İçeriğe geç

Kardelen Çiçeği

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Kardelen Çiçeği

Bölüm 13

KÜÇÜK BİR TEBESSÜM VE BEKLENMEDİK ŞEYLER

Kendimi kitaba duyduğum özlemle kaç dakika kaybettiğimi anlayamadım. Bir ara dikkatim dağılınca etrafıma baktım ve yanımda oturan, bakışları üzerime kenetlenen Rex dikkatimi çekti.

​Hafif yan duran koltukta arkasına yaslanmış, iki kolu yanlarda ve bacak bacak üstüne atmış pozisyonda hedefine kenetlenmiş gibi bana bakıyordu. Önündeki dizüstü bilgisayarı açık tutmuş bakışları üzerimdeydi. Ona bakmama rağmen sanki beni görmüyordu; uzaklara dalmıştı. Boğazımı temizledim ve kendisine gelmesini bekledim ama hâlâ bakışlarını üzerimden çekmemişti.

​"Rex, iyi misin?" deme gereği duydum.

​Daldığı deryalardan çıkıp nihayet bana ulaşabilmişti. Bana bakıyor ama ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Bir şey mi dedin?"

​Evet, doğruydu; deryalarda kaybolmuştu.

"Dalmıştın. Seni bu kadar düşüncelere sürükleyen şey nedir?Anlatmak istersen dinlerim. " Bana bu kadar hassas davranırken ona sert davranmak istemiyordum. Sınırlarını bildiği sürece on günü iki arkadaş gibi geçirmeyi düşünüyordum. Bana duyguları olabilirdi;ama bu beni zorla kendine aşık edeceği anlamına gelmiyordu.

​"Açılacağım kadının beni vurmasından korkuyorum!"

​Bahsettiği kişi sanırım bendim. Söylediği şey komikti ve bu, gülmemek için yanağımı ısırmama sebep oluyordu. Bu kadar sert ve tehlikeli duran bir adamın duygularını açmaktan korkması gerçekten komik ve gülünesi bir durumdu. Bu hâlim onu kızdırmamış, aksine memnun etmiş gibiydi. Gözlerime bakıyor ve orada kaybolduğunu hissediyor gibiydi.

​"Dünya güzeli ve bir o kadar da tehlikelidir."

​Dayanamayıp bir kahkaha patlatıp, "Sen bir kadından mı korkuyorsun?" dediğimde o da gülmeye başladı. Bana bakıp daha önce görmediğim o güzel gülücüklerini gösterdi ve bu hâli içime işliyordu.

​"Bir kadın deyip geçme; sinirlenince durdurulamaz ve korkutucu oluyor."

"Hayır, kadın insan yiyen cinsinden değilse korkmana gerek yok. Hem sen tehlikeli bir adamsın, belki sadece bir kurşun yersin ve bu seni korkutmamalı." Yüzüme hayranlıkla bakıyordu. Ben bile aynadan kendime bakamıyorken o ne görmüştü bende? Anlaması zordu.

"Ya tam kalbimden vurursa?"

"Sen de birkaç adamını götürüp kendine siper edersin."

"Çok akıllıca, denerim."

​Bu konuşma hem tatlı gelmiş hem de garip bir şekilde içime bir burukluk düşürmüştü. Yanıma bırakılan kahveden bir yudum alıp kitabı okumaya devam ettim. Neden bana böyle baktığını anlamıyordum ama fark etmediğimi sanarak dalıp gidiyordu. Hoşuma gitmemeliydi, beni rahatsız etmeliydi ama bana yanlış gelmeyen bir şeyler vardı. Garipti, anlaşılmazdı davranışları. Buna izin vermemeliydim; onu daha tam anlamıyla tanımıyorken hemen güvenemezdim.

​Kahvemi bitirip ayağa kalktım. "Kitabı alabilir miyim?" diye sorduğumda, önündeki dizüstü bilgisayara dönmüştü.

"Tabii, alabilirsin. Bitirince bana verirsen sevinirim, yarım kalmıştı."

"Tamamdır. Teşekkürler. iyi geceler"

"İyi geceler"

​Yukarıya, kaldığım odaya ağır adımlarla çıktım. Çıktığım merdivenler beni biraz yoruyordu. Biz sohbet ederken çocukların odalarına geçtiğini bile fark etmemiştim. Onun yanında sanki zaman algımı yitiriyordum. Onunla konuşmak içime garip bir huzur veriyordu.

​Tüm gece boyunca kitabı okumuş bitirmiştim. Kitap yatağımın kenarında uyuya kalmıştım. Sabahın ışığı gözlerimi alınca uykudan uyanmış yatakta oturur vaziyetteydim... Bir süre düşüncelere dalmış,Rex'le olan o şaşırtıcı derecede samimi diyalogumun zihnimde dönüp durmasıyla geçmişti. Sert ve korkutucu bilinen o adamın, karşısında kahkaha atmama izin vermesi ve hatta buna ortak olması hâlâ mantığıma sığmıyordu.

​Kapının hafifçe tıklatılmasıyla irkildim. Daldığım düşüncelerden sıyrılıp kapıya doğru baktım. İçeriye Rena girdi. Yüzünde daha önce gördüğüm o tatlı gülümsemesi vardı.

​"Girebilir miyim Kardelen?"kahvaltıya çağırmaya gelmiştim"dediğinde,

​Yataktan doğrulup sırtımı başlığa yasladım. "Zahmet etmeseydin Rena, gerçekten canım istemiyor."

​Rena yatağın kenarına ilişti. Ela gözleriyle beni dikkatle süzdü. "Biliyorum, burası senin için çok yabancı ve korkutucu geliyor. Ama abimi tanıdıkça..." Duraksadı, sanki yanlış bir şey söylemekten çekiniyormuş gibi yutkundu. "Yani, onun dışarıdan göründüğü gibi biri olmadığını anlayacaksın."

​"Abin hakkında bana daha önce de aynı şeyi söyledin," dedim hafif bir gülümsemeyle. "İçi yumuşacık sadece dışı serttir...Ama beni buraya getirmesi hiçbir şey anlatmaması, ve bilmediğim diğer bir çok şey pek de yumuşak sayılmaz, Rena. Hayatımı kurtarmış olabilir minnetterım ama burda on gün şartla tutması hiç kibar ve yumuşak bir hareket değil. "

​Rena hak verircesine başını salladı. "Haklısın. Rex biraz... keskindir. İstediğini alana kadar arkasına bakmaz. Ama seni hedef almadığına yemin edebilirim. Sadece... bazı şeyler çok geç olmadan yapılmalıydı."

​Aklımda yine o çözülmeyi bekleyen bulmacanın parçaları uçuştu. Çok geç olmadan? Ne demek istiyordu? Siyahlar giymiş o adam, dışarıdaki tehlike, Rex'in bitmek bilmeyen o on günlük süresi... Hepsini sormak istedim ama Rena'nın da abisinden çekindiğini biliyordum. Konuyu uzatmayarak tamam birazdan inerim" Ve ekledim.

​"Teşekkür ederim Rena, beni düşündüğün için."

​Rena memnun bir ifadeyle ayağa kalktı. "Rica ederim. Kahvaltıda görüşürüz." Gülümseyerek odadan çıktı.

Oda yeniden o ağır sessizliğe büründüğünde, komodinin üzerindeki kitaba ilişti gözüm. Tolstoy'un dünyası, dumanı tüten kahve ve Rex'in o anki yumuşak bakışları... Rex'in sözleri kulağımda çınladı: "Bitirince bana verirsen sevinirim. Yarım kalmıştı."

​Kitabı elime alıp sayfalarını karıştırmaya başladım. Acaba o da benim gibi bu hikâyenin içinde kayboluyor, kendi savaşlarını ve barışlarını mı arıyordu? Kafamdaki tüm bu karmaşaya, içimdeki korkuya rağmen, aşağıda beni bekleyen o adamla yüzleşmekten kaçamayacağımı biliyordum. On gün... Zaman kum saati gibi akıp gidiyordu ve ben gerçeğe, o büyük sırra her geçen saat biraz daha yaklaşıyordum.

​Kitabı bitirmiştim. Hikaye sarsıcıydı ama kendi hayatımın bilinmezliği daha sarsıcıydı. Kitabı direkt ona verirsem, dünkü gibi beni yine yanında tutmaya, o garip diyaloglara girmeye ve zorla yemek yedirmeye çalışacaktı. Buna hazır değildim. Kahvaltı saati geldiği için herkesin aşağıda olduğunu, onun da odasında olmadığını umarak kitabı odasına bırakmaya karar verdim. Dün duvara attığı o öfkeli yumruklardan, hemen yan odada kaldığını anlamıştım.

​Kaldığım odadan sessizce çıktım ve yan odanın kapısına yöneldim. Kalbim hızla çarpıyordu, sanki yasak bir şey yapıyordum. Kapı kolunu yavaşça indirdim, kilitli değildi. Kapıyı açıp odaya geçtim.

​Bu oda, tam da onu yansıtan, onun aurasını taşıyan bir yerdi. Duvarlar açık griydi, perdeler siyahtı. Geniş yatağın siyah kabarık başlığı ve gri örtüsü seriliydi; yatak, onun her daim giydiği siyahlarına yakışan, karanlık ama düzenli bir renk tonuyla hazırlanmıştı. Oda oldukça genişti ve içeride üç tane kapı olması dikkatimi çekmişti. Biri terasa açılıyordu, kaldığım odada olduğu gibi. Bir diğeri banyoya açılıyordu; kapısının hafifçe aralık olmasından ve içeriden gelen hafif nem kokusundan anlaşılıyordu. Son kapı ise kapalıydı ve daha masif görünüyordu.

​Odayı kısa bir süre keşfettikten sonra, kitabı kapıya yakın olan, üzerinde sadece şık bir lamba duran komodinin üzerine bıraktım. Odasının diğer ucunda, teras kapısının açılmayan tarafına yerleştirilmiş kocaman, darmadağınık bir çalışma masası vardı. Üzerinde birçok dosya, belge, açık bir dizüstü bilgisayar ve boş kahve fincanları duruyordu. Sanırım odasını hem çalışma odası hem de yatak odası olarak, dünyadan izole bir kale gibi kullanıyordu.

​Kitabı bıraktığıma göre, o gelmeden, yakalanmadan hemen çıksaydım iyi olurdu. Arkamı dönüp kapıya yönelirken, sert, dağ gibi bir gövdeye çarparak durmak zorunda kaldım. Şokla geriledim...

Devamı Çarşamba günü yayınlayacağım.

Okuyan herkese teşekkür ederim😘💕

Hatalar eksikler olabilir anlayışınız için teşekkürler🙏.

Bölüm sonu

6 yorum