Yatağımda birkaç dakika ,gözlerim açık, yattıktan sonra dikeldim.Sabah olmuştu, bir dakkika akşam eve nasıl gelmiştim ben?En son arabadaydım ve sonra... Sonra... Bilmiyorum, Hatırlayamıyorum. Muhtemelen uyuyakalmıştım ve Fikret beni eve taşımıştı.Yastığımın yanında duran telefonumun ekranına iki kez tıkladım telefon açılmıyordu muhtemelen şarjı bitmişti.Siyah ekranla bir kaç saniye bakıştıktan sonra oflayakark örtüyü üstümden atıp yataktan kalktım, şarjımı aramaya başladım.Neredeydi bu şarj! Yatağımın altına varıncaya kadar aramıştım, yoktu yoktu! Odamdan çıkıp aşağıya indim, babam koltukta uyuyakalmıştı Annem de muhtemelen odasındaydı.Daha erken olmalıydı çünkü babam daha işe gitmemişti, parmak uçlarımda yürüyerek sehpada duran telefonunu aldım.Saat yedi buçuktu okulumuz dokuz da başlıyordu yani okula geç kalmamıştım ,zaten geçte kalamazdım çünkü herkesin iki tane lanet olası alarmı kuruluydu.Benimki çalmazsa anneminki çalardı, annem ve babam okul, iş gibi şeylere çok önem verirlerdi. Tam telefonu geri bırakıp merdivenlere yöneliyordum ki bir anda düdük sesi ortalığı kapladı.Düdük sesiyle başlayıp dalgalanan su sesiyle devam eden alarm babamı uykusundan uyandırdı ve tabiki beni de yerimden sıçrattı.Babam koltukta dikelip alarmı kapattıktan sonra neredeyse bir dakika ortalık sessizliğe boğuldu:
-Günaydın kızım.
-Günaydın baba.
-Ahh burada uyuyakalışım .(Elini boynuna götürerek) Boynum! Ben gideyim de geç kalmayayım işe sonra bin ton laf!
Babam koltuktan yavaşça kalktı ve merdiven basamaklarına teker teker basarak gözden kayboldu.Ben ise koltuğa doğru adımlar savurarak kendimi koltuğa attım.
Genç kız koltukta duvarı izlerken onu seven genç adam meraktan deliye dönmüştü.Aklında binbir tane soru işareti ile sevdiği kızdan cevap bekliyordu endişeyle.Yüzlerce kez aramıştı sevdiğini ama bulamamıştı,duyamamıştı ona huzur veren sesini...
Vakit gelmişti,neredeyse yarım saatir oturduğum koltuktan kalkıp merdivenlere yöneldim.Nihayet odama çıktığımda,mayışmış gözlerimi kırpıştırıp, kapıyı ittim direk dolabımın kapağını açıp birkaç parça bir şeyler alıp giydim.
Tutku'nun giydigi kıyafet
Çantama iki tane defter ve kalem kutumu attıktan sonra aşağıya indim, annem uyanmıştı mutfakta birkaç dilim ekmeği ekmek kızartma makinesinden almaya çalışıyordu.Uyuşuk adımlar savurarak adanın etrafında duran sandalyelerden birine oturdum:
-Günaydın kızım.
-Günaydın annem. Dün akşam beni buraya Fikret mi getirdi?
-Ah evet Fikret getirdi, uyuyakalmışsın arabada.Geceleri o kadar geç yatsam ben de uyuyakalırım.
-Tamam anne şuan bunu konuşmayacağım.
-Ay bir şey demedik ya hemen agresifleş.
Annem önüme hazırladığı tabağı koyarken babam da aşağı iniyordu.Hızlıca ekmekten birkaç parça koparıp ağzıma tıktığım sırada aklıma telefonum geldi.Babam yanımdaki sandalyeye otururken ben sandalyeden fırlayıp merdivenlere yöneldim o sırada annem aşağıdan söyleniyordu.Telefonumu şarjdan alıp aşağı hızlıca indim ve sandalyeye oturup yemeğime devam ettim.Sonunda yemeğim bitmişti çantamın kolarından birini koluma geçirdikten sonra annemle babamı öpüp ayakkabılarımı giymeye yöneldim:
-Dikkat et kendine kızım bak o katil hala bulunamadı.
-Tamam anne, Bana bir şey olmaz merak etme.
-Bak kızım çidden hala o şerefsiz katili bulamadık.
-Tamam babacım sizin içiniz rahat olsun ben kendime bakarım.
-Bak babası konuşunca nasıl da hemen yavru kedi oluyor.
-E ne sandın Nefes'cim ben demiştim babasının kızı diye, uyy.
-Tamam ben bu karmaşaya girmeyeceğim.İkinizide çok seviyorum ve ben kaçıyorumm.
-Görüşürüz kızım.
-Görüşürüzz.
Tam elimi kapının kulpuna atımıştım ki kapı iki kez sertçe tıklatıldı. Sabah sabah kimdi bu diye düşünürken aklıma Merve'nin olabileceği geldi. Hem dün akşam yazdıysa görmemişimdir.Kapıyı açtım, Sinan gelmişti yüzü çok soluktu endişeli gibiydi:
-Hoş geldin. Okulda buluşmayacakmıydık.
-Dün neredeydin?
-Ney?
Ne diyordu bu öğrenmişmiydi acaba ama sanmıyorum annesiyle babası bile görmemişti bizi neyden bahsediyordu.Ben yüzümdeki şok ifadesini silmee çalışırken annem seslendi:
-Biri mi geldi?
-Hayır anne kendi kendime konuşuyorum!
-Pekii.
Kapıyı sertçe kapatıp yürümeye başladım ve Sinan da peşimden yürümeye başladı:
-Sana soru sordum, cevap?
-İlk ben sordum.
Sinan derin ve uzun bir nefes aldı sertçe verdi.Ne olmuştu?Sorunu neydi bunun?
-Evet okulda buluşuyorduk normalde ama ben bugün seni almak istedim.Şimdi sen cevapla dün akşam neredeydin!
-Sakin olurmusun biraz Sinan,sadece dün erken uyumuş olabilirim.
-Nerede uyudun peki ha?Çünkü dün gece evinde olmadığına çok eminim!
-Ne, tabiki evimde uyudum ne saçmalıyorsun!
-Saçmaladığımı zannetmiyorum. O çocukla nereye gittin?Telefonun kapalıydı, sabaha kadar seni aradım, sana mesaj attım cevap vermedin!
-Sadece şarjım bitmişti ve çocuk dediğin insan abim yaşında.
-Sen beni görüyormusun, anlayabiliyormusun?Bak bir bana,tanımadığı bir adamın arabasına bindiğini gördüm ve seni aradığımda telefonun kapalıydı!Ne düşünürüm sence ha?
-Niye bu kadar endişeleniyorsun benim için?
Derin bir sessizlik...Kaldırımın ortasında durmuştuk birden.İkimizin nefes sesi ve rüzgarın hafif uğultusu vardı ortalıkta sanki gözleri bana bir şey anlatmak istiyordu ve ben ne demek istediğini çok iyi biliyordum, anlayın artık salağa yatıyorum.Konuşacağı yoktu , ortalık gerilmişti resmen.Gözlerinde bir hüzün oluşmuştu sanki içi buruk kalmıştı.Derin bir nefes aldı ve gözlerini devirip yürümee devam etti ve mırıldandı, bende peşinden yürümeye başladım:
-Boşver anlamazsın.
-Tabe, anlamam zaten ben.
-Tabe demeyi bırakmanı soylemiştim!O tabi, şöyle şöyleme artık.
-Sanane,ben anlamam zaten.
-Bak hem suçlu hemde konuşuyo hala,ayrıca ne alaka?
-Ya bi yürü git!
-Belli işte suçlu olduğun,suçlu olmasan kızmazsın.
-Tamam kanka en iyi sen bilirsin.
-He?
-Ne he?
Yürümeye devam ederken bir anda durdu birkaç saniye sonra ben de durup Sinana doğru bir adım attım:
-Ne oldu?
-Ben ilk ders yokum kanka beni görmedin say.
Benim bir şey dememe izin vermeden geldiğimiz yönün tersine yürümeye başladı, okuldan kaçacaktı büyük ihtimal.Derin bir nefes alıp yoluma devam ettim.Nihayet okul uzaktan gözükünce adımlarımı hızlandırdım ve okula girdim,bugün ilk ders Türkçe'ydi büyük ihtimal Merveler de sınıftaydı 8/B sınıfına gidecektim zemin kattaydı.Sınıfa girip Merve'nin yanındaki sıraya oturdum.Merve'nin yüzünde garip bir ifade vardı, ne oluyordu böyle!Merve'ye doğru döndüm:
-Hey iyimisin?
-Mükemmelim, sana yazdım görmedin mi?
-Hayır şarjım yoktu.
-Farkında mısın şuan burada ne Sinan ne Can ne de Sergen var. Biliyorlar, öğrenmişler.Bizi görmüşler Fikretle...
-Sinan sabah evimin önüne geldi ve benim için endişelendiğini söyledi ama ben sadece o biliyor sandım.
-Hata mı yapıyoruz?
-Bilmiyorum.
-Hata yapıyoruz. Yalan söylememeliydik, ne kadar fazla kişi okadar kurban.
-Manyak mısın kızım sen?Ne kurbanı?
-Yani diyorum ki ya Batı tektiyse ya katille aralarındaki sorunları tek Batı biliyorsa?
-Nekadar fazla insan okadar paylaşım, tek olmazsak yakalanmamız kolay olmaz yani! Sinanlara anlatmamız lazım.
-Bunu şuan bulduğumuza inanamıyorum!
-Derdimize yancağına kalkta gidelim.
-Nazım amca kapıda , nasıl çıkıca'z?
-Nazım amcadan ne zaman rica ettikte bizi geri çevirdi?
-Hiçbir zaman.
İkimizde aynı anda gülümseyip sınıftan aceleyle çıktık.Nazım amca herzamanki gibi büyük tellerle çevrili kapının önünde dikiliyordu.Merve'nin yanından ayrılıp yüzüme bir gülümseme takarak Nazım amcanın yanına gittim:
-Nazım amca, nasılsın?
-İyiyim kızım sen?
-Bende iyiyim.Senden bir iyilik istesem?
-Ah kızım yine ne yaptın?
-Yok vallahi bu sefer bir şey yapmadım!
-Yine kaç'can demi?
-Ihh, evet kaçıcaz.
-Bak geçen sefer yine son demiştim ama kıyamıyorum yine.Bu sefer ne oldu Sinanlar nerede?
-Bizde onları bulmaya gideceğiz zaten Nazım amca.
-Peki, ben birazdan anahtarı almaya gideceğim sizde fırlarsınız.
-Teşekkür ederim Nazım amca birtanesin!
-Rica ederim kızım.
-Görüşürüzz.
Merveyle bahçede olan bankların birine oturup Nazım amcanın kapıdan ayrılmasını bekledik.Nazım amca kapıdan ayrılınca koşarak çıktık okuldan.Okuldan uzaklaşınca yavaşlamaya başladık 5 sene spora gitmeme rağmen affedersiniz ama resmen ...'ümden nefes alıyordum.Biraz daha yürüyüp Merve'nin evine varmıştık. Merve telefonunu çıkartıp birini aradı ve birkaç dakika sonra evlerinin önündeki gri telli büyük kafı ikiye ayrılarak açıldı:
-Burada bekle arabayı alıp geliyorum.
Hafifçe başımı salladıkta sonra gözlerimi yere çevirdim Merve evinin garajına doğru ilerlerken nerede olabilirler diye düşünmeye başladım.İlk Sinan'ın evine bakmalıydık sonra cafeye sonra ise... bilmiyorum.Düşüncelere dalmış Merve'yi beklerken korna sesiyle başımı yerden kaldırdım, birkaç saniye arabaya boş boş baktıktan sonra silkelenip arabaya , şöför koltuğunun yanına, bindim.Merveye dönerek:
-İlk Sinan'ın evine gidelim sonra cafeye sonra bişiler bakarız.
-Tamam...
Merve arabayı surmeye başladığında bende kafamı titreyen soğuk cama dayayıp gözlerimi kapattım, beni araba tutardı kısa yolculukta olsa uzun da olsa.Küçüklüğümden beri kafamı soğuk titreyen cama dayayarak kendimi sakinleştirirdim.Bu sabah Sinanla yaşanan olayı düşünmeye başladım ve birden aklıma sığınak geldi.Küçüklüğümüzden beri eğer bir şey olursa sığınağa gider orada üzülür orada kutlama yapardık.Merve'ye dönerek:
-Merve sığınak!Şurdan sola dön.
-Doğru ya , boşu boşuna Sinan'ın evine gitmiş olacaktık şimdi!
Kafamı yine soğuk cama dayadım ve bir iç çektim , gözlerimi kapadım başlıyorduk birazdan öyle sallantılı bir yol bizi bekliyordu ki hayatınızda böyle sallanmamışsınızdır.Sığınak ormanın içindeydi ve oraya gidilebilecek tek bir yol vardı.Araba sallanmaya başladıkça kusma hissim daha da artıyordu kendimi zor tutuyordum kusmamak için:
-İyi misin tutku? Olabildikçe sallamadan gitmeye çalışıyorum ama elimde değil.
-Pek iyi sayılmam ama kendimi tutabilirim az kalmıştır zaten.
Gözlerim kapalı , kafam camda tam tamına 10 dakika daha gittik, sonunda varmıştık. Araba durduğu anda arabadan fırladım derin nefesler alarak mide bulantımı durdurmaya çalıştım ama olmuyordu, Merve yenıma gelerek,:
-Hey torba getirebilirim.
-Hayır... Hayır birazdan geçer hadi biz sığınağa gidelim.
Sığınağa zar zor beş dakika yürüdükten sonra sığınağa girmek için anahtarı bulmamız lazımdı ama nereye koymuştuk ki? Önce bitkileri , zarar vermeden, deşeledik ama sonra zaten kapının açık olduğu fikri geldi aklımıza kapı dediğimede bakmayın ha lağım borusu gibi bi'yer önceden lahım olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam. Merve büyük yuvarlak metali çevirdi ve yukarı doğru kaldırdı sırayla merdivenden inip içeri girdik.Evet buradalardı! İşte ben yaa, bulmuştuk onları.Midem hala bulanıyordu ama ben kimseye belli etmemeye çalışıyordum.Uzun bir bakışmadan sonra titreyen sesimle doğaçlama bir cümleye başladım:
-Çocuklar bakın dün sizden gizli iş çevirmemeliydik biliyoruz , çok özür dileriz.Merve'nin bir suçu yok ben dedim söylemeyelim diye.
-Biz görmeseydik bize söylemeyecektiniz bile!
-Evet , biliyorum Sergen söylemeyecektik en azından belirli bir zamana kadar.
Midemin bulantısı artmaya başlamıştı çünkü sabah doğru dürüst yemek yememiştim evet bu cümle için özür dilerim ama kusucaktım! Elimden çantamın düşmesiyle benim merdivenlere koşup kendimi dışarı atmam bir oldu , olabildikçe uzağa koşup öğürmeye başladım. Boğazım çok acıyordu ve geri gitmem gerekiyordu salık saçlarımı topuz yapıp geriye yürürken çalılıkların arasından sesler gelmeye başladı olduğum yerde durdum ve her neyse çıkmasını bekledim.Sinan'dı endişeli gözlerle bana bakıyordu , irkaç adım daha attı ve bana doğru yaklaştı:
-İyimisin?
-Evet her zaman olan şey , araba tuttu işte.
-Bak yine senin için endişeleniyorum çünkü sen olmazsan ne yapabilirim bilmiyorum.Sen benim için güneşli bir günde yağan yağmur gibisin...