Beni bir cehennemden çekip alırken, bambaşka bir bilinmezliğin karanlığına mı atıyordu? Bir süre böyle takıldık birbirimizin gözlerine. Ben onu tanımaya ve kim olduğunu anlamaya çalışırken, onun amacının ne olduğunu bir türlü kestiremiyordum. Daha sonra ağzımdan çıkan iki kelimeden sonra bilincim yine karanlığa teslim olmuştu...
"Kimsin sen?"
Beni kurtaran kimdi? Bu cehennemime son veren, ailemin yapamadığını yapan bu adam kimdi? Bunu şu anlık öğrenemeyecektim.
Ne kadar sürdü bilinç kaybım? Nereye getirildim? Hiçbir fikrim yoktu. Gözlerimi nihayet aralayabildiğimda güneşin aydınlattığı, küf ve nem kokmayan tertemiz bir odadaydım. Ve sabah olmuştu. Bir süre yatakta kendime gelmeyi bekledim. Ardından önce sağıma ışığın vurduğu cama baktım daha sonra soluma bakınca gözüm oraya takıldı. Yatağın sol tarafında kalan tekli bir koltuk üzerinde takım elbiseli, şık ve yeterince yakışıklı diyebileceğim bir adam oturuyordu. Bu, beni kucaklayan, kurtaran kişiydi. Hafif uzun saçları alnına dökülmüş; dolgun dudakları, keskin çene hattı ve hafif sivri burnuyla insanı kendine çekiyordu. Uyuduğu için kafamdaki soruları hemen soramıyordum.

Bu adam kimdi ve beni neden kurtarmıştı? Ben onu tanımıyorken, o beni nereden tanıyordu? Bunları sormam için uyanması gerekiyordu. Kendimi zor da olsa yataktan doğrulttum, başımın dönmesini atlattıktan sonra. Nihayet ayağımı yere basacaktım; uzun zamandır o lanet yatağa mahkûmdum. Yavaş hareketlerle ayağa kalktım ve o an dikkatimi üzerimdekiler çekti. Üstüm değiştirilmişti. Bunu o mu yapmıştı? O kim oluyordu da böyle bir şey yapabiliyordu? Artık bana yabancı ellerin dokunmasından bıkmıştım. Kimsenin bana dokunmasını istemiyordum. Ben bu düşüncelerle zihnimi meşgul ederken koltuktaki adam uyandı. Bakışlarını bana kenetlemiş, suçluluk ve hayranlık içeren bir duyguyla bakıyordu. Ya da belki ben yanılıyorumdur; farklı bir yüz görmeyeli tam bir yıl olmuştu.
"Uyanmışsın."
Bu sözünü es geçip hemen sordum:
"Sen mi üzerimi değiştirdin?"
Sorduğum soruya neden güldüğünü anlamadım.
"Hayır! Ben değil, Nilüfer abla değiştirdi."
"Nilüfer abla da kim?" Onu tanımıyorken Nilüfer abla da nereden çıkmıştı? Onu nereden bilecektim ki?
"Yardımcı ablamız."
Bunu duyunca biraz olsun rahatlamıştım. Ancak bana attığı tuhaf bakışların ardından dayanamayıp tekrar sordum:
"Sen kimsin? Beni neden kurtardın?"
Sorduğum iki soruyu da cevapsız bıraktı. Ayağa kalktı ve bana doğru iki adım yaklaştı. Bense ürkek hareketler sergiliyordum.
"Sana bir şey olacak diye aklım çıktı."
Bu adam beni nereden tanıyor? Hem de bana endişelenecek kadar! Artık sabrımı zorlamaya başlıyordu.
"Pardon! Hangi sıfatla?" Konuşmuyor sorularımı sürekli cevapsız bırakıyordu.
Bu sorum da cevapsız kalınca ondan uzaklaşıp bu odadan çıkmak istedim. Uzun zamandır yürümediğimi unutup henüz bir adım atmıştım ki yüzüstü yere kapaklanmak üzereyken beni havada yakaladı. Refleksi inanılmaz iyiydi; tutamasa kesinlikle yüzüstü yere düşecektim. Heybetli kollarıyla beni tüy gibi hafifletmişti; tutmasa zaten ayıp olurdu. Beni sıkıca tutup göğsüne bastırması şaşırtıcıydı. Bana sahiplenici duygularla bakarken,bense ondan kurtulmaya...Bu adamda çözemediğim, anlam veremediğim, adını koyamadığım hisleri odada bırakıp gitmek istemiştim. Sanki hayatıma, ruhuma ve geçmişime dair her şeye hâkimmiş gibi...



