Evet bölüm geldi.
Uzun bir aradan sonra yeni bölüm geldi.
Güzel, olaysız bir bölüm oldu.
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlarım 💙
Seviliyorsunuz
24. Bölüm
" Kalbimde Kanat Çırpan Kuş"
Bölüm şarkılarımız :
Mazhar Alanson : Yandım
Ziynet Sali : Her şey güzel olacak
Kanatlarımda geleceğin sihirli tozları var. Beni geçmişin acılarından azat eden.
Ruhumun acılara düştüğü gün, bir daha mutluk çalmıyacak sandım kapımı.
Sonra o yaralar sarıldı tek bir öpücükle... Tek bir gülücükle. Aslında her şey bu kadar basitmiş dedim. Acılarımı sarmak için bir gülüşe bir öpücüğe ihtiyacım varmış.
Varsın olsun diyorum, eğer geleceğim beni yeni sayfalarda mürekkebe mahkum edecekse razıyım bunca acıya. Yeterki geçmişin derin izleri sarmasın yine ruhumu.
O defterde hiç bir mürekkep yazılmasını. Acılarımın yazılı olduğu sayfalar savrulup kaybolsun geçmişte.
Geçmiş sadece mazide kalsın...
Mürekkep bir daha acı, keder yazmasın.
Sadece adını yazsın sevgilim. Çünkü sen kendin koca bir mutluluksun hayatımda.
Geçmiş bir daha hesap sormasın acılarımızdan.
Biz gelecekte sesiz bir nini olarak kalalım.
İçimde kanadı yarabandı ile sarılı bir kelebek var.
O kelebeği bütün sevgisizliklere rahmen yaşatacam. Çünkü içimde hala kanat çırpan bir kuş var. Bana geleceği fısıldayan.
Pusulanın ibresi artık hüznü göstermiyor. Acının İzlerini silmeye yeterdi sevgi..
Kum saatinin taneleri artık sadece mutluluk için dağılıyor.
Oysa Bir zamanlar
Gözlerin bir filmin en acı sahnesiydi.
Ruhumdan vurdu bütün cümlelerin.
Sonra
Kelebeğin kanadının sarar gibi sardın bütün kırıklarımı. Ruhumda kalan izleri öptün tek tek.
Şimdi bizden geri sadece sevgi var. Bir tek sevgi var.
Ruhum bir daha kırılır mı bilmem ama bir daha bu kadar sevmez. Bir daha bir adamın gözlerine bu kadar meftun olmaz. Sözlerine tutuklu kalmaz.
Mazi yaşanmışlıklar geride kalır. Eğer bir daha sevmeseydim hep mazide kalırdım.
Beni çok kırmıştı. Sonra bir kaç sözle bir bakışıyla aldı gönlümü kırdığı gönlümü aldı tekrar ona söyle söylemek isterdim.
Sevgilim seni neye benzetiğim buldum
Karadutun yaprağı gibisin izi de devası da sadece sende saklı. Evet aynen böylesin.
Kadari isyan değiştirmiyecek.
Ama yarayı sevgi iyikeştirirdi.
Bunu anladım kırdığın kalbimi sararken.
Seviginin bittiği yerde açılır cehennemin kapıları.
Zaten öyle değil mi? Sevgisiz bir yer cehennemin ortasıdır.
Cennet sevginin yuva yaptığı her yerdir.
Bir zamanlar alıştığım bir yabancıydı sadece...
Bunları uzandığım yatağımda düşünüyorum. Saat gece yarısını çoktan geçmiş fakat benim uykum yok. Uzun zamandır sadece mutluluktan uyuyamıyorum. Uykularımı kaçıran bütün acılardan sıyrılmış gibiyim. Ama hepsi geçmedi. Ben sadece sevginin adresini buldum.
Komodinin üstünde ki telefonuma uzanıp aldım. Ekranı açma dügmesine basıp açılan ekrana, saate baktım. 01:05 geçiyordu. Tekrar kapatıp komodine geri bıraktım. Başımı yastığa koyduğum. Hiç bir şey düşünmeden. Gözlerimi sımsıkı yumdum. Çünkü eğer düşünürsem uyuyamıyacağımı çok iyi biliyorum.
Zaman ne garip bir şey. Bana bir zamanlar hiç akmıyor gibi geliyordu. Sonra sadece akıp gittigini düşünmeye başladım. Hiç bir şeyi değiştirmediğini. Sonra alıştırdı... Şimdi beni sevgiye ulaştırdı. Aslında çok doğru bir sözmüş zaman her şeyin ilacıdır. Gerçekten öyleymiş.
Sadece beklemek gerekiyormuş....
Sımsıkı yumduğum gözlerimi, bir süre sonra bütün sesler silikleşmeye başladı. Kendimi uykunun kollarına bıraktım.
♠️
Gözlerimi açtığımda odanın açıkta kalan perdenin kenarında güneş ışıkları odamı aydınlatıyor. Gözlerimi ovaladıktan sonra yataktan doğrulup oturur pozisyonu aldım. Dağılan saçlarımı düzeltirken sonra yataktan ayaklarımı sarkıtıp zeminler buluşturdum ayaklarımı. Ayağa kalkıp ağır adımlarla banyoya vardım. Kapının kulpunu tutup, kapısını açtım. Bir kaç adımda içine doğru ilerlemeye başladım. Suyu açtıktan sonra yüzümü yıkadım. Havlu ile kuruttum. Saçlarımı da siyah tarağımla özenle taradıktan sonra banyodan çıktım.
Kıyafet dolabıma ulaştığımda. Kulpunda tutugum gibi çekip açtım. İçine göz gezdirdikten sonra. Ne giyeceğine karar veremedim.
Karıştırmaya başladım. Sonunda siyah elbisemde karar verdim. Geçen sene annem İngiltere' de almıştık.
Üstümde ki tişört ve eşofmanı çıkardım. Elbiseyi giyindikten sonra aynadan kendime baktım. Boyu diz kapağımın üstündeydi. Belden oturmalı.
Omuzunda fırfırları vardı. Elbisenin coğu yeri de tüldü etek kısmında da ki astarı biraz da kısaydı tülden. Oldukça güzel bir elbiseydi.
Saçlarım zaten düzdü hafif bir makyajda yaptıktan sonra hazırdım. Önce kahvaltı yapacak, sonrada annemin terzisinden uğrayacam. Çantamı da aldıktan sonra odadan çıktım. fazla geçikmeden terziye gitmem gerekiyordu. Merdivenleri birer birer indip, koridoruda geçip salona geçtim. Annemi kahvaltı masasında beklemiyordum kesinlikle. Bu saatlerde hep işte olurdu.
" Anne bu ne güzel sürpriz" dedim biraz şaşırmış. Ve mutlu bir ses tonuyla. Bakışlarımı direk yüzünde tutum.
" Anne kız kahvaltı yapalım dedim fena mı olur?" dediğinde gülümsedi.
" Tabi çok iyi olur. İşin yok herhalde" dedim anlamayarak çünkü annem işlerini aksatacak biri olmamıştı hiç.
" Bu gün çok yogun değildim. Hem baban var"
"Anladım " dedim. Sessizce
Annemde meyve suyunda küçük bir yudum aldıktan sonra bakışlarını tekrar üstüme dikti.
" Ayakta dikilmeye mi geldin sen" dedi kızarak.
Ağır adımlarla yanında ki sandalyeyi, çekip yanına oturdum.
" Anne bu gün senin terazinin yanına gidecem" dedim aklıma gelmişken onun fikrini merak ediyordum. Bardağını masaya bıraktıktan sonra bakışlarını bana çevirdim.
" Neden?" dedi anlamayarak. Haklıydı genelde böyle şeylere pek önem vermezdim. Haliyle annemde şaşırdı. Böyle elbise diktirmek yerine gidip mağazadan alırdım.
" Funda 'nın düğünü var biliyorsun. Onun için" dedim gayet normal bir şekilde umarım annemde şu uzaylı görmüş gibi bakışlarını derhal çeker üstümden.
" Tamam ben ararım senin geleceğini söylerim. Malüm kadının bir kızım olduğundan bir haber" dedi kinayeli bir ses tonuyla.
" Anne ya niye böyle diyorsun" dedim alınarak.
" Haklıyım ilk kez benimle aynı fikirdesin de çok şaşırdım." dedi keyifle gülerken. Bu fikrim onu mutlu etmişti.
Bende sadece tebessüm ettim. Ondan sonra aramızda bir konuşma geçmedi. Kahvaltımı yapmaya başladım. bittikten sonra. Ayağa kalktım. Anneme dönüp
" Anne ben gidiyorum" diyererek bir kaç adımda annemin yanına vardım. Yanağına öpücük kondurup geri çekildim.
" Tamam bebeğim. Bende arıyorum terziyi" dediğinde masanın diyer ucunda duran telefonunu aldı.
" Tamam annecim" dedikten sonra salondan ayrıldım. Koridoru geçip vestiyerde ki çantamı alıp. Dışarıya çıktım. Dışarıda oldukça güzel bir hava vardı.
Dış kapıyı ardımdan kapattıktan sonra çantamı omzuma yerleştirdim. Topuklu ayakkabımla, çakıl taşlarla kaplı yoldan geçerek araba vardım. Topuklu ayakkabı ile çakıl taştan yürümek çok zor dedim. Yine kendi kendime. Bilmem kaç yüz bin kere.
Arabaya ulaştığımda kapısı açıp içeriye geçtim, çantamı yan koltuğa bıraktıktan sonra aynadan kendime bakıp saçlarımı düzelttim. Bir kaç tutamı bozulmuştu çünkü.
İşim bittikten arabayı çalıştırıp. Bahçeden çıktım.
Sokakları ard ardına arkamda bırakıp. Sonunda terzici kadının yanı vardım.
Arabayı park edip. Ağır adımlarla merdivenlerden birer birer çıktıktan sonra kapısına vardım. Oldukça gösterişli bir yerdi. Annemin şimdi neden bu kadar buraya geldiği anlıyorum. Annemde çok özenli bir kadındır. Üstüne başına çok dikkat eder.
Kapıyı açıp içeriye geçtim. Bir kaç adım ilerdim.
Bana doğru oldukça şık giyimli bir kadın geliyor. Yüzünde kocaman gülümsemesini de unutmadan tabi.
" Deniz canım bende seni bekliyordum."
dedi oldukça sevecan bir ses tonuyla. Bir kaç adımda yanıma vardı. Annem yaşında olmalı diye düşünüyorum. Kısa siyah saçları var. Ela gözleri düzgün bir burnu, keskin yüz hatları vardı.
Kırmızı ruju ve mini elbise ile ise oldukça dikkat çekiyordu.
Annemle yaşıt olduğu düşündüğüm kadın oldukça bakımlıydı.
" Biraz geçiktim trafik malüm" dedim zoraki bir gülümsemeyle.
" Sorun değil canım. Haydi içeriye geçelim" dedi. Elliyle yukarı kattı işaret ederek. Başımla onaylandıktan, onu takip ettim.
Üç katlıydı sanırım biz ikinci kata çıkacaz.
Ağır adımlarla yürüyorum. Acaba yanlış mı yaptım? Bu kadın bu yaşta böyle giyiniyorsa bana nasıl bir elbise giydirir hayal edemiyorum.
Umarım çok abarttı bir elbise olmaz diyerek merdivenlerin son basamağını çıkarak, etarafta bakınmaya başladım. Karşı tarafta beyaz koltuklar var ortada cam masa üstünde siyah güllerle dolu bir vazo vardı. Yürüyerek üçlü koltuğa oturdum.
Hemen karşıma ise annemin terzici oturdu. Bu kadının adını anneme sormayı unuttum.
Gerçi annem bilmem kaç kere söylemiştir de ben hatırlamıyorum.
Kadına annemin terzcisi demeyeceğim göre. Çaktırmadan çantamdan telefonumu çıkardım, anneme hızlı bir mesaj attım.
Anne terzicinin adı neydi?
Diye yazdım. Mesajı beklemeye başladım. Neyse ki kadın telefon ile konuşuyorda benimle konuşmuyor.
Annemden cevap geldi. Açıp okumaya başladım.
Neriman kızım sana kaç kere söyledim
Cevap vermeden, çantama koydum. Annem haklı bilmem kaç kere söyledi. Ama ne yapayım bende aklıma tutamıyorum.
Bakışlarım karşımdaki kadına kaydığında
" Tamam bekliyorum. Buraya gel halledirim ben o elbiseyi. Şimdi kapatacam müşterim var.
Hiç merak etme sen ben haledecem. Tamam mı canım?" dedikten sonra karşı taraf ne dediğini duymadım. Bu kadın herkese canım cicim mi der diyerek bakışlarımı etrafa çevirdim. Oldukça güzel elbiseler vardı.
Bazıları bana göre fazla iddialı.
" Ah canım kusura bakma bir müşterim acildi durumu ondan. " dediğinde dudaklarını büzdü. Yüzüme mahçup bir bakış attığında.
" Sorun değil." dedim umursamazca.
" Tamam o zaman sana bir kaç mode göstecem. Bakalım onları beğenecekmisin?"
Dediğinde yanımda kalkıp sol tarafa doğru yürüyerek gitti. Bir kaç saniye sonra yanıma bir kız geldi oldukça gençti.
" Deniz hanım Bi şeyler içermisiniz? " dediğinde canımın hiç bir şey istemediğini fark ettim.
" Hayır bir şey almıyayım " dediğimde kız bir kaç saniye sonra gitti.
Ellinde bir kaç elbise geldi.
" Bunlar çok özel dikim. Bakalım beğenecekmisin?
Eğer beğenmezsen senin için yeni bi şeyler yaparım" dediğinde ellinde ki kıyafetlerle tam önüme geldi.
Kırmızı, siyah, mavi, gri, beyaz. Ayağa kalkıp incelemeye başladım. Hepsi oldukça iyiydi.
Ben elbiseleri incelerken. Arkamdan bir ses duydum. Bu sesin sahibini tanıyorum.
" Elbiseyi getirdim Nerimancım"
Ellimin kırmızı elbisenin üzerinde durdu. Bir saniye öylece kalakaldım.
Onunla karşılaşmayı umuyorum kesinlikle.
Onun yüzü var mıydı yüzüme bakmaya bilmiyorum.
Kendimi toparladıktan sonra arkamı döndüm.
" Seninle ilgilenmez şüan benimle ilgileniyor görmüyormusun? Dediğimde ellerimi gögsümün altında birleştirip ona üsten bakmaya başladım.
Beni görmek onu hiç şaşırtmadı. San ki beni bekliyormuş gibiydi.
Onun da yüzünde küstah bir gülümseme feyda oldu.
O sırada Neriman yanımızdan ayrıldı. Merdivenlerden inip uzaklaştı.
" Deniz seni buralarda görürmüydük ya" dedi sahte bir şaşkınlıkla. Yine on kilo makyaj yapmış. Beyaz bir elbise giymiş doğrusu giydin pek emin değilim.
" Bende aynısı senin için diyecektim" dedim onu taklit ederek. Parmağında ki yüzüğünü bilerek gözüme sokmak için saçlarını düzeltiyor gibi yaptıktan sonra. Yine aynı tavrı ile konuşmaya başladı.
" Biliyorsun düğünümeze az kaldı. Bende balayına giymek için kıyafet alıyorum işte" dediğinde doğruca yüzüme bakıyor. Canımı yakacağını sanıyor. Oysa ne kadar zavallı olduğundan bir haber.
" Beni aldatan sevgilimin sevgilisi. Ne kadar zavallı göründüğü keşke görsen." dediğim gülerek. Bakışlarımı sadece yüzünde. Onun konuşmasına fırsat vermeden devam ettim.
" Böyle zor olmuyor mu? Her gün aynada karşında sadece bir karaktersiz görmek." sözümü bitirirken
Yüzüne bakmaya devam ettim tiksintiyle tabi.
Sözlerimi onu oldukça sinirkendirmişti.
" Ölüyorsun dimi kıskançlıktan Kerem 'in seni değil beni seçmesini" dedi klasik Türk dizilerinden sıradan bir replikler. Gülmemek için zor tutuyorum kendimi.
" O yüzden mi yolumu kesip beni hala çok sevdiğini söyledi. Senin onun için sadece bir hata olduğunu.
Sen neyi fark etmedin biliyormusun?
Bana geçmiş olan adam sana gelecek vaad edemez bunu bilmen gerekirdi." dedim ona bir kaç adım yaklaşırken. Yüzündeki hayal kırıklığını daha net görmek için. Onun bana acımadığı gibi bende ona acıkmadım.
" Güzel yalanmış. Kerem böyle bir şeyi asla yapmaz! " dedi sesini yükselterek aslında bana değildi öfkesi bunun gerçek olduğu çok iyi bilmesineydi. Ne bekliyordu ki beni onu için dert eden adamın güvenilir olmasına mı? Buna sadece gülerim.
" Tatlım bunu nişanlına sormayı denesene bak ne diyecek? Dur ben diyerim ne diyecek yalan söyleyecek Neden biliyormusun çünkü ben onu reddettim. Ellinde bi sen kaldın. Onun için yalan söyleyecek." dedim ciddi bir ses tonuyla. Sonra devam ettim.
" Sen hep yedekte kalacaksın. Bunu anlarsın umarım en kısa sürede " dediğimde dik duruşumla ve umursamaz Bakışlarımla yüzüne bakmayı sürdürdüm.
Beni kimse ezemez bunu anlaması gerekiyor.
Benim ondan daha güçlü olduğu farkına varmalı.
" Sende hayatın boyunca hiç sevilmiyeceksin onlar seni terk edip bana gelecekler. Sen hep sevgiye muhtaç yaşıcaksın." dedi sinirle. Bakışları az önce dediklerimi sindiremediğini gösteriyor. Elleriyle çantasını sıkıyor. Ne kadar öfkesi olduğunu görebiliyorum. Bunu beni mutlu ediyor. O bunları çoktan hak etmişti. Onun dediklerine sadece kahkaha attığımda daha da sinirlendi. Ne yapıyorsa beni sinirlendiremiyor. Ne söylüyorsa bu en çok onu sinirlendiriyor.
" Ben çok mutluyum. Aradığım aşkı buldum. Onun için her şeyi yapabilirim. Oda beni içim her şeyi yapar." dedim keyifli bir ses tonuyla. Sonra devam ettim.
" Sana teşekkür mü etmeliyim sen olmasan Aşkı bulmayabilirdim. " dedim. Dudaklarımı büzerek.
Yüzümde meydan okuyan bir tabir vardı.
Onlara haddini bildirme sırası bendeydi.
" Sen benim mutsuz olmamı istiyordun." dedim düz bir ses tonuyla.
Hiç bir şey söylemeden boş gözlerle yüzüme bakmaya başladı.
" Hemen buradan defolup gidiyorsun. Yoksa babama söylerim babana ortak olduğu işten çekilmesini. Babanın iflası olur biliyorsun değil mi? dedim ciddi bir ses tonuyla.
" Ne oldu canım ne bu haller. Sen emir verirmiydin?
Beni kovdurtmak için bu kadar ileriye gittiğine göre." dedi gülümsemeye çalışarak.
Yüzüne son kere küçümseyici bir bakış attıktan sonra koltukta duran çantamı alıp. Yanında ayrıldım. Merdivenlerden birer birer inip hızla yürüyerek. Çıkışa doğru yürümeye başladım.
Onun gibi karaktersiz biri ile oturup sohbet etmek istemiyorum.
Ben cevap verdikçe o saçmalamaya devam edecek.
" Deniz nereye daha elbise bakacaktık." dediğinde
Ona öfkeli bir bakış yollayıp. Yoluma devam ettim. Oda farkındaydı zaten. Funda 'yla karşılaşmamız benim hoşuma gitmeyeceğini
Oda başka bir şey söylemedi zaten.
Çıkış kapısını çarpıp çıktım.
Arabama binip oradan hızla uzaklaştım.
Doğrudan eve gitme kararı aldım. Zaten canım oldukça sıkılmıştı.
Doğrusu en çok Funda' nın canını sıktığım için oldukça mutluyum. Beni kırdığı kırmak istedim onu. Ne kadar kötü bir durumda olduğunu bilerek beni daha çok kırmıştı. Şimdi beni kırdığı kadar kırılmıştır inşallah.
İnsanlar için kötü düşünen biri hiç olmadım. Ama beni kıranın en az benim kadar kırılmasını isterim. Benim ne çektiğimi anlaması için.
Bir ihanet ne kadar acıtır öğrensin istedim.
Acılar öyle ha diyince geçmiyeceğini anlamasını istedim.
Ruhun paramparça olurken ayakta kalmak zorunda olmak nasıl bir şeymiş görsün istedim. Bunun için pişman değilim.
Umarım bir daha kimseye ihanet etmez.
Sokaklar sokakları tüketirken. Boş gözlerle etrafa bakıyorum. Onun küstah tavrı beni delirtti.
Bir insanda hiç mi utanma olmaz ya.
Yüzünde hiç bir utanma belirtisi yoktu. Üstelik ukala tavrı beni çileden çıkardı.
Sanki ben yapmışım onun ihanetini.
Sanki sırtıma hançeri o saplamamış gibiydi.
O değilmiş gibi.
Acılarıma bir yenisini onun ihanetti açmamış gibi
Beni yalancı sevgisi ile avutmamış gibi.
Neyse ki her şey artık sadece mazi. Uzak bir mazide.
Şimdilerde içimde kozadan yeni çıkmış kelebekler kanat çırpıyor. Etrafımı sihirli kum tanecikleri sarmış.
Eskiden geçmek bilmeyen o kum saatler şimdilerde umrumda değil. Eskiden onun dipinde zamanın ilaç olmasını beklediğim yaralarım kabuk bağladı çoktan. Artık ihtiyaçım yok zamanım ilacına.
Evimizin olduğu sokağa girdim. Eskinin acı tatlı anıları bir bir canlandı gözümde. Acılar... kederler.. hüzünler... Ve bizi nadir bulan mutluluklar.
Geçmiş mazide kaldığında artık kanatmaz kabuk tutan yaraları öyle değil mi?
Banada artık acı vermiyor. Zamanın içinde kalan koca bir mazi sadece geçmiş.
Siyah demir kapıdan geçip arabayı avlunun ortasına bıraktım. Kapısını açıp dışarıya çıktım.
Ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladım.
Hiç kimsede yok oldukça canım da sıkılacak.
Ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Kapının önüne vardığımda. Buse kapıyı açtı, oda dışarıya çıkıyordu.
Beni görünce şaşırdı. Beni geç bekliyordu muhtemelen.
" Deniz hanım hoşgeldiniz" dedi. Düz bir ses tonuyla. Kapının önünde çıkıp benim geçmem için yer bıraktı.
" Hoşbuldum "
dedim gülümsemeye çalışarak. Sonra ekledim.
" Sen gidebilirsin canım" dedikten sonra yanından geçip içeriye girdim. Oda başka bir şey demedi zaten.
Merdivenlerden birer birer çıkıp odamın kapısına vardım. Kulpunda tutugum gibi çekip açtım.
Kendimi içeriye attım. Bir kaç adımda odanın ortasına vardım. Çantamı yatağa attım gibi yatağımın üstünde bir kutu var. Hediye paketine benziyor. Küçük adımlarla yanına vardım. Kutuyu ellime aldım ve üstünde bantları söküp açtım. İçinde bir elbise vardı.
Altına küçük bir not vardı.
Çok aradım senin için. Ve bu elbisenin sana çok yakışacağını düşündüm
Düğünde bu elbiseyi üstünde görmeyi çok isterim. Herşeyim
Ömer
Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Benim için çok mu aramıştı? Uzun zaman oldu benim için bi şeyler yapmayalı kimse.
Ellimde ki küçük notta dakikalarca baktım.
Hayatım ilk kez mutluluktan ağlayabilirdim. O kesinlikle bu gün olurdu.
Beni insanların umursamazdı. Ya da sırtıma hançer saplarlardı. Bazıların ise ihanetinin izleri var hala.
Ama farklıydı. Onun ellerinde içimde ki acıların ilaci var.
Ona nasıl teşekkür edeceğim düşünmeye başladım.
Nottu yatağa bıraktım. Elbiseyi çıkardım incelemeye başladım.
Kesinlikle o kadının gösterdi elbiseden daha güzeldi. Ve oldukça gösterişliydi.
Elbiseyi incelerken aklıma Ömer 'in elbise konusunda oldukça zevkli olduğu geldi. Çünkü ben özelikle arasaydım bu kadar güzel bir elbise bulamazdım.
Ayağa kalktım. Üstümdeki kıyafetlerden kurtulup, elbiseyi üstüme giyindim. Elbise tam üstüme yapılmış gibi oturdu. Bu oldukça garibime gitti.
Nasıl bilebilirki. Ne bol nede dardı elbise. Üstüme yapılmış gibiydi. Sanki terzi üstüme göre dikmiş gibiydi.
Biraz aynada kendimi süzdükten sonra yatağıma tekrar oturdum. Sağ tarafımda duran çantama uzanıp aldım. İçinde duran telefonumu . Ekranını açtım. Hemen mesaj bölümünü açtım. Ömer 'in adını tıklayıp durdum bir süre şimdi ne yazacam. Sadece teşekkür mü etmeliyim.
Gerçekten de ne diyeceğim konusunda oldukça kararsızım
" Sen aldıysan giymemem imkansız. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Elbisem çok güzel. Onu giyeceğimdemden hiç şüphen olmasın. Çok teşekkür ederim. Seni seviyorum."
Diye yazıp yolladım. O kadar heyecanlıyım ki sanki ilk kez bir hediye alıyor gibiydim. İlk değildi ama beni özel hissettiren ilkti...
Bir kaç dakika sonra cevap geldi.
" Beğenmene sevindim. Sana yakışacağına eminim. Ve şü seni seviyorum kısmını yüz yüzeyken de bi konuşalım"
Diye yazmış yüzümde kocaman bir gülümseme ile okudum mesajı. Bu adamı çok seviyorum ben. Beni mutlu ediyor. Geçmişi unutturuyor... Acıları siliyor....
Yılar önce teselliyi o bulmuş bende şimdi de ben buluyorum teselli ondan.
" Olur konuşuruz zamanımız bol nede olsa"
Yazdım gönder tuşuna basıp ekrana gülümseyerek bakmaya başladım. Uzun süredir bu kadar içten bir gülümsemeyle gülmemiştim.
" Tamamdır anlaştığımıza sevindim. Beni şimdi bakmam gereken bir iş var.
Seni seviyorum"
Mesajı bilmem kaç kere okudum. Her seferinde içimden ben bu sefer buldum aşkı dedim yüreğim kanatlanıp uçtu bile.
Cevap vermeden telefonu yatağıma koydum tekrar. Üstümde ki elbiseye son kere baktıktan sonra. Üstümden çıkardım. Diyer elbiselerimi tekrar giyindikten sonra.
Onu güzel bir şekilde dolabıma astım. Özellikle kırışmamasına özen gösterdim.
İçimde kelebekler dans ediyor. Kuşlar ücüşüyor.
İçim içime sığmıyordu. Heyecandan yerimde duramıyacak duruma geldim.
Uzun zaman önceydi gülüşlerim kor bir acıya kurban gitmişti.
Her yerimde silinmez acının izleri saklıydı.
Acılar bütün duygularımı ele geçirmiş orada hüküm sürüyordu.
Yalnız bir çocuk ağlıyordu içimde sessizce.
Unutmuştum mutluluğu. Yııllar önce. Sanki kimse gülümsetemez sandım. Artık geçmişte çırpınan bir kelebek olacağım sandım. Benimde mutluğum bir kelebeğin ömrü kadar sandım.
Ama mazi geçmişi içinde aldın. Ben mutluğumla kaldım ortada.
Sonra dedim kalıp acıya yanmıyacam . Gidip mutluğa gülecem.
Bileklerime kelepçi misali acıyı atacaktım. Gecenin o karanlık vakitlerinde. Mutluğun mührünü geçirecektim ruhuma.
Ve mutluluk bana Ömer olarak döndü. Benim acılarımdan kurtuluşum oydu sadece.
Bahşeti kapkara gece bana Ömer 'i. Tek cümle ile anlatabilirim içimdekileri. Her şey Ömer benim için.
Onu herşeyden çok sevdiğimi anladım belki geç oldu ama anladım bi kez daha.
Odadan çıkıp merdivenlerden indim ağır ağır. Koridora vardığımda, orayı da geçip salona geçtim. Koltuklardan birine geçip oturdum. Cebimde ki telefonu çıkarıp masanın bir kenarına koydum. Sonra gözüm masadan duran Annemin dergilerine ilişti alıp karıştımaya başladım. Canım zaten çok sıkılıyordu. Bu iyi gelebilirdi.
Ve karşıma yine eski sevgilim olacak Kerem ve adını bile ağzıma almak istemedim sevgilisi vardı.
Onun yüzüne uzun uzun baktım. Bana çok acı vermiş o adamın yüzünde şimdi baktım. İçimde hiç bir his oluşmadı ne bi acı nede aşka dair en ufak bir his. Ona karşı içimde sadece koca bir boşluk vardı. Sanki o hiç hayatıma girmemiş gibi. Beni hiç paramparça etmemiş gibi garip bir his vardı sadece. Sanırım artık gözümde sadece bir yabancıydı.
İzleri silinmiş bir acıma bakıyordum asla yerini bilmediğim.
Şimdi dokunsam bulamıyacağım bir yerden vurmuştu beni.
Acılara unutuluyormuş. Yüregin sevgiye raslayınca... Acılar unutuluyormuş aşk her hücrenin sarınca...
Fotoğrafına bakınca unutulduğunu anladım her bir acının yerinin.
Sonra yanındakine baktım. Ona öfkem geçmişti. Ona sevgimde geçmişti... Sadece koca bir hayal kırıklığı vardı. Her baktığımda yüzümde.
Ona güvenmiştim bir zamanlar. Sevgisini dostca bilmiştim.
Beni sırtımda vurmaz sanmıştım ama herkes elinde bir hançer taşır. Kimi gül yapar elinde ki hançeri. Kimi ise en güvenirliği anda saplar sırtına...
O benim gözümde bir haindi. Ve bu hiç değişmiyecekti.
Koltuğa uzanıp biraz dinlenmeyi düşündüm. Ve dediğimi de yaptım. Başımı klentlerden birine koyup, gözlerimi sımsıkı yumdu bir süre sonra bütün sesler sililikleşmeye başladı. Uykunun kollarına bıraktım kendimi.
Ne kadar geçti bilmiyorum ama telefonumun sesi ile uyandım.
Ayağa kalkmadan ellimi uzatıp masadan duran Telefonumu alıp ekranına baktım. Serkan yazıyordu.
Açıp kulağıma dayadım.
" Nerdesin" dedi sesi telaşlıydı.
" Evet evdeyim ne oldu?" dedim korkuyla koltuktan doğrulup oturur pozisyonu aldım.
" Yok ya kuzen önemli bir şey yok. Oraya geliyorum birazdan konuşuruz" dediğinde
" Tamam bekliyorum" diyip kapattım.
Biraz düşündüğümde aslında yine başını derde sokması geldi aklıma.
Bu çocuk zaten başına bir şeyler açmasa kıyamet o gün kopacak.
Birazdan gelecek ve diyecek ki "Deniz başım fena dertte" Aynen böyle diyecek artık tanıyorum onu.
Tek işi başına iş açmak.
Hayat felsefesi olmuş çocuğun dünyayı umursamamak. Bazen diyorum keşke biraz bu salağa çeksem diye. Ama yok nerede.
Kapının sesi ile bakışlarımı oraya yöneltti. Muhtemelen kapıyı Buse açtı.
Bende ellimi yüzümü yıkadım. Üstüme başıma biraz çeki düzen verip, birazdan beni sinirden deli edecek kuzenimi bekliyordum ki oda geldi zaten. Bir kaç saniye sonra kapıdan göründü.
Siyah deri ceketi kot pantolon ve içinede siyah bir tişört giyinmiş saçları dağılmış. Kafasını yine bi boklara soktuğu çok belli.
" Yine ne boklara yedin" dediğimde yüzüne baktım öfkeyle
" O kadar belli oluyor mu ya" dedi. Umursamazca. Üstündeki deri ceketi çıkarıp koltuklardan birine koyup yan tarafına oturdu.
" Konu sen olunca Şüphe bile edemiyorum artık o kadar yani." dedim alayla.
Elleriyle saçlarını karıştırdıktan sonra. Bana döndü.
" Sence ben sadece başımı derde mi sokarım" dedi düz bir ses tonuyla
hiç düşünmeden cevap verdim
" Evet. Senin hayatın böyle ilerliyor çünkü" dedim gülerek.
" Evet çok haklısın başımı yine derde soktum." dedi alayla "
Sözünü bitirir bitirmez ben gülmeye başladım. O sırada zar zor bir şekilde konuşmaya başladım.
" Bir gün bok yolunda gideceksin. En çokta bu güldürüyor beni. " dedim. Sözümü gülmekten zor bittirdim.
" Sanada akşam akşam eğlence çıktı. Fena mı? Anca gül zaten başka bir şey yok zaten." dedi hafif öfkeli bir ses tonuyla.
" Bu sefer ne yaptın?" dedim gülmeye son verip ciddiyetimi takındım.
Biraz durup düşünür gibi yüzüme baktı.
" Gülmek yok ama tamam mı?" dediğinde kahkaha ile güleceğim bir olay olacağına eminim. Ama kabul ettim.
" Tamam gülmiyecem söyle!" dediğimde
" Tamam anlatıyorum. Dün gece bizim her zaman takıldığınız barda bir kızla tanıştım. Konuştuk eğlendik. İki üç saat geçmişti ki, kız dediğim kadının kocası orayı bastı. Canımı zor kurtardım elinden şimdi her yerde beni aradığında eminim " dedi benim bir şey dememe fırsat vermeden . Tekrar konuşmaya devam etti.
" Burada benim suçum ne soruyorum sana " sözünü bitirip yüzüme baktı.
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Arada Araf denen yerde kaldım.
" Sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Haline ağlasam mı gülsem mi bilmiyorum." dedim. Gülerek.
" Gülmüyecem dedin ve gülüyorsun " dedi kızgınca.
" Adamın seni dövdüğü hayal edince gülme tutuyor beni. Ne yapayım"
" Neyse ki oradan kurtuldum fakat sonu sakat bakalım ne olacak" dediğinde oldukça gergindi.
" Bırak bu işleri bir gün helvanı yemek zorunda kalacağım diye korkuyorum" dedim düz bir ses tonuyla.
" Bana bir şey olmaz boş versene sen" dedi.
Umursamazca sonrada artık o konu üzerinden konuşmadık. Çünkü ne desem boştu biliyorum. İlede zarar görecek başka bir şeyden anladığı yok bu salağın.
Başka konulardan konuştuk iki saat kadar o gitti bende odama çıktım. Ve tekrar uyumaya devam ettim.
🍂
Funda 'nın düğün günü kuaförden çıktım eve gidiyorum saçlarım ve makyajım tamam sadece elbisemi giymem kaldı. Demiz kapıdan çekip avlunun ortasına arabası park ettim.
Hızla çıkıp eve girdim. Merdivenlerden hızlı bi şekilde çıkıp odama vardım. Aslında çok geç değildi sadece İstanbul trafiğine güvenmiyordum. Pelin bende önce gelmiş alt kata elbisesini giyiniyor. Birlikte gidecektik.
Elbisemi dolaptan çıkardım. Ve üstümde ki elbiseden kurtuldum hemen ve o elbiseyi giyindim. Ömer 'in bana hediye ettiği elbiseyi.

Son kere üstümde ki elbiseye baktım aynada ve oldukça güzel görünüyordum. Saçlarımda elbiseme uyumlu bir şekilde yapılmış. Son kere kendime baktıktan sonra,aynanın karşısına çıktım.
Küçük Çantamıda aldıktan sonra. Odayı terk ettim. Merdivenlerden birer birer inip aşağıya vardım. Pelin 'de salonda beni bekliyor. Koridoru geçip salonun kapısına vardım. Başımı içeriye doğru uzatıp.
" Haydi Pelin gidelim. Hazırım ben." dediğimde oda ruju çantasına koyup bana döndü.
" Tamam bende hazırım. Haydi geç olmadan gidelim." dedi telaşla. Çantası aldığı gibi hızla bana doğru gelmeye başladı. Bende arkamı dönüp geldiğim koridordan geri döndüm.
Bir kaç adım atmıştım ki arkamdan Pelin 'in sesi ile geri döndüm.
" Küpemin tekini takmayı unutmuşum ben. " dedi telaşla çantasını açıp karıştırmaya başladı. Bir kaç saniye sonra küpesinin tekini buldu. Koridorda ki boy aynasının önüne geçip küpesini taktıktan sonra. Bana döndü.
" Saçlarım nasıl olmuş. Bozulmamış değil mi? " dedi endişe ile gülmemek elde değildi.
" Yalnız senin düğününe değil canım. Saçlarının bozulması o kadarda dikkat çekmez" dedim gülümseyerek. Sinirle yüzüme baktı.
" Tamam o zaman bozulsun ne olacak nede olsa gelin ben değilim. Hata eşofmanla geleyim ben nasıl olur?" dedi öfkeyle.
" Şöyle emojili olaydı çok güzel olurdu." dediğimde çıkışa doğru yürümeye başladım.
Bir yandan gülüyorum bir yandan da arkamı koluyorum. Birazdan beni öldürmeye gelebilir.
" Aynen o zaman daha dikkat çekerdim. Çok kötüsün "
demeyi de ihmal etmedi. Ben de sadece gülümsedim.
Daha çok konuşursak geç kalırdık. Dış kapıyı açtığım gibi dışarıya çıktım. Serin hava biraz ürpermeme sebep oldu.
Ellerimi vücuduma sardım. Pelin yanımdan geçip arabaya geçti. Babamın şoförü bizi bırakacaktı. Kapısı açık arabaya geçtim. Pelin 'in yanına oturdum. Bir kaç dakika içinde evden çıktık.
Sokaklar boyunca sesizlik hakimdi. Ne ben konuştum nede Pelin. O telefonu ile ugraşıyor ben çantamda duran küçük aynamdan yüzüme bakıyorum. Saçım ve makyajıma bakıyorum.
Aynayı çantama koydum. Sesiz geçen dakikalar sonra düğünün olduğu mekanın önüne geldik.
Şöfor kapıyı açtı. Pelin 'le birlikte inip içeriye doğru yürümeye başladık.
Gözlerim herkesin içinde Ömer' i arıyor. Nerede aceba? diye diye içeriye geçtik.
Serkan 'nın olduğu masaya geçtik. Gözlerimle etrafa tarıyorum. Arıyayım bi nerede kaldı. Onu görmek istiyorum.
" Ben birazdan gelirim" diyerek ayağa kalktım
" Nere gidiyorsun" dedi Pelin.
" Birazdan dönerim merak etme" dedikten sonra yanlarından ayrıldım.
Etrafa şöyle bir baktım. Çıkışın yan tarafında bir kuyra köşeye geçtim. Pencereden dışarıya baktım. Kimse yoktu görünürde. Nerde kaldı aceba bu adam? Diye söylene söylene çantamı açtım. Telefonun açma tuşuna bastım.
Bakışlarım telefondayken biri arkadan bana sarıldı. Kim olduğunu bilmek zor değil.
Gülümseyerek.
" Korkutun beni bi an." dedim heyecanlı sesimle.
Cenesini boynuma koydu. Belime koyduğu ellerini tutum.
" Neden geçiktin nerede kaldın" dedim ona dönerek. Şimdi yüz yüzeyiz artık. Güzel yüzünü görmek bana huzur veriyor. Yıllarca izlebileceğim tek gerçeğim.
" Çok haklısın. Neden geçiktim ben? Bu güzellikten mahrum kaldım." dediğinde. Eğilip alnını alnıma yasladı. Ne yapacağını anladığımda.
Geri çekildim
" Ne yapıyorsun? İnsanlar var etrafta" dediğimde sesim kısık çıkmıştı. Yanaklarımından kızardığına eminim.
" küçük masum bir öpücüğün bir zararı yok bence." dedi benimle dalga geçiyor gibiydi.
" Masum diyorsun. Yanağımda olur tabi" dedim
Gülümserken. Bakışlarımı gözlerinde tutmaya özen gösterdim. Eğer dudaklarına inerse çok iyi şeyler olmaya bilir.
" Peki ona da şükür edelim." dedi bana yaklaşırken. Yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra boynuma indi. Kokumu içine çekip küçük bir öpücük kondurdu. Nefessiz bıraktı beni bir kaç saniye nefessiz kaldım. Geri çekildiğinde. Bakışlarını tekrar yüzüme kaydığında.
" Sınır ihlali yaptın. Ben sadece yanağımı öpmene izin verdim." dediğimde sahte bir sinir yüzüne baktığımda.
" Sınır ihlali değil başka bir ülke mi gittim... Sanki" dediğinde sözünü bitirmesine izin vermeden.
" Senin başka ülkelerde ne işin var peki." dediğimde koluna vururken. Sinirli görünmeye çalışarak. Gülümseyerek beni çekip sarıldı sımsıkı sarıldı.
" Ben bu ülkenin topraklarında memnunum." dedi saçlarımı öperken. Bende kolarımla onun sardım sımsıkı sardım başımı boynuna gömdüm.
" Birde memnun olma bak o zaman ne olur" dedim yüzüm boynuna gömülü olduğu için, sesim boğuk çıkmıştı.
" Ölürüm o ben ülkenin toprakları için" dediğinde saçlarıma tekrar bir öpücük kondurdu.
" Ölümü sevmiyorum. Bir daha bahsetme olur mu?" dedim maziye dalarken. Aslında hep hayatımızda olan ama birim sürekli unuttuğum ölüm kelimesi bana sadece acı veriyor.
" Olur sen nasıl istersen Herşeyim " dedi kısık bir sesle tonuyla. Yüzünü saçlarıma gömdü. Bende başımı boynuna gömmeye devam ettim.
Kokusunu içime çekiyorum. Gözlerimi kapattım bu anın sonsuza kadar sürmesini umdum.
Bir süre sonra ayrıldık istemeye istemeye.
" Haydi gidelim artık. " dediğinde Ömer başımla onayladım onu. Aslında bana kalsa onunla öyle duralım istedim.
Ellini tutuyorum. Birlikte ağır adımlarla içeriye geçtik. Serkan Pelin ve Ömer 'in arkadaşı Mustafa ile birlikte oturduklarını görmek beni şaşırttı.
Adımlarımızı onlara doğru çevirdik. Bu grup oldukça ilginç gelmişti bana.
Yanlarına vardığımda. Pelin bana döndü.
" Nerde kaldın sen? iki saattir seni bekliyorum" dediğinde sesinde ki gerginlik bana kadar gelmişti.
Sonra bakışları karşışında oturan Ömer 'e gitti.
Bi şey söyliyecek gibi oldu ama sustu.
Ellinde içkisi içmeye devam etti.
Bende bir şey söylemedim. Bir süre onu izlemeye başladım.
" Neler oluyor Pelin?" dediğimde bilmem kaçıncı bardağını yere bıraktı. Bana bakmadan konuşmaya başladı.
" Yok bi şey ya" dediğinde aslında Bi şeyin olduğuna emindim.
" Var bi şey yoksa arkadaşının düğününde oturup içki üstüne içki içemezsin. Seni tanıyorum" dediğimde ona doğru eğilmiştim. Sesimi onun dışında kimse duymuyordu.
" Var bi şeyi belki sonra anlatım. Ama mutlaka anlatmam gerekiyor sana anladın mı?" dedi oda bana doğru eğilmiş sesini yalnız ben duyuyorum.
Tam neden şimdi anlatamıyorsun diyecektim ki
Serkan araya girdi.
" Kuzen sence bu kız nasıl" dediğinde ona sinirle döndüm. Gerçektende bir an ciddi bir şey diyecek sandım. Hayatında ağzından ilk kez işe yarayacak Bi şey çıkacak sanmıştım. Sanırım salaklık bendeydi.
Bu malın kız dışında bir şey sormasını beklemem mucize.
" Kızlar dışında ağzında ne zaman doğru düzgün bir şey çıkacak merak ediyorum"
dedim kısık bir ses tonuyla yanımda ki Pelin dışında kimsenin duymayacağı bir şekilde. Yüzünde arsız bir gülümseme peyda oldu.
" Ben hayat felsefem. Güzel kızları sevmek" dediğinde ona öfkeyle baktım. Bu çocuk cidden de salak.
Birde sevmek diyor. Sorsan hiç birini tanımıyor.
Ama seviyor.
" Sen ve sevmek. Sen kendini bile sevmiyorsun." dedim alayla yüzüne baktığımda.
Dudaklarını büzüp konuşmaya başladı.
" Kalbimi kırıyorsun. Bu sözler sana hiç yakışmıyor" dediğinde gülmemek için zor tutum kendimi.
" Kalp ve sen." dediğimde ellimle ağzımı kapatıp gülmeye başladım. Devam ettim konuşmama
" Ve bende kırdım onu öyle mi?" dediğimde kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.
" Asıl kapsız sensin bende söylemesi" dediğinde ben hala gülüyorum.
" Bence bunu bi düşün. Sibel 'i yüz üstü bıraktın resmen. Eminim hala depresyonda" dediğimde yüzüme sen şaka mısın der gibi bakmaya başladı.
" Onu karıştırma ona kalsa benim onunla evlenmem lazımdı" dedin. Ciddiyetle
" Ve bu seni kalpsiz yapar" dedim ciddiyetle
Bu sefer gülün o olmuştu.
" Ne yani onunla evlenseydim çok mu iyi olacaktı." dediğinde inanmıyarak yüzüme bakmaya devam ediyor.
" O zaman seviyorum diye kandırmayacaktın canım" dediğimde omuzlarını silkti. Ona sinirle baktığımda bakışlarını tekrar yüzüme çevirdi.
" Benim olayım bu. Sadece takılırım. Bunu o da biliyordu. Öyle yaparak benimle evlenmek istedi. Ama ben planlarını Bozdum. Çünkü onunla ömür boyu geçiremezdim. " dediğinde ciddiydi.
" Sende onun için kandırdın kızı yani o biliyor dediğin için yani " dediğimde Bakışlarım yüzündeydi.
" Evet kuzen oda biliyordu sadece takıldığım. Onunla evlenmiyeceğimi " dediğinde onunla daha fazla uğraşmamak için. Konuyu kapatmak için
" Ne halin varsa gör. Seninle uğraşmıyacam " dediğimde önüme döndüm.
Ömer telefonuna bakıyor. Mesaj yazıyor.
Mustafa 'nın bakışları Pelin' in üstündeydi.
Pelin 'nin önünde ki içki bardağını aldım.
Bunların hepsi deli olmak zorundamıydı.
Biri oturmuş içki içiyor. Diyerinin bakışları sadece kızlarda. Bunlar beni delirtecek kesin.
" Ya ne yapıyorsun sen burakırmısın?" dediğinde ellimde ki bardağı ona en uzak yere bıraktım.
" Başka içki yok unut bunu tamam mı?" dediğimde bakışları beni buldu.
" Buna sen mi karar veriyorsun. Bardağımı bırakırmısın?" dediğinde sesinde ki ciddiyet umrumda olmadı.
" Birazdan nikah kıyılacak gelin arkadaşı olarak sarhoş mu olacaksın? Funda için içme burada eve gidince iç bari " dedimde öfkeyle.
Mustafa konuşmamıza dahil oldu. O kadar da kısık sesle konuşmuştum aslında
" Bence Deniz 'i dinlemelisin. Acını evinde yaşa " dediğinde Pelin' in bakışları hızla Mustafa 'yı buldu. Yarım ağızla gülümsedikten sonra.
" Sana soracaktım zaten bende nerede içeceğimi diye " dedi öfkeyle. Sanki içinde tutuğu her neyse onun öfkesi çıkarmak istercesine kızmıştı.
" Tamam Pelin yeter artık. Senin için söyledi." dediğimde bakışları beni buldu.
" Benim için öyle mi?" diye Bi şeyler ağzının içinde geveledikten sonra önüne döndü.
Mustafa 'da bakışlarını ondan çekti.
Bende konuşmadım daha fazla zaten konuştukça batacaktık onu anladım. Onu sinirlendiren her neyse benide sinir etti.
Normalde aklı başında bir kızdı.
Bakışımı karşı tarafa çektiğimde Ömer yoktu o hangi ara gitmişti. Hiç bir fikrim yoktu.
Tek bildiğim. Onu şimdiden özlemek nerden çıktı.
Sadece bir kaç dakika görmemek. Onu özlememe neden oluyor gözlerim onu arıyor burnum onun kokusunu istiyor.
Ne ara bu kadar tutuldum bilmiyorum. Ve ya hangi ara bu kadar kopamaz hale geldim.
Onsuzluğu düşünemez hale geldim.
Sanki o olmasa ben nefes alamam asla. Bakışları hep üstümde olsun.
Ne Pelin ' den neden Serkan "dan hayır gelmiyeceğini anlayınca ayağa kalktım.
Pelin' e dönüp, birazda eğilip.
" Ben bi tuvalete gidecem. " diyerek yanlarından ayrıldım. Masaları geçip. Tuvaletlerin olduğu tarafta doğru yürüyerek gittim. Kapısına vardığımda kapının kulpunu açıp içeriye geçtim. Suyu açıp ellerimi yıkadım. Aynada saçlarıma baktığımda bozulmamıştı. Makyajımda öyle.
Ellerimle elbisemi düzelttikten sonra. Tuvaletin kapısı açıldı. Ve içeriye. Biri geldi bende üstümü başımı düzelttikten sonra kapıyı açıp çıktım.
Bir kaç adım sonra karşıma Ömer çıktı.
" Nikah kıyılacak bizi bekliyorlar haydi" dedi düz bir ses tonuyla.
" Tamam haydi gidelim" dedim yürüyüp yanına geldim.
Nikah şahitleri bizdik. Ve sanırım geç kalacaktık.
Gelin ve damadın geç kalması gerektiği yerde sanırım biz kalacaz. Adımlarımı hızlı tutup, mekanın içine vardık.
Karşı tarafta Funda ve damat bey oturuyordu.
Bembeyaz gelinliği ile çok güzel olmuştu.
Bizde el ele insanların arasından sıyrılıp. Yanlarına vardık. Ben sandalyeyi çekmeden Ömer çekti.
Gülümseyerek oturdum. Sonra kendinkini de çekip oturdu.
Nikah memuru gelip oturdu. Benim Bakışlarım sadece Ömer' deydi. Sanırım bir gün evlenirsem bu kişinin Ömer 'den başkası olmamaması için dua ediyorum içimden her gün.
Ben bu düşüncelere dalmışken nikah şahidinin
" Sizde şahitlik ediyor musunuz?" demesiyle bölündü.
Ömer' le birlikte. " Evet" dedik.
Sonra deftere imzayı da attık. Bu garip bir hisstti.
Ayağa kalktım. Damadın ellini tutup tebrik ettim.
Funda 'ya sarıldım. Her ne kadar bu isim bu aralar daha çok sinirim bozsa da...
" Canım ömür boyu mutluluklar dilerim" dedim ayrıldığımızda. Gülümseyerek yüzüne baktığımda oda gülümsedi.
" Darısı başına" dedi gülerek bakışları ile Ömer' i göstererek.
" Kader. Ne olur belli olmaz." dedim ciddi bir ses tonuyla.
" Haydi haydi bence kader çoktan yazılmış sizinkinisi" dedi gözünde bir şey kaçsa seninde demek istedim.
" Senin dediğin gibi olsun" dedim. Konuyu daha fazla uzatmadan. Gülümseyerek yanında çıktım. Diyer arkadaşları onu tebrik etmek için bekliyordu. Ben onların yanından ayrılırken Ömer 'de hemen arkamdan geliyor. En köşede bir yere geçip durdum. Arkamı döndüm.
" Dışarıya çıkalım mı?" dediğimde.
"Tabi beni daha rahat öpmek için gidebiliriz" dediğinde arsız gülümse peyda oldu yüzünde
" Seni öpmek isteyeceğim de nerden çıkardın.
O sen olmayasın beni öpmek isteyen" dedim. Gülümseyerek. Düşünür gibi yaptı bir kaç saniye sonra yüzüme.
" Oda olabilir sonuçta her iki şekilde seni öpecem"
Sözünü bitirir bitirmez. Ona sarıldım. Yanaklarımı kızardığına eminim. Böylelikle kendimi saklamak için en uygun yerdi.
" Ne oldu şimdi? En son dışarıya çıkacaktık"
Dediğinde yüzümdeki gülümseme ile konuşmaya başladım.
" Ben vazgeçtim seninle dışarıya çıkmıyacam" dedim.
" hımm fikrini neden değiştirdin. Şimdi merak ettim." sözünü bitirir bitirmez.
Mekanda yüksek sesle Bi şarkı çalmaya başladı.
Gelin ve damat dansa kalktı.
Sonra dakikalar içinde diyer çiftlerde eşlik etmeye başladı. Bir süre Ömer konuşmaya başladı.
" Dışarıya çıkmıyacaksak. O zaman dans etmemizde bir sorun yok." dedikten sonra benden bir kaç adım uzaklaştı.
" Benimle dans edermisin?" diye sordu kibarca.
" Olur" dedim tek kelimeyle. Başka bir şey demeden
Ellimden tutup yürümeye başladık. Kalabalığı sıyırıp. Dans edeceğimiz bir yer bulduk.
Ellini belime koydun bende ellimi boynuna koydum. Şarkıya uygun bir şekilde dans etmeye başladık.
Yüzümü boynuna gömdüm. Gözlerimi sımsıkı yumdum. Sonra aklıma gelen Bi şeyle başımı kaldırıp yüzüne baktım.
" Masada kimle mesajlaşıyordun" dedim.
" Ablamla" dedi hiç tereddüt etmeden.
" Niye sordun." dediğinde kıskandığımı ima ediyordu. Haklıydı kıskanmıştım ama bunu bilmesine gerek yoktu şimdilik
" Sadece öylesine sordum" dedim düz bir ses tonuyla.
" Serkan ile aranız ne kadar iyi" dediğinde gülmemek için kendimi zor tutuyorum.
" Çok iyidir neden sordun" dediğimde bakışlarımı bir saniye bile gözlerinden ayırmıyorum.
" Fazla samimiydiniz ondan sordum" dedi bakışlarını benden kaçırken.
" Serkan çok çapkındır fakat biz onunla kardeş gibi büyüdük." dediğimde Bakışlarım hala yüzünde tepkisini merak ediyorum.
Bakışlarım tekrar yüzümü buldu.
" Buna sevindim." dedinde gülümsedim.
" Kıskandın mı sen?" dedim inkar edeceğini düşünerek öylesine sordum.
" Evet hemde çok. Ve sanırım bu ilk değil " dediğinde kulağıma eğilip fısıltıyla söylemişti.
Bu kalbimin yerinden çıkmadı için bir sebepti
" Bilerek mi? Yapıyorsun sen? Dedim. Sonra devam ettim.
" Kalbim artmaz bir daha böyle konuşmaya devam edersen. " dedim heyecanımın sesime karışmasına izin vererek.
" Nasıl konuşarak " dedi nefesi saçlarımın arasından boynuma çarparken." Seninle başka türlü konuşamam ki zaten" diye devam etti.
Çok güzel cümleler sıralıyordu. İçim eriyor sözleri beni benden alıyor.
Daha önce hiç bu kadar aklım başımdan gitmemişti.
Ben daha önce hiç bu kadar aşık olmadım. Kokusunu bile özlüyorum yanımdayken.
Tekrar sarılıp kısık sesle
" Seni seviyorum" dedim. İçimdeki heyecanı saklıyamıyarak. Beni daha sıkı sarmaya başladı. Saçlarımı öptü.
" Bende seni seviyorum Herşeyim" dedi. Başımı koyduğum gögsünde huzur bulurken gülümsedim kendi kendime.
Çok garipti aylar önce sadece iki yabancıyken... Her şey çok garip bir şekilde devam ediyor.
Kader yazıyor her şeyi bize yaşamak düşüyor.
Bazen mutlu bazen boyun eğiyoruz. Çoğu zaman ise isyan ediyoruz kadere.
Kader bu sefer karşıma çok başka bir adam çıkardı. Beni ona mahküm etti.
Acılardan ise azat etti.
Acıyan her yerim şimdi huzura kavuştu.
Bazı acılar ileşmez onlar sevginin olduğu yeri terk eder. Bazıları kanatlanıp bir kelebek olur içinden.
Sürgün yedim acılardan ilk kez. Mutlulukta yediğim sürgünlere veda etti yüreğim.
Acılara elvada demiştim sonunda. Mutluluk açmıştı küf tutmuş kalbimin
Kapılarını. Burada sadece acılar var dedi ama sen merak etme
Ben seni acılardan kurtaracam. Sana sevgiyide beraberinde getirdim. Dedi. Çünkü bilirdim ki sevgi bir çok yarayı sarar.
Bana Herşeyim diyen bir adamıda beraberinde getirdi.
Zamanın rüzgarına bıraktım kendimi. Kaderin ellerine kaldım. Sevginin içine düştüm.
Bu kaldım yeri çok sevdim. Aşkın yuva yaptığı bir yer oldu kalbim. Kuşlar uçmaya başladı. Acının külleri savruldu etrafa. Etrafımda beni saran kara bulutlar yok oldu. Çiçekler açtı kalbim. Ruhuma bahar geldi sevgilim...
Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım.
Tam ağzımı açıp konuşacaktım ki. Pelin 'in adımı söylemesi ile dönüp ona baktım.
" Deniz biraz gelir misin?" dediğinde oldukça gergin görünüyordu. Yüzünde ki ifadeden de anlaşılıyor ki.
" Tamam gelirim" dedim. Ve Ömer' e döndüm.
" Birazdan gelirim" dediğimde beni başı ile onayladı.
Pelin önümde ben onun arkasında yürümeye başladık. Artık aylardır devam eden bu saçma imalarına bir son verecekti.
Bunun için oldukça mutluyum. Ama bir yanımda oldukça korkuyor. Sanki çok kötü bir şey olacak gibi. Her şey alt üst olacak gibi. Çıkışta çıkıp dışarıya gittik artık.
" Neler olacak anlatacakmısın artık?" dediğimde durup yüzüme baktı korkuyla.
" Bak sana bu anlatacaklarımdan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Bunun için üzgünüm. Ama daha fazla tutamıyacam içimde"
BÖLÜM SONU
Bölümle ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum
Final önceki son bölümdü nasıldı
Pelin Deniz 'e ne söyliyecek?
Final bölümünde neler olacak
Nasıl bir Final bekliyorsunuz?
Kötü mü?
İyi mi?
Umarım beğenirsiniz bölümü
Finalde görüşürüz
Bir aksilik çıkmazsa bu hafta içinde Final bölümünde gelmiş olacak.
Seviliyorsunuz 💜