Gece yarısiydı.
Şehrin üstüne çöken sis, sokak lambalarının ışığını bile boğuyordu. Normalde gece bu saatlerde bile yaşayan bu metropol, o gece garip bir şekilde sessizdi. Sanki şehir nefesini tutmuş bekliyordu.
Şehrin kuzey çıkışında, terk edilmiş bir alt geçidin içinden siyah bir askeri cip ilerliyordu.
Aracın içinde dört asker vardı. Üniformalarında hiçbir amblem yoktu. Ne bayrak, ne rütbe işareti… Sanki kimlikleri bile silinmişti.
Direksiyondaki asker gergin bir şekilde yolu izliyordu.
Arka koltukta oturan Komutan, kulaklığından gelen sesi dinliyordu.
“On dakikanız var,” dedi kulaklıktaki mekanik ses.
“Kafes devreye girmek üzere.”
Komutan çenesini sıktı.
“Anlaşıldı.”
Yanındaki genç teğmen Alp, elindeki küçük cihazı kontrol ediyordu. Ekranda sürekli kayan veri akışları vardı.
“Komutanım… sınır çizgisine yaklaşıyoruz.”
Araç alt geçidin sonunda durdu.
Motor kapandı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Dışarıda sadece rüzgârın uğultusu vardı.
Komutan kapıyı açtı.
“İnin.”
Askerler araçtan çıktılar. Alp, çantasından metalik bir cihaz çıkardı ve yere koydu.
Cihaz birkaç saniye boyunca bipledi.
Sonra asfaltın üzerinde ince bir ışık çizgisi belirdi.
Teğmen Alp yutkundu.
“İşte… sınır.”
Komutan karanlık şehre baktı.
Arkasında milyonlarca insanın yaşadığı dev bir metropol uzanıyordu. Ama bu insanlar olanlardan habersizdi.
Komutan alçak bir sesle konuştu.
“Bu çizginin diğer tarafı artık özgür dünya.”
Askerlerden biri sordu:
“Ya içerisi?”
Komutan cevap verdi.
“Deney.”
Tam o anda…
Hafif bir uğultu duyuldu.
Önce çok zayıftı.
Sonra giderek büyüdü.
Toprağın altından gelen dev bir makinenin sesi gibi.
Alp başını kaldırdı.
“Komutanım…”
Gökyüzünde ince bir ışık dalgası belirdi.
Ve sonra…
KAFES AKTİF OLDU.
Şehrin dört bir yanında görünmez enerji duvarları yükselmeye başladı.
Sanki dev bir kubbe şehrin üstüne kapanıyordu.
Alp geri çekilmeye çalıştı.
Ama çok geçti.
Enerji duvarı bir anda tam önünde yükseldi.
Vücudunun yarısı duvara değdiği anda korkunç bir çatırtı duyuldu.
Alp’in çığlığı geceyi yırttı.
Diğer askerler dehşetle geri çekildi.
Komutan bağırdı:
“GERİ! GERİ ÇEKİLİN!”
Ama asıl korkunç olan şey henüz başlamamıştı.
Alt geçidin karanlığından bir siluet çıktı.
Yavaş adımlarla yürüyordu.
Üstünde teknisyen kıyafetleri vardı.
Ama yüzü…
İnsan yüzü değildi artık.
Gözleri donuktu.
Ağzından kanlı bir hırıltı çıkıyordu.
Askerlerden biri fısıldadı.
“Tanrım… bu sabah birlikte çalıştığımız adam…”
Zombi bir anda koşmaya başladı.
Sonra ikinci biri çıktı.
Sonra üçüncü.
Alt geçidin karanlığından onlarca kişi geliyordu.
Komutan silahını çekti.
“ATEŞ!”
Silah sesleri geceyi doldurdu.
Ama şehir çoktan kapanmıştı.
Ve içeride kalan herkes…
Artık bir deneyin parçasıydı