İçeriğe geç

KARE

Bölüm 3 · 8 dk okuma

KARE

Bölüm 3

Bölüm 3

“Fark ettiysen burası sizin dünyanızdan çok daha farklı. Büyüler, kehanetler, sihirler gibi birçok şeylerin olduğu bir yer. Bu yüzden elimden geleni yapabilirim.”

Süreyya etrafına bakındı. Rüya gibi bir dünyanın içinde kabusu yaşadığını düşündü. Geldiği bu yer hem ona huzur veriyor hem de nedenini bilmediği bir korku uyandırıyordu içinde. Ondan ne isteyeceklerini, ne yapması gerektiğini, nelerle karşılaşacağını bilmiyordu fakat annesinin iyileşme ihtimali için her şeyi göze alabilirdi.

“Peki size yardımcı olacağım fakat Arif’i yanımda istiyorum.”

Elmira biraz düşündükten sonra cevap verdi. “Tamam. Arif konusunu halletmeye çalışacağım.”

Elmira muhafızları çağırıp Virsilis Zindanları’ndan Arif’i getirmelerini emrettikten sonra Süreyya ile birlikte kahinlerin yanına gittiler. Şatonun içinde kahinler için ayrılmış bir kat bulunuyordu. “Burası kahinlerin katı. Kahinler bize gelecekten haberler verir, tehlikelere karşı uyarır ve her zaman yol gösterir.” diyerek açıklama yaptı Elmira.

“Benim buraya geleceğimi kahinler söylediği için mi büyük bir ordu beni ve Arif’i karşıladı?” Süreyya’nın sorduğu soruya başıyla onaylayarak cevap verdi Elmira.

Kırmızı bir kapıdan geçip büyük bir salona geldiler. Salona girildiğinde hem sol hem sağ tarafta merdivenler bulunuyor ve bu merdivenler odanın içinde bir kat oluşturuyordu. Kitaplarla dolu olan bu kat bir kütüphaneyi andırıyordu. Salonun ortasında ufak bir gölü andıran su birikintisi bulunuyordu. Bu su birikintisinin içinden ise tıpkı az önce kral ve kraliçenin odasında olan heybetli bir ağaç kendini gösteriyordu. Yukarı doğru bakıldığında ise tavan yerine bulutlar vardı. Sanki bir oda içerisinde değil de dışarıdaymış gibi bir izlenim veriyordu insana. Süreyya odayı merdivenlerden aşağıya uzun, gri saçlara ve sakallara sahip yaşlı biri indi. “Ben de sizi bekliyordum” dedi ikizlerin yanına geldiğinde yaşlı adam.

“Kehanet gerçekleşti İsis. O gerçekten de geldi, ben de buraya getirmek istedim. Sen bize yol gösterirsin diye düşündüm.” Elmira konuşurken İsis adındaki yaşlı adam Süreyya’yı inceledi daha sonra odanın ortasında bulunan göle doğru ilerleyip eğildi. Onun peşinden giden ikiz kardeşler de tıpkı onun yaptığı gibi eğilip oturdular. Yaşlı adam ikiz kardeşlerin avuçlarını açıp göldeki su ile ıslattı daha sonra Elmira’nın elini avcuna alıp parmaklarını üzerinde gezdirdi. “Yollar değişecek, korku yerleşecek. Zaman geldi, güç kendini gösterecek.” Yaşlı adam Elmira’nın avcuna bakıp konuştuktan sonra prensesin avcunu kapatıp Süreyya’nın avcunu açtı ve bu sefer onun elinde parmaklarını gezdirmeye başladı. “Kan akacak, ateş harlanacak. Gün doğduğunda taht değişecek.” Süreyya’nın da avcunu kapattıktan sonra ikiz kardeşlerin yüzüne dikkatle bakıp tekrar konuştu. “Kare’de yeni düzen başlıyor.”

“İsis dediklerinden hiçbir şey anlamadım. Taht nasıl değişebilir?” diye merakla sordu Elmira. İsis uzun sakallarının altından gülümsedi ve Elmira’yı cevaplamak yerine “Artık ikiniz de burada olduğunuza göre güçlerinizi keşfetme zamanınız geldi” dedi. Elmira, Süreyya’ya dönüp “Kraliyet kanı taşıyan herkesin sadece kendine ait güçleri vardır. Normalde bu güçler 10 yaşımıza girdiğimiz andan itibaren kendini gösterir fakat sen ve ben farklı dünyalarda olduğumuz için ikimizin de güçleri oluşmadı. Artık ikimiz de doğru yerde olduğumuz için güçlerimizin ortaya çıkması ve bunları keşfetmemiz gerek.” diyerek açıklamada bulundu.

“Güçlerinizin ne olduğu zaten belli sadece bunların bedeninizde uyanması için size iksir hazırlayacağım.” konuşurken odanın bir köşesinde bulunan sihir tezgahının başına geçmişti bile kahin. Fanuslar içerisinde bulunan malzemeleri tarayıp işine yaracak olanları seçtikten sonra iksiri hazırlamaya koyuldu.

“Bu iksirin içinde neler var böyle İsis?” meraklı bakışlarla sormuştu Elmira.

“At kuyruğu, yağmur damlası, kurbağa dili, gübre külü ve ejderha gözü.”

Süreyya başını ellerinin arasına aldı ve pür dikkat kahini izlemeye koyuldu. İksir hazır olduğunda kahin içmesi için hem Süreyya’ya hem de Elmira’ya içerisinde iksiri olan şişeleri uzattı. “Artık hazır, içebilirsiniz.”

Elmira ve Süreyya şişeleri aldılar. Süreyya şişenin kapağını açıp sıvıyı kokladığında midesi bulanıp karnını tutmuştu. “Bu iğrenç kokuyor.”

“İçinde kurbağa dili olan bir şeyden güzel kokmasını bekleyemezsiniz prensesim.”

Kahinin kendisine prenses demesi tuhafına gitmişti Süreyya’nın. Kendisinin aksine Elmira bu duruma şaşırmış gibi değildi. “Hadi içelim bakalım. Görelim güçlerimizi.” Elmira elindeki şişeyi ağzına götürüp bir yudumda bitirmişti. Ondan cesaret alan Süreyya’da aynı şekilde iksiri sonuna kadar bitirdi. İkizler birbirlerine bakıp bir şeylerin olmasını beklerken uykusuzluk üzerlerine bir gece gibi çöktü. Oldukları yerde mayışıp uykuya dalan prensesler ne kadar zaman uyuduklarından habersiz bir şekilde gözlerini araladıklarında hala İsis’in odasında değillerdi. Bir bulutun üstünde uyandı kız kardeşler. Maviliğin arasına yer etmiş bulutlar gezintiye çıkmış gibiydiler. Süreyya uzun süredir uykusunu bu kadar iyi almamıştı. Bu durumdan keyif alırken konuştu. “Şimdi neredeyiz?”

“Rüya köşkündeyiz. İsis’in bize içirdiği iksir bizi rüya köşküne getirdi. Güçlerimizi burada keşfedeceğiz ve daha sonra uyanacağız.”

“Biz şu an aynı rüyayı mı görüyoruz yani?” kaşları çatılmıştı Süreyya’nın.

“Evet aynı rüyanın içindeyiz fakat uyandığımızda bulduğumuz şeyler farklı olacak.” dedi Elmira etrafa bakınırken ve devam etti. “Şimdi aşağıya inmeliyiz. Hadi, atla.”

Süreyya ‘nasıl?’ diye soramadan elinden tutan Elmira ile birlikte kendisini havada süzülürken buldu. “Burası rüyalar köşkü Süreyya. Burada her şeyle karşılaşabilirsin. Çok korkabilirsin, çok güzel şeyler de görebilirsin ama burada ölmezsin. Bazen çok yavaş koşarsın bazen bir bakmışsın parkurun bir anda sonundasın. Mantığı olmayan bir yerdeyiz şu an.”

Yere indiklerinde kendilerini bellerine kadar uzanan renkleri sarıya çalan çayırların arasında buldular. Çayırlar yürümelerine engel olup onları yavaşlatıyordu. “Peki şimdi nereye gidiyoruz?”

“Aslında tam olarak bilmiyorum çünkü bunu bilinçli bir şekilde yapmıyoruz.” kız kardeşler yürümeye devam ederken bir hırıltı sesi duyuldu. Elmira ve Süreyya bulundukları yerde öylece kalıp sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştılar. “Bu ses de ne?” Süreyya bulunduğu yere sabitlenmiş ses çıkaran şeyi görmeye çalışıyordu. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Süreyya ne yapacağını şaşırmış etrafına bakınırken Elmira’nın yanında olmadığını fark etti. “Elmira!” diye seslendi çaresizce. Sesi öylesine yankı yapmıştı ki sanki bir sürü kişi onunla birlikte seslenmişti kardeşine. ‘Aklım bana oyun oynuyor’ ediye düşündü önce. Sonra ise kendini telkin etmeye çalışarak “Şu an bir rüyadayım sadece. Zarar görmeyeceğim. Her şey yoluna girecek.” dedi.

Az önce duyduğu hırıltı ise kesilmişti. Ne yapacağını bilemeyen Süreyya az önce ilerlediği yöne doğru bir adım daha attı. Attığı adımla birlikte hırıltının sahibinin de üzerine saldırması bir oldu. Ağzından salyalar akan sivri dişlere sahip bir köpekti bu fakat daha öncesinde böyle büyük bir köpek görmemişti hiç. Köpek sanki elleriyle Süreyya’nın boynunu sıkıyor ve onu boğuyor gibiydi. Çayırların arasında sürünen Süreyya’nın nefesi kesilmek üzereydi. Üzerindeki köpeği uzaklaştırmaya çalışsa da gücü yetmiyordu bir türlü. Köpeğin ağzından çıkan salyalar yüzüne akarken Süreyya sadece çığlık atıp kendisini korumaya çalışıyordu. Karşısındaki köpeğe karşı koymaya çalışırken gücünün tükendiğini hissetti. Tam pes etmek üzereydi ki aklına bir fikir geldi. ‘Eğer ben rüyadaysam ve rüyamı kontrol edebiliyorsam bu köpeğin bir anda yok olmasını hayal edip bunu istersem köpek gerçekten de yok olur. Eğer korkarsam beni korkutacak şeyler başıma gelir ama eğer mutlu hissedersem rüya kabustan hayallere dönüşür.’ bu düşünceler eşliğinde gözlerini sımsıkı kapattı Süreyya. Annesini düşündü. Birlikte geçirdikleri vakitleri. Yıllarca kendisini korumak için sırlarla yaşadığını ve bunun ne kadar zor olduğunu düşündü. Son yaşadıkları şeylerden sonra annesine daha farklı bir gözle bakıyordu Süreyya. Yaşadığı sandığı hayat olduğundan çok daha farklıymış ama bunu yıllar sonra öğrenmişti. Geçen yılların annesi içinde çok zor olduğunu düşündü. Bir an Arif geldi aklına. Arif, Süreyya için her şey demekti. Onun sır defteri, dert ortağı, bilirkişisiydi Arif. Eğer yanında o olsaydı şu an her şeye ve herkese meydan okuyabilirdi. Hiçbir şey bilmeseler de, hiçbir güçleri olmasa da onun verdiği destek Süreyya’ya hep ilaç gibi gelmişti. Batsalar da çıksalar da yan yana oldukları sürece kaybettikleri mücadelelerin dahi bir keyfi vardı.

Süreyya tüm bunları düşünüp kendi kafasında yaşattığı rüya ile gülümsemeye başlamıştı. Bununla birlikte hırıltılar kesildi. Gözlerini araladığında ise az önce onu parçalamaya çalışan köpek yok olmuştu. Tenini okşayan ılık bir rüzgar esti uçsuz bucaksız bu yerde. Elmira’yı kaybetmişti ve nerede bulacağını bilmiyordu, nereye gitmesi gerektiğini de. Yürümeye devam etti. Nereye gittiğini ve ne aradığını tam olarak bilmiyordu ama en azından kendisini nasıl koruyabileceğini öğrenmişti. “Kimse yok mu? Hey! Elmira.” yürümeye devam edip bir yandan da sesleniyordu.

Çok fazla yürümüştü Süreyya ama ne olduğu yer değişiyor ne de ona yardım edecek biriyle karşılaşıyordu. Her yer o kadar aynıydı ki sanki hiç hareket etmiyor gibiydi. Bir kapana sıkışıp kaldığını hissetti. Nasıl uyanacağını dahi bilmiyordu. “Eğer kurduğum düşler gerçekleşiyorsa burada ne istersem ona sahip olabilir miyim acaba?” diye düşünürken kendisine ait kocaman bir ev hayal etti. Gerçekten de karşısında hayallerindeki gibi bir ev belirdi. Annesinin ve Arif’in de bu evin bahçesinde olmasını diledi daha sonra. Gerçekten de olmuştu. Annesi az önce beliren evin bahçesinde oturmuş onu çağırıyordu. Arif ise tam yanında belirmişti. Koşarak annesinin yanına gitti Süreyya. Sıkı sıkı sarıldı ona. “İyi ki buradasın anne.” annesinin yüzünü, vücudunu baştan sona inceledi. “Hasta değilsin. İyileşmişsin. Nasıl olur bu?” gülümsedi. “Sen öyle olmasını istedin kızım.” Arif’e yönelip ona baktığında ise arkadaşının kendisine gülümsüyordu. Yerinden kalkıp bu sefer Arif’e sarıldı. “Arif iyi ki buradasın. Bana yardım etmen gerek. Elmira’yı bulmalıyım ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.” Süreyya Arif’e öylesine sıkı sarılmıştı ki o yanında olduğu için hiçbir şeyin onlara zarar vermeyeceğini düşündü.

Annesini ve Arif’i hayal ederek yanına getirebildiğine göre Elmira’nın da aynı şekilde yanına gelmesini sağlayabilirdi fakat bunu defalarca denemesine rağmen bir türlü başarılı olamıyordu. Pes etmeye karar vermişti artık genç kadın. Bulunduğu duruma bakacak olursa hayalide olsa bir dünyadaydı. Annesi ve arkadaşı yanındaydı hem de gerçekte olduklarından daha iyi bir durumdaydılar. Belki de bu hayal dünyasında yaşamak onun için bir fırsat olabilirdi. Bu rüyadan hiç uyanmayabilir ve burada yarattığı dünyada keyifli bir hayat geçirebilirdi. Bir süre düşündü Süreyya. Annesine ve arkadaşına baktı. Nerede olduklarını, ne yaptıklarını hiç sorgulamadan sanki hep burada yaşıyormuşçasına sıradan geliyordu bu durum onlara. Kurduğu bu hayal dünyası ve kendi dünyası arasında bir seçim yapması gerekiyordu. Eğer yaşadığı yere geri dönerse annesini kaybedebilirdi ya da onu hiç göremeyebilirdi. Başına kötü şeyler gelebilirdi. Tüm bunları düşününce belki de bu rüya onun için verilmiş ikinci bir şans olabilirdi. Eğer bir seçim yapması gerekiyorsa kararını vermişti genç kadın. İkinci bir şansı hak ettiğine karar verdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.