İçeriğe geç

Kasabadaki Cinayet

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Kasabadaki Cinayet

Bölüm 3

FISILTILAR

(Ertesi sabah)

Hobi salonunda oturmuş boş boş düşünüyorduk tamam mı? Devam mı? Kimseden çıt cıkmıyordu. Dün akşam biraz zor toparlanmıştım, bilgisayarın üstünde yazanı gördüğümüzden beri neredeyse hiç uyuyamamıştık.Sabah ne kadar okula gelmek istemesede canım beni zorla okula getirmişlerdi.Sabah sabah okula geldiğim gibi annemle konuştum, keşke aramasaydı,eh biraz kızdı tabi haber vermeyi unutmuştum nasılsa,biraz da oyle morelim bozuldu yani kısaca yarı çökük haldeyim.Sessizlik devam ederken sessizliği Sergen bozdu:

-Hadi ama çocuklar konuşsak mı artık biraz..Susarak biryere gelemeyiz bunu biliyorsunuz.

-Doğru, hadi fikirlerinizi ortaya atın. Ben diyorum ki bir işe başladık ve devam ettirmeliyiz.

-Merve doğru söylüyor, bence herşey devam etmeli.

-Devam edicek zaten Can ben babama söyledim bile videonun sesini yukselticek.

-Peki çocuklar ozaman devam edelim madem bir işe başladık.Tutku sen ne diyorsun?

Ne demeliydim ki belkide bize Batıya yaptıklarnın aynısını yapıcaklardı.Batıyla aynı kaderi paylaşmak istemem,açıkçası Batı'nın öldürüldüğü gibi vahşice öldürülmek istemem ama bu olayı başlatan bendım ve simdi geri çekilirsem bu fikri atıp kaçmak olucak ve böyle bir duruma düşmek istemem.Herkes bana odaklanmıştı sağ elimi başıma götürdum ve oturdugum tekli koltukta yavaşça aşağıya doğru kaydım.Dar siyah elbisemi düzeltmek için biraz çekiştirdim sonra derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım:

-Merve haklı bencede madem başladık bir işe devamını getirmeliyiz, ayrıca Batı bizim arkadaşımızdı bu olayı polisler çözemiyorsa,

hatta çözmek istemiyorlarsa diyelim biz ona,biz çözeriz.

Herkesin yüzünde bir tebessüm oluştu ben hariç.İçimde bir huzursuzluk vardı benim yüzümden kimsenin zarar görmesini istemiyordum, Merveler aralarında konuşurken ben düşünüyordum ki aklıma Sinan'la dün girdiğimiz idda geldi.Solgun bir heyecanla ayağa fırladım herkesin gözü bir anda bana çevrildi.Sadece bizim grup değil hobi salonounda olan herkes kısa süreliğinede olsa bana baktı:

-Ahaha Sinan Semerci,iddiayı kim kazandı sence ha!

-Ne iddiası Sinan?

-Ya önemli birsey değil yani sadece küçük bir iddia işte.

-He he aynen şuan yüzünü görmen lazım nasıl kapak oldu.Ve birkez daha iddialarımızdan birini ben kazandım.Evet büyük bir iddia olmayabilir ama yinede yine ve yine ben kazandım çatla.Beni asla yenemiyeceksin bu iddia konusunda!

-Kıza bak ya aman al iddian senin olsun ne yaparsan yap.

-Olum sen niye bunla iddiaya girdin ki yenileceğini biliyosun her seferinde.

-Ne bile'm belki bir şansım olur dedim Can.

Herkes gülmeye başladı tekrardan, kahkahalar havada uçuşuyordu ki gözüm Sinana çarptı Nazım Bey'e bakıyordu:

-Çocuklar bir baksanıza Nazım amcaya.

Kafamı Sinanın baktığı yöne çevirdim.Okulumuzun hizmetlisi Nazım Bey hobi odasının camını siliyordu.Uzunca baktım nazım Bey'e, son birkez süzüyordum ki mavi gomleğinin altına pekte uymayan mavi bol paça pantolonunun su içinde kalmış bileği dikkatimi çekti.Beni oraya baktıran Bir şey vardı, neydi o şey?Birkaç saniye daha düşündükten sonra ayakkabılara çarptı gözüm.Kamerada gözüken ayakkabılardı bunlar!Nasıl olurdu bu, nasıl?O da mı şahitti batının öldürülmesine yoksa... yoksa... Devamı yok.Aklımdan okadar kötü okadar iğrenç şeyler geçiyordu ki söylesem mideniz kalkar.Çok konuşan biri değildi Nazım Bey ama genellikle asıl katiller hep susup dinleyenlerden çıkmaz mı?:

-Ayakkabılar.Kamerada gözüken ayakkabılar.

-Katil o mu yani?

-Hayır Sinan katil başkası katili bulmamız için anahtarımız sol el ve bıçak.Kameramanı bulmayı planlamıyordum aslında ama madem elimizde o var değerlendirelim.

Yerimden hızlıca kalkıp Nazım Bey'in yanına doğru adımlar savurdum:

-Merhaba Nazım amca,nasılsın?

Bana doğru döndü,camı silen sağ elini aşağıya indirdi ardından yüzüne hafif bir gülümseme taktı:

-Merhaba kızım, iyiyim sen?

-Bende iyiyim Nazım amca. Ayakkabıların güzelmiş onu söylemek için geldim de, geçen gün internette görmüştüm.Üstünde paralansın güle güle kullan.

-Teşekkür ederim yavrum.Dün herkes okuldan çıktıktan sonra Mert getirdi, o da internette görmüş beyenmiş bana almış.

Ne Mert mi? Yine bir olaylar dönüyor!Mert etrafındaki herkesi kendinden küçük gören, kendi için önemli biri değilse alacağı hediyeyi bile uyduruktan seçen tiplerdendi.Özellikle o hep Nazım bey'e hep kendi hizmetçisi gibi davranmıştı.Bu işte bir gariplik vardı ya Mert katildi ya da gerçekten Nazım Bey'e ayakkabıları hediye etmek istemişti ki bu mümkün değildi.Nazım Bey'e hafifçe gülümseyerek:

-Görüşürüz Nazım amca.

-Görüşürüz kızım.

Nazım Bey'e arkamı dönüp hızlı adımlar savurarak Mervelere doğru yürüdüm.Koltukların ortasında duran, rengi yeşim taşını andıran yuvarlak şeklindeki, sehpadan gri rengindeki sırt çantamı aldım ve Sergenlere döğru döndüm:

-Bir şey mi oldu Tutku?

-Hayır, hayır hiçbirşey olmadı Can.Nazım amca Bir şey istedi sadece, tiyatro salonunda olucağım büyük ihtimal beni merak etmeyin zaten son ders müzik galiba yok yazılsam bir şey olmaz.

-Sen iyimisin?Sanki bir telaşlandın.

-Evet iyiyim Sinan.

-Benimde işlerim var çoçuklar.Bende kaçar.

-Sen nereye be Merve!Hadi bunu anladık Nazım amca iş vermiş(!) senin ne işin var?

-Sergen sana ne!İşim var işte, sana açıklama yapmak zorunda değilim ben.Hadi Tutku Gidelim şurdan,Sergen'in gözünün içine bakarak, yoksa sorguya alınıcaz.

Merve konuşurken Canla göz göze gelmiştik ikimizde kendimizi tutamayıp kıkırdamaya başladık.Can herzamanki gibi bir espri attı ortaya:

-E ne derlermiş, en büyük aşklar kavgayla başlar.

Can, Sinan ve benim kahkahalarım yükselirken Sergen'in de yüzünde bir tebessüm oluşmuştu fakat Merve adeta bir aslan gibi kükremeye başladı Can'a.

-Can! Sen gerçekten hayatımda gördüğüm en patavatsız kişilerden birisin. Petite souris stupide!

-O bana az önce ne dedi?!

-Dedim ki, petite souris stupide.Yani minik aptal fare!

-Eh canım bu iyiymiş küfür falan ettin zannettim.

Merve derin bir nefes alarak koltuktan kalktı ve yanıma doğru yürüdü. Öfkeli gözleriyle gözümün içine " gidelim" dermişçesine bakıyordu.

-Biz gidiyoruz,akşam konuşuruz.

Arkamızı dönüp yürümeye başladık tiyatro salonu en alt kattaydı yani girişte merdivenlerden inerken bir anda durdum.içimde Merveye söylemem gereken Bir şey vardı.Ben durunca Merve de durdu :

-N'oldu Tutku?

-Onu sevmiyorsun değil mi?Senden hoşlandığını duyunca öfkeleniyorsun, miden kalkıyor demi?

Yüzüme hüzünle baktı.Önce gözlerimiz birbirine deydi sonra başını eğdi yere bakmaya başladı.Onu seviyordu , onu arkadaşça sevdiğini sanıyordu.Eğer sevgili olurlarsa ve ayrılırlarsa birdaha bu grubun parçası olamayacağını kendisini hep eksik ve üzgün hissedeceğini biliyordu çünkü ben hariç herkes Sergen'in tarafında olurdu veya şakaya vururlardı,bu da hiç etik olmazdı:

-Evet onu sevmiyorum daha doğrusu onu arkadaşça seviyorum.Eğer biz olursak ve ayrılırsak...

-Korkuyorsun.Tekrardan arkadaş olamıyacağınız için korkuyorsın değilmi?

-...

-Bak onu sevmiyor olabilirsin veya seviyor olabilirsin ama bunu anlamanın tek yolu derinlere inmek, anılar ve en önemlisi senin nasıl hissettiğin.Onunla geçirdiğin vakitleri hatırla mutlusun her seferinde her anında demi,derinlerde biryerlerde sakladığın bir duygun var ve unutma o duygu orada kalırsa aynı buzdolabında kalmış bir elma gibi çürür pis bir koku salar ve bu da seni rahatsız eder oyüzden sadece düşün ve git onunla konuş ben ikinizinde üzülmesini istemiyorum.

-Ben onu kırmak istemiyorum ama onu seviyorum ne kadar inkar etsemde kendime.Seviyorum onu teşekkür edrim Tutku bağzı şeylerin farkına varmamda yardımcı oldun onunla konuşacağım.Sen olmasaydın şuan Bilalle ile buluşmaya gidiyordum.

-Rica ederim kuzum da Bilal ne ya insan kaliteli bir isim seçer çocuğuna.

Kahkahalar havada uçuşurken yürümeye devam ettik Sergen'in üzülmesi benide çok üzerdi tabii Mervenin de.Bu işi hallettiğime çok memnundum.en aşağıya gelmiştik artık benim tiyatro salonuna gitmem gerekti tabikii "sözde":

-Merve görüşürüz yazarsın eve gidince.

-Ya ben şimdi tek ne yapcağım yanına gelsem Bir şey olmaz nasılsa tiyatro salonuna gideceksin.

-Şey...Bilmemki...

Merve sözümü keserek::

-Sen ne haltlar karıştırıyorsun!

-Ne yapıcam ya Nazım amca Bir şey söyledi onu yapıcağım.

-Tabi canım aynen , bak buna şuan tam burada inandım.Dökül!

-Tamam, tiyatro salonuna girelim anlatıcağım.

Tiyatro salonuna döğru yürümeye başladık tam tiyatro salonuna geldiğimiz anda içeriden fısıltı halinde sesler geliyordu.Merveyle yaptığımız ilk şey birbirimize uzunca bakmak oldu.Kısık bir sesle:

-İçeride birileri var.

-Provadır ya boşver kütüphaneye gidelim.

-Merve iyimisisn sen provaysa niye kısık sesle konuşuyorlar?

-Bak buna Bir şey diyemem işte.

Kapının koluna elimi attım ve biraz aralamaya çalışmamla kapı gıcırdamaya başladı. İçeriden tanıdık bir ses yükseldi:

-Kim var orada?

Ayak sesleri yükselmeye başladı tiyatro salanunda, sesler gittikçe yükseliyordu ve yaklaşıyordu.Merve'nin kolundan tuttum ve hafiften, birkaç adım uzağımızda olan yiyecek otomatının arkasına, cektim.Ayak sesleri durdu tiyatro salonunu gıcırtılı kapısının sesi bom boş kolidorlarda yavaştan yok olup gitti ardından ayak sesleri bizim tam ters yönümüze yöneldi birkac saniye sonra ayak sesleri tekrardan kolidorda yükseldi ve kısık bir gıcırtı sesinden sonra ayak sesleri bizden uzaklaştı.Fısıltılar devam etmeye başlamıştı:

-Hadi gidelim diye saklanıyoruz ki?

-Dur,hiçbiryere gitmiyoruz. Arka taraftan sahneye cikicağız.

-Hadi ama Tutku büyütme bukadar.

-Bir olaylar dönüyor Merve sus ve beni izle.

Bir seyler dönüyordu burada ve bunu benim öğrenmem gerekiyordu. Kulise girmemiz için bahçeye çıkmamız lazımdı, bahçeye çıkıp kulis kapısını açtık gıcırtılı tahtaların üstüne basarak sahne perdesinin arkasına geldik.Sesler artmıştı:

-Şimde ne yapacağız sen verdin demi.

-Evet verdim.Sen evi hazırladınmı.

-Evet.

-Herkes evlerini temizledimi?Geldiklerinde sorun çıkmasını istemeyiz.

-Evet

-Evet

-Evet

-Şimdi dağılıyoruz kimse kimseye Bir şey demiyor ne buraya geldik ne de bu konuyu konuştuk.Dağılın şimdi!

Kimdi bunlar? Katil okuldan birimiydi?Kim olduklarına bakamamıştık çünkü zaten ses çıkarıp dikkatlerini çekmiştik birdaha aynısını yaparsak biraz riskli olurdu.Sessizce kulise geri girip bahçeye geri çıktık ön bahçede bir bank bulup oturduk.

-Bu da neydi böyle? Katil okuldanmıymış!

-Katil değil... Katiller.

-Buna tanık olduğumuza inanamıyorum!Ne yapıcağız?Polise gidelim yada Sergenlere haber verelim!

-Hayır,buraya tek ben gelecektim şuan eğer sen anlamasaydın bir şeyle uğraştığımı.Kimse bilmeyecek Size benim yüzümden zarar gelmesini istemiyorum.Dün geceden sonra anladım ki yaşıtlarımız olsalar bile acımasız ve caniler.Batı gibi öldürülmenizi istemiyorum, eğer bu işin ucunda kötü bir şey varsa bunu benim sayemde yapmanızı istemiyorum çünkü kalkıştığımız iş boyumuzu fazlasıyla aşıyor.Bu işi ben başlattım ve ben bitireceğim.Batı yakın arkadaşımızdı onu öldürenleri ben bulacağım.

-Bende seninleyim bu işte!Bende seninle geldim seninle duydum bütün konuşmaları.Batıyı sadece üç senedir tanıyorum ama nekadar iyi bir insan olduğunu tanıştığımız gün anlamıştım.Hep ezilendi o herkes tarafından ve onu biz koruduk simdi de katillerini bulacağız.

-Bak seninde

Derken sözümü kesti:

-Ben zarar görmiyeceğim!Çocuklara bu işten vazgeçtiğimizi söyleyeceğiz sesi yükseltilmiş kaseti ben alıp saklayacağım kopyasını sana vereceğim.Kaseti Sergenden inceliyeceğim diye alırım.

-Tamam Merve.

Birkaç dakikalık sessizlik olmuştu ve benimde aklıma birkaç fikir gelmişti.Bizim aile dostumuz olan kasabamızda morgta çalışan Fikret abi vardı ondan yardım isteyecektik.Meltem teyze ,ne zaman işiniz olursa Fikret'e gidebilirsiniz ,demişti birkeresinde bende niye morgta çalışan birinden yardım isteyelim ki diye düşünmüştüm.Gerçekten bu hayatta nelerin olacağı hiç belli olmuyor...Aldığım derin nefesi hızlıca havaya geri bırakarak Merveye doğru kafamı çevirdim:

-Bizim bir aile dostumuz var adı "Fikret" ondan yardım isteyebiliriz.Morgta çalışıyor ve otopsi yapıyor eminim ki bize yardımcı olacaktır.Annemden numarasını isterim ve bu akşam belki buluşup konuşuruz.Olur mu?

-Morga giricek olmamız beni açıkçası korkuttu ama olabilir zaten beni evde umursayan kimse yok gelebilirim.

-Hadi ama üzme kendini onlarında önemli işleri vardır elbette.

Gözünden akan hüzünü görebiliyordum resmen. Onun suçu neydi?Ailesi hep başka işlerle uğraşıp Merveyi de iğrenç işlerine karıştırmak istiyorlardı ve Merve genellikle kabul etmeyince özellikle babası ona biraz katı davranıyordu.Annesi hep bana karşı sevecen olmuştu bunu Merveye sorduğumda, babam olmadıkça banada öyle davranıyor, diyordu.

-Bana kendimi gereksiz hissetiriyorlar.

-Tamam, hadi bu düşünceleri kafandan atıp bizim eve gidelim.Yanımda biri olmazsan uzun bir fırça yiyeceğim annemden.

-Tamam...

Banktan kalkıp okuldan çıktık. Bizim eve doğru yürümeye başladık, yol boyunca ikimizde konuşmadık ve bu arada gerçekten fena bir fırça yiyecektim.Merve bence bizde kalmalıydı, annem bu olayı unutana kadar.Nihayet eve varmıştık, kapıyı korkarak çaldim içeriden annemin sesi yükseldi.Evet...Sıçtım!:

-kim o?

Annem kapıyı açtığı anda içeriden soğuk, dondurucu bir kasırga yüzümüze çarptı resmen.

-Hoşgeldiniz!

-Hoşbulduk Nefes teyze.Nasılsınız?

-İyiyiz yavrum geçin şöyle.

Annemin salalonu gösteren elinin yanından sıyrılıyordum ki arkamda kalan eli belimi çimcikledi.Ah,acıdı ama! Hiç bozuntuya vermeden ilerledim.Mervenin ,oturduğu çiftli koltuğa, yanına oturdum annemde tam karşımıza oturdu.

-Evet kızlar,bir sorun mu var?

-Anne Fikret ağabeyin telefon numarası sende vardı değilmi?

-Neden sordun kızım?

Ne diyecektim ki hemem bir yalan bulmalıydım.Keske biraz daha uzatsaydım lafı. Merveyle birkaç saniye bakıştık, Merve dikeldi ve yüzüne bir gülümseme taktı.Alışkındım bu surat ifadesine, bir yalan bulmuştu:

-Proje ödevi desek yalan olur Nefes teyzecim, aslında yeni bir araştırmaya başladık ölülerle ilgili.

-En son ne zaman araştırma yaptınız ki?

-Bilmediğin çok şey var annecim.

-Evet, aslına doğru bilmediğim çok şey var, ama herneyse numarayı bulup atarım.

Merveyle gülümseyerek ayağa kalktık,ilk adımı atmıştık şimdi ise yürümeliydik:

-Merve sen istersen yukarı çık ben geliyorum.

Kafasını evet anlamında bir yukarı bir aşağı sallayıp merdivenlere yöneldi.İşte annemle tek başıma kalmıştım, yukarı tabutumla mı çıkacaktım acaba?.Tanrıya şükür ki biraz öfkesi dinmiş gibi gözüküyordu, birkaç adım savurup anneme yaklaştım:

-Şey anne özür dilerim , ben dün akşam haber veremedim sana çünkü...

--Evet, çünkü?

-Unuttum.

-İnsanlık hali deyip geçmemi bekleme benden , evet sana ceza verebilirim şuan ama vermiyeceğim .Tabiki birdaha yapmamak şartıyla! İyiki baban evde değildi dün gece yoksa üç gün cezalıydın.

-Seni seviyorum, işte benim annem!

Kollarımı açıp anneme birkaç saniye sarıldıktan sonra merdivenlere yöneldim:

-Dolapta kurabiye var, hemde muzlu! Beş dakikaya getiririm.

Arkamı dönüp anneme teşekkür eder gibi gülümsedim ve merdivenleri hızlı hızlı çıkmaya başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.