Şehir uyuyor gibi görünüyordu.
Ama aslında uyumuyordu.
Gece saat 02:11.
Sokak lambalarının sarı ışıkları boş caddelerin üzerine dökülüyordu. Rüzgâr hafifçe esiyor, kaldırımlardaki eski gazeteleri sürüklüyordu.
Normalde bu saatte bile açık olan kafeler, büfeler, taksiler… hepsi yoktu.
Sanki şehir bir anda terk edilmiş gibiydi.
Ama insanlar hâlâ evlerindeydi.
Hiçbiri birazdan ne olacağını bilmiyordu.
Şehrin eski mahallelerinden birinde, dört katlı yıpranmış bir apartman vardı.
3.katta küçük bir daire.
Işık yanıyordu.
Dairenin içinde Baran oturuyordu.
27 yaşındaydı.
Sessiz bir adamdı.
Kalın çerçeveli gözlükleri vardı. Saçları dağınık ama temizdi. Üzerinde gri bir kazak ve siyah bir pantolon vardı.
Oturduğu masa düzenliydi.
Çok düzenli.
Masada üç kitap vardı.
Genetik Mutasyonlar
Hücresel Bağışıklık
Viral Adaptasyon
Baran elindeki kalemle küçük bir deftere yazıyordu.
Defterde tarih yazıyordu:
14 Ekim
Altına not düşüyordu.
02:11
Kuş sesleri yok.
Sokakta hareket azaldı.
Hava basıncı değişmiş olabilir.
Baran pencereye baktı.
Sokak boştu.
Ama Baran’ın dikkatini çeken şey boşluk değildi.
Sessizlikti.
Normalde geceleri bile şehirde bir uğultu olurdu.
Arabalar.
İnsanlar.
Uzak sirenler.
Ama bu gece…
Hiçbir şey yoktu.
Baran kalemiyle tekrar yazdı.
02:12
Şehir sesi yok.
Tam o anda…
Işıklar söndü.
Daire karanlığa gömüldü.
Ama Baran paniklemedi.
Sanki bunu bekliyormuş gibi sakince ayağa kalktı.
Masadaki küçük pilli lambayı açtı.
Sonra mutfağa yürüdü.
Dolabı açtı.
İçinden küçük metal bir kutu çıkardı.
Kutunun içinde birkaç şırınga vardı.
Baran birini aldı.
Kolunu sıvadı.
Damarını buldu.
Şırıngayı yavaşça enjekte etti.
Yüzünde hiçbir acı ifadesi yoktu.
Sanki bunu yüzlerce kez yapmıştı.
Şırınganın içinde açık mavi bir sıvı vardı.
Enjeksiyon bittikten sonra Baran derin bir nefes aldı.
Sonra aynaya baktı.
Bir süre kendini izledi.
Ve fısıldadı:
“Bugün farklı.”
Tam o anda…
Sokaktan bir çığlık geldi.
Kadın çığlığıydı.
Baran pencereye yürüdü.
Perdeyi araladı.
Aşağıda bir adam koşuyordu.
Panik içinde.
Arkasında başka biri vardı.
Ama koşan adamdan daha hızlıydı.
Dengesiz adımlarla ilerliyordu.
Üstü başı kan içindeydi.
Adam yetişti.
Kaçan adamı yakaladı.
Yere düşürdü.
Ve boynuna saldırdı.
Çığlık geceyi yırttı.
Baran bunu sessizce izliyordu.
Yüzünde korku yoktu.
Sadece merak vardı.
Bir süre sonra saldıran kişi başını kaldırdı.
Yüzü kan içindeydi.
Gözleri…
Boştu.
Tam o anda Baran kapıyı açtı.
Merdivenlerden aşağı indi.
Apartmandan çıktı.
Sokağa yürüdü.
Yerdeki adam artık hareket etmiyordu.
Onu parçalayan şey yavaşça ayağa kalktı.
Bir zombi.
Kafasını kaldırdı.
Baran’a baktı.
Bir süre hareketsiz kaldı.
Baran da ona bakıyordu.
İki saniye.
Üç saniye.
Dört saniye.
Zombi başını eğdi.
Sonra Baran’dan uzaklaştı.
Sanki Baran orada yokmuş gibi.
Baran sakince yürümeye devam etti.
Sokakta ilerledi.
Köşeyi döndü.
Orada üç zombi daha vardı.
Bir kadın.
Bir yaşlı adam.
Bir genç.
Hepsi Baran’a baktı.
Ama…
Hiçbiri saldırmadı.
Hiçbiri yaklaşmadı.
Baran onların arasından yürüyüp geçti.
Sanki görünmezdi.
Baran durdu.
Arkasına baktı.
Zombiler birbirlerine bakıyordu.
Ama Baran’a değil.
Baran defterini çıkardı.
Yazdı.
Virüs beni algılamıyor.
Bir süre düşündü.
Sonra yeni bir cümle ekledi.
Ya da…
beni kendilerinden biri sanıyor.
Baran gökyüzüne baktı.
Şehrin üstünde ince bir ışık dalgası geçti.
Çok kısa sürdü.
Ama Baran gördü.
Gözlerini kıstı.
Ve fısıldadı:
“Başladı.”
Aynı anda…
Şehrin başka bir yerinde…
Bir hastanede…
İlk toplu saldırı başlamak üzereydi.
Ve orada bulunan biri…
Baran’ın kaderini değiştirecekti.
Adı Elif’ti.