Rex'in koyu renkli gözleri, odadaki dondurucu sessizliğin ortasında üzerimde sabitlenmişti. İçimde kopan fırtınanın, az önce duyduklarımın ağırlığı altında ezildiğimi biliyordu. Kelimeler boğazımda düğümlenmişti ama o, durmaksızın o acı gerçeği yüzüme çarpmaya devam etti.
"Abinin bana borcu vardı. Aylar geçmişti ve borcunu vermediği gibi bir de bizden köşe bucak kaçıyordu. Ben de evinizin adresini bulup kapınıza geldim. Normalde bunu ben yapmazdım. Böyle işlere adamlarımı gönderirdim. Abin ustaca bizden kaçınca meseleye el atmak istemiştim. Abini bulmayı umuyordum ama seni gördüm; evinizin kapısından çıkarken, mahalledeki o karmaşanın ortasında duruşun gözlerime takıldı. Gözlerindeki o masumiyeti ve güçlü ifadeyi gördüğüm an içimi inanılmaz bir his kapladı. Ben hiçbir şey yapamadan orada kalakaldım ve daha sonra oradan ayrıldım. Küçük bir araştırmanın sonunda onun kız kardeşi olduğunu öğrendim. Normal şartlarda abin bir ölü olmalıydı şimdiye kadar ama seni görünce işler değişti. Seni bir türlü aklımdan çıkaramadığım gibi bir de her yerde seni görmeye başlamıştım. Kafayı yemek üzereydim ben de, bir çözüm yolu buldum kendimce. Benim için kabul etmesi zor bir karardı. Yanlıştı belki ama seni istiyordum. Kendime engel olamıyordum."
Nefes alamıyordum. Dinlediklerim kulaklarımda uğulduyor, zihnim bu hastalıklı gerçeği reddetmek için çırpınıyordu.
"Zor da olsa abinin yerini bulup bir adam gönderdim. Ona zarar vermeyeceğimi ve bir anlaşma yapmak istediğimi söylemelerini istedim. O da bunu kabul etti ve görüşmeye geldi. Benim anlaşmam sendin, sadece seni istiyordum. Bu anlaşma sayesinde abini öldürmeyecektim. Kabul edip ailesiyle konuşmak istediğini söyledikten sonra gitti. Fakat meğer abin zaten o düşmanlarıma da yüklü miktarda kumar borcu takmış. Düşmanlarım onu köşeye sıkıştırıp 'Ya canın ya paran' dediğinde, abin benim seninle ilgilendiğimi fark edip kendini kurtarmak için beni yem olarak kullanmış. Onlara benim seni istediğimi, beni vurmak istiyorlarsa seni koz olarak kullanabileceklerini söylemiş. Karşılığında hem kendi borcunu sildirdi hem de senin üzerinden yüklü bir para aldı. Annene ve babana da 'Kızınızı zengin bir aileye gelin veriyoruz, başlık parasıyla da borçlarımızı ödeyip kurtuluyoruz' yalanını söyleyerek onları bu rezilliğe ikna etmiş. Seni göz göre göre o cehenneme attılar."
Gözlerimden süzülen yaşlar artık tenimi yakmıyordu; çünkü hissettiğim şey acının da ötesinde bir şeydi, bir ruh katliamıydı. Onlar beni sattıysa o da para karşılığında beni istemişti. Aynı şeydi bu kahrolası şey.
"Benim bundan haberim yoktu. Duyunca abini yakaladım ve yerini öğrenmek için bir süre misafir etmek zorunda kaldım. Bana bir adres verdi. Normalde bir sözle hareket etmem ama senin zamanın tükeniyordu; bu yüzden adamlarımı adresi teyit etmeye gönderip kendim de yola çıktım. Ancak o şerefsiz bana adresi verirken meğer düşmanlarıma içeriden bir haber uçurmuş. Düşmanlarım, sırf seni benden saklamak ve beni oyalamak için tutulduğu yere baskın yaptı. Çıkan çatışmadan faydalanıp bir fare gibi kaçtı ve tam bir yıl boyunca onların koruması altında saklandı."
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sesindeki öfke hâlâ ilk anki gibi tazeydi.
"Seni o bir yıl boyunca gece gündüz aradım. Düşmanlarım, sırf beni çıldırtmak ve elimi kolumu bağlamak için seni kimsenin aklına gelmeyecek, yeraltı dünyasıyla hiçbir bağı olmayan gözlerden uzak bir evde kilitli tuttular. Bana sürekli sahte istihbaratlar verip beni başka yerlerde oyaladılar. Seni sakladıkları o evin adresini ise sadece abin biliyordu. Onu bulmak için bütün şehri, bütün yeraltı dünyasını altüst ettim. En sonunda onu saklandığı delikte yakaladığımda, gördüğü işkenceden sonra seni tuttukları o evin adresini vermek zorunda kaldı. Ben abinin peşini bıraksaydım, o evin kapısını asla bulamayacak, seni kurtaramayacaktım. Sana zarar verenlere de tek tek cezalarını kestim. Bazıları kurtulsa da çoğu cezasını çekti. Bunun bedelini ödemelilerdi. Sana bunu yapan aileni de bu şehirden sürdüm."
Bugün hayatımın en kötü günü olabilirdi. Bunu beklemiyordum. Çaresizliğimin sebebinin, benim için canını bile verebileceğini düşündüğüm adam olmasını beklemiyordum. Açtığım yaraya mutlulukla bakan, onu kollarına dövmeyle kazıyan adam olmasını beklemiyordum. Ben şu an ne yapacaktım? Nereye gidecektim? Ailemden zaten darbe yemiştim. Bu ondan da ağırdı. Öyle hissettiriyordu ki anlayamıyordum. Düşünemiyordum. Akıl tutulması yaşıyordum. Bu son olmalıydı.
Bu son darbe, son yıkım. Ruhumu parçalayan son azap. Belki de hayattaki son insan gibi hissedişim. Suçum neydi? Kabahatim neydi? Neden sınavım bir türlü bitmek bilmiordu? Bir insanı hayattan koparmak için daha ne yapılabilirdi ki? El birliğiyle bir insanın hayatını daha nasıl mahvedebilirsin ki? Bu son olmalıydı. Çünkü benden geriye bir şey kalmamıştı. Ben bitmiştim, tükenmiştim. Neden yaşıyordum, daha neye tutunuyordum? Bu hayatta beni seven kimse yoktu. Hayatımı gerçekten önemseyen, varlığıma saygı duyan...
Bitmeliydi. Kötülükler, cehennemler, hüsranlar, ruh kayıpları, yaralar, hayal kırıklıkları... Hepsi benimle birlikte bitmeliydi. Yok olmak istiyordum. Toprak olmak...
