İçeriğe geç

KARDELEN

Bölüm 2 · 10 dk okuma

KARDELEN

Bölüm 2

1/BÖLÜM

"Eğer herşeye rağmen sevmekten Vazgeçmemişsen, bilki içindeki merhamet duygusunu daha öldürememişsin."........🕊️🕊️🕊️

🍷🍷

Hakim kararı bir dahaki duruşmaya ertelemişti. Aslında bu işten çoktan sıyrılmam gerekiyordu ama savcı bunu diretiyordu. Pislik bile bile eninde sonunda sıyrılacağımı bildiği halde yapıyordu. Bunu neden yaptığı hakkında hiç bir bilgim yoktu. Karşıma çıkmamsını tavsiye ederdim. Onu ilk gördüğüm yerde cesedini ortaya serecektim.

Belki işte o zaman beni içeri tıkabilirdi. Tabi kendisi yaşamıyor olurdu.

Adalet binasından çıktıktan sonra,peşimden gelen avukatıma döndüm. "Taksiye geldimde beni eve bırakır mısın" diye ricada bulundum. Dünkü çatışmada arabam pert olmuştu. Acilen yeni bir araba temin etmeliydim.

Kumral saçlarını hafifçe geriye itip "çok isterdim bebeğim ama hastaneye gitmem gerek, annem bugün yeni ameliyatan çıktı. Yanında olamadım, ama şimdi yanına gitmem gerek" dedi.

Kafamı olumlu anlamda salladım. Mecbur taksiyle gidecektim. Avukatım yanımdan ayrıldıktan sonra, telefonumla taksi çağırdım. Taksi gelene kadar el mahkum bekliycektik.

Ben adalet binasının önünde öylece beklereken omuzuma bir el dokundu. Temastan nefret etiğimden bir iki adım geriye kayıp arakama döndüm. Bu şekilde temasatan. Kurtulmuştum. Karşımda Ekini görmemle kaşlarımı çattım.

"Savcım" dedim sinirli bir tonlmayla, bana gülümsedi. Çok güzel gülümserdi daima, Mert'in gülüşünden öperdim hep, ama o Mert değildi Ekindi.

Aynı beden ama farklı kişilikler.....

Tatlı bir sesle "Duruşman nasıl geçti, aldığım duyumlara göre bir dahaki duruşmaya ertelenmiş karar" ciddi miydi?

Kararın uzamsındaki tek etken o değilmiş gibi konuşuyordu. Madem mahkemede aleyhime oynayan o değilmiş gibi davranıyordu. Ona ayak uydurayım o zaman.

"Evet, o pislik karaktersiz savcı aleyhime oynadı. Kendisini tanırmısınız. Umarım tanımıyorsunuz dur, çünkü kendisi bir ucube gibi insanların hayatlarını kast etmeye bayılır" dedim dişlerimi sıkarak.

Gülerek kafasını olumsuz bir şekilde salladı. "Kendisini bizat tanımam ama hakkında bir şeyler duydum. Kendisi oldukça tatlı bir kişiliğe sahipmiş, ve oldukçada iylik severmiş" dedi.

Şuan cebimde olan bıçağı çıkarıp boynuna saplasam, çok abartmış olurmuydum?

Derin bir nefes çektim içime "Onun hakkında çok yanlış duyumlar almışsınız, kendisi tatlığın aksine oldukça acı, hata acı badem. Tek bir iyliğe sahip olduğunu hiç sanmıyorum." Dedim sitem edermişçesine

"Bence kendilerine karşı çok ön yargılısınız, beraber bir yemek yiyip bir birinizi tanımaya nedersiniz?" Sanki biraz önce beni mahkemede içeri tıkamaya çalışan o değilmiş gibi birde yemğe davet ediyordu.

Sinirle "Eminim kendiside bir. Suçlu konumunda olan biriyle yemek yemek istemez" dedim. Kendimce onu reddediyordum. Bana karşı dürüst bir şekilde hisslerini belli ediyordu ama konu işi olunca gözü kimseyi görmüyordu.

"Doğrusu kendisini ikna etmek zor, ama size bu iyliği yapabilirim. Herkesi kendine layık görmez" deyip göz kırptı. O güzel ela gözlerini sökebilirim. Kendini beğenmiş ukalla ne olacak.

"İstemez" dedim. Ona karşı en fazla bu kadar kibar olabilirdim. Bu kadarı bile fazlaydı. Önüme dönüp taksimi beklemeye başladım. Gitmek yerine benimle beklemeye başladı.

Konuşmadan durmaktan sıkılmış olmalı ki elleriyle kumral saçlarını tarayıp "eğer taksi bekliyorsan ben bırakabilirim, arabam hemen ilerde " dedi. Kabul etmem için can atıyordu.

"Hayır tabikide, aleyhime mahkemede olan birinin arabasına binecek değilim!" Dedim

Bu seferde o sinirlenmiş gibiydi. "Eğer duruşmayı ertelemseydim seni bir dahaki sefere nasıl görebilirdim. Lanet bir çukura düşüyorsun sanki, seni hiç bir yerde bulamıyorum. Eğer arada seni görmemi sağlarsan, davayı geri çekerim." Dedi

" Ne yani bu kadar tantana beni görmek içinmiydi? " Bu adam çıldırmış olmalıydı. Kim sırf birini görmek için dava açardı.

Bu çılgınlıktı. Ben hapishanede olduğum zamanlardan bir gün gecenin bir vakti, beni uykumdan uyandırtmış ve gizlice avluda onunla görüşmüştüm. Peki nedeni neydi? Kötü bir rüya görmüş beni kaybediyormuş saçmalık, ara gardiyanı ölmediğime dair bigi al bitti. Ne gerek vardı o kadar aksiyona, birde güzelim uykumdan uyanmıştım.

Hafızasını kaybetmişti, ve bambaşka birine dönüşmüştü ve dönüp dolaşıp gene bana aşık olmuştu.

Kader bağlarımız öyle sıkıydı ki dönüp dolaşıp yine bir birimizde alıyorduk soluğu.

"Size karşı bir şey hissetmiyorum, düşün artık yakamdan" dedim sitemle, kaşlarını çattıp "geçici bir durum bu, beni tanıdıkça seversin çok sevilesi biriyim şans ver yeter!" Dedi.

Kendini beğenmiş ukallanın tekiydi. O eski hali yani Mertken çok mütevazi aynı zamanda gururlu bir insandı. Eğer reddelimişse bir daha o kişinin yüzüne bakmazdı. Şimdikş hali ise yüsüzün tekiydi. Defalarca reddetmeme rağmen yakamı bırakmıyordu.

Onunla tekrar olamazdı. Her şeyi unutmuşken, tekrar o bataklığa çekemezdim onu, beni gördükçe hatırlar diye ödüm kopuyordu. Bu yüzden karşısna çıkmamaya bu kadar özen gösteriyordum.

"Birazdan taksi burda olur, sizinle gelmeyeceğim, tekifinize gelecek olursak" deyip tam gözlerinin içine baktım. Bir umut kabul etmem için can atıyordu. Ama yapamazdım, ona bunu yapamazdım.

"Yakamı bırakın" dedim. Sinirle soluyup hızlı adımlarla çekip gitti, arkasından çok baktım, geri döner diye ama dönmedi....

🍷🍷

Banyoda duş aldıktan sonra elbisemi giyinmeye üşendiğimden, bornozumun kuşağını daha sıkı yapıp kahve yapmak için aşağı indim. Kahve makinası kahvemi yaptıktan sonra, salona geçip tekli koltuklardan birinde oturdum. Bir kaç dakika sonra dış kapıdan kilit sesi geldi.

Okan gelmiş olmalıydı. Biraz sonra salona doğru giriş yaptı yakışıklı, beni görünce gülümsedi, sonra bornozla olduğumu görünce kaşlarını çattı. "Sana evde böyle dolaşmamanı söylemiştim." Kısa bir süreliğine onun evinde kalıyordum. Ve o beni böyle görmek istemiyordu.

Bana karşı bir şeyler hissediyorken benim onu tahrik edicek şekilde karşısına çıkmam onu deli ediyordu. "Of tamam evde yoksun diye rahatım. Erken geleceğini nerden bileyim"dedim masumca

Karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Ve beni süzmeye başladı. Pürüsüz bacaklarımda olan bakışları yukarı çıkıp göğüslerimin hafif açıklığına kaydı. Ordanda gözlerime bakıp sonrada ıslak saçlarımda gezindi bakışları, en sondada dudaklarımda durdu, Ve yutkundu.

Ona iskence gibi geliyordum. Ayağa kalkıp " ben üstüme bir şeyler giymeye gidiyorum" dedim. Hızla ayağa kalkıp kravatını gevşetip bir açıklama gereği bile duymadan, yukarı çıktı. Hadi ama bu kadar tahrik olmuş olamazdı....

Odama geçip üzerime rahat bir şeyler giyinip kendimi yatağa attım.

Sonunda rahatlamıştım. Çağatay Efkenin nişanlısı olan Yelize bir kalp bulmuştu. Bundan sonrası, çaresiz kalıp teklifime atlamasını beklemekti.

Çağatay benim aynı yaşta olduğum amcam, aynı zamanda ortağımdı. Bir işe başlamışsak sonucu ne olursa olsun. Bir birimizin arkasındaydık.

Ben kaldığım odanın yatağında öylece uzanmışken, kapı tıklayıldı. Kendimi hiç bozmadan "gel" dedim.

Kapıyı biraz aralayıp Okan kafasını soktu içeri "müsait misin güzelim.

Oturma pozisyonuna geçip "tabiki gelsene" dedim.

Kapıyı tam açıp içeri girdi. Arkasından da yavaşça kapıyı kapatıp yanıma oturdu. "Duruşma nasıl geçti?" Duruşmadan daha çok onunla nasıl geçti diyordu.

"İyi geçti" dedim. Onu kastederek, kafasını olumlu anlamda sallayıp "iyi" dedi. Sevinmişmiydi yoksa üzülmüşmüydü kestiremedim.

"Kalbi bulduk, biraz zor oldu ama hallettik" dedim mutlulukla, kalbi verecek kıza üzülmüştüm doğrusu, kendisi lösemi hastası öleceğini düşündüğü için kabul etmişti.

Her iki kadında hastaydı. Birinin kalbe ihtiyacı vardı. Diğerinin ise iliğe, biri yaşamak için mücadele veriyordu. Diğeri ise ölmek için can atıyordu.

"Kalbi verecek kişinin ailesi bu duruma ne diyor peki" dedi. Derin bir iç çektim. "Aslında ailesini geçen sene trafik kazasında kaybetmiş, artık bu hayata bağlanacak bir nedeni kalmamış, yirmi üç yaşında bir kız daha küçük, nasıl yaşamak için dala tutunmak istemezki" dedim nefes nefese canımı çok yakıyordu bu durum.

O kızın tükenişi bana eski beni hatırlatıyordu. Okan hayatıma girmeden önce tamda böyle bir durumdaydım.

Yanağımda bir ıslaklık hissedene kadar ağladığımı fark etmemiştim. Bu halimi gören Okan beni kendine çekip sarıldı, kolarımı ona sıkıca doladım.

Ben onun kolarında teselli bulamaya çalışırken, telefonum çaldı.

Efken aybora.....arıyor....

Ekranda gördüğüm isimle şok oldum. Bu kadar erken beklemiyordum. O telefonu kapatmadan açtım, Okana dönüp "Efken" dedim.

Okan kiminle konuştuğumu anladığı an daha rahat konuşabilmem adına odadan çıktı. Lafı hiç dolandırmadan

"Teklifin hala geçerliyse, kabul ediyorum" dedi. Ve sonrada ekledi "Seni masadan biri yaparım, ama ortağın olmam" diye şart koştu.Kendi bileceği işti.

Yanımda olmayan karşımdadır, karşımda olan yok olamya mahkumdur.

"Yalnız benimde bir şartım var" dedim. "Söyle" dedi isteksizce

"Kalbi verecek olan bir kız, ve lösemi hastası, kalbi kime verecekse onu tanımak ve görüşmek istiyor" dedim.

"Bu imkansız, eğer Yeliz hasta birinden kalp nakli olacağını bilse, kendi rızasıyla, kabul etmez" diyerek sinirle konuştu, telefondan bir iç çekme sesi duydum.

"Onun yerine ben görüşsem" dedi.

"Ya kızı incitirsen, o çok narin. Ve sen çok gadarsın" dedim. Olmazdı, zaten kız yeterince bitkin ve kimsesiz di. Birde böyle yıpranmasına izin vermezdim.

"Söz veriyorum, çok kibar olucam." Dedi. Pek güvenmesemde, ikimiz içinde başka seçenek yok gibiydi.

🍷🍷 Ekinden....🍷🍷

Avukat Yağız odamdan çıkığında, Melisin arkasından uzun uzun baktığını gördüm. Cidden bu kadın her gördüğünü beğenmek zorunda mıydı?

"Kıçı çok güzel değil mi?" Diye iç çekti. Of ben bu kadınla ne yapacağım.

"Abartma istersen normal benim gibi bir kıçı var işte!" Diye bezgince sitem ettim. Bana kaşlarını kaldırıp " Senin gibimi? Ciddi misin? Senin kıçının neresi güzel be" dedi. Sinirle soludum.

"Neyi varmış güzel kıçımın" dedim. Göz devirip " Sen hiç aynadan baktın mı? Neresi güzel?" Genelde böyle şeyleri takmazdım, o söyleyince bir gıcık olmuştum.

"Derhal odamı terk et Melis!" Gülüp ayağa kalktı. Çıkmadan öncede "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" dedi.

Bu kadını gebertmemek için tek bir nedenim yok. Onu öldürüp cesedini timsahlarla dolu bir ırmağa atabilirdim.

Sinirlendirmişti yine beni, Zorla insanı çileden çıkarıyorlardı.

İstemsizce aklıma Kardelen geldi, güzel gözleri tatlı duruşu aklımdan çıkmıyordu, ne yapmıştı bana böyle, ben bir suçluya tutulmuştum.

İşlerimi halletikten sonra odamdan çıktım. Lavaboya gidip ihtiyacımo gördükten sonra, oradaki aynada yansımama baktım. Nedense içimde tarif edemediğim bir boşluk vardı, hep bir şeyler eksilmiş gibi geliyordu.

Kafamı sallayıp olumsuz duygulardan kurtulmaya çalıştım. Aklıma gelen şeyle istemsizce yan dönüp aynadan kıçıma baktım. Hiçte kötü durmuyordu.

Bir elimi belime koymuştum, arkamdan biri tuvaletten çıkınca beni öyle gördü.

Hassiktir!! Rezilik.

"Çeketimin arkasına leke varmı? diye kontrol ediyordum da" ister istemez kendimi açıklama gereğinde bulunmuştum.

Melis aklıma sokmasaydı, rezil olamayacaktım. Onu geberteceğim.

🍷🍷 Ceren Yüksel....

Hemşirenin odamdan çıkmasıyla derin bir nefes aldım, onlar yanımdayken fazla geriliyordum.

Saate baktığımda, ziyaretçi saatiydi. Geçen sene annem rafakaçim olur, babamda her gün bu saate ziyaret ederdi beni. Onlar bu hayataki en güzel şansımdı.

Ve ben o şansı geçen yıl kaybetmiştim. Artık yaşamak için bir nedenim yoktu. Bu yüzden ölmeden önce kalbimi birine armağan etmeye karar vermiştim.

Eminim annem bunun için benle gurur duyardı.

Elimdeki sigara paketine baktım, hemşireden çalmıştım. Ölmeden önce her şeyi denemek istiyordum. Galiba deneyemeyeceğim tek şey aşık olmaktı. Oda hesap işi değil, nasip işiydi.

Elimdeki sigara paketini incelerken, birden kapı çalındı. Hemen yastığımın altına koydum sigarayı, içeriye takım elbiseli çok yakışıklı bir adam girmişti. Aceba erken ölüpte cennete mi? Düşmüştüm.

Simsiyah saçları anlına dökülüyordu.

Kül renginde olan gözleriyle oda beni süzüyordu.

"Yalnış geldiniz galiba, sizi tanımıyorum" dedim. Yatağımın karşısındaki koltuğa oturup "Ceren Yüksel sen değil misin?" Diye sordu.

"Ta kendisiyim" dedim. Kafasını aşağı yukarı sallayıp " o zaman doğru yerdeyim" dedi. Hiç bir şey anlamamıştım. Ben ona şaşkın şaşkın bakarken.

"Biliyorum İçinden bu adam kim beni rahatsız ediyor, ne işi var burda diye geçiriyorsun" dedi. Rahatsız kelimesini saymasak evet içimden bunları geçiriyordum. Yakışıklı erkeklerden pek rahatsız olmazdım.

"Ben kalbini vereceğin kadının nişanlısıyım" dedi. Şimdi anlaşıldı herşey, yalnız kadın çok şanslıymış, karşımdaki adam çok yakışıklıydı çünkü

"Kendisi ile görüşmek istemiştim ama, sizinle idare edicez artık" dedim sitem edtecesine, şımarıklığıma karşı dudakları kıvrıldı.

"Kendisi ile ne görüşeceksiniz ki" dedi.

Kocaman gülümsememi bahşetim ona, annem çok güzel güldüğümü söylerdi.

"Kalbim ailemden sağlam kalan tek hatıra, ona iyi bakmasını söyleyecektim" dedim.

Söylediklerimle, kaşlarını çattı, neye sinirlenmişti ki "Ailenin hatırasına neden kendin sahip çıkmıyorsun?" Dedi sinirle

"Bayım ben ölüyorum" dedim. Sinirle güldü. "Gelmeden önce doktorunla küçük hanım, durumun gayet iyi gidiyormuş, neden kalbini bağışlamakta bu kadar ısrarcısın" dedi.

Elbette durumumun iyiye gittiğini biliyordum. Ama yaşamak istemiyordum. Yaşamak isteyen birine yaşam hediye etmek istiyordum.

"Buna neden bu kadar takılıyorsunuz, sevdiğinizi kurtarıyorsunuz işte, gerisinin önemi varki" dedim.

"Çok önemi var" dedi iç çekerek, aklıma gelen fikirle sırrıtım.

"Aslında bakarsanız haklısınız, kalbimi vermekten vazgeçtim" dedim neşeyle, bana anlamaz gözlerle bakıyordu.

"Nasıl yani" dedi. Ona baktım neşeli bir şekilde " bu hayatta herşeyin bir karşılığı olur" dedim.

Bana hayal kırıklığı ile baktı. Para istediğimi falan düşünüyordu herhalde, ölmekte olan birine para bir fayda vermezdi.

"Ne kadar istediğini söyle" dedi ciddi bir tonda, her an çekini çıkarıp milyonları önüme serecekmiş gibi bakıyordu.

"Para istemiyorum bayım, her gün beni ziyaret etmenizi istiyorum" dedim. Duyduklarında inanmaz gözlerle bakıyordu.

"Anlamadım" dedi. Gerçektende anlamamış gibiydi.

"Bakın bayım, beni geçen seneden beri kimse ziyaret etmiyor, kendimi kimsesiz hissediyorum. Sadece günde bir kaç saatinizi bana ayırmanızı istiyorum. Arkasında art niyet aramayın. Tek istediğim bir arkadaş edinmek" dedim mutsuzca, söylediklerime karşı gardını indirmiş gibiydi.

Biraz düşündükten sonra ellini bana uzattı. "Sadece bir kaç çılgınlığına katlanabilirim küçüğüm" dedi.

" Hazır elleriniz havadayken tanışalım mı? Resmen tanışmadık" dedim. Bu neşeli halime gözleri ışıldayarak baktı.

"Efken Aybora, Aybora şirketinin CEO'suyum" dedi. Elleriimi ellerine hapsettim. "Bende Ceren Yüksel orta öğretim mezunuyum" hastalığım liseye başkmadan önceki tatilde ortaya çıkmıştı.

Söylediklerime kahkaha attı. Bu adama gülmek çok yakışıyordu.....

🍷🍷 Kardelen....

Okan bugün eve gelmiyecekti. Ve benim canım çok sıkılıyordu. Ebbin salonunda oturmuş, yemek programı izliyordum. Ben sıkıntıdan patlarken, kapı zili çaldı.

Aceba Okanın işi erken mi bitmişti. Koşarak kapıyı açmaya gittim. Kapıyı neşeyle açttım.

"Erken gelmeni bek-" sözümü bölmemin sebebi karşımda Ekini görmem olmuştu. Onun burada ne işi vardı.

Beni nasıl bulmuştu. Ben ona şaşkın şakın bakarken ellindeki tabağı bana uzattı. "Tuzun varmıydı komşu?".........

Devam edecek....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.