"Ne saçmalıyorsun sen? Ne demek uykuda bile?"
Gergin ve kararlı bakışları arasında, "Artık benimle aynı odada kalmak zorundasın. O riski tekrar almayacağım. Ya bir daha aynı şey olursa ve ben yetişemezsem?" Başını iki yana sallayıp bu durumu kabullenmeyi reddediyordu.
"Ne yaparım o zaman ben?" diye diretti.
Derin nefes alıyor, söylediği şeyin ağırlığını zihnimde sindirmeye çalışıyordum.
"Rex, daha fazla canımı sıkma ve saçmalamayı kes. Seninle aynı odada kalmayacağım, bunu kafana sok."
Ayağa kalkıp yatağın kenarına dikildi.
"İstediğin kadar reddet. Seni yalnız bırakmayacağım."
Ben de öfkeyle ayağa kalkıp karşısında dikildim:" Bırakmıyorsun ki zaten hep burdasın. Neden? Seninle ilgili tek kelime bile etmiyorken, seninle ilgili en ufak bir gerçeğe bile sahip değilken tanımadığım bir adamla aynı odada kalacağını mı söylüyorsun? Bu saçmalık bir daha olmayacak. Buna izin vermeyeceğim!"
Sözlerim odanın içinde sert bir yankı bulurken, Rex bir an bile geri adım atmadı. Aksine, aramızdaki mesafeyi sıfırlayarak üzerime doğru bir adım daha attı. O kadar yakınımdaydı ki nefesi saç tellerime karışıyordu. Gözlerindeki o koyu, tavizsiz karanlık bana kaçacak hiçbir yerimin kalmadığını fısıldıyordu.
"Bana 'tanımadığım bir adam' diyorsun öyle mi?" dedi, sesi fısıltı gibi çıksa da içinde barındırdığı öfke ve hayal kırıklığı net bir şekilde hissediliyordu. " O kabustan uyanırken kollarımın arasından ayrılmak istemeyen sen değil miydin, Kardelen? Şimdi mi aklına geldi yabancı olduğum?"
Yüzümün alev alev yandığını hissettim. Haklıydı; uykunun o savunmasız anında ona nasıl sığındığımı, ondan aldığım huzuru inkâr edemezdim. Ama bunu yüzüme vurması, kontrolü yeniden ona veriyormuşum gibi hissettiriyor ve beni delirtiyordu.
"O an... o an sadece korkuyordum!" diye sesimi yükselttim, göğsüm öfkeyle kalkıp inerken. "Bu, seninle aynı odada kalacağım, hayatımın kontrolünü tamamen sana vereceğim anlamına gelmez!"
Rex, çenemi kavrayıp başımı hafifçe yukarı kaldırdı. Dokunuşu ne kadar sertse, bakışlarındaki o korumacı sahiplenme de o kadar yoğundu.
"Kontrol zaten bende, Kardelen," dedi tehlikeli bir sakinlikle. "Hiçbir zaman senin elinde olmadı. Sadece bunu yeni yeni idrak ediyorsun. İster kabul et, ister başını duvarlara vur... Bu odadan taşınıyorsun. Ya da..." Durdu, gözlerini gözlerime dikti. "...ben senin odana taşınıyorum. Seçim senin."
Nefesim kesildi. Bu adamla mantık yoluyla başa çıkmanın imkânsız olduğunu bir kez daha anladım. O, kafasına koyduğu şeyi mutlaka yapardı.
Öfkeyle ellerini çenemden itip geri çekildim. "Sen gerçekten normal değilsin! Delirmişsin! " diye mırıldandım, çaresizliğin getirdiği bir titremeyle...


