İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 17 · 5 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 17

17-KÜÇÜK DEĞİŞİKLİK

Gözümün önündeki hayali görüntüsüne bile öfkeyle bakarak derin bir nefes aldım. Gerçekten de dediğini yapardı; bu adamın sınırları yoktu kuralları kendi koyuyordu. Eşyalarımı toplayıp kendi ellerimle onun odasına gitmek mi, yoksa onun o buz gibi tehdidini gerçekleştirip içeri dalmasını beklemek mi? İkisi de gururumu kırıyordu ama mantığım, ikincisinin çok daha yıkıcı olacağını fısıldıyordu.

​Homurdanarak dolaba yöneldim ve en azından bu savaşı kendi şartlarımda başlatmak adına bavulumu çekip kıyafetlerimi tıkıştırmaya başladım.

​On dakikanın sonunda, elimde bavulumla Rex'in odasının kapısının önündeydim. Kapıyı tıklatmaya gerek duymadan, hınçla itip içeri girdim. Geniş, koyu tonların hâkim olduğu oda, tıpkı sahibi gibi sert ve mesafeli kokuyordu: Pahalı tütün, odunsu bir parfüm ve mutlak bir düzen.

​Rex, yatağın kenarına oturmuş, kollarının dirseklerini dizlerine koybuş bir şekilde beni bekliyordu. Yüzündeki o zafer kazanmış ifadeyi görmek sinirlerimi daha da bozdu.

​Bavulu sert bir hareketle yere bırakıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "Memnun kaldın mı? Kendi ayaklarımla geldim işte."

​Rex, yavaş adımlarla bana doğru yaklaşırken gözlerini bir saniye bile üzerimden ayırmıyordu. Tam önümde durduğunda, başını hafifçe eğip bavuluma, ardından da bana baktı.

​"Akıllıca bir seçim, Kardelen," dedi, sesindeki o derin tını zihnimi yine bulandırmaya başlarken. "Birlikte yaşamak, birbirimizi tanımak için harika bir başlangıç."

​"Bunun bir tanışma faslı değil, bir esaret olduğunu hatırlatırım," diye çıkıştım.

​Rex, tek kaşını kaldırıp hafifçe gülümsedi. "Esaret mi? Ben bir tanışma olduğunu düşünmüştüm. Neyse,alışacaksın.Şimdi, eşyalarını yerleştir. Bir şeyler atıştırıp sonra dışarı çıkacağız, unutmadın herhâlde?"

​Ondan uzaklaşıp odanın diğer köşesine, yabancısı olduğum bu devasa yatağa baktım. Artık bu oda, bu yatak ve bu adam gecelerimin orta yerindeydi. Gözlerimi kapatıp derin bir soluk aldım; bu savaşın henüz çok başındaydım ve henüz kimin kimi yeneceği hiç belli değildi.

​İtiraz etmeye mecalim yoktu. Zaten onun bu yakınlığından kaçmakla ona sığınmak arasında gidip gelen iradem, bu yorgunluğa daha fazla direnemezdi.

​Bavulumu odanın ortasında öylece bırakıp dolaba doğru yöneldim. Rex'in kıyafetlerinin yanındaki o boş raflar, sanki bu anın saatler öncesinden planlandığını bağırıyordu. Homurdanarak eşyalarımı yerleştirmeye başladım; her bir tişörtü, her bir elbiseyi raflara yerleştirirken içten içe ona olan öfkemle kısıtlı alanımı savunmaya çalışıyordum.

​O ise odanın köşesindeki tekli berjerde oturmuş, bacak bacak üstüne atmış, sessizce beni izliyordu. Bakışlarındaki o net ve baskın odaklanma, üzerimde kıyafetten çok daha ağır bir yük gibi hissettiriyordu.

​"Gözlerini üzerimden çekmezsen, valizi kafana yersin," dedim sonunda dayanamayıp başımı omzumun üzerinden ona çevirerek.

​Rex hafifçe gülümsedi; bu gülüş, onun o sert duvarlarının ardındaki tehlikeli eğlenceyi açık ediyordu. "İzlemesi keyifli," dedi tok sesiyle. "Hem burası artık senin de odan, alışsan iyi olur."

​İşimi olabildiğince çabuk bitirip ellerimi üst üste koydum. "Bitti. Mutlu musun?"

​Rex ayağa kalktı. Üzerindeki siyah gömleğin kollarını dirseklerine doğru kıvırırken, "Fazlasıyla," diye mırıldandı. "Şimdi aşağı yemek masasına iniyoruz. Sonra da dışarıya çıkıyoruz. "

​Yanıma yaklaşıp mesafeyi epey kısalttı. Ona bu fırsatı vermek istemiyordum. Ondan kaçmak için kapıya yöneldim. Kapıdan çıkıp aşağıya inmeye başladım. Arkamdaki ağır adımlarla gelen varlığı, üzerimdeki dar kalçamı saran pantolonumun varlığını unutturuyor gibiydi. Arkamı dönmeden, "Bana bakmayı keser misin?" dediğimde şeytani gülümsemesini hissedebiliyordum.

​Aşağı indiğimizde Rena ve Kayra çoktan yerlerini almışlardı. Benim Rex'le birlikte aşağı indiğimi gördüklerinde masadaki hava bir anda değişti. Kayra ağzına attığı bir çatal yiyeceğin arasından imayla gülümser gibi oldu ama abisinin o keskin bakışlarını üzerinde hissedince hemen önüne döndü.

​Rena ise merakla gözlerini bana çevirdi, durumu çaktırmamaya çalışarak gülümsedi. "Selam Kardelen. Umarım bugün her şey yolundadır."

​" Selam Rena," dedim masadaki yerime otururken. Göz ucuyla sandalyemi çekip oturmamı bekleyen Rex'e baktım. "Oldukça... hareketli bir gün oldu diyebiliriz."

​Rex sessizliğini korurken yerine oturdu ve tabağına özenle hazırladığı yemekleri yerleştirmeye başladı. O an gözüme takılan şey beni şaşırtmıştı. Rex'in açtığım yarasında dövme vardı. Tamda kabusun etkisiyle çizdiğim kadar. Ne ara yaptırmıştı bunu? Bakışlarımı ona çevirdim" Ne yaptın sen."dediğimde bana bakıyor ama neyden bahsettiğimi anlayamıyordu.. Kolunu gösterdiğimde, masada kısa bir sessizlik hâkim oldu.

"Senin hatıran. Bana seni hatırlatacak harika bir hediye. " dediğinde donup kaldım. Masada olduğumuz süre boyunca zihnim hep yaptığı şeydeydi. Yemek faslı bittiğinde ise dışarıda yaşayacaklarıma odaklanmıştım.

​Son lokmamı da bitirip peçeteyle dudaklarımı sildim ve dikleştim. "Hazırım."

​Rex başını kaldırıp bana baktı.

"Daha doğru düzgün bir şey yemedin."

"Doydum" Dediğimde gözlerindeki o onaylayan ifadeyle ayağa kalktı. Kayra hemen arkamızdan, "Yenge, abim canını sıkarsa hemen haber et," diye mırıldandı ama Rex'in omzunun üzerinden attığı o tek bakış genci susturmaya ve önüne döndürmeye yetmişti.

​Malikanenin devasa demir kapısı ardına kadar açıldığında, yüzüme çarpan serin rüzgâr içerideki boğucu havanın yerini aldı. Öğlenden sonra olmuş saat üçü bulmuştu. Siyah makam aracına doğru yürürken kalbim yine o tanımadık heyecan ve korku karışımıyla atmaya başladı.

​Araca bindiğimizde Rex hemen yanımdaki yerini aldı. Şoför kapıları kapatıp aracı hareket ettirdiğinde, camdan dışarıdaki akıp giden şehri izlemeye koyuldum. Binalar, insanlar, trafik... Her şey o kadar normal ve hayattan kopuk görünüyordu ki, benim içimde kopan fırtınaların hiçbirinden habersizlerdi.

​"Korkuyor musun?" diye sordu Rex, ani bir hamleyle dikkatimi üzerine çekerek. Sesi her zamankinden daha yumuşak, ama bir o kadar da delip geçen bir tınıdaydı.

​Başımı ona çevirdim. Gözlerinin derinliğindeki o karaltı, bana bu adamın yanında olmanın dünyadaki en tehlikeli ama bir o kadar da karşı konulamaz şey olduğunu bir kez daha fısıldıyordu.

​"Korkmuyorum," dedim gururla başımı dik tutarak. "Sadece... hayatımın kontrolünü kaybettiğim için öfkeliyim."

​Rex hafifçe tebessüm etti; elini uzatıp parmaklarını saçlarımın ucuna hafifçe dokundurdu. O teması hissettiğim an, ne dışarının gürültüsü ne de içimdeki sorular kaldı.

​"Kontrolü kaybetmedin Kardelen," diye fısıldadı kulağıma doğru eğilerek. "Sadece onu bana devrettin."

​Ve geri çekildi. İçime dolan anlam veremediğim duygu beni yine ele geçirmişti. Araba şehrin kalabalık caddelerinden hızla uzaklaşıp, yüksek duvarlarla çevrili, gözlerden uzak ve ihtişamlı bir yerleşkenin demir kapısından içeri girdiğinde, nefesimi tuttuğumu fark ettim. Burası ne malikane gibi bir ev ortamıydı ne de sıradan bir sokak; yüksek güvenlikli, adeta dış dünyadan izole edilmiş gizli bir üssü andırıyordu...

Bölüm sonu

1 yorum