İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 15 · 3 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 15

15-KABUSUN ETKİSİ

İlk defa sigara içtiğini görüyordum. 'Ben bu adama sürekli yakalanmak zorunda mıydım böyle? Neden önce aşağıya bakmıyordum ki! 'Bakışlarımız anında kesişti; ne o yönünü çevirebildi ne de ben. Başını çardağın arkasında kalan direğe yaslamıştı ve koyu renk gözleri santim bile oynamadan doğrudan bana odaklanmıştı. Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum. Onu bu şekilde görmek, zamanla aramdaki tüm mesafeleri ve mantık duvarlarını eritiyordu. Üzerinden saniye mi, dakika mı, yoksa saat mi geçti anlayamıyordum; sanırım o da benimle aynı şeyi yaşıyordu.

​Kendimi toparlayıp ağır adımlarla odama geçtim. Öğlenin birini bulmuştu. Odaya geçip yatağa uzanmıştım. Gözlerime hucum eden ağırlık dalıp gitmeme uyumama sebep olmuştu.

​

​"Anne! Baba! Neredesiniz? Neresi burası?"

​Kendimi yine karanlık, ürkütücü zindanın ortasında buluyordum. Her yer karanlıktı; simsiyah, kör zifiri karanlık.Çıkış kapısını bir türlü bulamıyordum. Anneme, babama sesleniyordum ama sesim bana bile yabancı geliyordu; kimse beni duymuyordu. O sırada o insan kılıklı canavar zindana girdi. Yavaş adımlarla bana doğru yaklaşıyordu. Bense dehşet içinde geri geri adımlar atıp ondan kaçmaya çalışıyordum.

​"Dokunma bana! Yaklaşma! Uzak dur benden!"

​Durmuyordu. Üzerime gelmeye devam ediyordu. Uzun parmaklarını uzatıp boynuma yapıştı ve beni acımasızca boğmaya başladı. Ellerini tutup bileklerini çözmeye çalışıyordum ama kollarımda hiç derman yoktu. Nefes alamıyor, çırpınıyordum. Arada kulağıma gelen boğuk seslerden birinin bana ulaşmaya çalıştığını fark ediyor ama ne ses çıkartabiliyor ne de yardım isteyebiliyordum.

​Ansızın yaşanan şiddetli bir sarsıntıyla bilincim yerine geldi ve bunun korkunç bir kabus olduğunu anladım. Uyanmıştım ama nefes borum hâlâ düğümlenmiş gibiydi. Öksürmeye başlayarak yatakta doğruldum, ciğerlerime dolmayan oksijen için ecel terleri döküyordum...Önce bir süre kesik kesik aldığım nefeslerden sonra normale dönmeye başlamıştım. Başımı kaldırdım ve benimle konuşan, en az benim kadar korkan yüze baktım. Bu oydu, beni kabustan uyandıran.

​"Şükürler olsun. İyi misin? Nefes almaya çalış. Derin nefes al. Bir kabustu, geçti."

​Bense nefes almakta zorlandığım yetmiyormuş gibi bir de ağlamaya başladım. Bu hâlimden hiç hoşnut değilmiş gibi beni göğsüne bastırdı; hıçkırıklarımı göğüs kafesine hapsediyordu.

​"Lütfen ağlama. Geçti. Sadece bir kabustu. Ben yanındayım."

​"Çok korktum. Çok karanlıktı. Beni boğmaya çalıştı. Kurtaramıyordum kendimi."

​Ağlıyor, yine de rahatlayıp kendime gelemiyordum. Kolunu sıkı sıkı kavrıyor ve gitmesini istemiyordum. Şu an beni yalnız bırakmasına asla katlanamazdım. Zaman geçip gitmiş ve yatağımda oturur pozisyonda tekrar uykuya dalana kadar kollarında kalmıştım. Bir saniye bile beni bırakmamıştı.

​İlk defa kendimi bir yerde bu kadar huzurlu hissetmiştim. Burası ne kocaman bir malikaneydi ne de başka bir yer; sadece ortalama elli-altmış santimlik, kollarının arasındaki o daracık alandı. İnsan hayatı boyunca bu kadar küçük ve o kadar da huzurlu bir yerde yaşamak isteyebilir miydi? Ne şan, ne şöhret, ne de başka bir şeydi önemli olan; insanı ait ve güvende hissettiren ufacık bir sığınaktı.

​Gözlerimi araladığımda hâlâ kollarındaydım, başım kaslarının üzerindeki sertlikteydi. Hâlâ sıkı sıkı tutuyordu beni. Başını yatağın başlığına dayamıştı; bir ayağı aşağı sarkmış, diğeri yatağın üzerindeydi. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Alnına düşen birkaç tutam siyah saç, sert hatlı kaşlarını kapatıyordu. Hep böyle kalmak istemem normal miydi? Bilmiyorum.

​Ben ona öylece dalmışken gözlerini açıp beni kıskıvrak yakalanmıştı! Hemen kendimi toparlayıp kollarından sıyrıldım ve yatakta dikleştim.

​"İyi misin?"

​Diye sormasına gerek yoktu aslında; yanımdaki varlığı zaten bana iyi geliyordu. Sadece başımı yukarı aşağı sallamakla yetindim.

​"Ben seni nasıl yalnız bırakacağım şimdi, söyler misin?"

​"Abartmana gerek yok. Sadece bir kabustu."

​Bunu demem neden onu bu kadar germiş ve sinir etmişti, bir türlü anlayamıyordum. Kollarını bana gösterince şok olmuştum!

​"Kabus bunu yaptırır mı? Nefes almaya çalışırken yaptın. Hâlâ 'abartma' mı diyeceksin? Sen o hâlini görseydin 'sadece bir kabustu' deyip geçmezdin, Kardelen! Sen resmen boğuluyordun. Nefes alman için seni engelleyen fiziksel bir şey yoktu ama sen gerçekten boğuluyormuş gibi nefes alamıyordun. Sana nefes almanı söylüyordum ama duymuyordun beni!"

​Sesi yükselmiş, kaşları çatılmıştı.

​"Ya duymasaydım sesini? Ya evde olmasaydım? Ne olacaktı? Belki de sen..."

​Cümlesinin sonunu getiremedi; yarıda kalan o son kelime dudaklarından dökülemedi.

​"Ben mi açtım o yarayı? İyi misin, canın yanıyor mu?"

"İyiyim. Bir şeyim yok. Ama seni böyle görünce deliriyorum."

​Söylediklerim onu sakinleştirmeye yetmiyordu. Ve bir anda, "Artık yalnız bırakmayacağım seni. Ne yaparsan yap uykuda bile yalnız bırakmayacağım!" dedi.

​Ne diyordu bu adam? Ne demekti uykuda bile?...

Bölüm sonu

6 yorum