İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 22 · 4 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 22

YIKILAN DUVARLAR

Rex'in bakışları yavaşça dudaklarıma kaydı; nefesinin tenimi ısıttığını, kalbimin göğüs kafesimi dövüşünü hissettiğim o saniyede, öne doğru attığı o küçük adımla aramızda kalan son boşluk da yok oldu.

​Yüzü yüzüme yaklaştığında, elini kaldırıp baş parmağını dudaklarımda gezdirdiğinde, gözlerimi gözlerine kenetledim. Dudaklarımdan uzaklaşan eli boynumun yan tarafına kaydı.

"Seni öpmek istiyorum Kardelen. "Bakışlarımla ona izin verdiğimi belli edince, dudakları dudaklarıma değdi. O an, zaman sanki durmuştu. Bu öpücük ne aceleci ne de yabancıydı; içinde günlerdir belki de aylardır biriken o gizli tutkunun, korkunun, öfkenin ve birbirini bulmanın o derin rahatlamasının patlaması gibiydi. Hunharca dudaklarımı ele geçiriyor, tutkuyu doruklarına kadar hem yaşayıp, hem de yaşatıyordu. İki eli yanağımda beni içine çekiyordu. Hislerimin bu denli ona karşılık vermesi beni bile şaşırtmıştı. Rex'in elleri belimin boşluğunu kavrayarak beni kendine daha da çekerken, ben de ellerimi refleks olarak onun sert göğsüne yaslamış, parmaklarımı siyah gömleğinin kumaşına geçirmiştim.

​Dışarıda ne fırtınalar koparsa kopsun, o an dünya bizim için sadece bu dağ evinden, bu şöminenin sıcaklığından ve dudaklarımızın arasındaki o büyüleyici uyumdan ibaretti.

​Nefessiz kalıp yavaşça ayrıldığımızda, Rex alnını alnıma yasladı; ikimiz de kesik kesik soluyor, birbirimizin gözlerindeki o devasa değişimi izliyorduk.

​Rex, başparmağıyla yanağımı nazikçe okşadı. Yüzüme gelen bir kaç tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Boğuk ve sarsıcı bir sesle mırıldandı:

"Artık geri dönüşü yok, Kardelen... Başından beri benimleydin,kalbimdeydin, şimdi tamamen benimsin."

​Söylediği sözlerdeki o mutlak sahiplenme, içimdeki en son direnişi de yerle bir etti. Artık yuvasız ve sahipsiz hissetmiyordum. O vardı artık. Başımı kaldırıp gözlerimdeki o hafif tebessüme bakıp, başımı kaslı sert ama, bi o kadar da yumuşak göğsüne yasladım ve kollarımı göğsüne koydum. Bu kez hiçbir şeyden korkmadan, onun kollarının arasında huzura teslim oldum. Belimden sıkı sıkı tuttu sanki ondan bir santim bile uzaklaşmamı istemiyormuş gibiydi. Derin bir nefesi serbest bıraktı. Bu yaşadığımız an onun içindeki bir korkunun kilidini kırmış rahatlığa kavuşmuş gibiydi.

​Bir hafta... Tam bir haftadır buradaydık. Çocukların ne durumda olduklarını bilmeden Rex'le geçirdiğim günler, bizi birbirimize daha fazla bağlamıştı. Birlikte film izlemek,yemek yapmak ve beni yanından ayırmak istemeyerek sarması bizi her geçen gün biraz daha birbirimize ait hissettirmişti. Bugün ise sondu artık buradan ayrılacaktık. Sabahtandır içimde biriken huzursuzluğun nedenini anlayamadan akşamı etmiştim. Yarın sekizinci gündü ve buradan artık gidecektik.

​Rex çalışma odasında yarının planını yaparken, ben de hazırlıklarımı tamamlamaya çalışıyordum. Adamların bizim için getirdiği eşyaları valize dolduruyordum. Sabah erkenden yola çıkacağımız için hazırlıklar şimdi hallolmalıydı. Valizi halledip kenara koyduğumda, arkamdan bana dolanan kollar yüzünden küçük bir çığlık atıp, yerimden sıçramıştım.

​"Rex! Ne yapıyorsun? Korkuttun beni."

​Rex gülüyor, kendini durduramıyordu. Yanına yaklaşıp göğsünü yumruklamaya başladım.

"Gülme! Sinirimi bozuyorsun."

​Göğsüne savurduğum yumrukları durdurup bileklerimden tuttu ve ne olduğunu anlamadan beni,dudaklarıyla susturdu. Elleri bileğimde, dudakları dudaklarımdaydı. İstekle öpüyor, son günün tadını çıkarıyor gibiydi. Ne kadar öperse öpsün doymuyor bana olan susuzluğu bitmiyor gibiydi. Ağır hareketlerle benden uzaklaşıp alnını alnıma dayadı. Bunu bir hafta boyunca yapmıştı; her öpüşünden sonra alnı alnımdaydı. Sanki gerçek olup olmadığımı kavramaya, kendine kanıtlamaya çalışıyor gibiydi. Dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı:

​"Kartanem... Ne yaşarsak yaşayalım, seni deliler gibi sevdiğimi unutma."

​Neydi bu şimdi? Anlayamamıştım. "Neden böyle söylüyorsun Rex? Bir sorun mu var?"

​Bana bakıyor, bilmediğim bir şeylerin aramıza gireceğini hissetiriyordu.

"Bir şey yok yavrum, sadece bilmeni istedim."

​Gözlerine bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bunun farkındaydı ve beni göğsüne hapsetti; dünyanın en huzurlu yerine gömdü. Biz böyleyken zaman algısı yitip gidiyordu. Bir çok diğer an gibi... Tenlerimiz daha buluşamasa da, buna hazır olmadığımı bildiği için bahsini bile açmıyordu ama, dokunuşları öpüşleri hiç kesilmemişti. Bana dokunuşu son bulacak uzaklara gidecekmişim gibi yanımdan ayrılmıyordu.

​"Artık uyuma vakti. Erken kalkmamız gerekecek. Çocukları da alıp başka bir eve geçeceğiz."

​Yatağa geçip uzandı ve kollarını açıp sığınağıma girmemi bekledi. Yanına uzanıp başımı kalp ritimlerine dayadım. Çok hızlı ve rotasını şaşırmış gibiydi. Ne zaman yanına uzanıp kulağımı kalbine dayasam aynı sesi duyuyordum. Huzurlu yerimde kabusları unutup derin bir uykuya teslim oldum. Onun kollarında artık kabus bile görmüyordum. Bana iyi gelen nadir bir varlıktı. Hayatımdaki önemi artık bir ihtiyaç gibi geliyordu. Belki kısa sürede bunu yakalamıştık ama sanki yıllardır birbirimizi bekliyorduk.

​Güneşin ışığı camdan içeri sızmış, doğuşunu ilan ediyordu. Ayağa kalktığımda gözüm komodinin üzerindeki saate takılmıştı; saat altı buçuktu. Banyoya geçip ellerimi yüzümü yıkayıp yatağın yanına geldim. Yatağın kenarına oturup huzurla uyuyan Rex'i izlemeye başladım. Elimi kaldırıp saçlarına dokundum ve avucumu yanağına yerleştirip dudağına bir öpücük kondurdum.

​"Rex... Hadi uyanmalısın!"

​Rex gözlerini ağır ağır açıp kendine gelmeye çalıştı. "Prense mi dönüştüm ben şimdi? " Dediğinde bir kahkaha patlattım. Bu hoşuna gitmişti.

"Sen kurbağa mıydın? " Gülüşlerime ortak olmuştu." Daha sonra durumumuzun farkına vardı.

"Yavrum, saat kaç?"

​"Altı buçuk."

​Ayağa fırlayıp banyoya geçti. Ellerini yüzünü yıkayıp kendine gelince üzerimizi değiştirdik. Eşyaları arabaya yükleyip yola koyulduk.

Arabada ilerlerken Rex bir saniye bile elimi bırakmıyor, parmakları parmaklarıma kenetleniyor, arada bir elimin tersine öpücük konduruyordu. İki saatlik yolculuğun ardından çocukları kaldıkları evden alıp güvenli yere geçtik.

​Eve girip nihayet rahat bir nefes alabildiğimizde çocuklara sarılabilmiştim. Rex Kayra'ya sarılmamdan memnun olmasa da onu dinlememiştim.

​"İyi misiniz çocuklar?"

​Rena strese girdiğimi ve onları çok merak ettiğimi anlamış, beni rahatlatmaya çalışıyordu. "İyiyiz. Sakinleş, rahatla artık. Biz alışkınız böyle olaylı şeylere."

​"Ama ben değilim. Sizin için endişelendim." Başımı çevirdiğimde

​Rex'in koltuğa oturmuş, derin düşüncelere daldığını farkettim. Çocukları bırakıp yanına gittim.

​"Rex, neyin var? İyi misin? Bir sorun mu var?"

​Bana bakıyor, unuttuğum bir şeyi bana hatırlatmaya çalışıyordu. Söylediği şeyle stresinin kaynağını anlamıştım.

"On gün doldu Kardelen. Başkasından duymadan sana anlatmam gerek her şeyi. "Karşısındaki koltuğa oturup onu dinlemeye başladım...

Bölüm sonu

1 yorum