Ali salona girdiğinde kısa bir an durdu. Zeynep’in yanında oturan kadına bakıp hemen toparlandı.
Sevil gülerek tanıştırdı:
– Oğlum Ali.
– Bu da Zeynep’in annesi Halime hanım.
Ali başını hafif eğdi.
– Merhaba. Hoş geldiniz Halime teyze.
Halime de gülümseyerek karşılık verdi.
– Merhaba Ali, hoş bulduk.
Ali boş bir sandalyeye oturdu. Sevil mutfaktan seslendi:
– Çay koydum size de.
Ali başını çevirip cevap verdi.
– Anne hiç zahmet etmeseydin ben çıkacağım şimdi.
– Nereye çıkıyormuşsun?
– Ben çıkayım daha rahat edersiniz.
Halime birkaç saniye Ali’yi süzdü. Sonra sakin bir sesle sordu:
– Okul nasıl gidiyor?
– Fena değil.
– Hangi bölüm?
– Sayısal.
Halime başını salladı.
– Ne istiyorsun?
– Mimarlık.
Sevil çayları getirirken konuştu:
– Küçükken de çok hevesliydi. Buraya gelmeden önceki evimiz depremde hasar gördüğü için boşaltılıp yıkılmıştı. Zar zor toparladık. Şimdi daha da kararlı oldu.
Zeynep başını kaldırdı. Bakışları yumuşadı. Bunu yeni öğrenmişti.
Ali hemen itiraz etti.
– Çok da abartmayalım biz yine.
Halime gülümseyerek çayı aldı.
– Anneler biraz abartır.
Kısa bir sessizlik oldu.
Halime bu sefer biraz daha rahat bir tonla sordu:
– Ne zamandır buradasınız?
– Dört beş ay oldu.
– Alışabildiniz mi mahalleye?
– Evet evet, güzel yer.
Gözleri Zeynep'e kaydı. Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
– Komşular da iyi.
Sevil yaramaz çocuğu azarlar gibi:
– Zeynep olunca iyi dersin tabii.
Zeynep gülümsemesini saklamak için başını yana çevirdi. Ali ise bu lafa sadece sırıtmakla yetindi.
Halime bunu fark etti. İkisine sırayla baktı. Bir şey demedi. Ama yüzündeki gülümseme biraz değişmişti.
Çayından bir yudum aldı.
– İyi. İnsan komşularıyla iyi anlaşınca her şey kolay oluyor.
Ali başını salladı.
– Doğru. E ben kaçayım artık. Yoksa annem beni de çaya oturtacak.
– Oğlum otursaydın biraz daha.
Ali bakışlarını Zeynep'e çevirdi. Zeynep hayır anlamında kaşlarını kaldırdı. Ali annesine sonra görüşürüz anlamında baktı. Çıkmadan Zeynep'e telefonunu işaret etti. Evden çıkıp elleri cebinde yürümeye başladı.
Erkan ve Ahmet bahçede oturuyordu. Alinin karşı kapıdan çıktığını görünce Ahmet seslendi:
– Hoop, Delikanlı!
Ali durdu. Başını çevirince bahçede oturan iki adamı gördü. Ahmet elindeki çay bardağını masaya bıraktı.
– Bir gelsene.
Ali kısa bir an durdu. Etrafına baktı.
– Ben mi abi?!
– Senden başka adam mı var?!
Sonra yönünü değiştirip bahçe kapısına doğru yürüdü. Tereddütle kapıyı açıp içeri girdi.
Erkan sandalyede geriye yaslanmıştı. Aliye baktı.
– Senin adın Ali miydi? Bizim kız öyle demişti sanki.
Ali başını eğdi.
– Evet amca.
– Mustafa'nın oğlusun
– Aynen.
Erkan eliyle yanındaki sandalyeyi gösterdi ama Ali oturmadı. Ayakta kaldı.
Ahmet Ali’yi baştan aşağı süzüyordu.
– Aynı okuldasınız herhalde.
Ali kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi.
– Evet.
Ahmet çayından bir yudum aldı.
– Sık denk geliyorsunuz anlaşılan.
– Mahalle küçük.
Ahmet’in bakışları değişmedi.
– Zeynep de öyle söyledi.
Ali ilk kez Ahmet’e doğrudan baktı.
– Ne söyledi?
Ahmet bardağı masaya bıraktı.
– Komşuyuz dedi.
Ali başını salladı.
– Doğru demiş.
Erkan araya girdi.
– Nereye gidiyordun oğlum?
– Halime teyze ve Zeynep gelmiş, ben de rahatsız etmiyim bir çıkıp dolanayım dedim.
– İyi. Dersler nasıl gidiyor?
– Fena değil.
Ahmet tekrar konuştu.
– Sayısal mıydı sen?
– Evet.
– Ne düşünüyorsun?
– Mimarlık.
Ahmet’in kaşları hafif kalktı.
– Mimarlık ha.
Ali tekrar başını salladı.
– Evet.
Erkan gülümsedi. Bardağını masaya koydu.
– Güzel meslek.
Kısa bir sessizlik daha oldu. Ahmet Ali’ye doğru biraz eğildi.
– Zeynep’in abisi olduğumu biliyorsundur.
Ali geri adım attı.
– Tahmin ettim.
Ahmet gözlerini Ali’den ayırmadan:
– Ben biraz eski kafalıyımdır.
Ali cevap vermedi.
– Kardeşimle ilgili şeylerde de hassasım.
Ali yine sessiz kaldı. Sonra kısa ve sakin bir sesle konuştu.
– Anladım.
Ahmet birkaç saniye Ali’ye baktı. Ali gözlerini kaçırmadı.
Erkan eliyle masayı hafifçe tıklattı.
– Neyse oğlum, seni tuttuk.
Ali başını eğdi.
– Estağfurullah amca.
Ahmet son kez konuştu.
– Mahalle küçük dedin ya…
Ali ona baktı.
Ahmet gülümsedi.
– Herkes birbirini görür burada.
Erkan konuşmayı sonlandırdı:
Hadi git şimdi. Babana da selam söyle.
Ali başını eğdi.
– Aleyküm selam.
Bahçe kapısını açıp dışarı çıktı. Birkaç adım yürüdükten sonra elini alnına götürüp terini sildi. Derin bir nefes verdi.
Arkasından Ahmet hâlâ ona bakıyordu.
Erkan çayından bir yudum aldı.
– Çocuk fena değil.
Ahmet gözlerini sokaktan ayırmadan cevap verdi.
– Bakacağız.
Akşama doğru Halime ve Zeynep eve gitmek için müsaade istedi. Zeynep telefonunu kontrol edip annesine:
– Anne ben az bir dolanıp gelicem, akşam sohbet ederiz.
– Tamam, hadi acele et bekletme çocuğu.
Zeynep'in yüzü değişti. Bir yandan yürürken bir yandan elini sallayarak:
– Beni bekleyen tek kişi evdeki beyler, akşam tatlı bende!
Tabii annesi yalanını yutmadı. Zeynep az ötedeki parkta buluşmak için Ali'yle misafirlik esnasında sözleşmişti. Gittiğinde Ali'yi bir bankta yüzü yere döknük elindeki tesbihiyle oynarken buldu. Gidip yanına oturdu.
– Ne oldu sana böyle, annemle de anlaştınız halbuki.
– Bana neden daha önce söylemedin?
– Dün geldiler zaten.
– Onu değil, Abin olduğunu.
– Sen nerden biliyorsun.
– Buraya gelirken babanla abin beni görüp bahçeye çağırdılar. Sorguya çekip geri saldılar. Hayatımın en zor dakikaları falandı.
Zeynep gülmeden edemedi. Ali gözünde hiç bu kadar masum gözükmemişti. Uzun uzun sadece Ali'nin çaresiz suratına baktı. Yanaklarını sıkası geliyordu. Sonra aniden bakışlarını çevirdi. "Aklımdan ne geçirdim ben öyle" Konuşmaya devam etti:
– Benim abim öyle katıdır biraz. Oldum olası oğlanlarla oynamama izin vermezdi. Kovalamaca oynadığım çocuğu beni kovalıyor diye dövmüştü. Dikkat etsen iyi olur.
Ali konuşmadan önce yutkundu:
– Dövüyor mu?
– Şakası bile sert.
– Yandık desene
– Hemde nasıl yandık.
İkiside biraz durdu. Sonra aynanda
“Bir dakika”
Zeynep boynunu hafifçe büktü
– Ne diye yanıyormuşuz
Ama altında yatan anlam farklıydı. Ali daha alaycıydı. Zeynep ise tamamen panik ve sorgulayıcı. Ayağa kalktı, eve doğru yürümeye hazırlandı.
– Bundan sonra daha çok haberleşiriz. Ben hava çok kararmadan eve geçeyim.
– Tamam beraber gidelim ben tek başıma ne yapacağım burda.
– Hayır. Tam bahsettiğim de bu. Senin yanına geldiğim anlaşılmasın.
– İyi de biz şuan sadece arkadaşız?
Zeynep durdu. Aliye döndü. Biraz sessizlikten sonra:
– Sadece arkadaş mı?
Kısa bir gülüş attı.
– Benim ailem öyle düşünmüyor.
Zeynep eve geldi. Direkt mutfağa geçti. Tatlı için kolları sıvadı. Hazırlığa başlamışken Halime kızının yanına mutfağa gitti.
– Oo şekerpare mi?
– Evet, babamın favorisi
– Hmm. Şu Ali, iyi çocukmuş.
Zeynep duraksadı. Gözlerini kapattı. Sanki olmasından korktuğu bir şey oluyordu.
– Öyle mi?
– Yakışlı da değil mi?
Zeynep'in içi iyice daraldı. Ne cevap verecekti şimdi?
– Anne sen Ali'yi ne ara sevdin?
– Severim ben. Gerçi Ahmet pek haz etmiyor çocuktan.
– Etmez tabii niye etsin. Neyse annem madem geldin bana biraz yardım et bitsin hemen.
Yarım saat 40 dakikaya tatlıyı fırına verip salona geçtiler. Erkan sordu:
– Nerden geliyorsun?
– Parktan
Ahmet başını telefondan kaldırdı:
– tek mi?
– Evet.
– Duydun mu baba tek gitmiş.
– Ne var oğlum. Gitmiştir.
Erkan Zeynep'i yanına oturttu. Dizine yatırdığı başını okşuyor, kocaman kızı çocuk gibi seviyordu. Abisi sessizce bakıyordu. Zeynep göğsünün ortasında bir ağırlık hissetti. Babası onu abisine karşı savunuyordu ama bu sefer haklı olan o değildi.