İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 14 · 15 dk okuma

KASATURA

Bölüm 14

↾12 - keskin bıçak ⇃

KILIÇIN AĞZINDAN

Geçmiş ve gelecek arasında sıkışa kalmış bir nefretim vardı. Karımı kaybedeli 12 gün olmuştu. Kimin yaptığını bile bile elimin dahi kalkamamasının verdiği acı bambaşkaydı. Batur'u öldürmek içimde süregelen intikam ateşini soğutmayacaktı. Onun tamamıyla dibe batışını görmeden öldürmek iyilik yapmak ile aynı hesaptı. Bu yüzden yavaş yavaş bir örümcek gibi planlı ve düzenli şekilde ölüm ağını hazırlayacaktım.

Yatağımın ucunda sabahın ilk ışıklarında oturuyordum. Eskisi gibi rahat uyku çekememek bir yandan birkaç saatliğine anca gözlerimi dinlendirebiliyordum. İki elimle yüzümü ovup kendime gelmeye çalıştım. O ara kapı hafifçe tıklatılmıştı.

"Gir."

İçeri giren hizmetçi "Kılıç Bey, istediğiniz gibi kahvaltınızı hazırladık. Zergül Hanım'ı uyandırmamızı ister misiniz?"

Dün gece aklıma düştü. "Kaldırma, bırak uyusun. Uyanınca aile doktoruna haber ver, Zergül'ü kontrol etsin." der demez olumlu şekilde kafa sallayıp odadan çıktı.

Afrodizyakın etkisi çoktan geçmiştir. Uyurken hissetmese de bugün zorlanacağını biliyordum. Ayağa kalktım, ceketimin kollarını son kez düzeltip yemek salonuna inmek için odadan çıktım.

Zergül'ün kapısının önünden geçer iken gözüm kapıya kaysa da saniyesinde bakışlarımı çekmiş ilk kata inen merdivenlerden hızlıca inmeye başladım. Merdivenin sonunda ayakta bekleyen Erdem'i gördüğümde "Günaydın." diye ilk selamı ben vermiştim. Her zaman ki soğuk bakışlarıyla kafasını hafif eğip "Günaydın Kılıç Bey." diye yanıtladı.

Ben ön de o yanı başımda yemek salonuna girmiş ve bize hazırlanan kahvaltı masasına oturmuştuk. Hizmetçi biz oturur oturmaz çayları koymaya başladığı an da Erdem'e baktım. "Bugünkü programda ne var?"

"10.30 gümrüğe gidip tahsilatın onaylanması, 12.00 da Iskarta'yı kalkındırma projesi için mimarla görüşmeleriniz var. 15.00 da ise 12 liderin toplantısı olacak."

Bir süre dursa da aklına yeni bir şey düşmüş gibi tekrar konuştu. "Almanlarla olan randevunuzu ne zamana almamı istersiniz?"

Ağzımdaki zeytinin çekirdeğine boş kaba atarken Erdem'e baktım. Gözleri yanıt vermemi istiyor gibiydi. "Pazartesi'ye ayarla. Pazar günü 12 liderlerin buluşma günü o yüzden onca telaşın içine almanları sokmak istemiyorum."

Kafası ile onaylayıp yanı başına koyduğu tabletten günlük program dosyasını açtığını gördüm. "Akşam 19 da Murat'ı ofisime gönder."

"Bir şey mi sipariş edeceksiniz?"

"Karıma yüzük yaptıracağım."

Yüzü garip bir hal aldı. Sanırım benden böyle bir şey beklemiyordu. Gerçi umursamamam gerekirdi fakat Zergül ile evlenmeme rağmen 11 liderin kara kemikli oluşundan ötürü onaylamaması ve hala bana kadın ayarlamaya çalışmaları baş ağrıtmaya başlamıştı. Zergül'ün benden yüzük yaptırmamı istemesi bir nevi işime geldi. O yüksek sosyete de kadınlara onun için yaptırdığım yüzüğü gösterecek ve ardından kadınlar bunu tüm camiaya duyuracaklardı. Kılıç Şahbazoğlu'nun, karısına özel yüzük yaptırdığı haberi duyulması dahi susmak bilmeyen çenelerin kapanmasına yetecekti.

Ses etmedi ama istediğimi yapacağını biliyordum. Bu yüzden yanı başımızda duran hizmetçiye bakıp "Zergül uyanınca yüzük parmağının ölçüsünü alın. Ceyhun'a söyleyin 18.00-19.00 arası ölçüleri bana getirsin." der demez uzun bir sessizlikle kahvaltılarımızı yapmaya devam ettik.

╎ ┇ ︱ ┊

Saat 15.00 bir kara kemikle evlendiğim için yargılayıcı gözlerin olduğu büyük ihtişamlı bir masa. Bugünkü toplantının ana nedenini bilmiyordum. Melek'in ölümünden sonra işlerim çok aksadığı için anca toparlanabilmiştim. Lakin içimden bir ses fena katakulli döndüğünü söylüyordu. Bu bakışlar sadece kara kemikli bir kadınla evlenişimi yargılayan değil bir yerden de olacaklara olan tepkimi sorgulayan bakışlar gibiydi.

Kaşlarım çatıldıkça çatıldı. Beni burada ağaç eden şeyin ne olduğunu merak ediyordum ama hiçbiri konuşmaya meyilli değil gibi birbirlerine bakıyorlardı.

"Sizin bir karın ağrınız var belli." diye tehditkar bir şekilde cümleye başlangıcı yaptım. "Daha fazla susacak mısınız yoksa zorla mı konuşturayım?"

Sonunda 12 ailenin en yaşlı lideri olan Ata Bey, boğazını temizledi. Gözleri tedirgindi. "Kılıç, biz bir karar aldık."

"Ne gibi bir karar?"

"Biliyorsun, 12 aile içinden olan Bahadır öldürüldü. Senin yeni karın yüzünden, bu sebeple 12 aile de bir boşluk oluştu ve biz o boşluğa senin çok iyi tanıdığın bir adamı oy birliği ile 12 ailenin içine katma kararı aldık."

Merak ettim ve oturduğum yerde hafif doğrulup alt dudağımı yaladım. "Kimmiş peki bu yeni lider?"

Tekrar birbirlerine baktılar ve kapının eşiğinde duran korumalardan birine kaş göz hareketi yaptılar. Koruma dışarı çıktı ve ardından geri girdiğinde onunla birlikte giren kişiyi gördüğüm an bütün kanımın gerisin geri hareket ettiğini hissettim. Batur, tam karşımdaydı. Yüzüme baktı, alaycı bir gülümsemeyle masaya yaklaştığında çenemin kasıldığını hissediyordum.

"Adam diye önüme bu karaktersiz piç kurusunu mu getirdiniz? hem de lider vasfında öyle mi?" yer yer belli olan sinirime ne kadar sahip çıkmaya çalışsamda şu an kavga çıkaramayacağımın farkındaydım.

"Hadi ama Kılıç, seninle sonsuz bir barış için ayaklarına kadar geldim. Böyle konuşma."

Siktir oradan, o iyilik timsali sözlerinle buradaki kuzuları kandırırsın. Demek istiyor fakat susuyordum zamanı değildi. Şu an kavga çıkarmanın hiç zamanı yeri değildi. Eğer şu an olayı büyütürsem 12 liderliğindeki çoğu ailenin desteğini kaybederdim çünkü kişisel duygularla hareket edilmemesi aile içindeki katı kurallardan birisiydi. Dişlerimi sıktım sakin olmalıydım şu an değil.

Bu itin benim için hazırladığı kumpasa yakalanacak kadar aptal değildim.

"Oy birliği ile onu aileye kattık dediniz ama nedense benim oyum sorulmadı?"

Yanı başımdaki Sinan konuştuğunda, Ata Bey "Sadece 8 aile Batur Bey'i onayladı öyle olunca da size sormamıza gerek yok diye düşündük."

Yalancıyı kim sikmiş... Cidden buna inanmamızı mı bekliyordu. Batur belli ki kesenin ağzını açmış bir kaç koyunun çoktan aklını çelmişti. Sinan'ın bakışları da bu durumu yemediğini belli eden cinstendi.

"Bu köpek soyu yüzünden, Kılıç benim kardeşimi öldürdü." diyerek masadan kalkıp Batur'un yakasına yapışan Arat'ı birkaç aile lideri tutup geri çekmeye çalıştı. Arat ile aramız kardeşini öldürdüğüm günden beri bozuktu. O gün bugündür benimle bağlantılarını koparmış ve Iskartadan hisselerini çekmişti.

Onu anlıyordum. yücel onun canıydı kötülük yapsa da sakınacağı bir parçasıydı ve ben onu vahşice katlettim. Belki kafasına tek kurşun sıkıp öldürseydim bu kadar canı yanmazdı biliyorum ama asla pişman olmadım. Yine olsa yine yapar hatta daha beterini planlardım.

"Ne demek benim yüzümden kanıtız var mı Arat Bey?"

Batur... Bu herif şeytanın ta kendisiydi. Başkalarının etrafında centilmen ve herkesin güvendiği sadakatli yiğit bir adam rolü oynardı. Ama esasındaki karakteri çöplükten başka bir şey değildi. Doğu da katlettiği kara kemikleri dahi yeni çıkan bir virüs sebebi ile öldüklerine inandırmış basına öyle lanse ettirmişti.

"Kanıta mı ihtiyacım var lan? Senden başka kim Melek'i öldürmek ister?"

Batur, Arat'ın elinin üzerine elini koyup yakasına yapışan elleri ani bir güç uygulayarak geri itti. Arat dahi bu ani güce şaşırmış olacak ki gözleri şaşırırcasına açıldı.

"Arat Bey, Kılıç Bey'in tonca düşmanının olduğunun farkında mısınız acaba?" kırışmış yakasını düzeltti. "Evet, bizim aramızda kız kardeşim yüzünden sürtüşme yaşadığımız oldu ama 10 yıl boyunca bir köşe de hiçbir şey yapmamışken şimdi kız kardeşimi öldürmek istemem sizce kulağa mantıklı geliyor muydu?"

Sinsi piç. İnsanı nasıl kandıracağını biliyordu. Arat öfkesine yenilip onun tuzağına bile bile çekildi. salak herif, Batur'u diğer düşmanlarla karşılaştırmaması için o kadar uyarmıştım.

Arat daha da aptalca bir şey yapıp belindeki silaha elini attığında aniden ayaklanıp silahı tutan eline elimi attım. "Sok lan şunu geri yerine. Bile bile oyununa geliyorsun." diye fısıldar fısıldamaz bize bakan diğer ailelere döndüm. "Madem oy birliği olarak Batur Bey, aileye katıldı boynumuz kıldan ince. Topluluğa uymak gerek."

Batur'un yüzü anlık düşmüş ama ona baktığımı görünce kendini toparlayıp o soktuğumun maskesini geri yüzüne yerleştirdi. "Kılıç Bey'in beni onaylaması demek masumiyetimi kanıtlıyor demek öyle değil mi?"

Liderlere doğru konuşuyordu ama asıl muhatabı ben gibiydim. Fırsat ayağıma gelmişken tepmenin alemi yoktu. babamın her zaman bir sözü vardı. Keskin bıçak önce sahibini keser.

Bu yüzden sakin olacaktım. Onu öldürmekten ziyade kendi elleriyle canına dişine kattığı servetinin üstüne konmak ve donuna kadar her şeyini almak daha cazip geliyordu.

"Masum olup olmadığınızı garantileyemem ama daha demin dediğiniz gibi kanıtların olmadığı bir kavga boş."

Ne yapmak istediğimi merak eder gibi kaşları çatılmak istiyor fakat son an da normal haline dönüyordu. Zor tutuyordu kendini biliyordum. Çünkü bu tavrım onu köpek gibi tedirgin ediyordu. Melek'in ölümünün beni çok sarsacağına inanmış olacak ki şu an onun kafasına silah dayamam gerektiğini düşündüğünü varsayıyordum fakat bu işler ince işti.

"Kılıç, sen kafayı mı yedin lan? Bu soysuzun içimize sızmasına izin mi vereceksin? bu mu senin adamlığın?"

"Senin için adamlık efelik taslamaksa evet, benim adamlığım bu." aptal herif konuştukça dibe batıyordu. Bu kadar izleyicinin içinde bu lafları ederek insanların onu yargılamasına neden oluyordu.

"Belli ki hala Yücel'in acısını atlatamadın bu yüzden olup olmadık şeyler söylüyor asla sana uymayacak hareketler yapıyorsun." derken liderleri etkilemekti amacım. Arat'ın psikolojisinin bu aralar iyi olmadığına inandırmalıydım yoksa ileri de tek bir pürüzde her suç Arat'ın üstüne atılacaktı burada işler böyle giderdi. Biri bir hata yapar ve ötekilerinin zorbalanmalarına maruz kalırdı ta ki yeni bir hedef tahtasına kadar.

"Kılıç Bey haklı, Arat Bey şu an duygusal anlamda çökmüş gibi bu yüzden bu toplantıyı herkesin sinirinin yatıştığı bir zamana ertelemek daha iyi olacaktır."

Neyin peşinde lan bu?

"Hatta bu toplantıyı pazartesi yapılacak 12 aile partisine saklasak nasıl olur? Hem resmi olarak ailelerin akranları da benim 12 aile içine girişimi onaylamış olur hem de basın tarafından medya da duyurmuş olurduk."

Sırıttım. Sinsi köpek. Amacı meğersem basınmış. Yerini garantilemenin en iyi yolu basına bunu sızdırmak.

Onaylayan mırıltılardan sonra herkes işleri olduğu için dağılmış koca toplantı bölgesinde ben, Arat, Batur, Sinan, Han, Erdem ve Sefa kalmıştık.

Batur liderlerin gidişinden emin olur olmaz o aptal gülümsemeyi yüzünden silip Arat'a tiksinir gibi baktı. "Görüyorum ki hala malsın. Kardeşinin kime çektiği şimdi belli oldu."

Arat tam atak yapacakken Sefa iri yarı bedenini öne atıp Arat'ı bedeniyle durdurdu. Han bir köşe de sessizce olan biteni izliyor, Sinan ise oturduğu sandalyesinde kalkmadan içkisini yudumluyordu. Herkes sakindi, Arat hariç.

"Bıraksana lan. Geberteceğim bu piçi." diyerek Sefa'nın elinden kurtulmaya çalışan Arat'ı umursamayan Batur bana yaklaştı.

"Sana 10 yıl önce bir mesaj yollamıştım. Derin sular uyur uyur selle gelir diye. Hatırladın mı?"

"10 yıl boyunca Melek'i öldürmek için mi bekledin yani?" dedim ardından elim düşünür gibi çeneme gitti ve yüzümde alaycı bir sırıtışla. "Hayır, senin derdin Melek'i öldürmek değildi. Sen 12 aileye sızmak istediğin için önce Bahadır'ı saf dışı bıraktın ki koltuklardan biri boşalsın. Büyük ihtimal Yücel sana kendi ayağı ile gelmiştir."

"Ah Kılıç, sen ve senin şu bayıldığım zekan... Geçmişte beni dinleseydin şu an ikimiz doğu, batı, kuzey ve güneye tamamıyla hakim olabilirdik ama sen naptın aptal kardeşimle bir oldun kuyumu kazdın.."

"Senin işleri halletme yönteminin bana ters olduğunu sana çok önceden söylediğimi hatırlıyorum." bakışlarımız birbirimizden kopmadan "Sen Melek'i o aralar dayakla taciz ettiğinde sana bunu devam ettirmemeni söylemiştim ama inatla beni dinlemedin. Bitmek tükenmek bilmeyen öfke kontrolün daha da zıvanadan çıktı. Önce Melek'e vurmaya başladın ardından karına işkence etmeye. Hastasın oğlum sen. Senin gibi ruh hastası ile ortak iş yapacak kadar akli dengemi kaybettim mi sanıyorsun?"

Gözleri kısıldı, ellerini cebine attı. Yüzü bildiği gerçeklerle karşı kaşıya gelmiş gibiydi. Geçmişte Batur , benim en iyi dostumdu babası normal bir adam değildi şiddet canlısıydı. Bu şiddete dayanamayan Batur, babasını uykusunda her yerinden bıçaklayıp tek tek bütün uzuvlarını keserek aile bireylerine zorla yedirmişti. Melek o günden beri kandan aşırı korkardı bu yüzden asla kirli işlerimi ona yansıtmadan yapardım. Batur, ne kadar kabul etmek istemese de babasının başka bir kopyasıydı sadece.

"Ben arkamda çok ceset bıraktım Kılıç. Seni de onların içine katma mı istemiyorsan sesini kes."

Sinirlendi. Gözleri açılmış, göz bebekleri büyümüştü. Ama onun siniri beni ısıramayacak kadar küçük dişlere sahipti.

"Bendeki taşak sen de yok. Bu yüzden ben hep ön de yürürken sen arkamdan emekleyerek yetişmeye çalıştın. Sen, babanın hayaletiyle yaşıyorsun Batur. Babanla aynı kadere sahipsin. İleri de oğlun büyüdüğünde de babana yaptığını sana yapacak."

Batur'un en derin yarası babasıydı. Bunu bile bile asla kapanmayan yaranın üzerine tuzu bastırıyordum. Onu bile isteye kışkırtmamın en büyük nedeni planlarında tökezlemesini sağlamaktı.

Boynunda şakaklarında damarlar belirginleşmiş bedeni titremeye başlamıştı. Şu an çok ama çok sinirliydi bana istediğimi vermesini çok istedim fakat vermedi bunun yerine zoru zoruna gülüp "Her neyse onu boşver bil bakalım geçen otelde kimin yeni karısı ile karşılaştım."

Kaşlarım gerildi. Konuşmasını bekledim.

"Eğer onu karımın izlediği magazin haberlerinde görmüş olmasaydım emin ol tanımazdım. Bir kara kemik demek.."

gözleri düşünür gibi tavana kaydı ve tekrar beni buldu. "Yeni karında güzelmiş, arka kasa fena. yatakta işini iyi görüyordur."

Bir an sadece bir an için beynime kan gitmediğini hissettim ardından ise sakin olmak için mimiklerimi kontrol altına aldım. "Yarın bir gün, ben mezarını kazdığımda da bu kadar kışkırtıcı konuşabilecek misin merak ediyorum."

Yaklaştım. Elimi omzuna koyup patpatladım. "Su uyur düşman uyumaz. Sen bunu aklından çıkarma ve o diline sahip çık Batur. Bir daha ki sefer olur ise ben o dile delik açarım." sesim sakindi. Boş lakırdılara dayılanacak kavga çıkaracak durumda değildim. 12 liderler burada olmasa bile şu an onlarla ortak kullandığımız bir mekandaydık. Ve burada yaşanacak tek bir pürüz onların kulağına gidecekti.

"Hadi sen ufaktan uza artık."

"Öyle olsun bakalım. Bugünlük bırakalım ve rövanşı başka güne kalsın." deyip odadan çıkan Batur'un arkasından Arat konuştu.

"Onu böyle salacak mısın gerçekten? Kardeşimin intikamı ne olacak?" diye bağıran Arat'a öyle bir bakış attım ki susmak zorunda kaldı.

"Ben, burada karımın bedeni hakkında konuşulduğunda nasıl sustuysam sen de o sikik çenene sahip çıkacaksın Arat. Senin yüzünden tek bir planım aksarsa ilk hedefim Batur'dan evvel sen olursun."

Sefa'nın kollarından en sonunda kurtulup bana öldüresiye baktı. "Bunu unutmayacağım." deyip o da çıktı.

"Valla seni Batur değil ama Arat patlatır gibi." diye ilk konuşan Sinan oldu. Konuşma bitene kadar araya girmemiş sadece dinleyerek göz gezdirmişti. Han ise tamamıyla sessiz kalmıştı.

"Şu salağın arkasından git. Saçma sapan işlere kalkışıp 12 aile arasındaki saygınlığını düşürmesin." diye konuşurken Han'a bakıyordum.

"Ben de o iş." deyip ardından yetişmek için çıktı.

Sefa, gerilen ortamı umursamadan "Başın bitten götün sikten kurtulmasın inşallah Batur yollusu." diye arkasından bağırdığında Sinan gözlerini kıstı.

"Vizyonsuz."

"Sen küfür etmeyi bilmiyorsun diye küfür edene vizyonsuz diyemezsin kardeşim."

"Küfür etmeyi bilmiyor muyum?"

Ah, yine başladılar. daha demin ki ölüm gerginliğini bir toz bulutu gibi dağıtan bu ikiliyi dinlerken yorulmuş hissediyordum.

"Evet bilmiyorsun. O antin kuntin kitapları okuyup edebiyat peşinde koşuyorsun."

Sinan boşver anlamında elini hava da sallayıp. "Seninle laf dalaşına her girişimde beynim yoruluyor çünkü cahil cühelanın tekisin. Bedeni fazla gelişmiş goril."

Sefa, Sinan'ın oturduğu sandalyenin önündeki masanın ucuna kıçını yaslayıp hınzırca Sinan'a baktı.

"Beğeniyorsun değil mi benim iri yarılığımı, seksi bedenimi ve olmazsa olmaz yıkıcı gücümü?" der demez Sinan'a öpücük attı. "Hadi hadi aşıksın bana o yüzden bu tavırların."

"Sana yanlayacağıma sol elimle ilişkiye girerim daha iyi."

Midem bu ikilinin alt seviye konuşmasına daha fazla tahammül edemediğinden ceketimi düzeltim kapının kulpuna elimi attım.

"Gidiyor musun?"

Sinan'ın sorusunu kısaca cevapladım."İşlerim var."

Daha doğrusu uyarmam gereken bir kadın vardı.

╎ ┇ ︱ ┊

Cumartesi... Dün Zergül ile konuşamamıştım. Aile doktorumuz rahim ağzında hafif zedelenme olduğunu söylemişti. Bu yüzden O günkü konuyu konuşmak yerine dinlenmesine izin vermiştim. Şimdi ise elimde 1 günde yapılması tamamlanmış o evlilik yüzüğünün kutusu vardı. Elimdeki kutuyu eviriyor çeviriyordum.

İçeriye giren topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesleri duymama rağmen oturduğum yerden başımı kaldırmak yerine yüzük kutusunda olan gözlerimle sadece onun bana doğru adımlayışlarını dinledim. Kesilen adımlardan sonra "Beni çağırtmışsınız." dedi.

Kafamı kaldırdım. Bedeni yine ister istemez göz menzilime yakalandı. dar kesim giydiği kalem etek kalçalarına olan iştahımı harlıyordu. Ona tensel bir çekim hissettiğim an ne zamandı bilmiyorum ama bunu fark ettiğimde parmağımda melek'le olan evlilik yüzüğünü taşımaktaydım. Melek'in sürekli olarak Zergül ile olmamı istediği vesveseleri kadın olarak görmediğim Zergül'ü süzmeme yol açmıştı. Melek'in böyle bir kızda ne bulduğunu anlamaya çalışırken aslında cinsel arzularıma uyan bir bedenini oluşunu ilk fark edişim bodrumdu. Zergül ne zaman korksa iri göğüsleri korkudan inip şişerdi. Bakışlarım anlık o göğüslere kayar ve ardından ateşe dokunmuşçasına geri çekilirdim. ve o zamanlar bu durumu uzun zamandır cinsel birliktelik yaşamadığıma verirdim.

Fakat şimdi daha iyi anlıyordum. Zergül ile bütünleştiğim zaman beni doruklarıma kadar çıkartan hatta ilk seferi olmasa onu yatakta ağlayacak kadar becermek istediğim kadınlığı, geniş doldun yuvarlak kalçaları, iri göğüsleri mermer kadar beyaz teni tam olarak cinsel arzularımı tetikleyen etken olmuştu.

Zergül'ü sevmiyordum. Ona kalbim atmamasına rağmen tenini bu kadar arzulamam benim açımdan iyi miydi kötü müydü bilmiyordum.

"Nasıl oldun?"

hala alışamadığını belli eden şey yerli yersiz utanmalarıydı. "İyiyim, dün yatakta dinlenmek ağrılarıma iyi geldi."

"Güzel." dedim ve gayri ihtiyari koltuktan kalktım. irkildi ve benden birkaç adım geri kaçtı. Yanı başında duran masaya yüzük kutusunu koyduğumda gözleri benden yüzüğe gitti.

"İstediğin yüzük hazır."

"Yetişmez zannediyordum. Teşekkür ederim Kılıç Be- Şey Kılıç." hala Bey dememek için zor tutuyordu kendini. Tensel olarak Zergül'ün bedenime ilgi duyduğunu fark ettiğimde aynı zamanda bana karşı bir duygusunun olmadığını da net bir şekilde anlamıştım. Bu ikimiz için de en iyisi olandı.

Yüzük kutusunun kapağını açtım. Yüzüklere ilgi ile bakıyordu hatta harelerinde hayranlık vardı bile diyebilirdim.



(Yüzük bu tasarımı çok hoşuma gitti.)

Sağ elini, elimin arasına aldığımda irkildi. Kahverengi gözlerini kaçırdı ve gözlerini ezberlediğine emin olduğum odanın içinde gezdirdi.

Bakışlarım boştu. Şu an bu yaptığım şeyde mantık aramam bir yana 10 yıl sonra başka kadının elini tutmak yabancı hissettirdi.

Yine de görev olarak nitelendirdiğim şeyi yapmak adına, elimin içine aldığım elinin yüzük parmağını, parmağımdan aldığım kısa bir destekle havalanmasını sağladım. Yanı başımda kapağı açık duran yüzük kutusundan önce ilk yüzüğü çıkarttım.

"Evlilik yüzüğünün neden yüzük parmağına takıldığına dair bir şehir efsanesi var biliyor musun?"

Olumsuzca kafa salladı. Bana değmeyen gözleri yüzümü yokladı. Suratının aldığı ifade de merak vardı.

Yüzüklerin ilkini yavaşça parmağına geçirip, konuşmanın devamını bekleyen karımın gözlerinin içine baktım ardından diğer taşlı yüzüğü ellerimin arasına aldım.

"Çünkü yüzük parmağında kalbe giden bir damarın olduğuna inanılır. Bu yüzden evlilik yüzüğü bu parmağa takılır."

Sözüm bittiğinde tek taşı çoktan parmağına geçirmiştim. Tepkisini ölçmek için ona baktım. Parmağına geçirdiğim yüzüğe bakıyor ve derin bir şekilde düşünüyordu.

Sol göğsünü parmağım ile işaret ettim. Bana baktı. "Burada bana yer yok."

Parmağımın yeni rotası kendi göğsümü buldu. "Burada sana yer yok."

"Parmağına geçirdiğim bu yüzük, ikimizin dile dökmediği bir sözleşmeden ibaret."

Gözleri, gözlerimde gezindi derince baktı. Aradığı şey neydi bilmiyordum.

"Duygularımız karşılıklı. Benim sizden tek istediğim sadakat bundan başka bir şeye ihtiyacım yok." diyen sözleri kendinden emin çıkıyordu.

"Seni aldatmayacağım Zergül. Aynı şekilde sen de beni aldatamazsın."

"Öyle bir şey asla olmayacak. Buna sizi temin ederim."

Evet, bu ilişki sadakatle birbirine bağlıydı. Duygularla bezenmemize gerek yoktu. Bana bir çocuk doğurduğu gün, asıl bu evliliğin amacına ulaşacağımız gün olacaktı.

╵ 〡 〢 ╹ ╻

Bu bölümünde sonuna geldik.

Beni instagramdan takip etmeyi unutmayın.

İNSTAGRAM ADIM; draculessaa

Yeni bölüme kadar aşk ve sağlıkla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.