İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 24 · 7 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 24

KATLEDİLEN ÇOCULUK

Her şeyi anlattı ve söyleyecekleri bitti ama. Söyledikleriyle birlikte ben de bittim. Sesim boğazımda tıkandı; ne tek bir kelime edebildim ne de yutkunabildim. Yanından kalkıp yukarı çıkacaktım, zihnim kilitlenmişti. Aldığım düzensiz nefesler dışında canlılığıma dair tek bir belirti bile yoktu. Neye uğradığımı şaşırmış haldeydim. Bana yaşatılan onca şeyi aslında onun başlattığını, hayatımın karartılmasına kendi elleriyle katkı sağladığını öğrenmiştim. Aramıza girecek şeylerin olduğunu biliyordum hissediyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Ailem bile bu kadar sarsmamıştı beni; çünkü onu gerçekten kalbimle hissetmiştim. Ona kısmen de olsa güvenmiş, ondaki yerimi sevmiştim. Ama her şey mahvoldu. Beni kendi elleriyle mahvetti. Ben o kâbuslardan kafayı yemeden kurtulmanın yolunu bulmuşken, şimdi ne yapacaktım? Onun yüzünden tanımadığım bir adam döverek, eziyet ederek dokunmuştu bana. Beni o karanlığa kendi elleriyle atan oydu.

​Odaya doğru adım atarken arkamdan kolumu yakaladı.

​"Sana yalvarıyorum beni affet. Sana zarar geleceğini bilseydim asla yapmazdım."

​Yüzümde tek bir mimik bile kıpırdamadı. Gözlerim boşlukta asılı kaldı, tek kelime etmeden sırtımı dönüp yürümeye devam ettim.

​Bu defa önüme dikildi, geçmeme izin vermedi. Bu çabası zihnimdeki yangını körüklüyordu.

​"Beni dinlemelisin."

​Aynı soğuklukla yüzüne baktım. Bakışlarımdaki sessiz azap onu ezsin istedim. Benim yok olduğum gibi yok olsun istedim.

​"Lütfen! Çek vur beni ama öyle bakma," diye haykırdı. "Yeterince azap çekiyorum zaten. Sen de böyle bakma; bağır, çağır, yüzümü dağıt ama yeter ki hissizleşme bana karşı!"

​Gözlerimi bile kırpmadan yanından geçip yoluma devam ettim.

​"Kardelen yapma! Tek suçum seni sevmek ve istemek miydi?"

​Tecavüze uğramam, eziyet görmem, karanlık bir odada çaresizce bir mucize beklemem... Kendimden bile vazgeçip her şeye boyun eğmek zorunda kalmam sırf o beni istedi diye miydi?

​Donuk bakışlarımı yüzüne diktim. "Keşke beni hiç istemeseydin!," dediğimde sesim benden bağımsız bir hiddetle yükseldi.

​"Keşke beni istemeseydin!," Haykırışım boğazımı yakarak çıkıyordu.

​"Belki o zaman bunlar başıma gelmezdi. Beni istemen hayatımın kaymasına sebep oldu!"

​Sözlerim koridorlarda yankılandı. Evdeki herkes konuşmalarımıza şahit olmuştu, ama bu umurumda bile değildi. Ben her gece abilerinin sebep olduğu kâbuslarla boğuşurken onların da buna tanıklık etmesi umrumda değildi.

​"O cehennemi bana yaşatan sendin sen! Beni sevdiğini, istediğini bana sordun mu? Şimdi gidip cezayı onlara mı kesiyorsun? Onlar zaten kötüydü, beni onların kötülüklerinin ortasına iten sendin! Beni cehennemde yakan sendin!"

​Bana doğru bir adım attı. Bu hamlesi yapacağı en büyük hataydı.

​Dokunup beni sakinleştirmeye çalıştığında onu var gücümle ittim ama yerinden bile kıpırdamadı. Ellerimi yumruk yapıp gücüm tükenene kadar göğsünü yumrukladım.

​"Sen yaptın bana bunu, sen! İznim olmadan dokundular bana, tecavüz ettiler, beni yok ettiler! Sen sebep oldun buna!"

​Tüm gücüm o yumruklarla birlikte çekilip gitti. Dizlerimdeki derman tükendiğinde hem vuruşlarım hem de gözyaşlarım yavaşladı. Yere yığılmak üzereyken beni havada yakaladı.

​Üzgün ve suçluluktan kısılan bir sesle, "Haklısın, özür dilerim. Böyle olsun istemezdim," diye fısıldadı.

​Belimden sıkıca tutuyordu ama çok geç kalmıştı. O beni çoktan karanlığa düşürmüştü; gitmeme, tükenmeme izin vermişti. Bunun bir geri dönüşü yoktu. Ben onca kâbusu tek başıma yaşamıştım. Daha fazla bu şekilde kalamadım ve zihnim beni terk etti. Karanlığın kollarına teslim oldum.

​Gözlerimi araladığımda odasındaydım. Yatakta uzanmış haldeydim. Kendimi doğruttum ve yaşadıklarımın bir rüya olmasını diledim. Çok ağırdı. Gördüğüm kabus fazlasıyla ağırdı. Başımı çevirdiğimde kapının eşiğinde dikilmiş kızaran közlerle bana bakan adamdan gerçek olduğunu anladım. Bu bir kabus değildi. Hepsini bizzat yaşamıştım. Yataktan çıkıp kapıya yöneldim çıkıp gitmek istiyordum buradan önüme geçti. Kapıdan çıkmama izin vermedi.

​"Bırak! Dokunma bana! Bırak gideceğim."

​"Nereye gideceksin?"

​"Beni attığın cehennemi yaşamaya. Çekil önümden." Ne kadar çırpınsam da beni bırakmıyordu. Buradan çıkamayacağımı anlayınca yönümü terasa çevirdim. Adımlarımı hızlandırıp terasa çıktım. Korkuluklara tırmanırken hızlı bir hareketle belimden yakaladı ve beni kolları arasına hapsetti. Sesi donuk ve dehşete düşmüş gibi çıktı. "Sen ne yapıyorsun? Delirdin mi? Ne yapıyorsun Kardelen!? Kendini atacak mıydın?" Kollarını sert bir hareketle çekmeye çalıştım, bedenim onun varlığına katlanamıyordu. Yüzüne baktım.

​"Beni cehennemde yakan biriyle kalacağıma ölürüm daha iyi." Bu sözler içini yakıp kavuruyordu bunu biliyordum ama umrumda değildi. Ben yandıysam o da yansın istedim. Durmayacağımı biliyordu. Sonunda pes etti. Kavrulan ve acı çeken gözlerle bana baktı.

​"Tamam! Tamam! Sen kal ben giderim. Ama seni bu halde yalnız bırakmam, aşağıda Rena ve Kayra kapıda bekleyecek. Ben yok olacağım, yüzümü görmeyeceksin. Yeter ki kendine bir şey yapma, sen kal burada." Yüzüne baktım orada Rex'i değil acılarımı gördüm.

​"Sadece senden tek bir şey istiyorum. Sonra söz veriyorum gideceğim. Beni bir daha görmeyeceksin. Sadece bir kere, bir kere kokunu içime çekeyim yeter. Başka bir şey istemiyorum senden."

​Beni rahat bırakmasını istiyordum. Her dokunuşu canımı yaksa da gidişini garantilemek için buna katlanmaktan başka çarem yoktu. Dişlerimi sıkarak başımla onayladığımda bana yaklaştı. Midesi bulanan bedenimin geri kaçmaması için kendimi zorladım. Yüzünü başıma gömdü ve uzun bir nefesi içine, zihnine hapsettikten sonra kulağıma yaklaştı. "Çok özür dilerim Kartanem. Umarım beni affedebilirsin. Seni canımdan çok seviyorum," dedi ve arkasını dönüp odadan hızla çıktı.

​İçimden kopan çığlık ciğerlerimden söküldü. Hem ağlıyor hem de gidişine katlanmaya çalışıyordum. Kapının altındaki gölgesi henüz kaybolmuştu. Yere yığıldım ve içimden kopup arşa çıkan feryada engel olamadım. Bir süre sonra en dış kapının açılışını, ardından da kapanışını duydum. Beş dakika sonra ise arabanın yeri dövdüğü ve yeri sürttüğü tekerlek sesiyle içimden bir parça kopup gitti. Ruhumun ikiye bölündüğünü hissetmiştim. Bir süre feryadım arşı deldi. Kalbimin içindeki o ince çizgide, bir tarafım ondan nefret etmek, çektiklerimin hesabını sormak için çırpınıyor; diğer tarafım ise hâlâ onu deliler gibi seviyordu. Sevginin getirdiği o yıkımla baş edemiyordum.

​Seori: I wanna Cry 🎼🎼🎼

​Biraz sonra içeriye Rena ve Kayra girdi. Rena bakışlarını bana yöneltmiş, kızaran gözlerle bakıyordu. Ben o yerde bitmiş tükenmişken başımı sola eğip acımı görmesini istedim. Görmüştü.

​"Kardelen," dedikten sonra yanıma dizlerinin üzerine çöküp bana sarılınca benimle beraber daha çok ağlayıp sarsılmaya başladık. Yarım saat bu şekilde yerdeki bitik halden çıkamamıştım. Kapıda dikilen Kayra yanıma geldi. Rena ile birlikte koluma girip beni yatağa götürdü. Yatağa uzanıp boşluğa bakmaya başladım.

​Üç gün... Tam üç gündür ne yemek yiyebiliyor ne de su içebiliyordum. Rena her öğün yemek getiriyor, ama lavabo ihtiyacı dışında yataktan çıkmıyordum. Bilinçsiz duygusuz hayattan kopuk gibi yaşıyordum; damarımdaki serumlar olmasa çoktan bitmiştim.

​Üç günün sonunda Rena kapıda belirdi. Sessizce bana yaklaşıp yatağın kenarına sırtını dayayıp oturdu. Ve bana bir şey anlatmaya hazırlanıyordu;

​"Annemle babamın nasıl öldüğünü daha önce kimseye anlatamamıştım. Acımı kimseyle paylaşamamıştım. Rex ve Kayra ile bile bu konuyu hiç konuşmadım. Hepimiz bu kayıpları kan ağlayan yüreğimizde yaşadık. Biz henüz Kayra ile on altı yaşlarında, abimse yirmi yaşındaydı. Bir öğlenden sonra okuldan gelmiş masanın etrafında annemin yaptığı keki yiyorduk. Abim üniversiteye biz de liseye gidiyorduk. Masanın etrafında toplanmış sohbet ediyorduk. Annem ise gergin bir tavırla sürekli camlara bakıyor, babamın işten gelmesini bekliyordu. Bir sıkıntısı olduğu belliydi. Sorduğumuzda anlatmamakta ısrar ediyordu.

​Nihayet babam camdan belirdiğinde bir nebze rahat bir nefes almıştık. Çünkü annem bir türlü camlardan uzaklaşmadığı gibi bir de tek tek hepsinden bakıyordu. Kapıyı açmış, babamı hemen odaya çağırmıştı. Odaya geçip kapıyı kapattıklarında biz de merakla kapının eşiğinde onları dinlemeye başladık.

​Annem sinirle konuşuyor, babamın onu aldattığını söylüyordu. "Görmüşler seni, kadına sarılırken hem de! Şimdi inkâr mı edeceksin?"

​Babamsa hâlâ inkâr ediyor, annemin hasta olduğunu, psikolojisinin bozuk olduğunu iddia ediyordu. Annem ise telefonda gösterdiğini tahmin ettiğimiz resmi babama gösterdi. "Peki, bu da mı yalan?" dediğinde babam susup kalmıştı.

​"Ben bunu yapman için mi ülkemi terk edip seninle geldim, ha? Beni aldat diye mi? Çocukları da alıp gideceğim. Sen de ne halt ediyorsan et, boşuyorum seni!"

​Bu kelimeden sonrası tam bir kaostu. Babam annemin saçlarından sürükleyip kapıdan çıktı. Annemi babamın elinden kurtarmak için uğraşsak da babam çok güçlüydü ve bizi sağa sola savuruyordu. Annemi bodruma kapattı ve anahtarı cebine koydu. Biz ne kadar çırpınsak da dayak yemekten başka bir şey yapamadık.

​Tam üç gün boyunca annem o karanlık depoda kilitli kaldı. Babam bizi de eve kilitleyip telefonlarımızı almıştı. Çığlıklarımız komşulara ulaşmasın diye camlar zaten kapalı tutuluyordu ama yine de pencerelere vurup bağırmaktan ellerimiz morarmıştı. Üçüncü günün sonunda babam nihayet depoya girdiğinde, annemin hırsından ve acısından geçirdiği krizle kalbinin durduğunu, cansız bedeniyle karşılaştığını anladık. Gidip bakmak istedik ama izin vermedi. Bir anlık dikkati dağılınca Rex koşup depoya baktı, ama bedeli çok kötü bir dayak oldu. Babam hepimizi zorla dışarı çıkarıp kapıyı kilitledi, elindeki benzin bidonuyla içeri girdi. Kısa süre sonra evden yükselen dumanları gördük. Komşular itfaiyeyi çağırdı ama ekipler geldiğinde çocukluğumuza ait o ev, anne ve babamız çoktan kül olmuştu..."

Bölüm sonu

1 yorum