İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 20 · 8 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 20

20-TEHLİKELİ SAATLER

Gözlerimi açtığımda geri çekilmiş, bana bakıyordu.

​"Demek bir şey hissetmiyorsun, öyle mi?" Bana biraz daha yaklaştı. "Seni öpmemi istiyor gibiydin."Bir şey kanıtlamış olmanın gururunu taşıyan bir tavır takınmıştı. Ona sert bakışlarımı savurup ittim ve lavaboya döndüğümde arkamda zafer gülücüğü attığını hissedebiliyordum. Lavabonun kapısını açıp sert bir şekilde kapattım. Ateşler çıkan yüzümü ıslatmak için suyu açtım; ellerimi ıslatıp ensemi serinletiyordum. Aynadaki yansımama bakıp kendimi sorguladım.

"Sana ne oluyor Kardelen? Ne yapıyorsun? Kendine gel! Yedi gün sonra gideceksin. Neden ona bağlanıyorsun?" Kendime kızmam bittiğinde biraz kendime çeki düzen verdim, ellerimi lavaboya dayadım ve kendimi utanma duygusunun içimden gitmesini bekledim. Bu beş dakika sürmüştü. Ardından lavabodan çıktım. Rex karşı duvara sırtını dayamış, iki eli cebinde bir ayağını diğerinin önüne atmış beni bekliyordu. İçeriden gelen müzik sesleri, davetteki eğlencenin hâlâ devam ettiğini belli ediyordu. Çok da yüzüne odaklanmadan yanına yaklaştım. Hem keyifli hem de dalga geçen bir tınıyla konuştu.

​"İyi misin?" Sorusu karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum.

​Bilmiyordum. İyi miyim, değil miyim emin değildim. Bana ne olduğunu da anlayamıyordum ama bunları ona söylemeyecektim. "İyiyim."dedikten sonra yönümü geldiğimiz tarafa çevirdiğimde tekrar eli belime gitmişti. Bu durum artık beni geriyor, strese sokuyordu. Buradan artık çıkmalıydım. Bu temastan kaçınmalıydım.

​"Rex, artık gitmek istiyorum."

​Gerildiğimi ve huzursuz olduğumu anlamıştı. Bana bakıp, "Tamam güzelim, gideriz birazdan. Buradaki işimiz bitti zaten," dedi. Sözcüklerinin arasına sıkıştırdığı o hitap şekli, bana yeniden sinirlenip bağırma isteği uyandırıyordu ama önce şu gergin ortamdan çıkmalıydık.

​"Bana öyle demeyi keser misin?" Hem konuşuyor hem de ilerliyorduk. Tam koridordan çıkıp yönümüzü dış kapıya çevirmişken, Rex'le tokalaşan adam tekrar yanımıza yaklaştı.

​"Gidiyor musunuz?"

​"Evet. Onu daha fazla burada tutmak istemiyorum."

​"Çok erken, daha yeni geldiniz. Kaçtığınızı düşünecekler. Bence biraz daha dayanabilir." Bakışları önce bana daha sonra Rex'e döndü. Düşmanlarının beni ona karşı kullandıkları belliydi. Her ne kadar duygularım çarpışsa da düşmanlarına koz veremezdik. Rex'in bana olan takıntısını biliyorlardı. Onu benimle tehdit ettiklerini anlamamak için kör olmak gerekirdi. Ama bu duygular ne zaman başlamıştı ondan pek emin değildim. Sorsam da on günü bekle diyip sinirlerimi bozacaktı.

​Rex bana bakıp onay bekler gibiydi. Başımı "tamam" anlamında bir kez salladım.

​"İsterseniz bize eşlik edin."

​Rex'i onayladıktan sonra beni bir kokteyl masasının önüne getirdi

Onlar iş konuşmaya başlarken, bana yöneltilen soru yüzünden başımı adamın yanındaki kadına çevirdim.

​"Çok sıkıcı ve bana yabancı bir ortam. Sen de mi gerildin?"

​Yönümü kadına çevirip, " Evet. Alışık olmadığım bu ortamlar aşırı geriyor beni. Şu an nefes alamıyorum desem abartmış olmam," Yeterince güzel sarışın ve tatlı bir kadındı. Hafif bir gülümsemeyle,

​"Anlayabiliyorum seni. Ben de senin gibi zorla getirilen kafiledenim, "dediğinde ona samimi bir bakış atmıştım.

​Bu kısa konuşma beni bir nebze olsun rahatlatmıştı. Rex ve karşısındaki adam koyu bir sohbete dalmışken biz kadınla dışarı çıkıp biraz hava almak istemiştik. Henüz bir adım atmıştım ki Rex kolunu uzatıp belime sardı ve kendine çekip gitmeme engel oldu. Demek ki dalmamıştı; hâlâ bir gözü kulağı benim üzerimdeydi. Ona bakıp gerildiğimi belli edince adama döndü:

​"Bize ayrılan sürenin sonuna geldik Yavuz. Şu an çıkmazsak sanırım düşmanlara gerek kalmayacak."

​Birbirleriyle gülüşüp tokalaştıktan sonra biz de kadınla vedalaştık. Tekrar bir araya gelmeyi umut ederek oradan ayrılıp arabaya geçtik. Rex aracın ön kapısını açınca şaşırmıştım; sanırım aracı o kullanacaktı. Arabaya geçip oturduğumda kapıyı kapatıp şoför koltuğuna geçti. Kemerimizi taktık. Arkamızda hazırda bekleyen üç konvoyla yola koyulduk. Sanırım bu ekstra önlem, yanında olduğum içindi. Bir süre yol aldıktan sonra Rex'in gerildiğini farkettim. Arabayı kullanırken dikiz aynasından arkaya bakıp duruyordu. İçinden bir küfür savurdu"si....im böyle işi."Cebindeki telefonu çıkarıp arkadan bizi takip eden adamlarını aradı.

"Koçum arkadan gelenler var. Bize ulaşmalarına izin vermeyin!, oyalayın onları." Telefonu kapatıp cebine yerleştirdi.

​Rex, yavaşça başını bana çevirdi. O koyu renkli gözlerindeki öfke o kadar yoğun ve keskindi ki neredeyse yakıp kavuruyordu. Ama bana baktığı an o sertlikte saniyelik bir yumuşama oldu; elini uzatıp parmaklarımı tutmasını beklemiyordum. Parmaklarımı kavrayan elini kendi eliyle sarıp hafifçe çekti.

"Rex neler oluyor? "

Ben şaşkın gözlerle birleşen ellerimize bakarken konuşmaya başladı:

​"Kardelen, arkamızda bizi takip edenler var."

​Telaşlanıp arkaya bakmıştım. Yüzümdeki gerginliği gördüğünde,

"Korkma, ben yanındayken senin kılına bile zarar veremezler. Şimdi haritalandırılmış eve doğru gidiyoruz. Araç kapıda durduğu an içeriye koşacaksın. Arkana bile bakma tamam mı? "

​Ben gerilmiş, yerimde duramıyordum. Onun için telaşlanmayı beklemiyordum. "Sen.sen ne olacaksın?"

​Bana bakıp, "Kardelen," dedi. Ses fısıltı gibi ama içinde tonlarca demir taşıyan bir ağırlıktaydı.

"Seni korkutmaya çalışan her şeyin kökünü kazıyacağım. "

Gözlerinden ateş çıkıyor gibiydi. Sözleri bunun kanıtıydı.

"Arkamızdan gelenler eceline susamış köpeklerdir. Bana hiçbir şey yapamazlar, bu biraz sıkar. Ama bazı köpekler sahibinin tasmasını koparmış belli ki. Bu adamlar, zincirini fazla uzattığını henüz farkında değil." Bir süre yol aldıktan sonra araba yerleşkenin kapısında durduğunda Rex hızla inip kapımı açtı. Adamlarına bağırıp güvenliği sağlamalarını söyledi. Beni içeri gönderdi ensemden tutup alnıma bir öpücük kondurduktan sonra kapıyı kapattı. Şifreyle açılan kapının kenarındaki boydan camdan Rex'e baktım. Koşup evin en dış kapısının duvarına yaslamış, elleri belindeki silahlara uzandı. Silahları çekip namluyu havaya kaldırdı ve duvarın arkasındaki hedefleri beklemeye başladı. Başını duvara yaslamışken göz göze geldik. Bir süre bakıştıktan sonra bana armağan ettiği tebessüm "korkma" Der gibiydi. Arkadaki araba tekerlekleri yere sertçe sürtünerek durdu. Adamlar arabadan inince, Rex saklandığı yerden çıkıp,

​"Tek bir hareket ve o ebedi yolculuğuna erken gidersin,Nazım'ın köpekleri" dedi. Sesi adeta bir celladın fısıltısı kadar soğuktu. Adamlarıyla silah doğrultmuş bekliyorlardı.

​Silahını indirmedi. Karşı adamlardan biri silahına yeltenince olanlar oldu; kurşunlar havada uçuşurken yere çökmüş, başımı iki elimin arasına almıştım. Silah sesleri kurşunun değdiği metal sesi yankılanıyor ve önünde durduğum cama deyip geri seken kurşunlar, bir süre sonra durdu. Yavaşça başımı kaldırıp dışarı baktım ve onu sağ sağlam ayakta gördüğümde içimi kaplayan rahatlama beni bile şaşırttı. Evden dışarı çıktım ve Rex'e doğru aceleyle attığım adımlar gördüğüm şeyle kesildi. Rex'e doğru yöneldiğim sırada arkasında kalan tek adamın duvarın diğer tarafından çıkıp ona silah doğrulttuğunu fark ettim. Adamlar farketmemiş olacak ki Rex'e silah doğrultuluyordu. O an kalbim duracak sandım. Yerde hemen ayağımın dibinde gözüme takılan silahı kaptığım gibi adama doğru bir el ateş ettim. Pek isabetli sayılmazdı ama adamı bacağından vurmayı başarmıştım.

​Rex hemen arkasına dönüp yerde yaralı kıvranan adama baktı. Ben ise ellerim zangır zangır titrerken geriye attığım adımlarla silahı yere düşürdüm. Şok içinde ne yaptığımı anlamaya çalışıyorken, Rex derin ve hırıltılı bir nefes alarak karşısındaki adamlara baktı:

​" Siz ne halt etmeye silahları indiriyorsunuz. Si# herifleri. Ya vurulsaydı. Ne olacağını biliyorsunuz değil mi? Hepinizi diri diri gömerim. " dedi, dişlerinin arasından sızan bir öfkeyle. Yanıma geldi ve beni göğsüne bastırdı. Şok içindeydim. Onun vurulma düşüncesinin bana yaptırdığı şeye dehşetle bakıyordum.

"Rex. Seni vuracaktı. Seni vuracaktı. Ben ne yaptın? Ben katil mi oldum?!"

"Hayır yavrum. Hayır katil olmadın. Sadece küçük bir sıyrık. Sakin ol bir şey yok iyisin." Beni biraz sakinleştirdikten sonra, kolları arasından çıkarmadan onu vurmaya kalkan adama döndü, düşürdüğü silahı ayağıyla uzaklaştırdı. "Kadınımın elinden vuruldun, kendini ayrıcalıklı say Nazım'ın iti. Şimdi hepiniz hayatınızın hatasını yaptınız. "

​Yerde kıvranan adama bakarken devam etti: "Kardelen'in ellerini senin gibi bir pislikle kirletmemesi iyi oldu. Ama bu, buradan canlı çıkacağın anlamına gelmez. O kirletmesin, ben kirletirim." Acılar içinde konuşmaya başladı.

"Onu koruya bileceğini mi sanıyorsun? Patronum durmayacak. Onu senden alana kadar peşini bırakmayacak. "

​Adamın yüzündeki renk tamamen uçarken, dışarıdaki alarm çanları ve içerden birdenbire kırmızı alarm ışıkları yanıp sönmeye başladı. İçerdeki sistemler yüksek sesle bip sesi çıkarırken, kapının dışındaki güvenlik görevlilerinden biri telaşla yanımıza geldi:

​"Patron! Dışarıda hareketlilik var... Yerleşkenin dış kapısı zorlanıyor!"

"Yerde acı çeken adam gülmeye başladı.

​Rex'in bakışları anında sertleşti. Silahını hızla adamın kafasına dayarken bana döndü ve başımı çevirmemi istedi. Başımı onun sert göğsüyle kapatınca, tek el ateş sesi yankılandı. Rex beni içeriye girmem için yönlendirdi. O an anladım ki bu sadece bir hesaplaşmanın başlangıcıydı ve dışarıda bizi bekleyen fırtına, hayal edebileceğimin çok ötesindeydi...

​Alarm zillerinin kulak tırmalayan sesi her yerde yankılanırken, görevlinin getirdiği haberle ortamdaki tüm dengeler altüst oldu. Rex, saniyelik bir kararsızlıkla adamdan gözlerini ayırıp bana döndü. Yüzündeki o soğuk ve tavizsiz maske, yerini aniden son derece keskin bir alarma bırakmıştı. Biz daha içeri girmeden Rex adamla konuşmaya başladı.

​" Bu itler nasıl sınıra girebildiler Jim?" diye sordu Rex. Sesindeki otorite ve tehlike tonu ortamı titretiyordu.

​Görevli başını sallayarak nefes nefese rapor verdi: "Patron! Çoklu araçlarla geldiler. Sınır güvenliğini delmeye çalışıyorlar, içerideki sistemi manipüle eden bir sızma girişimi de var! Girebilmelerinin sebebi bu olabilir."

​Rex, karşımızda yerde cansız yatan adama baktı. Bu haberle birlikte hafifçe sırıtarak başını kaldırdı. "Gördün mü şerefsizi? Ölürken bile pisliği bitmiyor," dedi, sesindeki o küstah tınıyla. "Onun buraya tek başına geldiğini sanıyorduk patron. Meğer buradaki saldırı sadece bir dikkat dağıtmaymış. Asıl oyun şimdi başlıyor."

​Rex, adamının kelimelerini bitirmesine bile izin vermedi. Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen bir hamleyle belindeki silahın şarjörünü değiştirdi. Hiç vakit kaybetmeden bileğimden kavradığı gibi beni arkasına çekti. Ve eve soktu.

​"Burada güvende değilsin," dedi, gözlerindeki o yoğun sahiplenme hissiyle doğrudan yüzüme bakarak. "Şimdi benden bir saniye bile ayrılmıyorsun, Kardelen. Anlaştık mı?"

​Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyordu ama korkudan ziyade, bu adamın arkasındaki o sarsılmaz iradeye teslim olma isteği ağır basıyordu. Başımı hızla salladım. "Anlaştık."

​Rex belinden çıkardığı küçük ama ölümcül görünümlü diğer silahı bana uzatıp uzatmamakta kararsız kalır gibi baktı, ardından silahı bana verdikten sonra hızla beni koridorun en güvenli ve zırhlı çıkışına doğru sürüklemeye başladı. Çelik kapılar ardımızda kapanırken, yerleşkenin dışından gelen patlama sesleri kulaklarımızı sağır edecek güce ulaşmıştı. Ayağımdaki topuklular beni zorlasa da hızlı hareket ediyordum. Fırtına kopuyordu; ve bu kez ne ben ne de Rex bu fırtınanın dışında kalabilirdik...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Güzel kalemin var umarım bir gün gerçekten de emeklerinin karşılığını alırsın ve unutma asla durma devam et

    1Yanıt