Karşımda duran tekli deri koltuğa oturdu ve bana baktı:

"Seni biraz bahçeye çıkarmamı ister misin?"
Bu defa da başımı iki yana sallayıp istemediğimi belli ettim. Kendimi garip hissediyordum. Bu kadar ilgi gösterip beni düşünmesi tuhaf geliyordu.
"Yemeğini de yememişsin?"
Neden onu bu kadar ilgilendiriyordu ki? Şahsen ben eşi olsam, bir başka kadınla bu kadar ilgilenmesinden rahatsızlık duyardım ve ona bir metre bile yaklaşmasına izin vermezdim. Yeterince yakışıklı, şık ve biraz da tehlikeli olduğunu hissettiren bir adamdı. Eminim ki hayatındaki kişi de öyledir; böyle tehlikeli adamların kendileri gibi eşleri olurdu. Bir anda,
"Eşin bu durumdan rahatsızlık duymuyor mu?" deyivermiştim.
Güldü ve başını iki yana salladı. Başını kaldırıp gözlerime baktı.
"Eminim senin gibi güzel bir kadınla ilgilendiğimi öğrenirse kafamı da kırar."
Afallamıştım; gerçekten eşi var mıydı? Ve beni güzel mi buluyordu? Bu durumdan rahatsızlık duymaya başlamıştım bile. Ayaklandım gitmek istedim. Bu evde kimsenin huzurunu kaçırmaya niyetim yoktu; hayatımda yeterince kaos vardı zaten. Kapıya ulaşamadan önüme geçti ve gitmeme engel oldu.
"Nereye gidiyorsun?"
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Eşinle kavga etmene sebep olmak istemiyorum. Evli bir adamla aynı evde aynı odada duramam. Gitmem gerekiyor,çekil önümden."
Ağzından garip bir "hımm" sesi çıkardıktan sonra, "Eğer evli olsaydım kesinlikle bu söylediğinde haklı olurdun," dedi.
Anlayamamıştım; şimdi bu adam evli miydi, değil miydi? Kafam allak bullaktı.
"Evli misin,değil misin?"
"Değilim," diye cevapladı.
"Ama adamlarına 'Yengeniz' dediğini duydum."
Bu adam ne yapmaya çalışıyordu,
"Sen bana oyun mu oynuyorsun? Amacın nedir senin?"
Bana bu bakışı neden? Ya duygularım körleşti ya da bu adamın benimle ilgili bir geçmişi vardı.
"Hayır, yalan söylemiyorum. Kalbimin ve aklımın her köşesinde biri var ama evli değilim. O henüz duygularımı bilmiyor."
"Sen hastasın! Gerçekten iyi değilsin. " Dediğimde şaşırmıştı. Arkamı dönüp gülmeye başladım. "Kadının haberi bile yok ve sen ona yenge mi dedirtiyorsun?Bu kaçıncı evre saçmalık? Belki de seni reddedecek. Bunu da göze aldın mı? "
Gözlerimin içine bakıyor ve bakışlarındaki o garip ifadeyi bana yansıtıyordu. 'Neydi bu şimdi?'Bakışlarıyla ne demek istiyor bu adam?
"Hiç normal olduğumu söylemedim. Umarım aynı duygular içerisinde olur. Öyle umuyorum. "
Bana göre yaptığı yanlıştı. Aklında biri varken başka bir kadından kaçınmalı, uzak durmalıydı. Doğru olan buydu. Ben olsam öyle yapardım; hayatımdaki veya kalbimdeki kişiye hem saygısızlık hem de ihanetti bu.
"Bu yaptığın her anlamda yanlış. Bence beni bırakmalısın; on gün falan beklemenin bir anlamı yok. Beni neden kurtardığını söyle ve gitmeme izin ver."
Başını bir tarafa yatırmış, pürdikkat beni dinliyor ve izliyordu.
"On gün sonra ona da hislerimi açıklayacağım. Sen bunları takma kafana. Rahatsız olacağın bir durum yok. Neden hiçbir şey yemedin? Böyle olmaz, bir iki lokma yemelisin." Ne demek bu şimdi?
"Kadına açılmanın benimle ne ilgisi var? İster şimdi açıl ister on gün sonra. Bırak beni gideyim. " Bir adım atınca bende geriledim.
"On gün sonra her şey açıklığa kavuşunca, gizli hiçbir şey kalmayacak. Sen rahat ol. Düşünme bunları. Gel bir şeyler ye"Lafı değiştirip yine yemeğe bağlamıştı. Konunun üstünü örtme çabası vardı; buna takılmayıp yüzüme bir tiksinti yerleştirdim:
Yemek bahsi bile midemi bulandırıyordu. Kaldığım yerde o kadar berbat şeyler yedirdiler ki yemeğin y'sini bile duymak istemiyordum.
"Elimde değil, yemek yeme fikri bile midemi bulandırıyor; yiyemiyorum işte," dediğimde yüzü düşmüştü. Yemek yiyemememin onu neden bu kadar rahatsız ettiğini bir türlü anlayamıyordum.
"Zaten iyi beslenememişsin. Daha fazla böyle aç kalamazsın. Ne istiyorsan çekinmeden söyle, hemen adamlara hazırlatıp getirtebilirim."
Bu adam da taktı yemeğe!
"Yok yemeyeceğim. Teşekkürler. "
Bir anda kapıya doğru yöneldi...



