İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 19 · 20 dk okuma

KASATURA

Bölüm 19

↾16- gönül kesiği⇃

Bol bol yorum bekliyorum alkoliklerim. Bu kötü günlerde beni motive edecek tek şey yorum 🥲

〢 ╹ ╻ ╷

Şu iki gündür bozuk bir pusulanın yol göstermesiyle ilerlediğim hayatımı sorgularken buluyordum kendimi. Kalbimin tam üstünde hissettiğim bir hançer ve o hançeri tutan elin sahibi Kılıç... Evet, bu hayatta bana 2 seçim hakkı verilmiş ve ben en az zararla sağ çıkacağım şıkkı seçmiştim ya da öyle sanmıştım. Keza seçtiğim şık beni uçurumun kenarına iten ve kırık kanadımla uçurumdan aşağı atlamamı isteyen bir kumpastı.

Oturduğum yerde seçtiğim şıkkın bana getirdiği zararları ve yararları düşünüyordum. 2 gündür Kılıç'ı ortalıklarda görmemiştim. En son onu yatak odamda birbirimizin nefesleriyle hayat bulduğumuz, tenimizin renkler yordamıyla karışması gibi birbirine çekildiği o akşamdı. İster istemez dudaklarıma giden parmağımla aklımda dolanıp duran Kılıç'ın yüzünü hatırladım. İlk kez onu o kadar şehvetli görmüştüm ve beni aşırı derece utandırmıştı. Saçlarının ıslanıp alnına düşüşünü kartal kadar keskin gözlerinin bedenimi ahlaksızca süzüşünü görmek beni fena etkilemişti.

Bu duygu neydi? yani hissettiğim? kesinlikle aşk değildi ama ikimizin arasında anlam veremediğim bir çekim vardı. Birbirimize hayır diyemediğimiz birbirimizin teninde can bulduğumuz bir çekim...

O kadar dalmıştım ki sanki uzaklardan bir ses duyuyor ama itina ile kulak vermeyi reddediyordum. Gözümün önünde sallanan bir el ile irkilip düşüncelerimden arındığımda karşımdaki Müge bana baktı. Kaşları çatılmış ve yüzü sorgular gibi bana bakıyordu.

"Çok merak ediyorum bu kadar transa girecek ne yaşadın?"

Göz devirip kucağımda sözde okumak için aldığım ama okumaktan ziyade Kılıç'ı düşünmekten yüzüne bakmadığım kitabı koltuğun boş yanına koyup ayağa kalktım.

"Hoşgeldin. Dalmışım ya fark etmedim seni."

Sarılmama karşılık verirken yüz ifadesi gram değişmeden konuştu. "Onu anladım zaten."

Sarılmamız bittiğinde daha demin koyduğum kitabı alıp kitabın doldurduğu yere mabadını koydu. Kitabı da koltuğun başına koyup ayakta dikilen bana baktı.

"Neyin var senin?"

"Bir şeyim yok. Arada dalıyorum işte." derken yanı başına oturmuştum ki hizmetçilerden birisi salona girip elinde çalmakta olan telefonumu bana uzatarak "Zergül Hanım, Kılıç Bey arıyor." dediğinde dudaklarımı ıslatıp hizmetçinin bana gelmesini beklemeden ben ona doğru ilerledim. Sanki 2 gündür değilde 1 haftadır ev de yokmuş gibi bir hissiyatle telefonu alıp yeşile kaydırdım.

"Kılıç?"

"İyi misin?"

Kılıç'ın adını zikrettiğimde ilk söylediği şey bu soru oldu. "İyiyim, sen?"

Eğer normal bir çift olmuş olsaydık çoktan eve neden gelmeyişi ile ilgili sorular sormaya başlardım lakin olduğumuz durum onu sorgulayacak bir vaziyette olmayışımı yüzüme vurduğundan ses etmedim.

"İyi. Sana bir şey söylemek için aradım." sesi her zaman ki gibiydi. Net ve dobra.

"Dinliyorum." derken gözüm Müge'ye kaydı. Bacak bacak üstüne atmış ve kollarını göğüs altında bağlayarak pür dikkat bana bakıyordu.

"1 saate hazır ol. Müge'ye de söyle o da hazır olsun. Şoförlerden birisi almaya gelecek sizi."

Dediğinde aklım karışmıştı. "Bir dakika Kılıç ne oluyor? Nereye gidiyoruz?"

Derin bir nefes verdi telefonun ardında. Sanki bir şeyleri anlatmak ona bıkkınlık getiriyormuş gibi davranıyordu ve bu beni aşırı gıcık etmişti.

"Satın aldığım bir ada var, açılış için 12 aile ile adaya gideceğiz. O yüzden yanınıza giyecek bir şeyler alın. 2-3 günlük bir gezi olacak."

Yüzüme kapatılan telefonla şoku atlatamayıp bir telefona bir Müge'ye bakarak "Yemin ediyorum dağ ayısı ya çat diye kapadı telefonu yüzüme." diye kendi kendime konuştuğumda Müge'nin sesini işittim.

"Ne diyor?"

"Önceden aldığı bir ada varmış ve açılışı için 12 aileyi davet etmiş. 2-3 günlüğüne kalmalı bir ada gezintisi olacağından sen ve ben 1 saate hazırlanmamızı söyledi."

Müge gözlerini kapadı bir süre sessiz kalıp gözlerini açtı bana baktı. Yüzündeki ciddiyetle. "Şaka mı bu? Ada gezisine gideceğiz ve 1 saat kala mı söylüyor?" diyen sesi inanamadığını belli ederken sadece kafamla onayladım.

Ayağa kalkıp salonun dış kapısına doğru adımladığında "Gel de şimdi alelacele hazırlan." diyerek ilerlemeye başlamıştı ki durdu ve bana döndü. Gözlerini kısıp "Senin bu kocan cidden garip herifin teki." deyip salondan çıktı. Gözlerimi ardı ardına kırpıp gözden kaybolan Müge'yi bir süre izlesemde en nihayetinde hazırlanmak için salondan çıkıp merdivenlere adımladım.

"Asıl tüm Şahbazoğlu olan sizler garipsiniz." diye mırıldanmadan da edemedim...

╏ ║ ╎ ┇

Bilmem kaçıncı mide bulantısından sonra yapılan iğneler ve ilaçların yordamıyla yatakta uzanıyordum. Bundan tam 2 saat önce hayatımda ilk kez canlı gözlerle deniz görüşümün verdiği heyecanla kıpır kıpır olan kalbim gemiye binmemle alabora olmuştu. Keza yeni bir yanımı fark etmeme vesile olan denizi daha fazla düşünmek istemiyordum. Gemiye biner binmez sallantılardan ötürü midem bulanmış ve hareket halindeki denize bakmak midemdeki çalkantıları başka bir boyuta eriştirmişti.

Beni deniz tuttuğunu gören kocam ise yanımızda getirdiği aile doktorunun bana ilaç vermesi ile dinlenlenmemi sağlamıştı. Açık konuşmak gerekirse odadan dışarı çıkmak istemiyordum. Denizi düşünmek dahi yüzümü buruşturmaya yeterken bir kere daha mide bulantısı çekip kusmak istemiyordum bilhassa içim dışıma çıktığından boğazımdaki o iğrenç tadın varlığı hala yerini korumaktaydı.

Kapı açıldığında içeriye giren Kılıç ile ayağa kalkmak istemiştim fakat o tek hareketiyle beni durdurup "Kalkma yat." dedi. Onu ikiletmedim ve geri yattım. Ayak ucuma oturup bana baktı.

"Daha iyi misin?"

"Olmaya çalışıyorum."

Elini yanağıma attığında soğuk elinden ötürü irkildim. Gözleri gözlerimde bir süre dolandı. Konuşmuyor ama gözlerin içinde binbir kelimenin takla attığına emindim.

"Biraz daha dinlen, yemeğini odana göndereceğim." deyip ayaklandığında elinin yanağımdan kaybolmasıyla bıraktığı soğukluk hissi garip hissettirmişti.

"Tamam." diyebildim sadece o da onaylayıp odadan çıktı.

Az da olsa ilgisini belli eden bir kocaydı. Bu bile bir lütuf diyebilirdim bilhassa Kılıç'ın ilgisi bittiği an yaşanacakların ön izlemesini hayal edebiliyordum.

Birkaç dakika sonra kapım çalındı ve ben gelenin yemek getiren bir hizmetçi olduğunu düşünüp "Gir." dedim ammavelakin gelen kişiler 12 aile kadınlarından 3-5 kişiydi ve ben onları görür görmez aniden yattığım yerden doğruldum. Yüzümdeki şaşkınlıkla ortamı kavramaya çalışırken kadınlar tanıdığım bir sima olan Münevver Hanım öne çıkıp bana samimice gülümsedi.

Bu simayı nerede tanıdım diye soracak olursanız Müge'nin gösterdiği resimlerin hafızamda yer edinişinden ötürüydü.

"Geçmiş olsun Zergül Hanım. Rahatsız etmemişizdir umarım?" diyerek soru sorduğunda bekletmeden yanıtladım onu. "Hayır tabiki hoşgelsiniz. Sadece biraz şaşırdım." deyip mahcup bir eda ile gülümsedim.

Diğer kadınlar konuşmak yerine Münevver Hanım'ın arkasında duruyorlardı sanki rehberleri oymuş gibi bir halleri vardı ki keza hepsi Münevver Hanım'ın ağzından çıkan sözlere dikkat kesildiğine bizzat şahit oluyordum. Işıl sosyetenin kraliçesi olmasına rağmen bu kadar saygı duyulduğuna bile emin değildim ama bu kadın sadece varlığı ile etrafındaki insanları büyüleyebilecek bir karakterize bırakıyordu.

"En son sizi 12 aile davetinde görmüş velhasıl kelam tatsız bir söylenti yüzünden tanışma şerefine nail olamamıştım." diyerek söze başladığında sesinin tonundaki yumuşaklığı beni benden almıştı. O kadar naif ve sakin bir ton kullanıyordu ki ister istemez sularına çekiliyordunuz.

Kendime gelip "Maalesef öyle bir tatsızlık oldu. En nihayetinde gerçekler ortaya çıktı da bu kötü olayı kazasız atlatabildim."

İki elini zarifte bel hizasında birleştirip parmakları kıvrıldı. Duruşu bakışı giyimi bile asilzadelik göstergesiydi. Otuzlu yaşlarının sonunda bir kadındı fakat bakımlı oluşu onu o yaşlarda gibi göstermiyordu.

"Sizi böyle rahatsızken çok yormak istemiyorum o yüzden direk konuya gireceğim." dediği an biraz gerildim. Naif bir kadın oluşu yelkenleri suya indirmem için bir neden değildi. Keza sosyetedeki her insan maske takmaktaydı.

"Sizin hakkınızda ister istemez kötü söylentilere kulak asıp yargısız infaz yapma gibi bir duruma düştük. Ben ve yanı başımdaki hanımlar bu konu için sizden içten özürlerimizi diliyoruz. Kılıç Bey'in karısını bu kadar ön yargı ile yargılamak ve durumun bizim düşündüğümüz gibi çıkmayışı bize büyük bir ders oldu diyebilirim. Bu yüzden özrümüzü kabul etmenizi ve bu günden sonra güzel muhabbetler eşliğinde birlik ve beraberlik içinde olmamızı arz ediyorum."

Ne diyeceğimi ve nasıl tepki vereceğimi bilemez halde tıkılıp kalmıştım ilk kez birisi benimle bu kadar resmi konuşup bu kadar içten oluyordu. Yine de yüzümdeki şaşkınlığı gizleyip "Özrünüzü kabul ediyorum. Hepimiz bazen ön yargılarımızın peşine gideriz. Dilerim bundan sonra ki ilişkilerimiz sağlam olur." diyerek içimde süre gelen düşünceyi yansıtmamak için olabildiğince gülümsedim.

Yüzüme gülümseyen gözler kısılmıştı. Bu kadının ne düşündüğünü kestiremesemde dikkati elden bırakmamak gerekti. Sonuçta bir ak kemiğe asla güvenmeye niyetim yoktu. Bu kocam dahi olsa güvenmemem gerektiğini en acı şekilde öğrenmiştim...

"Madem bu sorunu çözdük. Siz istirahat etmeye devam edin. Biz, sizi daha fazla hasta halinizle yormayalım. birkaç gün zaten beraber olacağız birbirimizi tanımak için çok fırsatımız olacaktır." diyerek başıyla selam verdiğinde ben de aynı şekilde selam verdim ve geldikleri kapıdan geri çıktıklarında kaşlarım çatıldı. o gözler beni sınıyordu buna emindim. Nazik ve samimiymiş gibi görünsede aslında tepkimi merak ediyor gibiydi ve ben asla bu kadına karşı kötü bir eylemde bulunmamaydım bu kadın yükselişim için bir anahtardı...

╏ ║ ╎ ┇

Sonunda devasa gemiden inebilmiştim. Tuzlu denizin kokusundan arınmak isteyen ciğerlerime geldiğim adanın toprak kokusuna boğarken en nihayetinde nefes alabildiğimi fark ettim. Müge'nin eli sırtımı sıvazladığında yandan ona baktım.

"Bir iki kere daha seyahatten sonra alışırsın deniz yolculuğuna."

"Umarım. Yoksa bu gidişle deniz ile arama mesafe koymak zorunda kalabilirim."

Kıkırdadı. "Valla Kılıç Bey'i tanıyorsam seni bayıltır yine de o deniz yolculuğuna çıkartır." dediğinde sırıttım ama gram komik bulduğumdan değildi. Tam tersi o psikopatlık on da oluşundan yapmama ihtimali yoktu.

Bir süre ortam sessizleşince 12 aileyi süzmeye başladım. Gördüğüm yüzler ve görmediğim yüzler olarak çok fazla kişi vardı. Hepsini aklımda tutmalı ve fırsat bulabilirsem 12 aileye mensup tüm hanımlarla etkileşim kurmalıydım. Ben etraftaki insanları tararken göz göze geldiğim Batur denilen adam ile yüzüm ciddileşmiş kaşlarım yersiz yere çatılmıştı. Bu adamdan haz etmiyordum. Melek Hanım'ın ölümüne sebep olduğu yetmezmiş gibi rezil bir kocaydı. Yanı başında etrafı izleyen karısıyla ilgilenmek yerine arsızca beni baştan aşağı süzdü. Yüzünden mimik oynamıyor boş boş bakıyordu ama nedense rahatsız olmuştum. Gözlerimi ondan çektiğimde Kılıç ile göz göze geldim. Sadece saniyelik gözlerimiz birbirine değmiş ve o anında gözlerini benden çekmişti. Topluluğa hitaben:

"Öncelikle hepiniz adaya hoşgeldiniz." dedi ve sağ elini cebinden çıkarıp kolundaki saate baktı. "Şu anlık dinlenin, hizmetkarlarım size odalarınıza kadar eşlik edecek. Akşam yemeğinde hep beraber yemek için toplanırız."

Sefa, Kılıç'ın solunda iken Erdem sağında duruyordu. Arat Bey, Han Bey ve Sinan Bey ise topluluğun ön saflarında dikkatleri Kılıç'ın üzerindeydi. Bunların haricinde tanıdığım başka 12 aileden kimse yoktu. Kılıç evine asla yakın olmadığı insanları sokmazdı genelde ya otelde ya da Iskarta'da buluşurdu.

Aileler hizmetçilerin eşyalarını almasıyla beraber yürümeye başladıklarında ben daha yeni yeni adayı görür olmuştum ve gördüğüm yer dudak taştan oluşma büyük bir malikaneydi. Tam olarak iç bölümü göremiyordum çünkü makilaneye ağaçların arasında gizlenmiş vaziyetteydi. Toprak araziye uygun üstü açık jip tarzı aralabar ak kemiklerin binmesi için sırasıyla dizilmiş vaziyette duruyordu. Kılıç yanıma gelip elini belime attığında ona daha fazla sokuldum. Bizi izleyen gözler vardı ve şu an ikimizinde mutlu evli çift rolü yapmamız gerektiğinin farkındaydım.

Bir ip gibi sıralanmış 10 arabadan fazla araba ilerlemeye başladığında son kalan arabaya ben, Kılıç ve Müge binmiştik. Şoför koltuğuna yerleşen Sefa ile araba hareket etmeye başladığında kalbim küt küt atmaya başlamıştı. İlk kez doğa ile iç içe gelmiştim. Bu yüzden gözlerimde merak her ayrıntıyı detayına kadar inceliyordu. 16 yaşıma kadar yeraltında kalmış 16 yaşımdan sonrasını bir evin içinde sadece hizmetçilik yaparak geçirmiştim. Bu tarz yerleri Melek Hanım bana bilgisayardan açar gösterirdi ve ben okuduğum kitaplarda gördüğüm evreni Melek Hanım'ın bana gösterdikleri gibi hayal ederdim.

Yüzümde peydah olmuş mutluluğu ve gözlerimdeki ışıltıyı saklayamıyor etrafımı büyük bir ilgi ile izliyordum ki Kılıç Bey'in bana baktığını fark edip gözlerimi kaçırdım. İster istemez utanmıştım. Olduğum durumu unutup bir an içimdeki heyecana kapılıp göstermemem gereken bir yanımı göstermiştim fakat o hiçbir şekilde ses etmedi. Hatta umursamayıp önüne döndü.

Arabalar 4 metreye yakın olduğunu düşündüğüm duvarlarla çevrili malikanenin etrafında durduğunda vakit kaybetmeden arabadan indim. Ben ve Müge bilmem kaç kattan oluşan malikaneye bakarken ağzımız açıktı.

"Cidden bunu basına sızdırmadan nasıl yaptı hala anlamıyorum." diye mırıldandı Müge.

Haklıydı basının kolay kolay duymayacağı bir olay yoktu fakat Kılıç Bey bir ada aldığını ve açılışın olacağını söyleyene kadar kimsenin bundan haberi dahi yoktu. Adam gerçekten sırlarla doluydu ve kimseye sezdirmeden böyle devasa bir malikane yaptırması da ayrı bir olaydı. Dışı bile bu kadar etkilerken içinin nasıl oluşunu merak etmeden duramıyordum.

"Kılıç Bey, siz geçin ben eşyaları hizmetkar ile odanıza göndereceğim." diyen Sefa ile Kılıç kafasıyla onaylar onaylamaz Müge ve bana baktı. Sinyali almıştık bu bir nevi ilerlememiz gerektiğini söyleyen bir bakıştı. Kılıç ön de biz arkada malikanenin bahçe duvarından içeri girdik. ve o an ağzımın kocaman açılmasına sebebiyet olacak bir manzara ile karşılaştım.



(Malikanenin bahçe kısmının aşıldıktan sonraki iç bölgesi böyle)

"Hayatımda böyle bir şey görmedim." diye içimdekileri yansıtan Müge'ye "Ben de hiç böyle bir şeye şahit olacağımı düşünmezdim. Resmen Babil'in asma bahçelerinde gibi hissediyorum."

Çocukluğumda sadece bir tane kitabım olmuştu okuma yazmayı bile zoru zoruna annem öğretmişti. Babil'in Asma Bahçeleri okuduğum tek kitap olmak ile birlikte hayal gücümü çalıştıran da tek kitaptı. Yeryüzüne çıktığımda ise Melek Hanım sayesinde okuma ve yazmam düzelmişti. Asla ulaşamayacağım kitaplara ulaşabilmiş ve sahip olamayacağım şeyleri kitaplar yordamıyla hayal gücümde sahip olabilmiştim.

Hayat gerçekten sürprizlerle doluydu. Hayalden öteye gidemeyeceğini düşündüğüm sahneler şu an tam karşındaydı ve bir hizmetçi olarak değil sahibi olarak bulunmaktaydım. Işıl'ın Kılıç'a şimdi neden bu kadar taktığını anlayabiliyordum. Statü dediğimiz şey o kadar tatlıydı ki bir kere tadını aldınız mı açgözlülük ile dolup taşıyordunuz. Fakat ben o balı tatmaya niyetli değildim. Kılıç Bey'e anca bir çocuk verebilirsem balın tadını alabilecektim. Şu an soyadım sallantıdaydı ve bunun için yüksek sosyete ilk hedefim olmalıydı. peri masallarına dalacak bir konumda olmadığımdan yüzümdeki heves saniye içerisinde kırıldı.

╏ ║ ╎ ┇

Kılıç ile malikanenin biraz dışında kalan büyük bir kayanın gövdesine yapılmış bir oda da kalacağımızı öğrendiğimde yutkundum. Odayı düşünmekten ziyade asıl garip duygulara gebe kalmamı sağlayan şey Kılıç ile aynı yatakta yatacağım oluşuydu ve bu beni biraz geriyordu. Sinirli kılıç, psikopat Kılıç, abaza Kılıç'ı tadan gözlerim şimdi de uyuyan Kılıç'ı mı görecekti? kalacağım odaya girdiğimde taş duvarlardan oluşma fantezi ve fantastik arasında sıkışmış bir yer ile karşılaştım. Yer göbeği oyulmuş ve içine tatlı su konulmuştu. Yatak çift kişilik olamayacak şekilde büyüktü ve taş duvardaki bir oyukta içki şişeleri bir yana kadehler bulunmaktaydı. Birkaç minik oyukta ise büyük yanan mumlar ve tütsüler vardı. Elektrikten ziyade tavanda devasa bir avize ve avizenin etrafında büyük mumlardan vardı. Çok nostaljik bir havası olsa da bana daha çok binbir gece masallarındaymış gibi hissettiriyordu.

(Tam olarak hayalimdeki değil ama buna benzer diyebilirim)

Yerlere serilmiş eski usül kilimler karmaşık desenler barındırmakla birlikte odanın küçük bir kısmında kapısız olan bir delik vardı. Orada ne olduğunu merak edip adımladığımda gördüğüm şey deniz manzarasıydı. Taş zeminde yer minderleri koyulmuş ve küçük bir sehpanın üzerinde altın renginde işlemeli otantik duran bir tepsi de meyveler bulunmaktaydı. Odanın büyüsüne o kadar kapılmıştım ki Kılıç'ın da şu an odanın içerisinde oluşunu unutmuştum. Arkamı döndüğümde Kılıç'ı gömleğini çıkartırken gördüm. Gömleğinin önünü tamamen açmış vaziyette ayakta dikiliyordu. Kolundaki saati çıkarıp yatağın üstüne atar atmaz gözlerini kapadı ve sol elini boynuna atıp kütletti.

Birkaç yaraya ev sahipliği yapan bedenine şu an ki bakışım aç bir kurdun bakışına benzerdi diyebilirim. Kollarındaki belirgin damarları her hareket ettiğinde daha da belirginleşirken, o elini pantolonun kemerine attı ve göz ucuyla bana baktı.

Gözlerimi çevirmek istememe rağmen bu dürtüme direndim. Yavaş ama aksak adımımla ona yaklaştım. Gözleri bir an topal ayağıma kaysa da bakışları tekrar gözlerimi buldu. Bugün niyeyse çok sinirli mi desem kasvetli mi desem öyle bir hava yayıyordu.

Dibine kadar geldiğimde artık yüzünü göremiyor göğüs kaslarıyla bakışıyordum. Ama onun bakışlarının benim üzerimde oluşuna emindim. Elimi açık olan göğsünde gezdirirken dokunduğum her yer kasılmaya başladı. Kaya kadar sert bedenini izliyor ve ellerim bilinmeyen bir haritanın üzerinde geziniyormuş gibi keşife çıkıyordu.

Parmaklarını çenemde hissetmemle çenemden tutup başımı yukarı kaldırdı. Ne yapmaya çalıştığımı anlamaya çalışıyor gibi görünüyordu lakin bu sorunun cevabını ben dahi bilmediğimden parmak uçlarımda havalanıp dudaklarımı dudaklarına kısa süreliğine değdirdim.

Sadece bu yaptığım hareket bile kirpiklerimi titretirken on da yaprak dahi kımıldamamıştı.

"Kendi isteğinle bana dokunduğun ilk sefer. Bu hareketlerini neye borçluyuz Zergül hanım?"

Yutkundum ne demem gerektiğini bilmediğimden "Kocam değil misin? İlla kocama dokunmak için nedene mi ihtiyacım var?"

Yüzünde çarpık bir gülümseme yer edindi. "Bazen dilini bilmediğim bir ülke gibi oluyorsun Zergül."

"O ülkeyi fethedeli çok olmasına rağmen dilini hala öğrenemedin demek..."

Eli saçlarımın arasından girip enseme gitti. Akrebin kıskacına alır gibi ensem ellerinin arasına girdiğinde arsızca bedenimi süzdü. "Dil öğrenmek kolay asıl iş coğrafya da."

Ah, son cümleyi söylerken bedenimi kıyafetlerimin içinden doğru öyle bir süzmüştü ki en son seviştiğimiz gece aklıma düşmüştü. Sanki o geceyi tekrar yaşamak istiyormuşum gibi bir hissiyate kapıldığımdan mıdır nedir. Elim benim itaatim olmadan aklıma uyup çoktan Kılıç'ın kemerini açtığı pantolonun kasık bölgesine gidip gezinmeye başladı.

Kılıç'ın sert çehresi kasılmış ve gözlerini kapamıştı. Ensemdeki eli daha da sıkılaştığında "Yapma, eğer başlarsam bu akşam yemeğe katılamayacak hale sokarım seni." dedi tehditvari bir sesle.

Bunun sözde kalmayacağını ve kesinlikle yapacağına emindim. Bu yüzden elimi çektim ama gözlerimdeki işveyi yok etmeden önce "Yemekten sonra kılıcı kınına soksan iyi edersin." diye fısıldadım asla benden beklenmeyecek bir seksilikte.

Gözlerindeki yoğun ifade daha da arduvazlarını koyulaştırmıştı. Ensemden doğru kafamı kendisine yaklaştırdığında boştaki eli çoktan belime dolanmıştı. "O kılıç kınına girerse canı yakmadan durmaz. O yüzden daha fazla ateşimi harlama."

Sırıttım, dudaklarımı bir tur yalayıp "Öyle olsun." dediğimde dudaklarıma bakıyordu. Yaklaşacak gibi oldu fakat bir an da kendini frenleyip benden uzaklaştı ve ellerini bedenimden çekti. Bavullara doğru gittiği esnada sırtı bana dönüktü yüzünü görmüyordum.

Neden bilmiyorum ama aşırı derecede hoşuma gitmişti. Kendini zor zapteden halleri...

╏ ║ ╎ ┇

MÜGE'NİN AĞZINDAN

Hızlıca yürüdüğüm malikanede hizmetçiler haricinde hiçbir 12 aile ortalıklarda gözükmemekteydi. Akşama kadar uyumak istemiş fakat yatağımı yadırgadığımdan ötürü bir türlü uykuya dalamamıştım. Daha fazla da uykuya dalamayacağımı anlayınca da gezintiye çıkma kararı almıştım lakin tam 2 yıldır peşimde sülük gibi dolaşan 12 aile bireylerinden birisi olan Fırat yüzünden rahat bir nefes alamamıştım.

"Şerefsiz köpek, bok var peşimde zaten. Bari burada sal beni." diye kendi kendime konuşuyor ve etrafıma bakınıyordum. Malikanenin ön bahçesine çıkmıştım. Etrafta kimseyi görmemenin verdiği rahatlıkla da sandaletlerimi çıkarıp çiçekli elbisemi baldırlarıma kadar sıyırarak taşın üstüne oturdum ve bacaklarımı suyun içine soktum. Ekvatora yakın bir ada oluşundan ötürü havası sıcaktı. Allah'tan akıl edip yazlık kıyafetler getirmiştim.

Ayaklarımı suyun içinde oynatıyor ellerimi destek almak için taşa yaslıyordum. Güzel ve huşu barındıran sessizlik edasında dinlenirken yine nefret ettiğim o ses kulaklarımın dibinde bitti. Sana iletişim izni veren ses tellerinin... diye iç sesimde giriştiğim küfrümü bile tamamlaya fırsat vermeyen Fırat'ın dibime gelip "Müge, benden ne kadar süre daha kaçabileceğini düşünüyorsun?" diye soran onu görmezden gelip bacaklarımı sudan çıkarttım. Sanırım işte şimdi havam kaçmıştı.

Elbisemi düzeltip ayaklandığım esna da bana yaklaştı. Onu görmezden gelip sandaletlerimi giymeye koyuldum.

"Müge!" dedi uyarır gibi. Yine de oralı olmayıp gözlerimi bile değdirmediğim adamdan kaçarcasına uzaklaşmak istemiştim fakat bileğimi tutup kendine doğru çektiğinde olan şarterlerimde atmıştı.

"O elini bileğimden çek." dedim uyarırcasına. beni altına aldığı o kızlarla karıştırmasındı.

"Sana yeterince nazik davrandım. Daha fazla sınırlarımı zorlama da benim ol."

Allah'ın barzosu! ona bu hadsizliği veren kişinin babam oluşunu bilmek beni daha da delirtiyordu. Babam olacak herif, Fırat'ın babası, 12 liderden birisi olan Haluk Bey ile ortak işe girdiklerinden ötürü benim şerefsiz babam işini sağlama alabilmek için bu am meraklısına beni yamalamak istiyordu. Benim bu piçe verecek ne bir imzam ne de bedenim vardı! Bunun gibi bir it ile evlenmek annemin kaderini yaşamak demekti.

"Sana mı kaldım lan ben dal yaprak! hem benim zaten sevgilim var sen kimsin onun yanında?" diye öfkeyle yüzüne tısladığımda gözleri nefrete bulandı.

Daha da bileğimi sıktığında dişlerimi gıcırdatırcasına birbirine sürttüm.

"Kim lan o köpek?"

"Sensin lan köpek! Sanane kimse kim? Hesap mı vereceğim?" diye artık bağırmaya başlamıştım. Yok statüymüş yok soyisimmiş hiçbiri umrumda değildi.

"Bağırma bana yakmayayım o canını!" diye daha da şiddetvari hareketlerde bulundu eli çeneme gitti ve çenemi kavradığında gözlerinde sadece küçümser bir bakış vardı.

"Sırf şahbazoğlu soyadına sahipsin diye götün kalkmasın. Siz kadınlar sadece bebek doğurmak için yaratılmış canlılardan başka bir şey değilsiniz. Tek işiniz erkeğinizi memnun etmek bunu ben değil yaşadığımız ülkenin kanunları söylüyor." deyip bedenimi bedenine yapıştırdı. "Senin erkeğin de ben olduğuma göre o çeneni kapayıp itaat etmesini bileceksin." der demez bedenimi süzdü ardından "Vurdurttun mu lan o ite?"

Gözlerim dehşet ve öfkeyle açıldı. Midemin bulantısı işittiğim sorunun tiksintisiyle bulandığında öfkem ağır bastı. "Vurdurttum lan. Duydun mu? vur-durt-tum çatur çutur sikti." diye yüzüne yüzüne bağırıp devam ettim. "Noldu 2. el mi oldum miden mi bulandı?"

Nefret ile dolan yüzü kızarıp bozarırken çenemdeki eli daha da sertleşti ve ben daha ne olduğunu anlamadan çeneme uyguladığı güçle beni arkamda kalan duvara sırtımı sertçe çarptı. Acıdan çıkan iniltim boş bahçe de yankılandığında gözleri acımı görür gibi değildi. Tamamıyla delirmiş gibi bakıyordu yüzüme.

"Şahbazoğlu'ların orospu, bir bacak arana sahip çıkamadın mı lan? Iskarta'daki fahişeler gibi verdin mi hemen?" diye yüzüme bağırdığında ağzından çıkan tükürüklerin yüzüme gelişiyle tiksindim.

Fakat ona rağmen sırıtıp, sırtımdaki acıyı yok sayıp. "Verdiysem sevgilime verdim. Senin gibi siki her deliğe giren yarak kafalının tekine vereceğime gider ona veririm hamile kalır gayri meşru çocuk doğururum daha iyi." diye sırıtarak söylediğim sözler erkekliğine indirdiğim son darbe olmuş olacak ki artık gözleri bir iblisin gözlerine sahip gibi bakıyordu yüzüme.

Bileğimi bırakıp elini havaya kaldırdı tam vuracakken gözlerimi kapattım lakin o tokat yüzüme inmemişti çünkü Sefa'nın gür kalın sesi duyulmuştu.

"O elini keserim senin."

Gözlerimi açtığımda Sefa, Fırat'ın bileğine elini sarmıştı. Aniden boşta kalan elini yumruk yapıp Fırat'ın yüzüne indirdiğinde ne tepki vereceğimi bilmeksizin şaşkınlıkla izliyordum. Gözlerim Sefa'ya kaydı. Her zaman yüzündeki o alaycı ifade gitmişti sanki önümde bambaşka bir adam vardı.

Yere yüzü kapak düşen Fırat'ın ensesinden tutup zorla ayağa kaldırdı. Fırat'ın ağzından sızan kanı gördüğümde Sefa'nın ne kadar sert vurduğunu anca o zaman idrak edebilmiştim.

Fırat, Sefa'nın elinden kurtulup gerisin geri birkaç adım attı. Ağzında biriken kanı yere tükürüp bir bana bir de Sefa'ya baktı.

"Buna mı siktirdin lan kendini? Bir kara kemikliye mi?"

Sözlerinin aşağılamasından çok Sefa'yı bu işi karıştırmasına sinirlendiğimden tam ağzımı açacaktım ki Sefa benden hızlı çıktı.

"Babasının ismi ve gölgesinin altında gezen sen, beni mi eleştiriyorsun soyunu siktiğim?" dedi.

"Bu kimden doğduğu belli olmayan kara kemik mi sevgilin? Bu kadar mı düştün Müge bir kara kemiğe kendini siktirtecek kadar?" bilerek Sefa'yı görmezden geliyor muhattaba beni alıyordu. Fakat ben ne diyeceğimi bilemiyordum. Keza bir sevgilim yoktu. Sadece ensemden ellerini çeksin diye ortaya attığım bir hurafeydi.

Sefa bana baktı. Sanki bir şey yapmaya meyilli gibiydi bakışları ama onay istiyor gibi yüzüme bakıyordu. Sadece gözlerimi bir kere kırptım.

"Benim, bana veriyor oldu mu? Şimdi sen karşındaki kadının kim olduğunu unuttuysan sana öyle bir hatırlatırım ki beynin unutsa bedenin unutmaz."

Sefa aniden bileğime yapışıp bedenimi, bedenine doğru çektiğinde kaş çatmamak için kendimi zor tuttum. Nefret ettiğim iki adam tam olarak benim yüzümden kavga ediyordu ama işin kötü kısmı Sefa'nın ortaya attığı bu mevzu akşama kalmadan tüm 12 aile tarafından dedikodu malzemesi olacak bir vurgundu.

"Bunun hesabını fena soracağım Müge. Senden de yanındaki kara kemikten de." deyip gözden hızlıca kaybolduğunda. Bedenim Sefa'nın bedenine o kadar yakındı ki takım elbisesinin altından dahi teninin sıcaklığını hissedebiliyordum.

"Şuna bak, evlat olsa sevilmez 31 olsa çekilmez hala gelmiş adam tehdit ediyor." diye kendi kendine konuşan Sefa ile düşüncelerimden arınıp aniden bedenimi bedeninden ayırdım. Kaşları havalandığında rahatsızlığımı saklamadan ellerimle bedenimi sarmaladım. "Bana bir daha dokunma." derken sesim bıçak kadar keskindi.

Kaşları çatıldı. "Ben de bayılmıyorum senin gibi boy fukarası biriyle sarmaş dolaş olmaya."

Burnumdan soludum. "Belli oluyor, ellerin belimi sahiplenir gibi sarmalarken hiç de meraklısı değilmişsin gibi durmuyordu ama!" diye resmen bağırmıştım.

Sefa ise yüzünü buruşturup "Bağır bağır yedi düvele duyur sesini. Az oldu bir de ulu orta ırzıma geçti falan da söyle." deyip eliyle yazıklar olsun hareketi yapar yapmaz. "Seni kurtaran kafama sıçayım zaten."

Dudaklarımı birbiri ardına bastırıp konuşmamak ve susmak için direttim ama geçmiş kabus gibi gözlerimin önünde belirdiğinde çenemi tutamadım. "Doğru sen alışıksın gitmelere keşke kurtarmasaydın. Yakıp yıktıktan sonra harabe olan beni bir başkası kül edecekken kurtarmanın alemi yoktu zaten."

Yüzünde gafil avlanmış surat ifadesi vardı. Gözlerim dolu dolu ona bakarken gözleri gözlerimi buldu. "Onca yıl geçti ama senin aklında hala beni nereden vuracağın kalmış."

"Onca yıl geçti ama ben bana yaptıklarını unutmadım. Beni sevdiğini söyleyip annemle yattığını unutmadım!"

Sefa, benim gönül kesiğimdi. Ruhumdaki her yaranın altında imzası olan bir adamdı.

Bana baktı yüzünde artık öfkeye dair hiçbir kırıntı bulunmuyordu. Beni orada geçmişi eşelediğim zaman diliminde bırakmadan evvel dilinden dökülen tek bir cümle oldu.

"Yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir demiş Charles Bukowski. Bizden olmazdı Müge."

Ruhumdaki kabuklardan birinin koparıldığını hissettiğimde çoktan gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmaya başlamıştı...

〢 ╹ ╻ ╷

YAZAR; Sonunda yeni bölüm ile karşınızdayım neredeyse 3 haftadır bölüm atmamıştım lakin durumları biliyorsunuz malum :(

Bu arada wattpad haricinde kitabı inspired ve çizgi studio ya da attım. Aynı kullanıcı ismiyle hesap açtım. Olurda burası hiç açılmazsa illaki yazarlar başka uygulama bulmak zorunda kalacaklar keza çoğunluk vpn kullanmak istemiyor :/

Şimdi sorularımıza gelelim.

Bu bölüm Müge'nin ağzından da yazdım. Müge ve Sefa arasındakileri merak edeniniz var mı?

Veyahut onları da okumak ister misiniz?

Diğer bölüm Kılıç ve Zergül ağırlıklı bir bölüm olacak. Yarıda kesmek istemediğim için bu bölüm onları tam anlatmadım. Ama bu ada gezisinde olaylar olaylar der susarım 🤭

İnstagramdan beni takip etmeyi unutmayın.

İNSTAGRAM; draculessaa

Yeni bölüme kadar aşk ve sağlıkla.

Bölüm sonu

41 yorum