Ne kadar zaman geçmişti, ne kadardır bir rüyayı yaşıyorlardı ve ne kadar zamandır bedeni bir uykudaydı bilmiyordu genç kadın. Hatta bir rüyayı yaşadığından bile emin değildi artık. Gerçeğe yakın bir düzen kurmuştu. Belki de bu yakınlık gerçekliğin ta kendisiydi. Zaman normalinden daha farklı akıyordu. Hava bir an gecenin zifiri karanlığına dönüşüyor bir anda gün doğuyordu. Her ne kadar burada yaşadığı şeyler Süreyya’ya çok yapay gelse de her şey o kadar yolunda ilerliyordu ki kendi dünyasında boğuşmak zorunda kaldığı hiçbir sorun yoktu burada.
Elmira’nın ne yaptığını ve nasıl olduğunu ve ne yaptığını merak ediyordu ama onun kendisinden daha tecrübeli olduğunu düşünüp işleri kendisi için yoluna sokmuş olabileceğine inanıyordu. Belki de inanmak istiyordu.
Annesi ve Arif ile birlikte yarattığı evin bahçesinde güzel bir masa kurdular. Annesinin en sevdiği yemekler vardı masada. Öyle hayal etmişti Süreyya çünkü annesi hasta olduğundan beri iştahı kapanmış durumdaydı ve sevdiği şeylerden bile zevk alamaz olmuştu. Birlikte masaya oturdular. Birkaç yıl öncesinin yaz akşamlarını andırıyordu bu masa onun için. Annesinin hastalığı hayatlarına girmeden önce bahçelerinde tıpkı böyle bir masa hazırlayıp keyifle sohbet ettikleri günlere benziyordu. Her şey çok güzel ilerlerken hava birden kararmaya ve rüzgar esmeye başladı. Yağmur yağacak diye düşündü Süreyya. Düşüncelerini toplayıp havanın bozulmamasını hayal etti fakat aksine hava daha da karardı ve rüzgar şiddetini arttırdı. Annesi ve arkadaşı sanki hiçbir değişiklik yokmuş gibi masada yemeklerine devam ediyordu. Havanın bozulduğunu bile fark etmiyor gibiydiler. Rüzgarın artan şiddetiyle birlikte uzaktan kendilerine doğru bir şeyin geldiğini fark etti Süreyya. İçinde oluşan korkuyu dizginlemeye çalışıp her şeyin yolunda olup düzelmesini hayal etti. “Ne oluyor? Tüm bunlar neyin nesi böyle? Neden hiçbir şeyi düzeltemiyorum?” kendi kendine söylenmişti Süreyya. Hortum ise onlara doğru yaklaşmaya devam ediyordu. Kaçmaları gerekiyordu ama her şey öylesine ağırlaşmıştı. Süreyya’nın adımları, konuşması istem dışı yavaşlıyordu ama onun aksine annesi ve arkadaşında bir değişiklik yoktu. Çığlık atmaya çalışıyordu genç kadın ama sesi birazcık bile çıkmıyordu. Bağırmış gibi boğazları acıyordu ama sesi birazcık bile çıkmıyordu. Az önce uzağında gördüğü hortum artık neredeyse yanına geldiğinde rüzgar bir anda durdu. Hortum ise dağılmaya başlayınca bir silüet belirdi oluşan toz bulutlarının arasında. Süreyya’ya doğru yaklaşan bu silüetin yüzü tanınmıyordu. Silüet artık Süreyya’nın yanına geldiğinde kim olduğunu anlayabilmişti genç kadın. Buraya birlikte geldiği kız kardeşiydi karşısındaki. Yıllarca hiç tanımadığı tıpatıp kendisinin görüntüsünde olan bir kız kardeş. Süreyya karşısında Elmira’yı görünce önce biraz rahatladı ama sonra annesini ve Arif’i düşündü. Burada yarattığı dünyayı ve eline geçen ikinci bir şansı kaybetme ihtimalini düşündü. Yüreğini bir korku kapladı ama neyden korktuğundan pek de emin değildi aslında Süreyya. Bir hayali yaşamaktan mı yoksa gerçeklerin acımasızlığından mı?
“Buradasın. Seni bulmak kolay olmadı.” Elmira’ydı aralarındaki sessizliği bozan.
“Beni nasıl buldun?” gözlerindeki endişeyi saklamaya çalışırken konuştu Süreyya.
“İçindeki şüphe seni bulmamı istedi.” diye yanıtladı onu kardeşi.
Süreyya aldığı bu yanıttan bir şey anlamayınca lafa devam etti Elmira. “Burada mutlu olduğuna kendini inandırmak istedin Süreyya. Bu kurgunun seni mutlu edebileceğine inandın.” bakışlarını masaya çevirdi Elmira. “Annemizi ve arkadaşını yanında istedin. Onların yanında olması içindeki güven duygunu tazeledi ama içindeki duygusal boşluk yerli yerinde kaldı çünkü her ne kadar kendini onların gerçek olduğuna inandırmaya çalışsan da onlar bir hayalden ibaret. Burada mutlu olduğuna kendini inandırmaya çalıştığında içinde oluşan şüphe beni buraya sürükledi. Geri dönmeliyiz.”
Kardeşinin söylediklerine inanmak istemedi Süreyya. “Hayır, hayır. Sen şu an beni ikna etmeye çalışıyorsun. Gerçek ya da hayal artık benim için bir önemi yok. Burada onlarla güzel bir yaşam sürmek için ikinci bir şans yakaladım Elmira. Bunun benim için önemini anlayamazsın. Eğer gidersem belki de onları hiçbir zaman göremeyebilirim.”
“Asıl geri dönersek onlar için gerçekten iyi bir şeyler yapma şansını yakalayabilirsin Süreyya. Unutma ki sen de artık benim kadar prensessin ve Kare’ye karşı sorumlulukların var.”
Annesi ve Arif’in yanına gidip tekrar masaya oturdu Süreyya. Önce Arif’e sarıldı “Seni çok seviyorum canım arkadaşım.” dedi. Sonra ise annesine sarıldı “Eğer kurtulman için ufacıkta olsa bir şansım varsa bunu sonuna kadar deneyeceğim annecim.” dedi. Kollarını annesinden ayırmak istediğinde ise annesi buna izin vermedi aksine daha sıkı sarıldı Süreyya’ya. Hatta öylesine sıkıyordu ki kızını Süreyya’nın canı acımaya başlamıştı. Az önce sarıldığı arkadaşı ise annesini destekler gibi elleriyle Süreyya’nın boynunu tutmuş sıkarak onu boğmaya çalışıyordu. Süreyya kendini kurtarmak için çabalasa da annesi ve arkadaşı buna izin vermiyor o çırpındıkça daha da şiddetle boğmaya çalışıyorlardı onu.
Elmira avuçlarını iki yana dümdüz şekilde açıp gözlerini kapattı ve düşüncelerini yoğunlaştırdı. Kısa bir süre içinde avuçlarında gri bir ışık belirdi. Önce küçücük olan bu ışık yavaş yavaş büyüdükten sonra gözlerini açan Elmira avuçlarında beliren iki ışık kümesini kız kardeşini boğmaya çalışan iki hayali varlığa doğru attı. Bunun üzerine hareketleri yavaşlayan varlıklar Süreyya’yı boğmayı bırakıp oldukları yerde kaldılar. Bir anda ikisinin de hareketleri ağırlaştı. Annesinin ve arkadaşının elinden kurtulan Süreyya ise derin derine nefes alıp kendine bir süre kendine gelmeye çalıştı. Nihayet nefes alışverişini düzenlediğinde Elmira ile göz göze geldi. “Seni ararken keşfettim bunu. Zamanı bükebiliyorum. Az önce kaçmaman için sana da yapmıştım.” dedi Elmira ve devam etti “burada kurduğun dünya işte bu kadar Süreyya. Buraya ben geldim ve kurduğun düzen değiştiği için rüyan kabusa dönüşmeye başladı. Eğer hemen gitmezsek çok daha farklı şeyler de başımıza gelebilir. Onlara sonsuz bir yaşam vadettin ve sen bu rüyadan uyanırsan onlara vadettiğin yaşam son bulacak. Bu yüzden sana zarar vermeye çalışıyorlar.” ikiz kardeşinin kafasındaki soru işaretlerini bir nebze olsun cevaplayabilmek için açıklama yaptı Elmira.
“Peki buradan nasıl gideceğiz?” ellerini başının arasına alırken konuştu Süreyya.
“Anneni ve arkadaşını yok etmeden buradan gidemeyiz. Geldiğimiz yeri geldiğimiz zamanki gibi bırakmadan buradan çıkamayız Süreyya. Onları yok etmelisin”
Annesinin ve Arif’in gözlerinin içine baktı Süreyya. İkisi de ağır hareketlerle kendisine doğru gelmeye çalışıyordu ama Elmira’nın yaptığı büyünün etkisiyle çok ağır hareket ediyorlardı. Süreyya başına saplanan ağrıyla gözlerini sımsıkı kapattı. Ağrı öylesine şiddetliydi ki sanki başına bıçaklar saplanıyor gibiydi. Acı içinde kıvranan Süreyya gözlerini açtığında ise kehribar olan gözleri öylesine parlıyordu ki sanki ışık saçıyordu baktığı her yere. Ağrısı bir anda kesilen genç kadın söylediklerinin bilincinde olmadan konuştu. “Prenses sizin, sözlerim ise kaderinizdir. Bu rüyadan yok oldunuz.” der demez karşısındaki iki hayali varlık küllere dönüşerek yok oldular. Hayali varlıkların yok olmasıyla yer sallanmaya, rüzgar esmeye ve gök gürlemeye başladı. Elmira, Süreyya’nın yanına gidip korkmaması için elini tuttu. Soran gözlerle Elmira’ya bakan Süreyya’yı yanıtladı kız kardeşi. “Uyanıyoruz. Unutma ki rüyalardan ancak bir merdivenden, bir uçurumdan ya da bir boşluktan düşerek uyanırız.” dedi. Etrafı zifiri bir karanlık ele geçirdi ve gerçekten de Elmira’nın dediği gibi kendilerini bir boşluktan aşağı düşerken buldular. İkisi de avazı çıktığı kadar çığlık atarken sımsıkı tutuştukları ellerini bir an olsun bırakmadılar.