İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 14 · 5 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 14

KÜÇÜK BİR HEYECAN

Bu kadar meraklı olup odayı keşfetmeye çalışmasaydım, o saniyeleri kaybetmeseydim yakalanmazdım.

​Başımı kaldırdığımda, Rex tam karşımdaydı. Yarı çıplaktı; altında sadece siyah bir eşofman altı vardı. Geniş, kaslı göğsü ve omuzları görüş alanımı kaplıyordu. Terli saçlarından yüzüne damlayan sular, oradan boynuna ve güçlü vücuduna doğru yol çiziyordu. Muhtemelen o kapalı kapının ardındaki odada spor yapmış ve banyoya girmek üzereydi. Onu bu şekilde, bu kadar yakınımda ve savunmasız-ya da tehditkâr-görmek hem utandırmış hem de sesli bir şekilde yutkunmama sebep olmuştu. Yutkunuşum, sessiz odada yankılandı ve beni ele verdi.

​"Kahretsin!" diye fısıldadım, gözlerimi kaçırarak.

​Rex, o alışılmadık derecede koyu ve yoğun bakışlarıyla bana tepeden bakıyordu. Yüzünde dünkü o yumuşaklıktan eser yoktu ama öfkeli de görünmüyordu. Sadece... hesap sorar gibiydi.

​"Odamda beni ziyarete mi geldin yoksa?" dedi, sesi boğuk ve tehlikeli bir tonda çıktı.

​Ondan ve bu durumdan hemen kurtulmalıydım. Utançtan yanaklarımın yandığını hissediyordum. "Kitabı bırakmak istemiştim. Bitirdim," dedim, sesim titreyerek komodini işaret ettim. "Odada olduğunu bilmiyordum. Affedersin, hemen çıkıyorum."

​Gerçekten çok utanıyordum ve kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Çıkmak için yan tarafından, kapı boşluğuna doğru geçmek isteyince hemen yolumu kesti. Bir adım atıp tam önüme dikildi. Geniş omuzları ve heybetli gövdesi kapıya ulaşmamı tamamen engelliyordu. Aramızdaki mesafe tehlikeli derecede kısalmıştı.

​"Kal biraz," dedi. Sesi emir kipi gibiydi ama içinde garip bir rica da barındırıyordu.

​Neden kalmamı istiyordu? Onun yanında, bu odada, o bu haldeyken... Duramazdım. Utançtan yüzüne bile bakamıyor, gözlerimi göğsündeki ter damlalarına ya da yere sabitliyordum. Sanırım kapalı olan o üçüncü kapının, onun özel spor odası olduğunu artık çok iyi anlamıştım; vücudundaki her kas, yaptığı ağır sporun kanıtıydı. Bir daha odasına girmek zorunda kalırsam kesinlikle bu detayı göz ardı etmeyecektim.

​"Rex, çekil, kalamam, çıkmam lazım. Aşağıda bekliyorlar," dedim, sesimi sertleştirmeye çalışarak ama başaramayarak. "Üzgünüm, odanda olduğunu bilsey..."

​Lafımı kesip, aramıza giren o kısacık, santimetrelik mesafeyi de kapatınca ben iyice gerilmiştim. Geri geri attığım her adımda oda yaklaşıyordu.Sırtım neredeyse duvara değecekti. Nefesi yüzüme vuruyordu. Kısık, derinden gelen bir sesle kulağıma yakın konuşmaya başladığında bu durum daha da garip, daha da tekinsiz bir hal alıyordu.

"Benden korkup kaçma. Sana zarar vermem,vereni de yaşatmam. "Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesi dışardan duyulabilirdi. İçime yerleşen garip duygu beni ele geçirmeden. Başımı kaldırıp gözlerindeki arzuya bakabildiğim tek andan sonra bulduğum küçük bir bolukta beni engelleyemesin diye, hızlı bir hareketle"Üzgünüm"dedim ve odadan çıktım. Odaya geçip kapıyı kapattım sırtımı bir süre kapıda tutup ne yaşadığımı ve içimdeki garip duyguya vermeye çalıştığım anlamdan sonra, ilerleyip kendimi yatağa bıraktım. Bir süre yaşadıklarımız zihnimde dönüp durdu. Yataktan doğruldum ve ellerimi ateşe değmiş gibi yanaklarıma götürdüm; hâlâ sıcaktı. Odasında geçirdiğim o birkaç saniye, üzerindeki ter damlaları, o sert göğsün yaydığı o baskın koku... Hepsi zihnime kazınmıştı. Kendime gelmek için başımı iki yana salladım." Kendine gel Kardelen! Sen burada bir esirsin, misafir değil. O adam tehlikeli; mafya benzeri işlerin içinde, seni bilmediğin bir tehlikeden koruduğunu iddia eden ama kim olduğunu bile tam çözemediğin biri."

​Ancak içimdeki o inatçı ses, bunların hiçbirinin hırsını ya da tedirginliğini tam olarak haklı çıkarmıyordu. Korkmam gerekiyordu, evet. Kaçmam gerekiyordu. Ama neden kaçmak isterken aynı zamanda onun o çekim alanında kalmaya meyilli hissediyordum?

​O sırada aşağıdan gelen hafif sesler, kahvaltı vaktinin geldiğini haber veriyordu. Derin bir nefes alarak üzerimi düzelttim. Yüzümdeki o kızarıklığı hâlâ hissediyordum; geçmemişti ama aşağı inmek zorundaydım. Odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.

​Aşağı kata indiğimde yemek masası çoktan hazırlanmıştı. Rex, masanın başındaki yerini almış, her zamanki o otoriter duruşuyla elindeki telefona bakıyordu. Sesimi duymuş olacak ki başını kaldırıp doğrudan bana baktı. Gözlerindeki o yoğun ve delici bakış, odasında yaşadığımız o yakınlığı anında yeniden canlandırdı. Yutkundum ama bu kez belli etmemeye çalışarak masaya doğru yürüdüm.

​Yanına, dünkü yerime geçip sessizce oturdum. Rena ve Kayra da yerlerini alırken, masadaki o kalın ve keskin sessizliği bozan ilk kişi Rena oldu:

​"Kardelen, iyi misin? Kızarmışsın,ateşin mi var? "

​Rena'nın iyi niyetli sorusuyla göz ucuyla Rex'e baktım. Rex'in dudaklarında belli belirsiz, alaycı ama bir o kadar da sahiplenici, çapkın bir tebessüm belirdi; sanki odasında yaşananları zihninde tekrarlıyor gibi bir hâli vardı.

​"İyiyim Rena,yok bişeyim" diye mırıldandım gözlerimi Rex'ten kaçırarak önüme döndüm.

​Rex çatalını tabağın kenarına bırakırken kalın ve tok sesiyle masadaki tüm havayı tek kelimeyle domine etti: " Kahvaltını iyi yap Kardelen. Bugün dışarı çıkıyoruz."

​Aniden başımı kaldırdım. "Dışarı mı?"

​Sesimdeki şaşkınlık ve ani refleks, masadaki herkesin dikkatini bir anda üzerime çekmesine yetmişti.

​Rex, rahat bir hareketle arkasına yaslandı ve bakışlarını bir saniye bile benden ayırmadan, "Evet, dışarı," dedi. "Burada dört duvar arasında tıkılı kalmak ruhuna iyi gelmiyor, farkındayım. Hem halletmemiz gereken bazı küçük işler var."

​Kayra hemen araya girip sırıtarak, "Yenge, dışarı çıkıyorsan en iyi mağazaları ben bilirim, istersen yanında gelebilirim. Abim seni darlarsa bana söyle yeter," der demez Rex'in o keskin bakışları yine şimşek gibi gencin üzerine çevrildi.

​Rex dişlerinin arasından, "Kayra si...ğim Şom ağzını yine açtın," diye mırıldandığında, Rena gülmemek için dudaklarını ısırdı. Masadaki bu kısa anlık gerilim ve yumuşama, içimdeki o buzları biraz olsun kırdı ama asıl takıldığım nokta başkaydı.

​"Dışarı çıkmak?" dedim, gözlerimi kısarak.

"Bu da on günü kuralının içinde mi? Kuralları değiştiriyor musun? "

​Rex bana bakıp hafifçe öne doğru eğildi. Masadaki o otoriter hava bir anda yoğunlaştı.

"Kurallar değişmedi, Kardelen. Sadece... bazı esnekliklerin ve değişikliklerin zamanı geldi. Ama dışarı adım attığında, yanımdan bir milim bile ayrılmayacaksın. Anlaştık mı?"

​Omuzlarımdaki gerginlik yeniden tırmanırken, onun bu gözdağı veren ama bir o kadar da korumacı tavrı kafamı karıştırıyordu. Dışarıda beni bekleyen tehlike neydi? Ve Rex beni gerçekten korumak için mi yanından ayırmıyordu, yoksa başka bir planı mı vardı?

​"Seçme şansım var mı zaten?" diye mırıldandım önümdeki tabağa bakarak.

​Rex hafifçe gülümsedi; bu kez o gülüşte beni rahatlatan ama bir o kadar da teslim olmaya zorlayan tehlikeli bir cazibe vardı. "Yok," dedi net bir sesle. "Şimdi kahvaltını bitir ve bugün için dinlen öğlen gibi çıkarız. Uzun bir gün olacak." Zaten çok bir şey yiyemediğim için erken kalkıp odaya çıkmıştım.

​Terasta korkuluklara yaslanıp gökyüzüne baktım. Gözlerimi yumduğum anda yüzüme vuran esintiyi hissettim; hava ne çok soğuk ne de çok sıcaktı. İçimden gelen anlık bir dürtüyle Şebnem Ferah'ın: Yağmurlar şarkısını mırıldanmaya başladım. Uzun zamandır bu tarz aktiviteleri yapmıyordum ama o an içimden öyle geliyordu. Kısık sesle, gözlerim kapalı bir şekilde şarkıyı yaşayarak ve hissederek söylüyordum.

​Şarkıyı bitirdim. Başımı indirip gözlerimi açtığımda, bahçedeki çardakta oturmuş sigara içen Rex'i fark ettim...

Bölüm sonu

5 yorum