Başımı çevirdiğimde, "Benim bir şikayetim yoktu, bakmaya devam edebilirsin," demesini beklemiyordum.
Uyanık mıydı? Rezil olmuştum, çok utanıyordum bunu belli edemezdim. Yüzüme normal bir ifade yerleştirip,
"Senin ne işin var burada? Neden kendi odanda değilsin? Belki birkaç duvar daha yumruklarsın."
"Sahi, neden böyle bir şey yaptın?"
Gerilmişti ve ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.
"İş ile ilgili..."
Bana hiç iş gibi gelmemişti ama tam olarak sebebini de anlayamamıştım.
"Her iş ile ilgili sıkıntı olduğunda kendine böyle zarar mı verirsin?"
Garip bir şekilde sebebini saklıyordu. Keskin bakışları hem mahcup hem de üzgündü. Konumuzla alakasız bir şekilde, " Yemek hazır, aşağıda bizi bekleyenler var," demesini beklemiyordum. Yemek yeme gibi bir istek yoktu içimde. Ayrıca kimseyle tanışmak istemiyordum. Yemek yememeye o kadar alışmıştım ki yediğimde hem garipsiyor hem de midem kabul etmekte zorlanıyordu.
"Sen in, ben aç değilim."
Agresifleşip çatık kaşlarının arasından, "Ya şimdi inersin benimle birlikte, ya da ben seni götürmesini bilirim," dediğinde, canımı sıkmaya başlamıştı, şimdiden. Ona sinirli bakışlarımı savurarak,
"Sana gelmeyeceğimi söyledim," diyebildim.
Koltuktan doğrulup bana yaklaştı. Böyle yaklaşınca ürktüm ve yerimden kalkma gereği duydum; tam karşısına dikildim. Daha ben ne olduğunu anlamadan beni omuzuna atıp odadan çıkardı.Ben ilk şaşkınlığı attıktan sonra ona bağırıp sırtını yumruklamaya başladım. İri ve geniş sırtı bundan hiç etkilenmişe benzemiyordu. Aşağıya inmek için merdivenin başına geldi. O sırada aşağıdan bağırışıma gelen kişinin sesiyle biraz duruldum:
"Abi, ne yapıyorsun? İndir kızı!"
"Abi" dediğine göre kız kardeşi olmalıydı.
"Çabuk indir beni yoksa elimde kalırsın!"
Bundan hiç de rahatsız duymayan bir tavırla, "Çok isterim," demesi, beni bir kez daha şaşırtmıştı.
"Bana isteğim dışında dokunmayacağını söylemiştin."
"Bu anlaşmada kendini aç bırakarak ölmen yoktu."
Omuzlarında çaresizce savrulurken nihayet aşağıya inip,yavaş bir şekilde yere bıraktı. Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu ama toparlandım.Öfkem ve şaşkınlığım birbirine karışmıştı; üzerimdeki kıyafetlerimi hırsla düzeltirken parmaklarım kumaşı neredeyse yırtacak gibi batıyordu.
"Sakın!" dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Bir daha sakın böyle bir şey yapmaya kalkma! Zararlı çıkarsın."...
Rex'in dudaklarının kenarında beliren o belli belirsiz kıvrılmayı gördüm; gülmemek için yanağının içini ısırıyordu. Eğer gülseydi, içimdeki öfkenin nereye patlayacağını ben bile bilmiyordum. Alaycı, pürüzsüz bir ses tonuyla, "Tabii, Kardelen Hanım, emredersiniz," dedi.
Zihnimde adeta şimşekler çaktı. Kulaklarımda yankılanan o kelimeyle olduğum yerde çakılı kaldım. Ben ona adımı söylememiştim. Bu evde uyandığımdan beri kimse bana adımla hitap etmemişti. Peki bu adam kim olduğumu nereden biliyordu?
"Adımı nereden biliyorsun?" diye sordum. Bakışlarım bir anda keskinleşmişti.
Söylediği söze anında pişman olmuş gibi duraksadı. O kendinden emin, sarsılmaz duruşu bir anlığına bocaladı. Ağzında belirsiz bir şeyler geveledikten sonra bakışlarını kaçırarak, "Elim kolum biraz uzundur, seni nasıl kurtardıysam o şekilde öğrendim," dedi. Ama sesindeki o yapay rahatlık bana hiç inandırıcı gelmemişti. Benden kaçar gibi arkasını dönüp salondan yemek masasına doğru ilerledi.
Bense merdivenlerin dibinde, kardeşi olduğunu tahmin ettiğim kızla baş başa kaldım. Abisinin aksine ela gözleri, kâküllü kahverengi saçlarıyla son derece sıcak ve sevecen duruyordu. Yüzüme içten bir tebessüm göndererek, "Merhaba, ben Rena. Rex'in kız kardeşiyim," dedi. Ardından muzip bir ifadeyle ekledi: "Senin adını zaten biliyoruz... Abimin şu meşhur, uzun eli kolu sayesinde."
Rena'nın bu neşeli tavrına karşılık ben de hafifçe gülümsedim ama zihnimdeki sorular bir çığ gibi büyüyordu. Bu devasa, ebeveynsiz evde ne işim vardı? Rena ile iyi birer arkadaş olabileceğimi hissetmiştim ama bu çatının altında zamanın bana ne getireceğini kestirmek imkansızdı. Rex beni kurtarmış olabilirdi fakat bu durum hiçbir şeyi değiştirmezdi. Tanımadığım, hayatımda ilk kez gördüğüm bir adamın insafına kalamazdım. Önümdeki on günün sonunda kendi hayatımın iplerini elime alacak ve buradan çekip gidecektim.
Yine de karşımda duran ve bana içimi ısıtan bakışlarla bakan bu kıza odaklanmaya çalıştım. "Merhaba, tanıştığıma sevindim Rena. Abin sürprizlerle dolu doğrusu... Bazen hayat kurtarıyor, bazen kapı duvar yumrukluyor. Az önce yaptığı ise düpedüz izinsiz dokunmaktı, adımı öğrenmiş olmasını saymıyorum bile."
Rena söylediğim şeyleri komik bulmuş gibi hafif bir kahkaha attı. "Gerçekten abim tahmin edilemez biridir, emin ol seni daha çok şaşırtacak."
Tam o sırada salondan Rex'in otoriter ve uyaran sesi yükseldi: "Rena!"

diye uyaran tonda seslendiğini duyduk. Rena, "Tamam abi, yemedim misafirini, getiriyorum," diye karşılık verdi. Aralarındaki iletişim garibime gitmişti.
Salondan masaya geçerek çeşit çeşit kahvaltılıkların olduğu on kişilik büyük bir masanın başına geldik. Rex sandalyelerden birini çekmiş oturmamı bekliyordu. Bugün ki davranışına bakılırsa gayet kibar bir hareketti. Onu daha fazla bekletmeden otururken, o da masanın en başında, evin reisi gibi durduğu yerine geçti. Sanırım ebeveynleri yoktu, belki de onları kaybetmişlerdi. Ben onun sol tarafında oturuyordum.
Biraz bekledikten sonra içeriye Rena yaşlarında, kahverengi saçları olan ve kahverengi gözlü yakışıklı bir genç girdi. Ne Rena'ya ne de Rex'e benziyordu;

sanırım bu, akrabalardan biriydi.
"Merhaba yenge. Ben Kayra. Seninle tanıştığıma çok memnun oldum," dedi.
Etrafıma bakıp bana mı yoksa başkasına mı dediğini anlamaya çalışırken, Rex'in ona ters ters baktığını fark ettim. Çocuğa dönüp, "Bana mı dedin?" diye sordum. "Evet" demesini beklemiyordum.
"Sen Kardelen değil misin?"
Adımın Kardelen olduğu doğruydu ama ne ara yenge olduğumu kavrayamamıştım.
"Doğru, Kardelen benim adım ama sen farklı bir şey söyledin. Yenge mi dedin sen bana?"
Çocuk bir pot kırdığını yeni fark etmiş gibi, "Pardon abi! Ağzımdan kaçtı," dedi ve hemen sofraya oturdu. Artık onunda kardeşi olduğunu anlamış,söylediği kelimenin ne demek olduğunu kavramaya çalıştığım evredeydim.Rex sert bakışlarını ona yöneltmişti; yüzündeki ifadenin bir anda nasıl koyulaştığını dehşetle izledim.
"Ben senin o şom ağzını si... Kayra"
Ona döndüm ve neden döndüğümü gayet iyi biliyordu...







