Elimdeki silahın killidini açtıktan sonra, kullağımdaki cihaza doğru kısık sesle konuştum. "Beyler arkası ne durumda" deponun arka girişinden bahsediyordum.
Ön girişinde dört adam vardı. İkisi uyanıktı. Diğer ikisi ise sandalyede bir birlerine yaslanmış uyumuşlardı. Silahımın ucunda susturucu olduğundan dolayı, ben uyanık olan ikisini hallederken uyanmazlardı. Yani ben öyle umuyordum.
"Patron arkayı temizledik"
Ne!
Ben kimseye başlama emri vermemştim, bu salaklar emirleri kimden alıyordu.
"Lan size kim çatışma emri verdi" diye sinirle kısık tonda konuştum.
"Patron Çağatay abi çoktan içeriye giriş yapınca-" sözünü kestim.
"Eğer Çağatay abinize çalışıyorsanız, şimdi silahları bırakın ve siktirin gidin" dedim çileden çıkmış bir şekilde, o çağtayın ebesini beliycektim. Benden habersiz içeriye dalmıştı gereksiz.
"Çağatay ne halt etyiğini sanıyorsun!" Diye sinirle cırladım.
"Bağırma lan! Yakalatacaksın kendini" ben bu çocuğu gebertirdim. "Şu operasyon bittsin, ben sana göstercem bağırmayı, dur sen ben sana daha neler yapıcam" dedim.
"Ayıp oluyor yalnız, korumaların duydğunu bildiğin halde tehdit ediyorsun, karizmam zedeleniyor" bir kaç korumanın kısık gülüşünü duydum.
"Kes sesini, ve ortalığın annasına etmeden önce içeri girmemi bekle"dedim. Hata benim Allah'ın gerizekalılarıyla çalışırsam bu olur.
Saklandığım ağacın arkasından, hızla diğer tarafa koştum. Beni fark etmişlerdi. Sonuda salak herifler beni fark etmiyecekler sanmıştım.
Adamlardan biri yanındakine bir şeyler söyledi. Duymadım, çünkü uzaktaydım. Sonra yerinde durdu. Ne! Beni fark etmemişler miydi? Bunlar benimkilerden bile salak.
Anladım bunlar kolay lokma, halledilir.
Sessiz adımlarla, binanın yanına kadar geldim. Silahımı kaldırıp, telefonundaki videoları arkadaşına gösteren salağın kafasına doğru sıktım. Susturucu dan dolayı ses çıkmadı. Kafası yanındaki arkadaşının omuzuna düştü. Yanındaki arkadaşı ise hemen silahını aldı.
Diğer salakları uyandırmadan onunda kafasına bir el ateş ettim. Bedeni yere serilince, onlara doğru seri adımlarala gittim. İki salak kafa kafaya vermiş uyuyorlardı. Çok tatlılar demek isterdim ama çok salaklar.
Size harcıyacağım mermiye yazık, iki el onlarada ateş ettikten sonra, deponun kapısından içeri girdim. Bu kadar kolay olması beni tedirgin ediyordu.
İçeriye girerken etrafı kolaçan ediyordum aynı zamanda, kısık sesle
"Beyler içerisi ne durumda" dedim.
"İçerisini temizledik ama bir sorun var!" Dedi. Sorun neydi?
"İçeride hiç mal yok! Patron" siz varsınız ya derdim ama bu bir tuzaktı. "Hemen çıkın bu bir tuzak!" Diye bağırdım. Arkama dönüp kaçacaktım ki, kafama dayılan silahla yerimde durdum. Çok geç kalmıştım.
"Merhaba küçüğüm,beni hatırladın mı?" Hassiktir!
Koca bir siktir!
Bu geçen hafta deposunu patlatığım Arsen Mirzabeyoğlunun sağ koluydu.
Operasyon sırasında, polisler gelmişti, yaka paça zor kurtarmıştım kendimi, Arsen için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Kulaklıktan Çağatayın sesini duydum "Biz çıktık, sen nerdesin yakalnmadın değil mi?" Cihazı saçlarım örtüyordu.
Umarım karşımdaki cani duymuyordur.
"Hatırladım, nasıl gidiyor" dedim neşeli bir tonda, sanki karşımdaki manyak bir göz koleksiyoncusu değilmiş gibi
"Hassiktir Kardelen yakalandın mı?" Yok kendi kendime konuşuyorum salak.
Karşımdaki adamın yakışıklı olması sinirımi bozuyordu. Bence daima kötü adamlar çirkin olmalıydı.
"Bende durumlar iyide, patron için aynı şeyi söyleyemeyeceğim" dedi gülümseyerek, harika Ardenin siniri geçmemiş demeki
Selim'in korkmuş sesini duydum. "Karşındaki Aygaz mı?" İşte benim adamlarında bu kadar korkusuzdu.
"Sende neden durumlar iyi, patronun kötü olması seni etkilemesi gerekmiyor mu?" Dedim merakla, sanki tek derdim buymuş gibi, dudaklarını yalayıp "Tabi öylede, koleksiyonuma bir çift kahve göz eklemek beni mutlu ediyor" umarım bahsetiği kahve gözler benim değildir.
Ali neşeli sesiyle "Beyler Kardelenin selasını kim okuyacak" burdan bir kurtulayım göstereceğim ona sellayı
"Biliyormusun? Aslında kahve göz eminim koleksiyonunda çoktur, bir çift mavi göz daha çekici değil mi?" Bence Çağatay gözlerini benim için feda edebilirdi.
"Ne saçmalıyorsun"bu sefer konuşan Serkandı. Aramızda hiç resmiyet olmazdı. Çoğunlukla bir birimizle vakit bile geçirirdik
"Hayır renkli gözler dikkatimi çekimiyor, hem daha önce bu kadar güzel kahve tonları olan gözleri görmemiştim. Koleksiyonuma çok yakışacaktır" Hayır ya ölmek için daha gençtim.
"Seni kurtarmak çok isterdim yeğen ama başının çaresine bak" Çağatayın sözlerine karşı göz devirmemek için kendimi zor tutum.
"Gel anlaşalım, bir çift göze karşılık üç çift mavi göze nedersin" Selim ile Ali de benim için gözlerini feda ederlerse hiç fena olmaz, hem senin için canımız feda demeyi biliyorlar.
"Senin gözlerin, varken Çağatay ve o diğer iki salağın gözleri hiç ilgi çekici değil" manyak!
Çağatayın "Ne!" Diye bağırışını duydum.
Ali ve selim aynı anda "Umarım diğer mavi gözler bana ait değildir" adamların Arasında bu üçü dışında kimse mavi gözlü değildi.
Karşımdaki cani Bütün adamlarımın gözlerinin renklerini bilecek kadar piskopatı!
"Ne o korkmuş gibisin küçüğüm" dedi
"Yok canım ne korkacağım, alt tarafı gözlerimden olacağım" dedim. Biraz bağırmış olacağım ki gözlerini yumup, dişlerini sıktı. Boş yere ecelimi sinirlendiriyordum.
"O sesini kıs" hadi ama bir şarkıcıdan daha güzel bir sese sahiptim. Umarım bu yalandan dolayı çarpılmam.
Sinirlendiği için yumduğu gözlerini açıtı.
Gözleri yeşilin açık tonlarıydı. Bence asıl kendi gözlerini koleksiyonuna eklemeliydi. Kafama dayadığı silahı indirip beline taktı.
"Nasıl bir ölüm tercih edersin" dedi korkutucu bir sesle, saçlarımı savurup "En çok acı veren hangisiyse" gülümsedi.
Bu adama gülmek yakışıyordu. Korkunç kişiliğine gölge oluyordu.
"Haddi git, seni elimden kaçırdım" ona anlamaz gözlerle baktım. İkinci kez hayatımı bağışlıyordu.
Selim "Bence bu çocuk sana aşık" diye boş bir yorumda bulundu.
"Bunu neden yapıyorsun? Diye sormayacağım, çünkü cevap vermiyceksin" dedim.
"Benim hakkımda birşeyler öğrenmişsin güzellik" dedi, hoşuna gitmiş bir tınlamayla "Düşmanlarım hakkında bir kaç bilgiye sahip olmak benim için bir kurraldır yakışıklı" dedim, iltifata karşılık daima iltifat ederdim.
"Utanmadan birde, flört ediyorlar midem kalktı" dedi Selim böğürme sesi çıkartarak.
Ben bu salakları niye hala duyuyordum ki, saçımın üzerinden elimle çaktırmadan düğmeye basarak kulaklığı kapatım.
"Geçen hafta sizi ben ihbar etmedim" kimseye ihanet edecek biri değildim.
"Bu beni ilgilendirmez, Arden piçinin kölesi değilim, ne hali varsa görsün." Dedi
Sağ koluydu ama ona bağlı değildi, işine geldiği de sadece yapardı. Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Tuaf bir ilişkiniz var" dedim. Umursamaz bir şekilde omuz silkti.
Bu hareketiyle küçük bir çocuğu andırıyordu.
🍷🍷
Elimdeki yastığı Çağatayın kafsına attım. Bu sefer isabet ettirmiştim.
"Şerefsiz bunu bana nasıl yaparsın?" Bıkmıştım artık ondan.
"Açıklayabilirim" beni deli ediyordu.
"Neyin açıklamasından bahsediyorsun?" Sanki şu yaptığının bir açıklaması olabilirmiş gibi "Evet geçen hafta bizi ihbar ettim, ama valla bilerek yapmadım" dedi.
Ne!
"Bizi geçen hafta senmi ihbar ettin" transa girmiştim. Onu duymuyordum şuan, kafamı iki yana sallayıp transtan çıktım.
"Lan bizi sen mi ihbar ettin!" Dedim bağırarak, kahkaha attı. "Kendi kendimi ispiyonladım resmen" üzerine doğru atladım. Kendini diğer kanepeye attı.
Onun peşinden koşarken, salona Okan girdi elinde de sandiviç vardı. Bize özülüymüşüz gibi bakıyordu. Ama ben değilde Çağatay net özülüydü.
Okan bu halimize kahkaha attı. Ne vardı gülecek, alt tarafı ben Çağatayı yakalmaya çalışırken o düştü bende üstüne düştüm.
Şuan ne mi yapıyorum, tekme tokat Çağatayı dövüyordum. Ve Çağatay altımda debeleniyordu. Okan hiç bizi kale almadan koltuğa attı kendini, ve bana bakıp 'hayırdır neden dövüyon bu salağı' adlı bakışını attı. Bende 'Salak olduğu için' cevaplı bakışını attım. Umarım anlamıştır.
"Niye dövüyorsun çocuğu" sonunda o malum soruyu, içeriye giren Selim sordu. Tabi o arada ağzına tıkıltırdığı ekmekten dolayı sesi boğuk çıkmıştı. İşte arkadaşlar biz mükemmel bir aileyiz
Ben Çağatayın üzerinden kalkmış kendimi okanın karşıdındaki tekli koltuğa attım. Çağatay pert olmuş bir şekilde yerde yatıyordu. Kalkmayı düşünmüyordu galiba, gebersin şerefsiz.
Onu aslında, dövmeyecektim. Ama benim kaldığım yeri Ekine söylediği yetmemiş gibi birde, ihbar etmişti. O ihbardan dolayı bugün gözümden oluyordum.
Evet dün Ekin karşı dairede kalmya başlamıştı. Bu bir kabustan daha beterdi. Olanla bir birlerini hiç sevmezlerdi, bende arada ezilen kişi oluyordum.
Selim gevşekçe başımda dikilip "kalkta ben oturayım" dedi. Yerimden el mecbur kalktım. Eğer kalkmsaydım koltuğu devirecekti, daha önce yere yapışmıştım unutmadım.
Çağatayın yanından geçerken bir tekme daha attım, böğürdü manyak. "Oha ağzıma ettin zaten, birde öldür" dedi. Sinirle soluyup "Bi daha ki sefere öyle olur artık" dedim güldü gevşek.
Okanın yanına oturdum.
"Söylemem gereken bir şey var " dedim. Tek kaşını kaldırıp "söyle" dedi.
"Karşı daireye biri taşındı" dedim. Ekinin komşumuz olduğunu henüz bilmiyordu. Ama şimdi öğrenecekti, Çağatayıda biraz o döver artık.
🍷🍷
Aynada gördüğüm kişiye artık yabancıydım. Hayat insanı değiştiriyor muydu? Yoksa gerçek kişiliğini mi ortaya çıkarıyordu.
Elimdeki kırmızı ruju dudaklarıma sürdüm, üstümde derin olmasada göğüs dekolteli dizimin hemen üstünde biten dar bir elbise vardı. Tüm hatlarımı ortaya çıkarmıştı. Siyah rengi pek sevmesemde, üstüme yakışmıştı. Saçlarımı açık ve düz bırakmıştım.
Son kez aynadan bakıp aşağıya indim. Buğün büyük gündü, iki gün önce Masaya üye olmuştum. Efken bir şekilde haletmişti. Nasıl yapmıştı bilimiyorum ama yapmıştı.
Masadaki diğer üyeler yeni bir kişi daha katılıcağını öğrenmişti ama kim olduğunu bilmiyorlardı. Ve bu beni bir tık daha da heyecanlandırmıştı. Efkenin sağ kolu beni almaya gelecekti, onula gelmemi istememişti çünkü bana güvenmiyordu. Ben olsam bende bana güvenmezdim
"Üyeler oraya katkıda bulunurdu, benim oraya tek katkım yıkım olacaktı"
Salona inip Okanın karşısında durdum.
"Nasıl olmuşum" bana tebessüm etti.
"Her zaman ki gibi mükemmel" dedi.
Ah bu adam beni bitiriyordu.
Ona gülümseyip "Ben çıkayım o zaman " dedim. Kafasıyla onayladı beni, ne kadar ben bırakayım diye başta diretsede, kabul etmiycemi anlamış artık pes etmişti.
Dün ona Ekinin komşumuz olduğunu söylediğimde, tahmin ettiğim gibi, bir turda o Çağatayı dövmüştü
Çağatay ne durumda mı? Merak etmeyin yaşıyor.
Kapıdan çıkamdan önce deliketen karşı daireyi yokladım, onla karşılaşmak istemiyordum. Sonra bi ton soru soruyordu.
Kimse olmadığını görünce hemen hızla asansöre doğru koştum. Asansöre binip asansör kapısı kapanınca rahatladım. Ucuz kurtulduk.
"Nereye böyle güzelim?" Arkamda duyduğum sesle yerimda kaskatı kesildim. Sıçtık yakalanmıştık.
Gülümseyip arkama döndüm, mavi renginin ona çok yakıştığını düşündüğüm takım elbisesiyle duruyordu. Onun iki saat önce eve dönmesi gerekmiyor muydu? Bana ne bundan beni niye ilgilendiryor?
Nedemek sanane, ya elin kızıyla takılıyorsa, ya başkasının yanındaysa?
Sanane iç ses.
"Nereye gidiyorsun" diye sorusunu tekrarladı Ekin. Ona aynı soruyu bende sormak istiyordum. Ama soranazdım.
"Bir davete katılıcam" dedim umursamaz bir tavırla, beni ikinci defa baştan aşağıya süzdü. "Bu kadar güzel olmak zorunda değilsin" iltifat etmekten daha çok sitem eder gibiydi. "Bana bir lavukla gitmeyeceğini söyle" dedi.
"Hayır tek başına gidiyorum" dedim. Bana karşı bir adım atınca bende geriye doğru bir adım attım. Bir adım o ileri bir adım ben geri derken, asonsörün duvarı ile onun arasında sıkıştım.
Kafasını bana doğru eğince nefesimi tuttum. Bir eliyle asansörün düğmesine basıp bu halime güldü. Rezillik.....offf rezil olmuştum.
Düğmeye bastıktan sonra bir iki adım uzaklaştı benden, yakınında olmayı ne çok özlemiştim. Hayır onun yakınında değil, Mert'in yakınıda olamayı, O Ekin Mert değil.
"Her davete tek başına git olur mu?" Bir ricadan daha çok bir yakarış gibiydi. Cevap vermedim.
Asansör aşağı inince, ben asansörden çıktım, ama o çıkmadı. "Madem aşağı inmiycektin neden yukarıda inmedin asansörden" diye sordum.
Gülümseyip "Seninle aynı havayı solumanın tadını biliyor musun sen" yutkundum. Cıkladı "Bilmiyorsun, bilseydin beni mahrum bırakmasın kendinden" dedi. Sonra asansör üzerine kapandı.
İyki kapandı....ama Dayanamadım açılması için asansör düğmesine defalarca bastım. Ama açılmadı. Eğer açılsaydı, hiç tereddütsüz onun kollarına atlayıp herşeyi anlatacaktım.
Ama evren bile onunla olmamam gerektiğini söylüyordu.
🍷🍷
Konukların çoğu gelmişti, tek başıma bir masada olmak dikkat çekiyordu. Üyelerin çoğusunu araştırmıştım. Ama dedem ile babam daha gelmemişti.
Beni gördüklerinde ki verecekleri tepkiyi merak ediyordum. Dedem sinirden küplere binerdi büyük ihtimal. Peki babam hapishaneden çıkıp sapa sağlam olduğumu gördüğünde sevinir miydi? O malum soru geçti kafamdan.
"Belkide hapishaneden çıktığından bile haberi yoktu"
Derin bir nefes aldım. Sakin olmalıydım, bu daha hiç bir şeydi yolum uzundu. Ya ölecektim ya ölecektim
Yanıma gelen kişiyle duruşumu düzeltim. Yalın Aybora üçüz kardeşlerin en büyüğü, yani diğerlerinden yarım saat erken doğan abi, ona bakıp gülümsedim.
"Yeni üye sensin dimi" Efken söylemiş olamlıydı. Tepki vermedim. Kafasını eğip kısık sesle "Kızım salak mısım? Onca bunağın olduğu ihtiyar heyetinde ne işin var, bir keresinde çok sıkıcılar, hepsinin gözü toprağa bakıyor" dedi.
Kahkaha atmamak için dudaklarımı bir birine bastırdım. "Anlayacağın vaktin varsa kaç, seninde ruhunu emer bu ihtiyarlar" dedi. Bu adam çok komikti.
"Sağol ama kalsın bende pek genç saylmam" dedim tek kaşını kaldırıp "kaç yaşındasın" dedi.
"22" dedim güldü hatta kahakaha attı.
İşaret parmağı ile bizden bir iki masa ilerdeki sarışın bir kadını gösterdi.
"Sence o kaç yaşında" dedi kadına baktığımda 45 yaşında görünen bir kadın vardı. Yalına dönüp "45 yaşında gözüküyor " dedim. Kafasını sallayıp
"Hıh . İşte bende bundan bahsediyorum yanındaki o şişko adamla tanışmadan önce 25 yaşında bir çıtır gibi görünüyordu, bir yıldır beraberler kadının ruhunu emdi resmen, 45 yaşında görünüyor artık" dedi. Beni vazgeçirmeye çalışıyordu.
"Yalan söylüyor" arkamdan gelen sesle sıçradım. Deniz Aybora iki ellini ceplerine koymuş bıkmış bir ifadeyle kardeşine bakıyordu.
"Hanımefendi kardeşimin kusuruna bakmayın, ilaçlarını içmeyi unutuğundan saçmalıyor, o kadın hep 45 yaşında görünüyor" dedi. Gülümsedim bu ikisi Efkenin aksine oldukça sevecenlerdi.
"Sorun değil, zaten Yalın beni yanlış anladı. Ben o masaya birilerini ayartmak için girmiyorum, iş yapmak için katılıyorum" dedim. Gurur duyarım gibi baktı gözlerime "Ne güzel buda arada tanışmadık, ben Deniz Aybora sizle uğraşan kardeşimde-" sözünü kestim.
"Biliyorum Yalın Aybora" dedim. Tek kaşını kaldırdı. "Bir masaya katılamya karar verıp kimseyi araştırmadan öyelce duracak kadar salak mı duruyorum" dedim.
Ellerimi nazikçe tutup öptü "bana adınızı bahşeder misiniz hanımefendi?" Gülümsedim. "Kardelen Beyaz" dedim. Kaskatı kesildi, bunu ellerimi tutan ellerinden anlayabiliyordum. O donmuş bir şekilde bana bakarken ellimi nazikçe ellerinden kurtardım.
Mert Beyazın karısı, Kardelen Beyaz.
Herkes beni hapishanede sanıyordu. Ama ben çıkmıştım. Mert ölmüştü, o masadaki her bi üyenin parmağı vardı.
Merte bir zamanlar, o masanın bir üyesiydi. Onla çok böyle davetiyelerde bulunmuştum. Ama kimseyle tanışmamıştım. O zamanlar fazla çekingen bir insandım. Doğrusu Merten öncede böyle davetiyelere katılırdım ama bir köşede saklanırdım. hep dedem korkalığımdam nefret ederdi.
Yalın ile Deniz intikam için geldiğimi anlamışlardı. Yalın bunu pek umursamıyor gibi görünüyordu. Denizin ise gözleri parlamıştı. Bir zamanlar Mertle ortaklıkları vardı değil mi?
Ben konuşmaya dalmışken, salonunun büyük kapısından, dedem giriş yaptı. Ardından da Çağatay gelip yanında yer aldı. Babam babam neredeydi?
Biraz sonra da, tüm heybetiyle babam içeri giriş yaptı. Hiç değişmemişti hala müthiş görünüyordu. Giydiği takım elbisenin içinde çok karizmatikti.
Beni hiç sevmemesine rağmen ben onu çok seviyordum. Onu çok özlemiştim. Bana duygusuzca bakan gözlerini bile çok özlemiştim.
Ela gözleri ile etrafı taradı, her masaya tek tek baktı ama beni fark etmedi. Gözlerimi elimdeki viskiye diktim.
O beni hiç fark etmezdi zaten, onun için bir görünmezden farksızdım. Öylesine bir gece geçirdiği kadından olma günah tohumuydum.
Ne kadar ona karşı kırgın olsamda, onu deli gibi özlediğim den kafamı kaldırıp tekrar baktım ona, gözlerimiz buluştu. Ne zaman fark etmişti beni, gözlerimin içine çok tuaf bakıyordu.
Ben ona nasıl bakıyordum aceba, beni baştan aşağı süzüp en son gözlerime baktı. Beğeniyle baktı. Babam ilk kez bana böyle bakıyordu.
Ama inanmadım, babam asla bana böyle bakmazdı. Bu işin içinde bir iş vardı.
Bana doğru adımlayınca kalbim durdu. Arkasından da Çağatay geliyordu. Benim masama geliyorlardı. Tam yanıma geldiğinde yanımdaki Yalına baş selamı verdi babam, tabi ya ben yine yoktum yine görmezlikten gelmişti beni.
Birazdan üye olduğum açıklandığında, işte o zaman beni görmezlikten gelmeyecekti......
Devam edecek....