Ona doğru dönüp ne olduğunu anlamaya çalıştım. "Bir sorun mu var?"
Ağzında bir şeyler gevelemeye başladı. "Bu terzinin son günü,"dediğinde.
Anlayamıyordum, ne terzisinden bahsediyordu? "Rex, ne saçmalıyorsun?"
Gergin bir tavır sergiliyordu.
"Terziye davete uygun bir elbise hazırlamasını söylemiştim. Ama o, resmen ölmek için bir kıyafet hazırlamış."
Ne terzi...Sanırım ne olduğunu yeni kavramaya başlamıştım; sırt dekolteli ve vücut hatlarımı saran bu elbiseden açıkça rahatsızlık duyuyordu. Bunu fırsat bilip hiçbir şey yokmuş gibi,
"Gitmiyor muyuz?" Dediğimde çaresizliği gözlerinden okunuyordu.
Onu kızdırmanın yolunu bulmuştum. Bu fırsatı değerlendirecektim. Ondan uzaklaşıp dış kapıya yöneldim. Bir anda önümü kesti ve kendi kabanını omuzlarıma bıraktı. Kızgın bakmaya çalışarak,
"Ne yapıyorsun? Bunu giymek istemiyorum."Dediğimde bana yalvaran gözlerle bakıyor gibiydi.
"Bunu giymen lazım, başkasının sana bakmasına katlanamam. "
Neden böyle davrandığı ortadaydı: 'Kıskançlık.'Onu orada bırakıp kapıdan dışarı çıktım. Çıktığımı görünce peşimden gelmek zorunda kalmıştı.
" Ya da seni eve geri mi götürsem?"
Ona sinsi bakışlar savurarak konuşmam tamamen bilinçliydi. "Saçmalama istersen. Bunun geri dönüşü yok. Sen gelmemi istedin. Kontrol, sende değil mi Rex?"
Bu durum onu delirtiyordu. İlerleyip arabaya binmek için önünden geçtiğim adamlar önce bana, daha sonra arkamda kalan patronlarına bakıyor başlarını öne eğiyorlardı.
Anladım ki Rex onlara ölüm bakışı atıyordu. Lüks aracın kapısı açılınca geçip oturdum. Rex de gergin bakışları eşliğinde arabaya binince yola koyulduk.
Kırk dakikalık yolculukta hiç konuşmamıştı. Aşırı gergin olduğu apaçık ortadaydı. Davetin olduğu yere yaklaştığımızda araba büyük bir malikanenin önünde durdu. Rex'in üzerime attığı kabanı arkama savurup çıkmaya hazırlandım. Kapı açılınca henüz tek bacağımı dışarı atmışken kolumdan tuttu ve inmemi engelledi.
"Rex, ne yapıyorsun?"
Yüzüme bakıyordu, gerginliği hâlâ yerindeydi. "İçeride yanımdan bir santim bile ayrılmayacaksın. Tamam mı?"
Onu rahatlatmak için gözlerine bakıp,
"Tamam" dediğimde, inmeme yardım
eder gibi elini belime sardı. Araçtan
indiğimizde yan yana yürürken bir anda elimi tuttu. Şaşkınlık içinde yüzüne bakarken o düz bir şekilde önüne bakıyordu. Yüz ifadesinin değişmemesi beni geriyordu.
Malikanenin kapısına geldiğimizde cebindeki davetiyeyi kapıdaki görevliye uzattıktan sonra içeri girdik. Etrafa baktığımda göz kamaştıran kocaman avizelerin tavandan sartığını etrafın gold süslemelerle hazırlandığı dikkatimi çekmişti. Ayakta duracağımız davet kokteyl masasına geçtiğimizde etrafa göz gezdirdim ve tehlikeli olduğu her hâlinden belli olan birçok adam, yanlarında onlara eşlik eden kadınlarıyla gelmişti. Üzerime dönen bakışları fark eden Rex elimi bırakıp bu defa kolunu belime sardı ve oradaki açıklığı kollarıyla örtmeye çalışıp bir yandan da benim der gibi sarıyordu kollarını. Bu defa gergin olan bendim. Bakışlarımı ona çevirdiğimde göz göze geldik. Ben konuşmaya hazırlanırken o erken davrandı:
"Lütfen sana dokunmam beni sakinleştiriyor. İzin vermezsen hiç iyi şeyler olmayacak."
Bu sözlerin ağzından dökülmesini beklemiyordum; beni koruma kalkanı altına alan bir tavırdaydı. Dışarıdan bakanlar uzun yıllardır birlikte olan bir çift sanabilirdi. Bize doğru gelen gri saçlara sahip elli yaşlarının ortalarında olan bu adam, gözlerini üzerimize pür dikkat odaklamıştı. Masamızın önünde durdu önce Rex'e bakıp ardından bakışları beni bulunca sırıttı. Tekrar Rex'e baktığında alaycı bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
"Rex. Seni görmek ne güzel!"
"Senide Nazım senide. "
"Şaşırttın beni.Büyük cesaret doğrusu. Onu getirmeni beklemiyordum. Henüz üç gün olmuşken... Daha yaraları sarılmamıştır bile." Adama boş bakıyordu. Adamın ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.
"Boş konuşmayı kes Nazım. Yıkıl gözümün önünden, kendini öldürtme bana."
Adam Rex'in gözlerine bakarak beni işaret etti.
"Onu çok iyi koru, bir gün bir bakarsın puf diye yok olmuş."
Rex adama ölüm bakışlarını attıktan sonra elini belindeki silaha götürdüğünü gördüm.
"Şerefini s...! Sen hangi cesaretle beni kadınımla tehdit ediyorsun? Sen o s... ağzına kadınımı alacak adam mısın lan it!" Adam söylediklerinden sonra hem korkmuş hem de Rex'in karşısında dik durmamaya çalışıyordu. Ne olduğunu anlamak zor değildi; Rex adamı şuracıkta vuracaktı. Gözlerinden çıkan alevler korkutucuydu. Hemen elimi atıp bileğinden yakaladım. Silahı çıkarıp adamı vurmasını engellerken elim belinde göz göze gelmiştik.

Yalvaran gözlerle ona bakıp kısık sesle, "Lütfen," dediğimde önce bir süre gözlerime baktı, bakışları yumuşamaya şakaklarında kabaran damarları sönmeye başladı. Ardından elini enseme götürdü.Beni göğsüne bastırmasını beklemiyordum.
Derin bir nefes aldım. Korkuyordum, evet; ama içimdeki korkuyu bastırmalıydım. Adama döndü,
"Ona dua et Nazım pis kanını akıtmamamın sebebi o,yıkıl karşımdan şimdi;!Yoksa elimden bir kaza çıkacak. " Adam kuyruğunu kıstırıp masamızdan uzaklaşınca,tüm gözlerin üzerimizde olduğunu farkettim. Rex'e baktığımda belimdeki elini gevşetmeden kolları arasında tutuyordu beni. Başıma yaklaşıp alnıma kadife gibi yumuşacık bir öpücük kondurdu. Daha sonra stresini alması için masadaki içkiyi alıp tek nefeste bitirdi. Az önceki tehditkâr tavrına kıyasla fazla narindi. Bunu yapmamalıydı; neden öptü ki alnımı? Neden sarılıyor bana? Biz böyleyken, baloda olduğumuzu andıran zarif bir dans müziği kulaklarımıza ulaştı.
O sırada karşıdan gelen bir adam daha bize yaklaştı. Ve ben yine korkmaya başlamıştım.
"Rex, kardeşim nasılsın?"
Elini havaya kaldırıp avuç içleriyle tokalaştıktan sonra adamın bakışları bana döndü ve devam etti: "Yalnız gelmemişsin."
"Birini öldürmeden buradan çıkmayı umuyorum Yavuz."
Adam gülüp başını sağa sola çevirdi. Ve onların düşman değil arkadaş olduklarını anladım.
"Senin için çok zor olmalı. O yüzden mi sakinleştiricini yanında getirdin?"
Rex önce bana bakıp tebessüm etti ardından,
"Başka şansım yoktu," dediğinde benden bahsettiğini anlamıştım. Böyle yapmaları canımı sıkıyordu; yanlarında yokmuşum gibi konuşmaları saçmalıktı.
"Pardon, bu sakinleştirici lavaboya gidebilir mi acaba?" Diye sert çıktığımda,
Rex bakışlarını üzerime çevirip kızgın bakışlarımla karşılaştı.
"Tabii güzelim, sana eşlik edeyim."
"Güzelim..." Kendi kendime bu cümlenin şifresini çözmeye çalışırken Rex adamla tokalaşıp yanımdaki yerini aldı. Elini belimdeki boşluğa götürüp yönlendiriyordu. Yanında adımlarken yandan başımı çevirip ona baktım.
"Güzelim derken?" diye sordum. Bakışlarıma karşılık verip içimi ürperten koyu gözlerine maruz kaldım. Keskin bakışları içimi titretirken, bedenime garip bir sıcaklık yayıyordu.
"Sen güzel değil misin?"
Bu sorusu karşısında ne diyeceğimi bilmez hâldeydim. "Bilmem, güzel miyim?"
"Güzelsin ve benimsin. Bu yüzden sana güzelim demekte bir sakınca göremedim."
İçimdeki o çelişkili duygu beni ele geçiriyordu. "Nereden senin oluyormuşum? Sana bunu hissettiren nedir? On gün sonra gidecek bir kadına böyle bağlanman çok yanlış Rex, üstelik sana karşı bir duygu beslemiyorken... Hayal kırıklığına uğramanı istemem."
Bakışları aniden sertleşti; içinden bir yangın harlanıyormuş gibiydi. Kalabalıktan uzak, sakin bir koridora saptığımız an beni hafifçe duvara yasladı. Elinin birini belime sarıp yavaş hareketlerle gezdirmesi, kavis almasını sağlarken, başını yana eğip beni süzdü.
"Kardelen... Sakın sınırlarımı zorlama!Seni bırakacağım fikri nerden aklına geldi? Senin yerin benim yanım, anlamadın mı?" Delici bakışları arasında sesimi çıkaramadım.
Bakışları dudağıma kaydığında, büyüsüne kapılmıştım. Başını yavaş hareketlerle bana yaklaştırdı ve kendime engel olamadığımı farkettim; sanki karşı konulmaz bir çekimle ona akıyordum. Kısa olan mesafeyi tamamen kapatınca nefesi dudaklarıma çarptı. Başımı hafifçe arkaya yatırıp gözlerimi yumdum. Sanırım öpmesine izin verecektim. Bu hâlimi görmesi soluğunu keser gibi oldu; beni izledi, ardından dudaklarım yerine alnıma derin, nefes kesen bir öpücük kondurup belimde gezinen elini yavaşça çekti...


