Sonunda o büyük gün gelip çatmıştı: Canavar Avı.
Üzerime tam oturan siyah av elbisemi giyip aynadaki yansımama baktım. Katrina... Bu kızın yüz hatlarında anlam veremediğim, hüzünlü bir derinlik vardı. Gözleri, durgun bir su misali hem sakin hem de her an fırtına koparacakmış gibi karanlıktı. Arkamdan Lily'nin hayranlık dolu sesini duydum:
"Size hayran olmamak elde değil Prenses..."
Hafifçe gülümsedim. "Lily... Diğerleri gibi dürüst olabilirsin. Benden korkmana gerek yok."
Lily'nin yanakları anında kızardı, mahcup bir tavırla mırıldandı: "Ekselansları... Başta sizden korksam da yanıldığımı anlıyorum. Sinirli tavırlarınızın sadece buraya alışamadığınız için olduğunu düşünüyorum artık."
İçimde bir yerlerde bir sıcaklık hissettim. En azından bu koca sarayda bir kişi bile olsa beni "canavar" olarak görmüyordu. "Teşekkür ederim Lily," dedim. İsmini söylemem onu hem şaşırtmış hem de çok mutlu etmişti.
At arabasıyla av alanına doğru yola çıktık. Modern dünyanın konforlu arabalarından sonra bu tahta parçasının üzerinde zıplamak... Resmen popom isyan ediyordu! İnsanlık ileri giderken ben Orta Çağ'ın tozlu yollarına mahkum kalmıştım.
"Prenses, ışınlanma alanına yaklaştık."
"Ne?" dedim kaşlarımı kaldırarak. "Işınlanma mı?"
Lily, bu cahilliğime (ya da Katrina'nın unuttuğunu sandığı bu bilgiye) şaşırarak açıkladı: "Evet efendim. İmparator Hazretleri, vaktinde varabilmemiz için büyülü çemberi kullanmamıza izin verdi. Bu, sıradan insanlar için hayal bile edilemez bir lütuf!"
Vay anasını... Bildiğin teleport! İmparator çoktan varmış olmalıydı, umarım en son gelen ben olup yine o buz gibi bakışlara maruz kalmazdım. Büyülü çemberin ortasına geldiğimizde etraf bir anda bembeyaz bir ışıkla kaplandı. Gözlerimi kapattım. Birkaç saniye sonra rüzgarın tenime değiş şekli değişmişti.
Gözlerimi açtığımda kendimi başka bir dünyada buldum. Etrafta zarif leydiler, silah kuşanmış lordlar ve ailelerini temsil eden şövalye grupları vardı. Ama büyünün yan etkisi, o asil girişimi mahvetti. Midem bir anda ağzıma geldi. Şoförün kapıyı açmasını beklemeden kendimi dışarı atıp en yakın ağacın dibine koştum ve... kustum.
Rezilliğin zirvesindeydim. Lily arkamdan endişeyle bağırırken kafamı kaldırdım. Ve o an, devasa siyah bir atın üzerinde, güneşin ışığını kesen o gölgeyi gördüm.
Tek göz.
Bana bakıyordu. Kusmamı, o perişan halimi saniye saniye izlemişti. Yüzümde soğuk bir ifadeyle bakışlarına karşılık verdim. O ise hiçbir şey demeden, sadece sinirli bir tavırla atını çevirip uzaklaştı.
"Öküz herif," diye mırıldandım Lily duymadan. "İnsan bir iyi misin diye sorar."
İnsanların toplandığı alana doğru yürürken fısıldaşmalar arttı. Herkesin gözünde o tanıdık nefret vardı. 16 yaşındaki bir kıza neden bu kadar kin besliyorlardı, aklım almıyordu. Onurumu korumak adına dik durdum, yüzüme en sert ifademi yerleştirdim.
Tam o sırada, önümü açık kahverengi saçlı, gözlüklü bir adam kesti. Av kıyafetleri içinde bile bir savaşçıdan çok bir bilgine benziyordu. Tepeden tırnağa beni süzdü, gözlerinde saf bir tiksinti vardı.
"Demek sonunda yüzüme bakmaya karar vermişsiniz," dedi iğneleyici bir sesle.
"Siz de kimsiniz?" diye sordum, sesimdeki merak samimiydi.
Adam donup kaldı. "Beni tanımamazlıktan mı geliyorsunuz?"
"Tanıyamadım..."
Çevredeki asilzadeler fısıldaşmaya başladı. Adam iyice sinirlenip üzerime yürüdü. "Aptalı oynamak tam da size yakışırdı Prenses!"
Sabrım taşmıştı. Parmak uçlarımı sertçe göğsüne bastırıp onu kendimden uzaklaştırdım. "Kiminle konuştuğunuzu sanıyorsunuz? Benimle bu kaba üslupla konuşamazsınız!"
Tam o sırada araya giren sert bir ses buz kesti:
- "Neler oluyor burada?"
İmparator, bir fırtına gibi önümüzde bitti. Sesi o kadar otoriterdi ki asilzadeler korkuyla geri çekildi.
"Takip edin," dedi sadece.
İmparatorun çadırına girdiğimiz an, tek göz patladı:
"Olay çıkarmadan duramıyorsun, değil mi? Gittiğin her yere kavga gürültü mü getireceksin? Maksadın ne senin?"
Suçsuz yere azarlanmak, o bardağı taşıran son damla oldu. Yumruklarımı sıktım ve sesimi yükselterek cevap verdim:
"Ben bir şey yapmadım! Durup dururken bu adam bana saygısızlık yaptı. Neden her seferinde suçlu benmişim gibi davranıyorsunuz?!"
İmparator 'un gözleri öfkeyle parladı. "Neden durduk yere sana saygısızlık yapsın? Katrina, sınırlarını zorluyorsun!"