını hissetmeye alıştıracağım seni." derken dilime parmaklarını bastırıp ileri ve geri yavaşça hareket ediyordu.
"Damaklarını değdirerek emersen karşındakini beni memnun etmeyi başarabilirsin."
Parmaklarda böyle bir şeyi denemek ne kadar garip olsa da parmaklarını emmeye ve dediği gibi damaklarıma değdirmeye çalıştığımda "İdare edersin fakat bugün bu işi yapman imkansız. Sana yavaştan öğreteceğim bu işi.
Parmaklarını ağzımdan çıkardığında boşluk hissi garip hissettirdiğinden dudaklarımı bir tur yaladım. O ara Kılıç beni izliyordu. Üzerindeki siyah gömleği 4 düğmesini hızlıca açtığında göğsü tamamıyla önüme serilmişti. Kirli düşüncelerimin fink attığı bir esna da aklımı kaybetmiş olmalıyım ki dudaklarım boynuna değdi. Ateşe değmiş gibi hissetmeme rağmen öpme ve ısırma isteğimi zoru zoruna dizginliyordum.
"Bedeninde iz bırakmama izin vermemene rağmen benim boynumda iz bırakmak istiyorsun öyle mi?"
Güler gibi bir ses çıkardı ama tam gülme de diyemezdim. Ensemden tutup boynuna dudaklarımı bastırdığında "Yap bakalım istediğini."
"Canınız acırsa?"
"Ciddi misin?" diye sordu. Cidden ağzımdan çıkan bu soru da neydi böyle.
İstediğini yaptım. Kirli düşüncelerimde dolanan boyuna önce öpücükler konduruyordum sanki hissetmek ister gibi. Ben boynu ile uğraşırken onun eli göğsümün üzerindeki tepeciğe işkence edip duruyordu. Dişlerimi boynuna geçirdiğimde dilim yordamı ile boynunu vakumluyordum. Boğazından çıkan hırıltılı bir nefes hoşuna gittiğinin belirtisi miydi?
Fermuar sesini duyduğumda elbisenin eteklerinin belime kadar yukarı kıvrıldığını hissediyordum. "Senin istediğini yerine getirdiğime göre artık benim istediğimi yapmalısın." deyip elimi organına dokunmasına neden oldu. Yüzüm onun boynundan ayrılmıştı. İşte şimdi ikimizin gözleri arzunun kırmızı rengine boyanmıştı. Boynundaki eserime baktım. Dişlerimin izi gözle görülür şekilde çıkmıştı ve hafif bir kızarıklık vardı.
Onun istediğini yapıp diğer elimi de organına attım. Tepesi hafif ıslak olduğun oraya baş parmağımla baskı yaptığımda yüz ifadesi değişti ve sırıttı. "Adamı nasıl delirteceğini biliyorsun."
Sıvazlamaya başladığımda elini saçlarım arasına atıp kafamı kafasına yaklaştırdı. Öpüşmüyorduk bir parmak mesafesinde birbirimizin dudaklarını izliyorduk. Nefeslerimizin birbirini karışırken elimi hızlandırdım. Gözleri kapandı kaşları çatıldı. Boştaki elini kalçama attı ve acımasına neden olacak kadar dert bir şekilde sıktı. Elimin üzerinde akan sıvı benimde ıslanmama neden olmuştu. sadece böyle anlarda onunla arsızlaşabiliyor yapmam dediğim şeyleri yaparken buluyordum. Bu herif bana kafayı yedirtecekti...
╎ ┇ ︱ ┊
Arabadan inerken Kılıç tam yanı başıma geldi. Eli belimdeydi ben ise o bele odaklanamıyordum çünkü şu an karşısında dikildiğim otel o şerefsiz adamın kaldığı oteldi. Bu otel Müge'den duyduğuma göre 12 aileden birisine aitmiş.
"Zergül içeri girdiğinde hal ve hareketlerine dikkat etmelisin. Bilmediğin şeyler için biliyormuş numarası yapmadan insanlarla konuşmalısın mümkünse cümleleri kısa ama sık tut."
"Öyle yapacağım." dedim.
Yani yapmaya çalışacağım demek daha mantıklı olurdu keza biraz zorlanacakmışım gibi hissediyordum.
Elini belimden çekip, ellerimizi birleştirdiğinde garip hissetmiştim. o buz gibi soğuk ve sert ellerin içinde olan elim üşüyordu. hareket etmeye başladığında ben de hareket ettim. Dağınık bıraktığım saçlarım ılık rüzgarla bir vals içindeymiş gibi dalgalanırken kapı da bekleyen görevli Kılıç'ı tanımış olacak ki kafasını selam verircesine eğip "Hoş geldiniz Kılıç Bey." dedi.
"Hoş gördük."
Hızlıca içeri girdiğimizde locadan adımlayarak başka bir kapının önünde durduk. "Bu kapıdan girdiğinde yalnızsın. Kadınlarla kendin baş etmek zorundasın anlıyorsun değil mi?"
"Anlıyorum."
"Güzel."
İçeriye doğru yürümeye başladığımızda asla görmeyeceğim bir mekana adım atmıştım. Gözlerim ihtişamlı salonda birkaç tur dolaşırken gözüme en çok ilişen deniz anası görüntüsüne sahip parlak tavan ve avize oluşuydu. masalar ardı ardına sıralanmış tonca insan kadehleri eşliğinde birbiri ile konuşuyor, bazı insanlar pistte dans ediyordu. hayatımda görmediğim kıyafetleri giren lüks kadın topluluğunun bize baktığını hissettiğimde ben de onlara baktım. O kadınların içlerinden birisi Işıl'dı. Demek oluyor ki o kadın topluluğunun başı Işıl oluyordu.

(Tam olarak hayal ettiğimi yansıtmasa da aşağı yukarı böyle diyebilirim.)
Kaşlarımı germeden ortamın büyüsüne kapılmadan evvel sakinleştim ve etkilenmediğimi cahil cühela gibi etrafımı beğeniyle süzmeye bir son verdim. Yanımıza yaklaşan bir ses duydum.
"Hiç gelmeyeceksiniz sandım Kılıç Bey?" diyen sesi bir yerden ısırıyor gibiydim. Sesin sahibine döndüğümde ise o adamı gördüm. Bu otelde kavga ettiğim ve bileğimi morartan piçi...
Yanında ise adını bilmediğim karısı vardı. Bu sefer elbisesi fazla iddialı ve açıktı. Transparan bir elbise giyiyordu. Saçları alttan toplanmış birkaç küçük değerli taşlarla süslenmişti. O zaman ki yüzüne nazaran yüzü daha canlı ve bakımlı duruyordu.
Beni fark edip Gülümsedi ve kafası ile selam verdi. Aynı şekilde ben de selam verdim.
"Gelmez olur muyum hiç Batur Bey."
Bir an ne işittiğimi sesten anlamadığımı düşünmüştüm ki şaşkınlıktan açılan gözlerimle bir Kılıç'a bir de isminin Batur olduğunu öğrendiğim adama baktım.
Koyu lacivert takım elbisesi giyiyordu. Sol elini bana uzatıp "Bu güzel hanımefendi sizin yeni karınız demek." dediğinde o ele elimi koymak istemesem de Müge'den öğrendiğim kadarıyla bir erkek elini isteyip öpmek isterse karşı gelmem gerektiğini yoksa saygısızlık olarak görüleceğini söylediğinden el mecbur elinin üzerine elimi koydum. Gözlerini asla gözlerimden ayırmadan elimi uzunca öptü. Tiksintimi belli etmemek için yüz ifademi zor zoruna sabit tutabiliyordum. Kılıç'a baktığımda gözleri beni tarıyordu. Bakışlarından hiçbir şey anlamıyordum.
"Karıcığım, Müge'nin yanına gitmek ister misin? Sanırım sana bakıyor." dediğinde bakışları ile işaret ettiği yere bakıp ardından önümdeki çifte döndüm.
"Memnun oldum Batur Bey lakin gitmem lazım." diyerek yanlarından sıvışırken bir yandan da elimin üzerini silmek için masalarda peçete bakıyordum. Müge'nin yanına yaklaştığımda yüzüm kireç gibiydi. O da fark etmiş olacak ki "Noldu kızım sana?" diye sordu.
Kulağına eğilip "Müge, bileğimi morartan şerefsiz var ya Melek Hanım'ın ağabeyi Batur'muş." dediğimde ağzı benim gibi şoktan açılmıştı.
Fakat etrafına bakıp bana döndü. "Bu konuyu sonra konuşalım burası çok kalabalık."
"Kimleri görüyorum." diyerek bize yaklaşan Işıl ve arkasında anne ördeği takip eden yavru ördekler gibi pıt pıt Işıl'ın arkasından gelen topluluğa baktım.
Koyu kırmızı puantiyeli uzun dar kesin elbisesi ve kırmızı ruju ile gözler önüne gelen Işıl tekrar konuştu. "Nasılsınız Zergül Hanım? ve Müge Hanım?"
"iyiyiz sizi sormalı Işıl Hanım?" derken ortamdan ötürü aşırı tedirgindim bu yüzden adapte olamıyordum.
"iyiyim teşekkür ederim." dedi ve arkasındaki kadınlara dönüp beni işaret etti. "Hanımlar, bu kişi Kılıç'ın yeni karısı Zergül." diye beni tanıttığın ben bir kere daha Kılıç'a sadece ismi ile hitap edişine takıldım. Müge bile kuzen olmalarına rağmen Bey derken bu kadının demeyişi beni aşırı işkillendiriyor ve Kılıç ile onun arasından bir samimiyet olup olmadığı konusunda düşünmeden duramıyordum.
Kadınların hepsi tek tek selamlaşıp kendilerini tanıttığında Işıl "Sahi, sizin yüzük yapıldı mı?" diye sordu.
Yüzümdeki sakin ve emin bakışlarla sağ elimi kadınlara kaldırdım ve kadınlar bir süre yüzüğe bakarken Işıl ise yüzünde tiksintisini belli eden bir sırıtışla "Zergül Hanım, ne yapmaya çalışıyorsunuz bilmiyorum ama bu yaptığınız hiç hoş değil." diye yargıladı.
Anlamadım ve kaşlarım çatılmıştı. "Ne demek istiyorsunuz ben bir şey yapma-"
dememe kalmadan Işıl, "Taktığınız yüzük sahte."
O an içimdeki huzursuzlukla Müge'ye döndüm onun da kafası karışmış gibiydi. "Işıl Hanım şu an büyük bir terbiyesizlik yapıyorsunuz. Bu yüzüğü bana kocam yaptırdı kendi elleri ile parmağıma taktı. Bu ne hadsizlik!"
Sesim ister istemez yüksek çıkmıştı. Lakin Işıl da yaprak kımıldamamıştı. "O zaman yanınızdaki Müge Hanım da baksın gerçek mi yoksa sahte mi diye."
Müge'ye döndüm. Dün Müge'de görmüştü yüzüğü. Elimi tutup dikkatlice yüzüğe baktığında gözleri inanamazca açıldı. "Zergül bu nasıl olur? gerçekten sahte ama dün baktığımda bu yüzük gerçekti?"
Yüreğime oturan korku ile yutkundum. Kadınlar aralarında fısıldaşıyordu. Işıl ise krizi fırsata çevirmekten geri durmuyordu. "Kara kemikli bir kadından beklendiği gibi."
Işıl'ı umursamak yerine gözlerim etrafı taradı. Kılıç'ı bulmalıydım evet, Kılıç anca bana yardım edebilirdi. Kılıç görüş alanıma girdiğinde Sinan Bey'le konuştuğunu gördüm. orada hakkımda konuşan kadınları umursamayıp arkamdan "Zergül." diyen Müge'ye dahi cevap vermeyip Kılıç'a doğru hızlı adımlarla yaklaştım.
Kılıç ve Sinan Bey onlara yaklaşan beni fark ettiklerinde yüzümde nasıl bir ifade vardı bilmiyorum ama Sinan Bey, bana ve Kılıç'a bakıp "Ben sizi yalnız bırakayım." diyerek yanımızdan ayrıldı.
O gider gitmez direk parmağımdaki yüzüğü çıkarıp "Bu yüzük sahte mi?" diye sordum. Ama sesim çok kırılmış gibi çıkıyordu. Aptal gibi hissediyordum. Millete yalan söylemişim derdinden falan değildim daha çok kandırılmak gururumu incitmişti.
"Evet, sahte."
Güldüm ama sinirden. Gözlerim bile dolmaya başlamıştı. "Ya sen bunu bana niye yapıyorsun? Sen, benden ne istiyorsun Kılıç?"
Eli boynuma gitti. Baş parmağı ile çenemi ovarak "Her hatanın bedeli vardır. Sen bugün ilk hatanın bedelini ödemiş oldun."
Anlayamıyordum "Ne hata- yoksa söylediğim yalandan ötürü müydü? Kılıç ama ben sana söylemiştim onu neden?"
"Benim kurallarım mutlaktır. Kural bozulursa bedel ödenir. Ve sen bugünkü bedeli bensiz ödemek zorundasın niye biliyor musun Zergül?"
Ne diyeceğimi bilemiyordum sadece yüzüne bakıyordum.
Gözleri, sözleri her şeyiyle bana acımasızca bakıyordu. Çenemi okşayan elinde dahi vicdanın v si bulunmamaktaydı. "Ben yoksam sen bir hiçsin. Benim varlığım sayesinde varsın. Bakalım bu olayı nasıl çözeceksin Zergül Şahbazoğlu."
╵ 〡 〢 ╹ ╻
Yazar; Kılıç'a vicdansız küpeek dediğinizi duyar gibiyim :D
Asıl Zergül'ün sınavı diğer bölümde olacak. Bu sadece partideki başlangıçtı. :)
Bu arada Sefa'mı nasıl buldunuz?
Ve sizce Kılıç tavırlarıyla nasıl?
Arkadaşlar bu arada ben gündüzleri bölüm yazamıyorum pc başında duramadığımdan her zaman gece bölüm yazmaya başlıyorum haliyle bölümde 5-6 civarı geliyor. O yüzden ben bölüm atacağım zaman beni beklemeyin uyuyun. Uykunuza yazık be
Sorularımı yanıtlarsanız beni memnun edersiniz. Bir de instagramımı takip etmeyi unutmayın. :)
İNSTAGRAM; draculessaa
Yeni bölüme kadar aşk ve sağlıkla.