İçeriğe geç

Karışmış Ruhlar

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Karışmış Ruhlar

Bölüm 7

Cüretkar Sözler

Ertesi sabah Lily'nin ısrarlı sesiyle gözlerimi araladım. Dün gece o karanlık gölgelerin arasında yaşadığım dehşeti düşününce, hiçbir şey olmamış gibi uyuyabilmem mucizeydi. Ama uyku, bu deliler hastanesinde akıl sağlığımı koruyabildiğim tek sığınağımdı.

"Prenses, Majesteleri sizi yemek salonunda bekliyor."

Yataktan fırlamam bir oldu. Yine ne yapmıştım acaba?

"Neden?" dedim endişeyle.

Lily tatlı bir gülümsemeyle kafasını yana eğdi. "Kahvaltı için Prenses."

İmparator ve ben? Kahvaltıda? Kesin beni zehirleyecekti. Başka açıklaması olamazdı. İsteksizce kalktım ve dolabımdaki o ağır, nefes aldırmayan korseli elbiseleri bir kenara ittim. Omuzları açık, uçuşan kolları ve cesur yırtmacıyla beyaz-lacivert, modern ruhuma daha yakın bir elbise seçtim. Lily saçlarımı minik çiçeklerle süslediğinde aynadaki yansımam, dün geceki o korkmuş kızdan çok daha dik duruyordu.

Yemek salonuna girdiğimde ağır bir sessizlik beni karşıladı. Tek göz masanın başında bir kral gibi kurulmuş, yanında da sadık gölgesi Leo dikiliyordu. Geç kalmıştım ve bu, imparator çatık kaşlarından belli oluyordu. Hiç istifimi bozmadan tam karşısına oturdum.

"Prenses hazretleri sonunda teşrif edebildiler, ha?" dedi sesi buz keserken.

"Size de günaydın," dedim aynı donuklukla.

Tek göz parmakları arasındaki çatalın hafifçe eğildiğini gördüm. Benden her zamanki gibi aşağılayıcı bir çığlık veya kışkırtıcı bir hakaret bekliyordu ama ben sadece susuyordum. Bu umursamaz tavrım onu daha çok delirtmişti.

"Yemek yemeyecek misiniz?" diye sordu, dişlerinin arasından.

"İştahım yok Majesteleri." Sizin yanınızda yemek yemektense zehir içmeyi tercih ederim, diye geçirdim içimden.

"Siz neden yemiyorsunuz?" diye ekledim.

"Birinin yüzünü gördüğüm için iştahım kaçtı," dedi, resmen çocuk gibi laf sokarak.

İstemsizce bir kahkaha patlattım. Koca imparator bildiğin ergenlik yapıyordu! Elimle ağzımı kapatıp gülmeye devam ederken imparator şaşkınlıkla tek kaşı havaya kalktı.

"Bu kadar komik olan nedir?"

"Hiç... Sadece sinirlerim bozuldu," dedim, gözlerimin içine bakarak elimi çeneme yasladım. "Ama bence buradan bakınca oldukça iştah açıcı görünüyorum."

Odada zaman durdu. Hizmetliler dehşet içinde birbirine bakarken Leo boğazını temizleyip kravatını düzeltmek zorunda kaldı. İmparator ise... Şaşkınlıktan ağzı hafifçe aralanmıştı. İlk kez savunmasız yakalanmıştı. Hemen kendini toparladı.

"Sonunda aklını kaçırdın."

Sırıtarak onayladım. Onu böyle sarsmak, paha biçilemezdi.

Tek göz kısa bir süre düşüncelere daldı. Bu kadın kesinlikle Katrina değildi. Ya da Katrina harika bir oyuncuydu. Bakışlarını tekrar üzerime dikti.

"Av yarışmasına neden gitmek istiyorsun?"

"Sıkılıyorum çünkü," dedim dürüstçe.

"Bu kadar mı?"

"Evet?"

​Bana öyle bir küçümsemeyle baktı ki, ilk kez bir erkeğin bakışlarından bu kadar nefret ettiğimi hissettim.

"Daha önce eline hiç kılıç aldın mı?"

Kılıç mı? Bildiğimiz, kafa uçuran cinsten? Bakışlarımı kaçırdım.

"Daha önce elinize hiç silah ya da delici bir nesne aldınız mı?" diye düzeltti sorusunu.

"Şey... Bıçak tutmuşluğum var," dedim kısık bir sesle.

"Ne için kullandınız?"

Yerin dibine girmek istiyordum ama mecburdum. "Meyve keserken..."

İmparator elini alnına koyup derin bir iç çekti. "Meyve bıçağıyla bir canavarı yaralayamazsın bile. Canavarlarla dolu bir ormana gideceğiz, farkında mısın? Orada küçük bir kız çocuğu gibi ayak altında dolaşmaktan başka bir şey yapmayacaksın."

Sözleri zehirli bir ok gibiydi. Ayağa kalktım, masadaki tabağımı kenara ittim.

"Sözleriniz fazla oluyor Majesteleri. Bana olan nefretinizi bu kadar belli etmenize gerek yok, çünkü emin olun duygularımız karşılıklı."

"Öyle mi?"

"Öyle. Ayrıca eğer ölürsem bu sizin için kurtuluş olmaz mı? Benim için endişelenmenize lüzum yok."

Kapıya doğru yürürken son darbeyi vurdum:

"Size afiyet olsun. Tabii iştahınız hala yerindeyse."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.