İçeriğe geç

Kasabadaki Cinayet

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Kasabadaki Cinayet

Bölüm 6

BANA HUZUR VERIYORSUN

- (...)Bana huzur veriyorsun, beni dünyanın en mutlu insanı yapıyorsun adeta.

Bir elim karnımda Sinan'ı hayretle dinliyordum , şimdi bu konu ne alakaydı? Ne cevap verebilirim ki? Ne diyeceğim? Yüzüne resmen boş boş bakıyordum ki bir anda elimi tuttu, elinin titrediğini hissedebiliyordum:

-Benim seni severken senin bunu bilmemen bana acı veriyor. Senin yanı başında durmak ve farkedilmemek... Kötü... Çok kötü. Bağzen öyle bakıyorsun ki etrafa, sen etrafa dalıyorsun ben ise sana. Sanki... Sanki bir duvar var aramızda geçemiyorum, yıkamıyorum o duvarı!Gözlerimi senden alamıyorum.

Bu konuşma şuan mı yapılır ya!Az önce kustum simdi bu bidaha mı kusayım heyecandan? Evet bende onu seviyor olabilirim ama şuan ne diyebilirim ki? Bende seni seviyorum desem garip kaçar yani çok sade, Sinan'ın bunca anlamlı lafından sonra "Bende seni seviyorum" lafı resmen hakaret gibi geliyor bana:

-Senden bir cevap beklemiyorum , sadece sana içimi açıyorum ne hissettiğimi bil diye.

Elimi tutan elini geri çekerken elini sıkıca tuttum, gözlerinin içine bakarak:

-Beni bir odaya koysalar ve şuana kadar tanıdığım tüm erkekler orada olsa ben seni ararım Sinan.

Herşey ani gelişmişti , bunu yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Az önce kurduğum cümleyi düşünmemiştim bile.Sinan hafifçe gülümseyerek elini geri çekti "Gidelim, merak edecekler."dedi. Elim yavaşça yere doğru düşerken yürümeye başlamıştık bile:

-Morga gideceğiz buradan sonra.

-Niye?

-Boşver Merve'yle anlatırız arabada size.

Yürürken sanki az önce bir konuşma yapmamiş gibiydik, garipti, bir anda unutmuştu sanki,ya da bana öyle geliyor. Sonunda sığınağa varabilmiştik ,sığınağın önünde, bizi bekliyorlarldı:

-İyimisin Tutku?

-İyiyim Sergen , herzamanki gibi araba tuttu işte.

-Araba bu kıza yaramıyor valla yakında helikopter tutucaz ha. İstermisin böyle pırr pırr uçsun alsın seni , he?

-Ya Can her gergin ortamı nasıl canlandırıyorsun anlamıyorum.

-Ben farklıyım işte. Senin deyişinle "ne sandın!".

Herkes Can'ın söylediklerine gülerken, hepimiz adımlarımızı arabaya doğru savurmaya başlamıtık. Merve arabayı sürücekti Sergen ise ön koltuğa oturucaktı. Ben, Sinan ve Can arka koltuğa doluşucaktık.Nihayet yola çıktığımızda içimde yine bulantı başlamıştı. Ben duvar kenarına geçmiştim, yine kafamı titreyen cama dayayıp gözlerimi kapattım. Tekrardan sallantı başlamıştı, araba sallandıkça midemde daha fazla bulanmaya başlıyordu.Birkaç dakika sonra mide bulantım dayanılmaz hale geldiğinde elimi sıkıca yumruk yaptım ve tam o anda elimi Sinan'ın tuttuğunu hissettim, elimi tek eliyle açarak parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi. Gözlerimi aralayıp birkaç saniye elimi tutan eline baktım ve sırıtarak tekrar gözlerimi kapattım. Tam on beş dakika sallanan arabada el ele tutuşarak durduk, sallantı geçmişti sonunda kafamı sağuk ve titreyen camdan çekip geriye yaslasım. Hala el ele tutuşuyorduk, tam şu anda dünyanın en huzurlu olan insanı bendim sanırım:

-Hey sizi daha affetmedik haberiniz olsun ha! Hala tiripliyiz.

-Can'ın dediği doğru kızlar.Hemen öyle yumuşamadık.

-Yumuşamadık ne lan, hoşaf mıyız biz sergen?

-Oğlum sen manyakmısın? Sence ben o kelimeyi o anlamda mı dedim? Bu çoçuk beni delirtiyor!

-İroni ne bilir misin "SERGEN"?

-Bilirim yavrum.

Can'ın yüz ifadesi suya düşmüş kedi gibi olurken Sergen kahkahlarla gülüyordu, ben ise alttan alttan sırıtıyordum ki Merve'nin koltuğuna hafif bir tekme atarak konuyu değiştirmek için cümleme başladım:

-Arabayı güvenli bir yerde durdur da anlatalım konuyu , olur mu?

-Tamam kuzum.

Merve bir kaç dakika sonra arabayı sağa çekerken ben lafıma başlamıştım bile:

-Şimdi çoçuklar size tek bir soru soruyoruz. Bizimlemisiniz?

-Neyden bahsediyorsun Tutku?

-Batı için diyorum Sergen. Biz sizin yanınızdan ayrıldıktan sonra birkaç fısıltı duyduk ve az da olsa katilin okuldan olma olasılığı olduğunu düşündük.

-Okuldan mı? Batıyı okuldan biri mi öldürmüş?

Merve Can'ın lafına sert bir dilde hızlıca cevap verdi:

-Öldürmüşler.

-Ne diyorsunuz ya ? Okulda katiller mi var?

-Evet, Yani bizim düşüncemiz öyle.

-Bizimlemisiniz?

Aramızda bir sessizlik oluşmuştu , tam hayır diyecekler zannederken aynı anda Sergen ve Can "evet" dediler. Gözlerimizi Sinana çevirirken Sinan gözlerimin içine bakarak "Bilmiyorum. Bu biraz tehlikeli gibi..."dedi. Gözlerimi devirip ön camdan dışarı bakmaya başladım, bu sırada Can "Hadi ama Sinan katili bulamasak bile biraz aksiyon olur!" diyerek konuya el attı.Sergen de ona katılarak" Can'a katılıyorum , hadi be kardeşim" derken sırtını sıvazladı.Sinan'a gözlerimi çevirip lütfen der gibi bakıyordum.Neden mi bukadar Batı'yı kimin öldürdüğünü bulmak istiyorum? Bilmiyorum, gerçekten neden bukadar katili bulmak istediğimi bilmiyorum.Sinan derin bir nefes alarak sözüne başladı "Tamam... Sizinleyim". Artık morga gideceğimizi söylememiz lazımdı elimi Sinan'ın elinden ayırıp sözüme başladım "Bakın plan şu, buradan direk çıkıp morga gidiyoruz.Dün bizi gördüğünüz adam var ya Meltem teyzenin oğlu biliyorsunuzdur ayrıca morgta çalışıyor . Dün onunla Batıyı bize gösterebilir mi diye konuşmaya gittik."

" neden haber vermediniz?"

"Sizce gelicekmiydiniz , Sergen?"

Ortalık sessizliğe boğulurken sessizliği bozdum " Evet olarak kabul ediyoruz" hepsi birbirine bakıp teker teker kafa salladılar bu sırada Merve arabayı çalıştırmıştı bile . Arkama yaslanıp tlefonumu çantamdan çıkarttım. Telefon kapalıydı telefonu açıp Fikret'e yazmaya başladım.

"Selam Fikret , bir saate oradayız. Yanlız birkaç daha arkadaşımız yanımızda olacak, sorun olur mu ?"

"Merhaba Tutku'cuğum tamam gelebilirsiniz tabikide ama okulunuz yokmuydu sizin?"

"Ani bir tatil oldu bugün :)"

" Ah bilirim o tatillerii, bekliyorum görüşürüz"

"Görüşürüz :)"

Fikretle konuşmam bittikten sonra sosyal medyada dolaşmaya başladım. Yarım saat sonra arabadan inmiş Hastanenin önündeydik , telefonumu çıkartıp Fikret'e tekrardan yazmaya başladım.

"Geldik biz de nereye gidelim? Hasta kayıt etme yerine falan mı?"

Mesaj gittikten bir dakika sonra "yazıyor" kelimesi "çevrimiçi" kelimesini yok etti.

"Hasta kayıta gitmenize gerek yok. Asansörü bulup beşinci kata çıkın sizi bekliyor olacağım"

"Tamamdır"

Telefonu kapatıp çantaya attıktan sonra Merveye doğru döndüm. "Asansörü bulup beşinci kata çıkıcaz"

"Tamam , haydi çocuklar gidelim"

Hastaneye girip Fikret'in dediği gibi asansörü bulduk fakat asansör sadece üç kişi alıyordu ve sanki ortalıkta gereksiz bir sessizlik, bir boşluk vardı. Bu biraz garipti hastaneydi burası asansörün , hastaları yukarı çıkarmak için büyük olması lazım değilmiydi? Neyse bilmişlik yapmayayım.Sergen asansörü çağırmak için tuşa basarken " biz Can ve Merveyle çıkarız siz arkamızdan gelirsiniz"dedi. Ben sinana bakarken Sinan gözlerini yerden ayırmadan kafasını "evet" anlamında iki kez salladı.Can,Merve ve Sergen asansöre bindiler ve biz boş kolidorda tek kaldık. "sadece ikimiz" Sinan'da sanki bir sorun vardı , öfkeliydi.Çenemi tutamayıp "Bir sorun mu var?" dedim. Sinan gözlerini yerden bana doğru çevirdi ve boş boş baktı evet bir sorun vardı o soruma susarak cevap verdi. Bazen derler ya susmak en iyi cevaptır, peki ben "gerçek hayatta görüldü yiyeyecek ne yapmıştım" "resmen gerçek hayatta görüldü yedim" dedim ve tam o sırada asansör geldi Sinan asansöre doğru , adeta önce sen geç der gibi, elini uzattı ve "önden buyur ' Tutku'cuğum ' " dedi. Ah ben biliyordum yan gözle mesajları okuduğunu! Ben karşılık vermiyorum ama bana niye kızıyor? O benden büyük ki, of cidden mi?Göz devirip asansöre bindim ve cevap verdim., altında kalacağımı sanmıyordunuz herhalde?

"Mesajlaşmaları mı okudun?"

Yerde olan gözlerini gözlerime değdirip buz mavisi gözlerini geri çekti.Bu evet anlamına geliyordu, zaten biliyordum baktığını kendişi de cevabını vermiş oldu. Taktığımda gerçekten takan bir insanım oyüzden elimi gözlerinin önüne götürüp "Aloo!" Diyerek birkaç kez aşağı yukarı salladım. "Hani gözlerin var ya görüyorsun demi! Yoksa kör mü oldun? " Sol dudak kenarını kıvırıp komuşmaya başlaması bir oldu. "Kör değilim... Değildim , mesajlaşmaları görünceye dek."

"Ben karşılık vermiyorum ayrıca o benden büyük!"

"Umrumda mı?"

Kedinin kuyruğuna basmasına az kalmıştı , sinir seviyem her saniyede yükselirken "Umrumda mı?" kelimesini kendime yediremeyip " Madem umrunda değilm , nasıl karşılık verilirmiş görürsün birazdan!" deyiverdim ve şansıma asansör tam o anda durdu. Yüzüme bir gülümseme takarak kapakların açılmasını beklemeye başladım. Hafiften Sinan'a bakıyordum , yüzündeki öfke ifadesini görmeniz lazımdı kaşlarını çatmış bana bakıyordu.Kapaklar katlanarak açıldıktn sonra kapıyı ittim ve kolidora çıktım. Karşımda büyük ve geniş bir kapı vardı ve üstünde büyük harflerle "MORG" yazıyordu.Sinan'ın ne yaptığını önemsemeyip kapıyı açtım ve içeri girdim arkamdan Sinan da odaya girip kapıyı kapattı. Fikret bana gülümseyerek yanımdan geçti , mavi eldivenli elini Sinana uzattı "Ben Fikret. Sende Sinan olmalısın." dedi. Sinan yüzündeki sert ifadeyi bozmadan" Evet, tanıştığıma memnun oldum"dedi Fikret gülümseyerek arkasını dönup küçük dolaplarla dolu olan duvara doğru yürüdü ve birtanesini kendisine doğru çekti. Büyük İhtimal dolap gibi gözüken şeyler ölü çekmeceleriydi. Aklıma gönderilen minik bir siyalle ölülerin arasında olduğumuz aklıma geldi. Ölülerin arasındaydık! Bu bilgi beni tedirgin ederken Fikret hariç herkesin yüzünde bir buruşukluk gördüm. Bu sırada Fikret metalden çekmeceyi açmış bize bakıyordu. Beyaz örtüyü yavaşça yarıya kadar açtı. Batı'nın esmer ten rengi resmen yok olmuştu buradan bakınca bile buz gibi olduğunu hissedebilirdiniz. Merveyle birbirimize baktık ve aynı anda Batı'nın cessedine doğru yürümeye başladık. Bugün 30 kasımdı Batı öleli dört gün olmuştu. Bıçak izleri hala hafiften gözüküyordu, bu korktucuydu. Düşünsenize yakınınızı soluk teniyle , yarısına kadar örtülmüş morgta görüyorsunuz. Ben adımlarımı geri çevirirken Fikret " karnından kalçasına doğru derin bir açık yara var, karnında neredeyse yedi derin bıçak izi var" dedi , sonrasında elini Batı'nın boynuna götürüp boynunu kavradı ve konuşmaya devam etti. "Boğazı sıkılmış, kolları ve ayakları bağlıymış. Bıçak hala ortada yok delili de almışlar" Herkes fikreti dikkatlice dinlerken odağımızı Sergen'in telefonunun çalma sesi tüm morgu kapladı. Sergen arkasını dönerek telefonunu açtı.

"Alo... Tamam...Tutku verdi neden ki?...Onların da sesine bakın...Sinanlardayız...O-okul mu? Gitmedik bugün...Tamam görüşürüz"

"Babam aradı , seslerin tanıdık geldiğini ve genç sesi olduğunu söyledi. Okulda herkesin sesinin kaydını alıcaklar"

İşte ben demiştim Bir şey yapmayacaklarını, ya biz düşünemeseydik ne olacaktı o zaman. Hiçbirşey! Neyse konuya dönelim morgta bir işimiz kalmamıştı , artık gidebilirdik.Fikret Batı'nın üstünü örtüp çekmeceyi kapattı bu sırada Can ve Sergen dışarı çıkmıştı Merve de teşekkür edip Sergenlerin yanına gitmişti. Sinan kolonun birine sırtını dayayıp kollarını birbirine dolamıştı, gözleri Fikretten ayrılmıyordu.Bende bu sırada Fikretle konuşmaya başlamıştım.

"Herşey için çok teşekkürler"

" Ne demek Tutku'cuğum, eğer yardım edebildiysem ne mutlu bana." Kulağıma doğru eğilerek " Yalnız çok kurcalamayın şuan bu işleri , çok ilgileniyorsunuz katil bulunamazsa oklar sana çevrilebilir"

Bir anda yüzümde oluşan korku ifadesini kaldırıp yerine gülüşümü yerleştirdim."Pekii..." dedim ve Fikrete sarıldım Sinan'ın yüz ifadesini çok merak ediyordum. Fikret'in kollarından ayrılıp vedalaştıktan sonra Sinan'ın nemrut yüz ifadesiyle beraber Hastaneden çıktık.

Bazen insan çekip gitmek ister, hayattan bıkar ama ayakta durmak zorundadır, içindeki siyah noktaları başkalarına göstermemek zorundadır. Bekler insan , siyah noktaları kaybolsun. Bekler insan , Biri gelsin siyah noktalar renklensin diye. Ama siyahta bir renktir değilmi? Belkide Siyah noktalarımızın renklenmesine ihtiyacımız yoktur belkide önce siyahın da bir renk olduğunu bilmemiz lazımdır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.