Ceyda, akşamın gelmesiyle birlikte, kamp alanındaki herkesin huzursuzluğu daha da artmıştı. Herkes normalde çadırlarında dinleniyor, birbirine gülümsüyor ve sıradan kamp aktiviteleri yapıyordu ama Ceyda, bir şeylerin farklı olduğunu biliyordu. O geceyi nasıl geçireceklerini düşündükçe, tüm vücudunda bir titreme hissi vardı.
Gizem'in söyledikleri aklında dönüp duruyordu. "Geceyi araştırmalıyız." Ceyda, ne kadar korksa da bir şeyleri çözmek zorundaydı. Bir şeylerin yanıtı orada, o kamp alanında, ormanın derinliklerinde gizliydi. Ama kimse bu durumu ciddiye almak istemiyordu. Hatta Leyla bile, geceyi eğlenceli bir hale getirmeye çalışıyordu.
Ama Ceyda'nın içindeki huzursuzluk, bir türlü dinmiyordu. O siluet, o hareket… Bütün geceyi düşündü, o garip siluet bir kez daha karanlıkta belirmiş miydi? Kafasında bu sorularla uyumayı denedi ama gözleri yine açıktı, gözbebekleri karanlıkta bir şeyler arıyordu.
Akşam karanlığı çökünce, Ceyda, Gizem ve Beril, ormanda bir araştırma yapmaya karar verdiler. Ceyda, içinde bir korku olsa da, ormanı keşfetmenin gerekli olduğunu düşündü.
“Bizimle gelmek ister misiniz?” diye sordu Gizem, engin bir sessizlik arasında. “Hep birlikte yapalım, korkulacak bir şey yok.”
Rekin, Ceyda'nın omzuna dokundu ve ona güven veren bir şekilde, "Birlikte daha güçlü olacağız. Eğer burada bir şey varsa, birlikte çözebiliriz." dedi. Ama Ceyda, hala o huzursuzluk hissinden kurtulamıyordu.
Birkaç dakika sonra, gruptan geriye sadece Ceyda, Gizem ve Beril kaldı. Yasemin, Can ve diğerleri çadırlarında oturuyordu, geceyi biraz daha rahat geçirebilmek için ellerindeki telefonlara gömülmüşlerdi.
Ormanın karanlığında adımlarını dikkatle atarak ilerlediler. Gece, her geçen dakika daha da soğuyordu. Birbirlerine yakın yürüdüler, ama ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe, havada tuhaf bir sessizlik vardı.
Gizem, önde giderek yol gösteriyordu. “Burası… Burası kampın eski kısmı. Buraya girmemeliydik aslında, ama belki de bir şeyler bulabiliriz.” dedi.
Bir süre sonra, ormanın içindeki eski taş yapılar belirmeye başladı. “Bunlar eskiden kampçılar için barınaklardı,” diye ekledi Gizem. “Ama yıllardır kullanılmıyorlar.”
Ceyda, etrafına bakarak bir şeylerin çok garip olduğunu hissetti. Sanki her şey onlara bakıyormuş gibi. Ağacın dalındaki gölgeler, bir anlık ışıkla daha da kararmış gibi görünüyordu. Bir çakıl taşı aniden yere düştü.
Beril bir anda sıçrayarak bağırdı. “Bir şey var! Biri var!”
Ceyda, hızla arkasını dönerek gözlerini karanlıkta aradı. Ama hiçbir şey yoktu. Fakat, hala bir şeyler hissedebiliyordu. Bir soğuk rüzgar, her birinin üzerine geçti. Derin bir nefes aldı ve gözlerini kısıp tekrar ormana odaklandı.
“Beril, sadece bir hayvan olabilir.” diye fısıldadı Ceyda, sesini titretmeden. “Yavaş olalım.”
Ama o sırada, bir ses duyuldu. Derin, belirgin adım sesleri. Başka bir şeydi. Biri onları takip ediyordu. Ama kimdi bu kişi?
Birkaç adım sonra, Gizem dönerek Ceyda ve Beril’e bakmadan bir sesle bağırdı: “Herkes dur! Bu sadece bir rüzgar değil!”
Bir anda sesler kesildi. Fakat o kesilen sessizlik, tuhaf bir şekilde Ceyda’yı tüylerinin diken diken olmasına sebep oldu. O kadar derin, o kadar keskin bir sessizlikti ki, Ceyda neredeyse kalp atışlarını duymamaya başlamıştı.
Beril, Gizem’in arkasında, elini sıkıca Ceyda’nın omzuna koyarak, “Burası… bu yer gerçekten garip. Burası eski kamp yeri ama sanki…” dedi, kelimelerini bulamayarak.
O anda, bir şeyin patladığı sesi duydu Ceyda. Kafasını hızla çevirdi, ama sadece boş bir karanlık vardı.
Bir çalı hareket etti. Ceyda bir anlığına gölgeleri görmek üzere döndü ve işte o an… Yine o siluet! Bir figür, ama bu sefer daha netti, bir adım ileri, bir adım geride.
Beril bağırarak geriye doğru sıçradı. “Hadi, gitmeliyiz! Bu kesinlikle bir şey!” dedi.
Fakat Ceyda, o silueti tamamen gözden kaybetmişti. Hızla geri dönerek, Gizem’e doğru koştu ve ona bağırdı: “Gizem! Onu gördüm! O figür vardı!”
Gizem’in yüzü donmuştu. Ama o da gördü, en azından bir an. “Biliyorum… Biliyorum, Ceyda. O bir… bir hayalet olabilir.” dedi, sesi korkudan titriyor, ama gözlerinde kararlı bir ışıltı vardı. “Bir şeyler bulmalıyız.”
Beril, hızlıca ellerini birbirine sürterek, “Çok soğuk oldu! Hadi, geri dönelim, hiçbir şey göremiyoruz!” diye bağırdı.
Ama Ceyda, bir anda, ormanın derinliklerinden gelen fısıldamaları duymaya başladı. Sanki bir şeyler onlara doğru geliyordu. Ve o sesi, kalp atışlarını takip ederken, sanki birisi, bir şey fısıldıyordu: "Yardım edin… Yardım edin..."