İçeriğe geç

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 25 · 31 dk okuma

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 25

23. Bölüm " Riyakar Sözler Meyus Duygular "

Evet uzun bir aradan sonra tekrar buradayız

Güzel bir bölümle geldim.

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin

Seviliyorsunuz canlarım ❤️❤️

23. Bölüm Riyakar Sözler Meyus Duygular

Bölüm şarkılarımız

Ziynet Sali - Yaralım

Sezen Aksu - Bir Çocuk Sevdim



Duyguların sessizliği, kelimelerin acısı saplandı yüreğime.

Kırıklar kanattı her zeremi. Boğazımda dizili kelimeler koca bir yumru boğazımda,her yutkunuşumda acı oldu içime...

Keşkeler içimi delip geçti.

Riyakar sözleri var. Beni Meyus duygulara esir ediyor o adam.

Duygular fevan içimde. Sözler sesiz bir nini.

Kimi vurduğunu bilmezsin taki yarasını seninle aynı yerde olduğunu bildiğinde... Sonra o yaraya birde sen açmışsın bir yara. Ve en çok senin açtığın yaranın izi sızlıyordur. İşte aynen sen böyleydin Ömer...

Acılar esir etmişti beni küçük bir çocuk gibi savunmasız kalmıştım.

Ben duygularıma yenildim. Ve onu çok sevdim. Mantığım beni çoktan bırakıp gitti. Beni Meyus duygulara bırakıp gitti.

Başımı yastığa koymuş bilmem kaç saattir öylece uzanıyor,kendi odamda kendi yatağımdayım.

Dün gece olanları düşünüp duruyorum.

Sabaha kadar kapının arkasında oturup sabahlamıştım. Ömer 'de gece yarısı saat kaç bilmiyor bakmamıştım. Dış kapının kapanma sesini duymduğumda onun gittiğini anlamıştım.

Bende onun gidişini ardında kalkmak yerine. Öylesece oturmayı seçmiştim. Sabahın ilk ışıklarında bütün kıyafetlerimi toplayıp apar topar çıkıp geldim. Bir hoşçakal bile demeden.

Çünkü Tuğçe ablanın bundan haberi vardı.

Benim Ömer 'den koşe bucak kaçtığımın farkındaydı. Bunu nasıl kabul etmişti.

Onunla uzun bir süre konuşmak istemiyorum. Telefonlarına cevap vermiyecem.

Ona karşı koyduğum bütün duvarları yıkmak istercesine öpmüştü dudaklarımı. İçimde ki nefret duygusunu tarumar edercesine.

Ama onun sözleri riyakar diyor aklım. Seni yakacak... Derin bir izde sızlayacak yüreğin diyor.

Senin ellinde karanlığın izleri var. Her solukta içine saplanacak diyor aydınlıklar...

Seni vuracak yalancı bakışlar. Hiç bir duygu barındırmayan bir yürekte, külle döneceksin...

Sonra içinde onun için atan bu yürek tuzla buz olacak.

Ruhun sesiz bir yangından küller dönecek. Sevgi dediğin duygu bırakacak izini yüreğinin en kuytusunda. Teselliler unutursun adını dilimden...

Karanlıklarda kalsın yüreğim ama yalancı bir sevginin ateşinde yok olmasın.

Kellimeler sussun acılar sesiz kalsın sahnede sadece duygular ve mutluluk olsun. Perdeyi sevgi aralasın. Sahnede sadece aşk kalsın bir tek aşk.

Ama acılar hep köşeden çıkıp başrol oluyor. O yazıyor ben yaşıyorum. Perde kapandığında geriye sadece koca bir hüzün kalıyor.

Bir gün acılara veda etmek isterdim gönlümde onları sessizce kovmak isterdim. Sonra kaderimi kendim yazmak isterdim.

Ama elime kalemi verseler geleceğini sen yaz deseler bile, ben bütün sayfaları senin adınla tüketirdim sevgilim. Benim bütün geleceğim sensin bunu çok geç de olsa anladım.

Ama sen yaralı bir adamsın ben paramparça bir kadın. Sonu nereye varır bilmem. Bir sonu varmıdır onu bile bilmiyorum.

Eğer yine karşıma çıkıp beni paramparça edersen sözlerinle seni bir daha asla affetmem yeminle..

Yatağımdan kalkıp, yorganı üstümden çektim. Ayağımı yataktan sarkıtıp indim. Sarsak adımlarla banyoya girdim. İlk işim musluğu açıp soğuk suyla yüzümü bir kaç kere su yıkamak oldu. Sonra suyu kapatttıp. Aynadan kendime baktım. Oldukça yorgun görünüyordum.

Kenarda asılı duran havlu ile yüzümü kuruladıkta sonra. Tarağı alıp saçlarımı taramaya başladım. Gelişi güzel bir şekilde taradıktan sonra. At kuyruğu yaptım hala tam uzamadıkları için kenarlardan bir kaç tutam çıktı ama umursamadan çıktım. Odama geldiğimde. Makyaj masamın yanına geldim. Bakım kremimi sürdükten sonra. Kapatıcı ile göz altlarım kapattıktan sonra aynanın karşısına çıktım.

Ağır adımlarla pencerenin önüne geldim. Dışarıya baktığımda yağmur yağıyordu. Tek tek pencerenin camına vurmasını izledim. Yağan yağmuru seyretmeye başladım. Ellerimi göğsümün altında birleştirmiş, başımıda pencere camına yaslamış, boş gözlerle yağan yağmura bakıyorum.

Beni böyle sırılsıklam edecek kadar yürümek istiyorum altında. Fakat bunun hiç iyi bir olmadığını düşünüp vazgeçtim.

Şüan sadece herkesten uzak bir yerde tek başıma kafa dinlemek istiyorum.

Bir süre sonra artık sıkıldığımı fark edip. Pencerenin önünde ayrıldım. Ağır adımlarla kapıya vardım. Kulpu çevirip kapıyı açtım. Dışarıya çıktığımda merdivenlerden birer birer inip salona geçtim. Hiç beklemeden benim için hazırlanan yemek masasına geçip oturdum. Annem ve babam yoktu her zaman ki gibi şirketeler.

Yalnız kalmaya alışkınım. Bu beni pek etkilemedi.

Ellinde salata tabağıyla salonun girişinde Buse belirdi hızlı adımlarla masaya vardı. Ellinde ki tabağı bıraktıktan sonra tam gidecekken. Onu durdurdum.

" Buse bu gün kahvaltımda bana eşlik edermisin?" dedim aslında biriyle konuşup kafamdakilerden kaçmak istiyorum. En iyi seçenek de Buse.

Sorduğum soruya şaşırdı. Kararsız kalmış gibi yüzüme baktı.

" İtiraz kabul etmiyorum. Haydi tabağını alıp gel" dedim onun konuşmasına fırsat vermeden.

Benim dediğim bi şey ona göre emirdir. Fakat ben insanlara emir vermek istemiyorum. Bundan hiç hoşlanmıyorum çünkü.

" Peki Deniz hanım" dedikten sonra salonndan çıktı. Aslında benden sadece bir yaş küçüktü.

Onunla konuşmak bana iyi geliyor. Fakat o beni sürekli hanımı olarak görüyor. Ben ise onu arkadaşım.

Bir süre sonra ellinde tabağı ile döndü.

Bi şey söylemeden sessizce oturdu sandalyelerden birine.

Annem ve babam çoğu zaman olmazlardı ve ben burada kahvaltı yaptığım zamanlarda Buse'yi davet ederdim.

" Seninle konuşamadık hiç nasılsın" dedim. Bakışlarımı ona çevirirken

" İyiyim siz nasılsınız" dedi kibar ses tonuyla o her zaman kibar biriydi. Ve bana hanım demekte ısrarcı.

Benim sormam onun cevaplamasıyla biraz sohbet ettik. Biraz da olsa aklım dağılmıştı.

Kahvaltı bittikten sonra odama geri dönmüştüm.

Yatağa attım kendimi.

Sonra birden aklıma bir fikir geldi.

Tabi ya uzun bir süredir de girmiyordum.

Benim nişantaşında ki evime gidip biraz yalnız kafamı dağıtmalıyım. Gerçi en son gittiğimde yan komşu ile kavga etmiştik. Kadın bildiğin çatlak. Aman umrumda değil. Doğrusu o zaman Pelin yüzündendi. Evin içinde Bangır bangır şarkı söylerse kadın tabi çıldırır dedim o gün gelince aklıma yüzüme kocaman bir gülümseme feyda oldu.

Komodinde duran telefonuma uzanıp aldım. Ekran kilidini açtıktan sonra annemin numarasını çevirdim. Bir kaç saniye sonra telefonu açtı.

" Alo anne"

" Efendim bebeğim bi şey yok dimi" dediğinde sesinde endişe vardı.

" Hayır anne nişantaşın da ki eve gidecem bir iki gece kalacam haber vermek için aradım." dediğinde annemin cevabını merakla beklemeye başladım.

" Ha birde sadece iki gece. Hayır desem de değişen bir şey olmayacaktı. Senin keçi inadın beni ikna ederdi" dedinde gülümsedim.

" Ha birde o telefon açık olacak. Aradığımda ulaşılacak."

" Tamam annecim seni seviyorum"

" Bende seni"

dedikten sonra telefonu kapattım. Oturduğum yatağımdan kalkıp kıyafet dolabımda yürüdüm. Orada kıyafetlerim vardı zaten. Üstüme kısa siyah deri mini eteğimi giyindim. Beyaz önü v yaka kazağımı giyinip, askıda duran ceketimi ve Çantamıda aldıktan sonra. Odadan çıktım. Merdivenleri birer birer inip koridora vardım. Ayakabılıkta duran ayakkabılarımı giydikten sonra Evden çıktım. Taşlı yolu geçtim avlunun ortasında duran arabamı açıp bindim.

Arabayı çalıştırıp, evden uzaklaştım. Sokakları geçip rezidansın önünde durdum.

Arabayı park ettim. Ve asansörle 12 numaralı daire geldim. Kapıyı açıp içeriye girdim. Kolumda tutuğum ceketimi vestiyere astıktan sonra salona geçtim.

Çantamı koltuklardan birine atıp, banyoya yürüdüm. Ilık suyla bir duş almak iyi gelecektir.

Koridorun sonunda sol tarafta ki odama girdim.

Ağır adımlarla kıyafet dolabına yürüdüm. Yanına vardığımda. Kulpundan çekip açtım. Biraz göz attıktan sonra bir kot pantolonumu ve üstüne beyaz bir tişört çıkardıktan sonra dolabı tekrar kapatım. kıyafetlerimi yatağın üstüne attıktan sonra. Banyoya yürüdüm. Kapıyı açıp içeriye girdim. Suyu açtıktan sonra, üstümde ki kıyafetleri çıkardım. Ve küvete girdim. Ilık suyun altında gözlerimi kapatıp düşüncelerden arınmaya çalıştım bi kaç saniye.

Hiç bi şey olmamış gibi.

Ömer beni hiç öpmemiş gibi... Şimdi ondan kurtulmam daha zor.

Gözlerimi her kapattığımda dudaklarımda ki izi yüreğim sızlatıyor.

Gözlerimi açıp. Toparladım. Saçlarıma şampuan döktüm. İşim bittikten sonra. Banyodan çıktım. Beyaz bornozumu giydikten sonra. Banyodan çıkıp odama geçtim. Vücudumu kurulduktan sonra, Yatağa bıraktığım kıyafetlerimi üstüme giyindim. Havluyu tekrar saçlarıma sardıktan sonra, odadan çıktım. Ev sıcaktı saçlarım kendiliğinden kurur diyerek karışmadım.

Mutfağa geçip bir şeyler atıştırıp

Salona geçtim o sırada kapı çaldı.

Saat sekiz buçukta bu saate kim gelebilir ki.

Annem ve babam olamaz. Çünkü onlara yalnız kalmak istediğim söylemiştim.

Muhtemelen Pelin 'dir gelen diyerek kapıya yürüdüm.

Bir kaç adım sonra kapıya vardım. Kapı merceğinden baktığımda. Oldum yerde kala kaldım gelen Ömer' di. Onunla şüan konuşmak istemiyorum. Kapının arkasında yaslanıp durdum.

Beni nereden bulmuştu." Beni takip mi ediyor?"

Bu da soru muydu tabi takip ediyor. Yoksa nereden bulsun senin nişantaşında ki evini Deniz.

Belki bi özür dileyecek. İçimde ki duyguları tuzla buz edecekti. Belki evde olmadığımı anlar ve geri dönerdi. Bu iyi fikir diyerek kapının arkasına yaslanmaya devam ettim.

" Deniz şü kapıyı aç içerdesin. Biliyorum." dedi oldukça yorgun bir ses tonuyla. Saçları dağılmış

Oldukça yorgun görünüyor.

" Açmıyacam. Ve sende şimdi gideceksin buradan." dedim. Kaba bir ses tonuyla.

Nefes alış verişlerini duyabiliyorum. Bana çok yakın ama bi o kadar uzak. Şimdi kapıyı açacam ve benden özür dileyecek. Yaptığının hata olduğunu söyleyecek. Bu sözleri beni öldürecek.

Bunları duymaya hazır değilim.

Bu kapıyı açamam. Beni daha fazla paramparça etmesine izin veremem.

" Seninle konuşmadan gitmiyecem. İstersen herkesi buraya toplayalım ne dersin."

Dediğinde kaşlarımı çatarak, kapıya baktım. Sanki beni görecek de.

" Böyle bir şey yapmıyacaksın. Seni görmek istemiyorum" dedim öfke dolu bir sesle. Kısık konuşuyordum. Çünkü karşı dairede çatlak bi teyze var o duyarsa on saat onun çenesi ile uğraşma.

" Ama ben seni görmek istiyorum." Ve dediğinde çok ciddiyim. Yüz ifadesi de aynı şeyi diyor. Mercekten bakmayı bıraktım. Pekala kapıyı açacaktım başka çaresi yok. Yoksa benim için kötü olur. Kapıyı yavaşca açıp kenara çekildim.

Yüzüne bakmıyorum . Utanıyorum. Gözlerim başka bir şeyle oyalanırken. Ömer ' den hiç ses gelmeyince eski Deniz olma kararı aldım. Hiç bi şey olmamış gibi umursamazca yüzüne baktığımda onun bakışları saçlarımda ki havludaydı. Yüzünde garip bir ifade vardı.

Yutkunup bana baktı.

" Müsait miydin?" bu sorusuyla. Ona inanmıyayak baktım. Az önce kapıyı açmıyana kadar giytmiyecem diyen adam bu adam değilmiş gibi.

" Olmasam içeriye gelmiyeceksin. Sende ayrı tuhafsın. Seni çözemedim daha. Geç içeriye ne diyeceksen de sonra da gitt." dedim ciddi bir ses tonuyla. Gözlerinin içine uzun uzun bakamıyorum. Ama dağılmıştı. Yorgundu...

Kapıyı aralık bırakıp içeriye girdim.

Onunda peşimden geldiği ayak seslerinden anladım. Salona geçtim. Berjerlerden birine oturdum. Tırnaklarımı hırkamı uçlarına batırıp çekiştiriyorum.

Oda gelip karşımda ki koltuğa oturdu. Bu Deniz ben değildim. O herkese en çokta Ömer 'e meydan okuyan o kız değildi...

Bakışlarımı yerden kaldırıp Ömer' e döndüm.

Gözüme çarpan şey elinde ki kesikti.

" Ellin kanıyor. Ne yaptın?" dedim içimde tutamadım endişe duygumla.

Bakışlarını yüzümü buldu. Alayla kıvrıldı dudakları.

" Benim için çok mu endişelendin" dedi gülümseyerek. Ellinde ki kesik umurunda değildi.

Benim bu kadar endişelenmem saçmaydı belki.

Ama ona bi zarar geldiğini gördüğümde içim açıyor.

" Senin için neden endişeleneyim ki? Ben koltuğuma kan dökülmesin diye dedim. Sen istersen öl banane" dedim öfke dolu bir sesle. Aslında dediklerim külliyen yalandı. Onun için endişeleniyordum. Onunda benim ellimi sardığı gibi bende onun ellini sarmak istiyorum.

Ama bu dediklerim onu sadece güldürdü. Oturduğu yerde daha da yayıldı.

Ayağa kalkıp. İlk Yardım malzemesinin olduğu dolaba yürüdüm. Malzemeleri aldıktan sonra en zor şeyi yapmam gerekiyordu, onun yüzüne bakmam gerekiyor hiç bir şey olmamış gibi.

Yüzüme vurdum duymaz ifademi takındıktan sonra hızla yanına vardım. Aslında peçete sarmıştı. Diyer eliyle saçlarını karıştırıyor. Muhtemelen dün gece hiç yatmamış. Benim gibi. Yanında ki boşluğa oturup

, malzemeleri önümde ki masaya dizdim. Tentürdiyotla temizleyip sargı bezi ile sarmamız gerekiyor.

" Uzat elini haydi" ifadesiz bir ses tonuyla konuşmaya çalışıyorum. Bakışlarımı yüzüne çıkardım.

Yüzüne baktığımda, hiç bir ifade yoktu. Gözlerinde hiç bir duygunun izi yoktu. Boş gözlerle yüzüme bakıyor.

" Buna gerek yok. İyileşir zamanla boş ver" dedi umursamazca sonra ellini cebine koydu.

Bi şeyler arıyor gibiydi. Tabi ki de sigara paketini elli kanıyor onun derdi hala sigara ya

" Zamanla değil şimdi iyileşsin diyorum bende" dedim sinirle.

Yüzüme uzun uzun baktıktan sonra. Dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

" Sen hiç kanadı kırılmış bir kelebeğin yaşadığını gördün mü? Bazı şeyler de böyledir." dedi hüzün dolu bir sesle tonuyla. Sonra devam etti. "İyileşmezler sadece vakit kaybı" son sözlerini öylesine söylememişti. İçinde yogun bir acı vardı sözlerinde.

" Sen hiç sarmaya çalışmadın ki o kelebeğin kanadını. Zaten kısa ömrü var diye ölüme mahkum ettin. Belki yara bandı iyikeştirirdi yarasını onun. Belki bazı yaraların ilacı vardır. "

Dedim. Kısık ama duygu dolu bir sesle. Vakit kaybı dediği şeye çok içlenmiştim. Neden öyle demişti o kadar çok mu yorgundu?

Konuşmadı kanayan ellini bana uzattı. Başınıda koltuğa yaslayıp karşıya bakmaya başladı. Bu ellimi sarabilirsin demekti.

Bana uzattığı ellini tutup, kesiğe baktım. Fazla derin değildi. Ellini tentürdiyotla temizleyip. Sargı bezi ile sarmaya başladım. Ömer baktığı boş duvardan dönüp, bana baktı. Ona bakmasan bile bunu hissedebiliyorum. Sonra eliyle başımda ki havluyu çıkardı. Başımı kaldırıp yüzüne ne yapıyorsun der gibi baktığımda, hiç bi şey söylemedi. Eliyle saçlarımı okşamaya başladı. Ona bunu yapma demeye güçüm yetmiyor. Bana yaklaşıp, yüzünü saçlarımın gömdü. Derin bir soluk aldığında beni soluksuz bıraktı. Bende hiç bir şey söylemedim. Kokusuna teslim ettim kendimi.

" İlkbaharı getiren çiçek gibi kokuyorsun. Kışın ayazında çıkıp, güneşi getiren çiçek gibi." dedi sesi boğuk çıkmıştı. Ama huzun vardı sesinde. Kırgınlık vardı. Onu bi şeyler dağıtmıştı. Teselliyi bende buluyor. Bende acılarımı ondan dindiriyorum.

Aklım devreye girdiğinde ise. Dudaklarımdan bu sözcükler ev döküldü

" Bunu neden yapıyorsun? Bi kaç gün sonra yine çekip gideceksin. Bu sözlerin unutulup gidecek senin tarafından. Ama benim içimi yakacak. Neden bunu bana yapıyorsun?" dedim. Kısık ve boguk bir sesle tonuyla. Sanki dokunsalar ağlarım gibi. Ona değil daha çok kendimeydi bu sözlerim seni bırakıp çekip gidecek bir adamın neden seninle kalmasına izin veriyorsun? Neden kendine bunu yapıyorsun?

" O Bi kere oldu. Bi daha olmaz. Öyle yapmak zorundaydım. Bende kurtulman gerekiyordu.

Seni başka bir acının içine çekemezdim. " dediğinde yüzü hala saçlarımın içinde olduğu için sesi boğuktu. Sesinde ki hüzün nedendi peki?

" Peki bana bi açıklama yap. Seni anlamam için bana, anlatman lazım. "Dediğimde bi kaç saniye sesiz kaldı. Sonra nefesi saç diplerime kadar gelip içimi titretti.

" Çünkü katil olacaktım. Ben birini öldürüp hapse düştüğümde, için birde bana acımasın diye. Seni çok incitmiş hayat... Bir de ben kırmıyayım dedim." dedi. Tek nefeste. Bakışlarım anında yüzünü buldu.

Duydum şeyin doğru olup olmadığını anlamam bi kaç dakikamı aldı. Gözlerini içine baktım acı çekiyordu. Zar zor konuşmaya başladım.

" Kimi öldürecektin "dedim tereddüt ve korku dolu bir sesle tonuyla. Ömer birini öldürecek biri değildi

Ben onu öyle tanımadım. Bakışlarımda saf acı vardı yüzüne baktığımda. Kalbim ağzımdaydı. Diyeceği tek bir söz beni öldürebilirdi

" Bak Deniz Sana her şeyi baştan anlatacam. " dediğinde sol elli ile yanağımı okşuyordu . Sanki ondan korkmama ister gibiydi. Bakışlarında korku vardı. Benim ondan korkmamdan korkuyordu.

" Neyi anlatacaksın" dedim. Düz bir ses tonuyla. Bakışlarımda hala hayret

Ediyormuş gibi bir ifade vardı.

Bakışlarım yüzündeydi sabit bir şekilde . Belkide ondan korkmam gerekiyordu. Hayır bu yanlış bir düşünce. Onu dinlemeliyim.

Beni kendine çekip başımı göğsüne yasladı. Sonra derin bir nefes aldıktan sonra anlatmaya başladı.

"Yıllar önceydi lise sondaydım" diye başladı konuşmasına sesinde eski acının izleri saklıydı sanki. Bana neden anlatıyordu bunları bilmiyorum. Fakat sesimi çıkarmadan dinlemeye başladım. Bir yanda da onun kıştan sonra baharı getiren kokusunu doya doya içime çektim. Sonra devam etti.

" Aynı mahallede aynı okullara gittik onunla" dediğinde kimden bahsettiğini anlamıştım. O çok sevdiği ölmüş sevgilisinden bahsediyordu.

Sesinde ki hüzünden bundan olmalı.

" Onu çok seviyordum. Her şeyden çok... " dediğinde duraksadı. Derin bir soluk çekti. Sanki ne diyeceğini bilmez gibi durdu.

Toparlıyamıyor gibiydi. Sesinde darmadağılmışlık beni öldürüyordu.

" Onsuz nefes alamam imkansızdı o zamanlar."

Dediğinde durdum ve hikayenin devamını dinlemeye başladım. Yarım kalmış darmadağın bir hikaye. Başı belli sonu hüsran.

"O bana verilmiş en büyük hediyeydi. Günlerim ayrı geçmezdi. Her gün okula onu görmek için giderdim." durdu. İşte buradan sonrası acı kokan bir geçmişi andırıyor. Bende konuşmasan dinlemeye devam ettim. Hikayenin sonunu dinlemeye başladım.

" Okulun son günü. Eğer birbirimizi göremiyecek olursak diye, ona bi yüzük aldım. Aslında evlenmek için değil. Bir söz olması içindi. Heyecanla onunla her zaman buluştuğumuz yere doğru yürümeye başladım. Elimde ki yüzük kutusuyla. Çok mutluydum. " dediğinde sesinde acı çekiyor gibi bir hali vardı. Bellime koyduğu ellinini sıktı.

Ve konuşmaya devam etti.

" Onu yerde boylu boyunca kanlar içinde gördüm.

Koşarak yanına gittim. Eğilip kucağıma aldım. Hızla hastaneye götürdüm onun ölme ihtimali yoktu benim gözümde"

Dediğinde benimde boğazıma acı bir yumru oturdu. Onun acı çekmesi beni de dağıttı. Sanki o günü tekrar yaşıyormuş gibi gerildi.

Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne bakamıyorum ama şüan çok kötü bir durumda olduğu tahmin edebiliyorum. Bir kaç saniye sonra devam etti. Hüzün kokan hikayesine

" Saatlerce öylece hastanenin boş duvarlarını izledim. Yerde diz çökmüş bir şekilde. Ağlıyamıyordum. Onu oradan alıp gidecektim ve biz çok mutlu olacaktık.

Sonra doktor geldi. Ve onun öldüğünü söyledi."

Dediğinde derin bir nefes aldı.

Çok sevmişti ve ölmüştü. Bu çok acı bir durum.

Kalbinde hala ölmüş bir kadının sevgisini taşıyordu. İçimde geçirdim kimse beni böyle sevmemişti. Ben hiç bir zaman bu kadar çok sevilmemiştim. Ben sadece kırılıp paramparça olmuştum. Kader bana sadece hüzün yazmıştı.

" Onu toprağa verdiler. Bende alıp toprağa vermişlerdi. Aylarca bir ölü gibi yaşadım. Mezarında sabahladım bilmem kaç gece. O zaman başladım sigara içmeye. İçimde dinmek bilmez bir kor vardı. Ne yapsam geçmedi bir türlü. Aylar öyle geçti. Acıdan başka bir şey bilmez oldum.

Sonra üniversite için İstanbul'a geldim. O şehirden uzaklaşmalıydım bana iyi gelecektir. Öyle düşündüm. " duraksadı sonra tekrar devam etti.

" Öylede oldu. Sadece derslere çalışıyor başka bir şey düşünemez olmuştum. Bir gün yolda kafam dağılsın diye saatlerce yürürken mezarlıklara denk geldim. O gün içimde tekrar bir ateş yandı. İçini girip, yürümeye başladım. İçine doğru. Bir kız bir mezarın başında hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ama nasıl ağlıyor. Sonra durup dinledim. "

dediğinde durdu ve sanki diyeceği şeyden tereddüt eder gibi bir hali vardı.

" Ablasınn mezarıydı. Ona nasıl ihtiyacı olduğunu anlatıyordu. Onu çok sevdiğini. Onsuz nasıl paramparça olduğunu. Durdum ve bu hikaye beni anlatıyordu. O kızda kendimi buldum. Sonra günlerce o mezarlığa geldim. O kızı takip ettim.Bana garip bir şekilde iyi hissetiriyordu. Aynı acıyı paylaşmıştık iki yıl boyunca her gün orada olurdu. Bende onu dinler huzur bulurdum kelimelerinden. Ablası yanındaymış gibi konuşur sohbet ederdi. Ondan güç aldım ben. Karşısına çıkmaya cesaret edemedim hiç. Çünkü o benden daha umutlu bakıyordu hayata " dediğinde başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım. Bu hikaye bana çok tanıdık geliyordu. Şaşkın şaşkın yüzüne bakmaya devam ederken...

" O kız... O sendin Deniz. " dedi Ömer. Nasıl yani beni çok önceden tanıyormuydum?Ve ben bunu nasıl olurda hiç hissetmedim ki. Kafam iyice karışmıştı. Yüzüne şok olmuş gibi bakmaya başladım. Kendi kendime konuşmaya başladım beni iki yıldır tanıyordu. Belki daha fazla.

" Beni ne zamandan beridir tanıyorsun?" dedim tereddütler. Bakışlarımı yüzünde tuttum. Oda bakışlarını yüzüme çıkarıp kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

" Üç sene olacak. Ama sen sadece bir kaç aydır tanıyorsun beni." dediğinde aklım almıyordu.

" Benim hakkımda ne kadar şey biliyorsun mesela? " dedim hala inanmış değildim ama dedikleri doğruydu. Yalan da söylecek biri değildi zaten.

"Mesela o şerefsiz için amma göz yaşı döktün. Hiç deymezdi. Seni öyle ağlattığın için kafasını yüzünü dağıtmak istedim çoğu sefer"

Dediğinde Konuşması yarı alay yarı ciddiydi.

Yüzüme baktığında. Ben şaşkın şaşkın yüzüne bakmaya devam ediyorum.

" O kadar hakkimsin hayatıma yani. Beni gizlice dinlemen hiç hoş bir davranış değil. " dedim ciddiyetle çünkü kesinlikle çok haklıydı. Beni dinlemişti. Eliyle saçını karıştırdıktan sonra yüzüme tekrar baktı.

" Yaptığım şeyi savunmuyorum zaten. Fakat o zamanlar sende başka kimse yoktu bana iyi gelecek" bu sözlerinden sonra başka bir şey söylemedim.

Alnını alnıma yaslayıp sessizce konuşmaya başladı.

" Sen çok güçlü bir kadındın. Ablanla konuşmalarının çoğunu duydum. Sana Hayran kalmıştım. Sende beni huzura kovuşturan bi şeyler vardı. Adını bilmiyordum. Bir gün dayanamadım ve orada ki nöbetçiye sordum.

Adının Deniz olduğunu ve buraya neredeyse her gün ugradığını söyledinde çok sevinmiştim.

Seni her gün görmek beni mutlu etmişti.

Seninle arkadaş olmak istedim çoğu zaman ama bir türlü konuşmaya cesaret edemedim. hiç görmeyeyi göze alamadım diyelim " dediğinde sonunda dilimde ki o düğüm çözülmüştü

Titrek bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladım.

" Peki neden beni gördüğünde tanımamazlıktan geldin. Ve benden nefret ettiğini düşündüm. " dedim aklım almıyordu. Ömer beni tanıyordu hemde çok eskiden.

" Bakma öyle davrandığım seni ilk gördümde beynimin bana oynadığı bir oyun sandım. Çünkü ben seni bırakıp gelmiştim çoktan. Bu imkansız diyordum. Ben seni orada bırakıp gelmiştim buraya geri dönmen imkansızdı"

" Bana kaba davrandın hemde çok. Bence dediğin gibi olmadı." dedim ifadesiz bir ses tonuyla. Çünkü kaba bir adamdı kesinlikle. Bende o kadar etkilenmiş gibi değildi.

" Şaşkındım ne dediğimi bilmiyorum ki. Koşarak bu olayı Mustafa' ya anlatım. Seni bir tek o biliyor çünkü " sonra sesiz kaldı.

Aklım almıyor bu olan bitteni. Biri bunları anlatsaydı inanmazdım.

" 2018 yılının Ağustos 2 'de mezarlığa geldiğin günü hatırlıyormusun? Üstünde beyaz bir elbise vardı ve sana çok yakışmıştı. " dedinde dönüp ona baktım. Bu kadarını da hatırlıyor olamazdı.

Sadece şü sözler döküldü dudaklarımdan. Bu sorunun cevabını çok merak ediyordum.

" Senin için neden bu kadar değerli olduğumu hala anlamadım. "

" Sen ağrıyan yerlerimi dindiren bir ağır kesiciydin." dediğinde gözlerinin içinde göz pınarında acının izleri saklıydı. Sonra devam etti.

"Buraya döndüğümde tekrar onun mezarına gitmeye başladım. Çünkü kalbim tekrar kanamaya başlamıştı. Ve onu öldüren o şerefsizi öldürmeye yemin ettim." dediğinde sesinde koyu bir nefret ve öfke vardı. Sıktığı yumruğundan anlaşılıyordu.

" Peki onu öldüren kimdi " dediğimde tereddütte kalmıştım. Böyle bir soruyu sormak bana kalmamış gibi geldi.

" Bizim sınıftan bir şerefsizdi takmıştı ona. Onun beni tercih etmesine tahammül edemedi. Çekip vurmuş. Sonrası hapisti zaten. O gün onun çıktığını öğrendim gün seni benden uzak tutmak için söyledim o sözleri... Çünkü Senin yaralarını en çok ben bilirim. Onları kanatmaktan ölüme korkuyorum. Benden uzak kalırsan daha iyi olur diye düşündüm. "

dediğinde alnını alnımdan çekti ama hala bir nefes kadar yakındır birbirimize. Soluğu genzimi yakıyor.

" Peki neden öldürmedin?" dedim gözlerinin içine bakarak. Eğer aklına koymuşsa ve onu caydıran şeyi merak ediyordum.

Bakışlarını kaçırıp. Derin bir soluk çekti. Sonra tekrar bakışları gözlerimi buldu.

" Çünkü onu öldüremiyeceğim bir şeyler söyledi... Sana bu hikayeyi anlatmam bencillik.. " dediğinde bakışlarını kaçırdı.

" Ney söyledi peki" dedim düz bir ses tonuyla. Aslında deli gibi merak ediyorum.

" Onu boş ver zamanı geldiğinde söyleyecem." dediğinde üstüne daha fazla gitmemek için susmayı tercih ettim. Oldukça yorgun görünüyordu zaten. Daha fazla yormaya gerek yok.

O çok sevdiği kadının nasıl elinden uçup gittiğini anlattı. İçi yangınlara doludur şimdi. Zamanı geldiğinde söyleyecekti zaten. Şimdi buna takmaya gerek yoktu.

" Sende özür dilerim seni üzdüğüm her saniye için" dedi. Benden bir cevap beklemeden

Oturduğu koltuktan kalkıp salonun balkonuna yürümeye başladı. Bir kaç saniye sonra kapısını açıp dışarıya çıktı.

Bende bir dakika sonra, oturduğum koltukta oturmayı bırakıp hızlı adımlarla yürüyerek balkon kapısına vardım. Açıp dışarıya çıktığımda Ömer Demir korkuluklar yaslanmış parmaklarının arasında sönmeye yüz tütmüş sigarası var.

Bir kaç adım atıp

Tam önünde durdum. Dağılmış saçlarıyla oldukça yorgun görünüyordu.

Ona yaklaşıp alnını alnıma yasladım. Bu beklemiyor olmalı ki şaşkına yüzüme bakmaya başladı.



" Senin ağrıyan yerlerini iyileştirmek istiyorum." dedikten sonra dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Onun beni öptüğü gibi bende onu öpmeye başladım. Bir kaç saniye öylece durdu, sonra üstünde ki şaşkınlığı atıp bana aynı tutku ile karşılık verdi. Ellini belime sarıp beni kendine bastırdı. İki ellimide boynuna sarıp onun öpmeye devam ettim. Nefessiz kalıncaya kadar hüküm sürdük birbirimizin dudaklarında. Sonra geri çekildi

Alnını alnıma yaslayıp, soluk soluğum konuşmaya başladı.

" Beni yürekten götüreceksin be yosun gözlü Deniz" dediğinde ona sadece gülümsemiştim. Kalbinde bir yerim olması beni nedensizce çok mutlu etmişti. Onun kalbinde bir yere sahip olmak dünyanın en güzel şeyirdi.

Bana önce de böyle hitap etmişti buna takılmıyorum. Ama nedenini merak ediyorum doğrusu. Nedenlere ihtiyacımız yok bizim. Ama yinede o soruyu soracaktım.

" Neden Yosun gözlü Deniz peki" dediğimde Bakışlarım gözlerindeydi.

Düşünür gibi yaptıktan sonra. Çarpık bir gülümseme belirdi yüzünde.

" Yeşil gözlerinden diyorum. Başka bir sebebi yok" dedi. Beni kendine çekip sarıldı. Yüzünü saçlarıma gömüp derin bir soluk çekti. Saçlarıma bir öpücük kondurdu.

Bende göğüsüne sokulup orada dinlemeyi tercih ettim. Başımı boynuna gömüp orada nefes alıyordum. Onun kokusu beni yavaş yavaş tesiri altına almaya başlamıştı yine.

Bir kaç dakika öylece balkonda sarıldıktan sonra, salona geri döndük.

Kaldığımız koltuklara geri oturduk...

Ömer başını dizlerimin koymuş uzanıyor bende siyah yumuşacık saçlarını okşuyorum.

Dizlerimdeydi. Bu uzun zamandır hayalini bile kuramadığım bir gerçek.

Onunla böyle oturmayı bir gün hayal bile edemiyordum ama gerçek oldu.

Ellerimle saçlarını okşuyorum ikimizde sesizdik. Ne konuşuyor nede ben. Saatler geçiyor zaman bana ilk kez huzur vermişti.

Onunla bir ömür böyle kalmayı dinleyebilirdim.

Bilmem ne kadar öyle kaldık o dizlerimde yatıyor bende saçlarını okşuyorum.

" Ömer beni ilk ne zaman gördün. Detaylı dinlemek istiyorum." dedim başımı eğip göz göze gelmemizi sağladım. Sımsıkı yumduğu gözlerinin aralayıp yüzüme baktı. Uykusuzluktan dolayı göz altında mor halkalar oluşmuş.

" Anlattım ya bi daha neyi dinlemek istiyorsun. " dedi düz bir ses tonuyla. Bakışları hala yüzümdeydi.

" Sürekli karşılaştığımızda bilmiş bilmiş konuşmanın sebebi beni tanıman değil mi? Ben seni nasıl fark etmedim ki" dedim aslında bu soruyu ona değilde kendime soruyordum. Ben nasıl fark etmemiştim ki. Birinin beni takip ettiğini bu kadar dağılmışmıydım cidden. Kendimi göremiyecek kadar mı? O şerefsiz ugruna bu kadar mı yıkılmıştım

" Seni senden daha iyi biliyorum. O yüzden bana çok iyi gelmiştin. Seninle konuşmuş gibiydi çoğu zaman. Ben seni tanımıştım. Sen beni bilmesen de. Kırılmıştı kalbim. Hemde paramparça. Sen incitmeden dokunmuştur. Oysa ne garip beni tanımıyordun bile o zaman. "

dediğinde sesinde sadece hüzün vardı. İçimi delip deşen bir acı vardı göz pınarlanırdan. Sonra söyle dedim kendime

Söyle yüreğim daha önce hiç bu kadar güzel yenildin mi kimseye? Yenilmediğini biliyorum işte.

Kalbi yaralım benim...

" Sende tanışmak için ugraşmamışsın ki hiç" dedim sitem eder gibi. Çünkü onu çok önceden tanımak istiyordum. Bunu kaç gece düşledim sayamadım. Onun beni tanıdığı zamanda onu tanımayı çok isterdim.

" Seni o zaman tanımayı çok istedim." dedim içlenerek yüzüne baktığında onunda gözlerini kırpmadan bana baktığını fark ettim.

" Söyleyemedim. Hem beni sapık falan sanırdın" dedi alay ederek. Tebessüm etti.

Bende ona aynı şekilde tebessüm ederek karşılık verdim. Sonra düşünür gibi yaptım.

" Şimdi düşünüyorum da gerçekten de o zaman karşıma çıksaydın sapık var diye bağırırdım kesin" dedim gülerek. Sonra o sahneyi gözümde canlandırdım gerçekten de çok komik olurdu.

O zamanlar çok kötü bir durumdaydım.

Ellerimde karanlık bir geçmiş. Yüreğimde kor ateşin izleri... İhanetin yıkımı.

Geçmişin ağırlık vardı ruhumda. Geleceğe yürümek cam kırıklarına basarak yüremek demekti o zaman. Her yerimde derin kesikler vardı. Bazı yaraların izleri silinmez. Bazıları hala geçmedi...

Oysa o. O zaman da yanımdaymış içimde ki tozlu sayfaların bütün satırlarını biliyormuş...

" Zaten ondan çıkmadım karşına. Bir sonbahar günü gelmiştin mezarlığa, hava yağmurluydu. Gelip oturdun ıslak ve çamurlu betona. Orada tam bir saat oturdun. Giderken seni takip ettim çünkü oldukça geç bir saate gelmiştin mezarlığa. Giderken de güneş batmak üzereydi. Arabanı almamıştın yanına. Yürümeye başladın. Yağmurda " dediğinde o günden çıkıp yüzüne baktım, gülümseyen. Nasıl hatırlıyordu derken o gün arkama yine bir kaç ayaş takılmıştı. Sonra ben koşarak kaçmıştı garip olan şey onlar bir sokak sonra gelmemiştiler. Yoksa bunu Ömer mi yaptı?

" Evet o gün peşime bir grup sarhoş takıldı. Ne garip ki bir sokak sonra kimse gelmediler. Beni sen mi kurtardın?" dedim. Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Bi cevap bekler gibi.

Bakışlarını kaçırdı.

" Evet saatlerce dövdüm. İzmir ' de kileride dövdüm. Sadece seni rahatsız ettikleri için değil. Öyle şerefsizler yüzünde sokaklarda özgürce gezemeyen bütün kadınlar için yaptım bunun için de pişman değilim." dedi öfkeyli bir ses tonuyla . Aslında öfkesi bana değildi onlaraydı. Böyle düşünen bir adamla karşılaşmak beni sevindirdi. Ve bu beni çok garip bir şekilde mutlu etti. Ben aslında yalnız olduğumu düşündüğüm her sokakta Ömer bir nefes uzağımdaydı. Başıma gelen her olayda sadece bir sokak uzağımdaydı.

" O gün beni karanlık diye takip ettin " dedim düşünceli bir ses tonuyla.

Ondan cevap gecikmedi.

" Evet normalde seni evine kadar takip etmezdim asla. Seninle ilgilenmek bana her şeyi unuturuyordu. İçimdeki acı birazda olsa unuturuyordu." dedi ellini kaldırıp sol yanağımı okşamak başladı. Bense sadece öylece yüzüne bakmaya devam ettim.

Bu günün çok garip bir gündü. Sanki bir rüyadayımda. Eğer bu rüyaya daha önce hiç bu kadar güzel bir rüya görmedim.

Ama bunun sadece bir rüya olmasından ölümüne korkuyorum. Sadece bir rüya olmadı beni öldürür.

Bende ellimi saçlarında çekip onun yanağına koydum. Onun yaptığı gibi. Dokunduğum yeri okşamaya başladım. Bir dakika öylece konuşmadan sadece birbirimizi gözlerini içine baktık.

" Oysa ben seni ilk kez İzmir 'e ilk geldiğim gün gördüm . Çarpıştığımız o sokakta." dedim aslında kendi kendime konuşur gibi söylemiştim. Sanırım bunu sesli düşündüm.

" Biliyorum bana bakışından anladım. Beni ilk kez orada gördüğünü. Karşılaştık aslında ama sen çok dalğındın. Ve oldukça da yorgundun. Beni hatırlaman imkansızdı "

dediğinde ona bakıp düşünmeye başladım onu görmedim buna eminim onun gibi bir adamı gördüğümü nasıl hatırlamam ki. Peki yüreğim o kadar mı yorgundu böyle bir adamı fark etmedi.

" Ne zaman karşılaştık. Peki o günü anlatırsan belki hatırlarım " dedim hatırlamak istiyordum. Yüreğime kızıyorum işte onu nasıl hatırlamaz diye.

Başını koyduğu bacağımdan kaldırıp oturdu karşımda.

" Boş ver çok eskidendi zaten. Başımda şapkam vardı." dedikten sonra bana yaklaşıp sarıldı sıkıca. Bende onun güzel kokusunu sığınıp ona sarıldım.

Ellerini belimime sıkıca sarmış bende kollarını boynuna doladım öylece sarılıyoruz. Yüzünü saçlarıma görmüş orada soluklanıyor. Bende başımı boynuna gömmüş. Orada soluklanıyorum. Huzuru birbirimizin solugunda buluyoruz. Bize bizden başka huzur yasaktı.

" Saçlarını kesmen... Beni çok üzmüştü." dedi hüzün kokan bir ses tonuyla. Sonra ekledi.

" Onları sadece değişkli olsun diye kesmediğin için. Onları bir daha üzüntüden kesme olur mu" dediğinde gözlerim dolmuştu. Bağazımdam koça bir yumru oluştu. Yutkunsam bile geçmiyecek... Sadece

" Kesmem" dedim. Titreyen sesimle. Ağlamamak için direniyordum. Ona daha sıkı sarıldım.

Zamanı durdurmak mümkün olsaydı. sana sımsıkı sarıldıgımızda durdururdum demiştim işte sonsuza kadar durdurmak istediğim zaman dilim şimdi. Biz sonsuza kadar böyle kalalım.

Biz çok üzüldük çok kırıldık.

Maddem geçmişi acılara teslim ettik. , geleceği mutluluğa vadedecez bayım.

Dedim. Kendi kendime. Bundan sonra gelecegi yalnızca mutluğa vaad ederdik.

Bende yavaşça ayrılıp yüzüme baktı. Eğilip saçlarımdan öptü. Alnını alnıma yasladı.

Bende iki ellimi yanaklarına koydum.

Yüzüne baktım.

" Seni üzdüğüm her saniye için senden özür dilerim " dedi sözünü yineleyerek sesinde ki hüzün içimi deşti. Ruhumda derin bir iz bıraktı.

Onu bu hüzünden kurtarmak için gülümseyerek yüzüne baktım.

" Bunu bir düşüneyim belki affetmem" dedim gülümseyerek sözümü bitirir bitirmez. Ömer beni kendine çekip öptü. Başka bir şeye dememe fırsat vermemişti.

Üstümde ki şaşkınlığı attıktan sonra bende onu öpmeye başladım. Gözlerimi sımsıkı yumuştum. Bu anın tadını çıkarmak istiyordum çünkü.

Onu öpmek gibi bir hayalim yoktu tabi. Ama bu anı unutmutacağımdan adım kadar eminim.

Tıpkı onu unutamadığım gibi.

Dudaklarımız ayrıldığında. Yüzüne hala bakıyor olmamda hayret ediyorum. Normalde yüzümün kızarması gerekiyordu. Ama heyecandan ölebilirim şimdi. Kalbim göğsümü delip dışarıya çıkacak kadar şiddetle çarpıyor. Ruhum kelebek gibi çırpınıyor.

Başımı göğsüne tekrar koydum.

" Şimdi affedildim mi peki? " dediğinde sesinde alay vardı.

" Hile yaptın." dedim bende omuz silkerken. O sırada gülümsüyorum.

" Neresi hile bunun. Az önce hile olduğunu söylemiyordun." dediğinde şükür ettim ki, onunla göz göze olmadığım için. Yoksa kesin kızarırdım. Omzuna hafife vurdum. Başka bir şey söylemedim. Oda gülümsedi bu davranışıma

Sonra kollarını sıkı sıkı sardı belllime.

" Benim kanadı kırık kelebeğim " dedi kulağıma eğilip fısıldayak.

" Kanadı kırık bir kelebek yaşamaz" dedim sitem edercesine. Ondan cevap gecikmedi.

" Eğer o kırığı sevgi ile sarsan iyileşir. Her şey bu kadar basit bu acıları sadece sevgi iyileştir."

Ona bir cevap vermedim. Doğru diyordu.

Bunu herkes biliyordu sevgi ile sarılmalı kırıklar.

Acıların izlerini en çok sevgi iyileştirir.

Kırık kanadımı iyileştiğini söylüyordu. Onları sevginle sar sevgilim o zaman.

" Kum saatini taneleri durmadan akarken iyileşen bir kelebeğin ömrü ne kadarına yeter ki. Kaç sevgi görür " dedim. Bu sorunun cevabını merak ediyorum.

" Kimse sonsuz değil. Önemli olanı ömrü yettiği kadar o sevgiyi tatması değilmidir."

Dediğinde çok doğru söylüyordu. Acılar içinde yaşamaktansa kısa ve mutlu bir ömrü tercih ederim. Evet sonuçta herkes mutlu ölmek isterdi.

Biz sessizce birbirimize sarılıp otururken dışarıdan bir yerden yüksek sesli bir şarkı sesi gelmeye başladı. Bir kaç saniye

" Haydi gel dans edelim" dedim başımı göğsünden ayırıp yüzüne baktım. Oldukça şaşırmışa benziyor. Ondan bir cevap gelmesini beklemeden, Ayağa kalkıp ellini tutum. Oda benimle birlikte ayağa kalktı. Şarkı Sezen Aksu' nundu

Salonun ortasına geldiğimizde ellerimi boynuna koydum. Oda belime sardı. Şarkının sözleri kulaklarımda ya yankılanmaya başladı. Şöyle başlıyor.

Bir çocuk gördüm uzaklarda

Gözleri kederli hatta korkulu

Her şeye rağmen bir an gülümsedi çocuk

Sıcak sade ama biraz kuşkulu

Evet bu benim için şüan kollarımda olduğum adamdı. Sonra devam etti.

Bir çocuk sevdim uzaklarda

Sanıyordum ki onun özlemi de buydu

O ise bir bakışta beni örtülerimden

Yalnızca yalnızca duygularıyla soydu

Başımı göğsüne koydum ve ritme ayak uydurma çalışıyorum.

Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi

Şimdi çocuk büyümekte günbegün

Bütün hüzünleri okşadı birer birer

Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi

Şimdi çocuk büyümekte günbegün

Bütün hüzünleri okşadı birer birer

Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Bir çocuk gördüm uzaklarda

Biraz çocuk biraz adam biraz hiçti

Ellerinde yaşlı zaman demetleri

Daha önce denenmemiş yeni bir yol seçti

Bir çocuk sevdim uzaklarda

Bir elinde yarın öbür elinde dün

Erken ihtiyarlamaktan sanki biraz üzgün

Dünyanın haline bakıp güldü geçti

Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi

Şimdi çocuk büyümekte günbegün

Bütün hüzünleri okşadı birer birer

Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi

Şimdi çocuk büyümekte günbegün

Bütün hüzünleri okşadı birer birer

Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Şarkının sonuna kadar dans ettik. bende bir çocuk sevdim. Ve bende ondaki yürek gibi bir yürek daha görmedim. Bu şarkıda da ancak biz dans ederdik.

" ilk dansımızı Sezen Aksu şarkısı ile yaptık. Sanırım biz baya tuhaf bir çiftiz" dediğinde gülümsedi. Bende ona karşılık gülümsedim.

" Biz zaten normal değildik ki. Buna mı takıldın. Hemen Sezen bir tanedir." dedim. Gülümseyerek

" Tamam öyle olsun." şarkı bitti biz hala dans ediyoruz.

Bilmem ne kadar öyle sarmaş dolaş bir şekilde dans ettik.

Geceye hediye ettim bütün hüzünlerimi

Aşka bıraktım kendimi

Karanlıklarda ellerimizde güllerle dönecez. İzleri olan bütün acılarımza ilacı sürecez.

Karanlıkta kaldımızda elimizde olmayan bütün mumları aydınlıkta yok edecez

Kum tanelerinin üzerine düştüğü , kanadı kırık kelebeği sevgiye kavuşturacam.

⏳🦋

Taşlı yollu geçip evin siyah demir kapısına vardım.

Dört gün sonra Funda' nın düğünüydü ve ben unutmuştum. Aklım bir karış havadaydı kesinlikle.

Avlunun ortasında arabayı bırakıp dışarıya çıktım.

Ağır adımlarla yürüyerek kapıya vardım. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girdim. Ceketimi vestiyer koyduktan sonra koridoru geçip merdivenlerden çıktım birer birer. Odamın önüne vardığımda. Kulpundan tutup açtım. Kendimi içeriye attım. Çantamı yatağıma koyduktan sonra. Banyoya yürüdüm. Ellerimi ve yüzümü yıkadım.

Havlu ile yüzümü kurutuktan sonra. Banyodan çıktım. Kıyafet dolabımı yanına geldiğimde kapağını açıp içine baktım. Rastgele bir elbisemi çıkarıp yatağın üstüne koydum. Koyu kırmızı renginde belden oturmalı boyu dizimin bir karış üstünde kalacak şekildeydi kolları kabarık . Dolabın kapağını kapattıktan sonra üstümde ki kot pantolon ve tişörtten kurtuldum. Elbiseyi üzerime giyindim. Tamda tahmin ettiğim gibiydi boyu dizimin bir karış üstündeydi. Aynada kendime baktığımda.

Oldukça hoş bir görüntü oluşmuştu. Kendimi aynadan süzdükten sonra aynanın karşısına çıkıp

Yatağımın oldugu yere yürümeye başladım.

Yatağıma vardığımda çantamda duran telefonumu aldım. Açma tuşuna basıp açtım.

Şarjım yine çok az kalmıştı. Komodini hemen üstünde duran şarj aletini alıp prize taktım diyer ucunuda telefonuma taktıktan sonra gelen bir kaç mesaja cevap yazdım. sonra da telefonu tekrar komodinin üstüne koyup, aynanın karşısına geçtim. Yüz bakım kremini sürdüm. Kapatıcıyıda sürdüm. Dudaklarıma nemlendirici sürdükten sonra saçlarımı tarayıp. Çekmecede duran saç Düzleştiricisiyle düzelttim. Odada ki işim tamame bittikten sonra. Yatağımın üstünde duran çantamı alıp diyer çantalarımın içine koydum. Odadan çıkıp

Sonra aşağıya indim çünkü annem ve babam da gelmiş olmalıydılar artık. Yarın ilk işim annemin terzisinden bir elbise diktirmek. Umarım yetişir. Yetişmezse artık dikilmiş alacam.

Nasıl unutmuştum. Aklım hala almıyor.

İçinde acıyı taşıyorsan yarınları unutursun bende öyle oldum. Yarınları unutum.

Önemli bir olayı unutum. Neyse ki fazla geç kalmış sayılmazdım.

Koridora çıktığımda salonda annemin sesi geldiğinde adımlarımı oraya çevirdim.

Küçük adımlarla yürüyerek salona geçtim.

Annem koltuklardan birinde oturmuş. Telefonla konuşuyor. Bende küçük adımlarla

Yürüyerek yanında ki boşluğa oturdum. Annem bir şeyler anlatıyor oldukça da kızgın. İçimde iyiki gelmişim dedim. Yoksa bu hıncını benden çıkarırdı. Kendi izin verdi ama sadece iki saniye o telefona geç cevap versem kesin kıyametler kopardı. Hayatımda ilk kez doğru bir şey yaptım kesinlikle.

Hep hata yaptım. Bütün sonuçlarının faturasını yalnızca bana kesildi. Başka kimse bir bedel ödemedi.

Her yaptığım hatanın acısı bana... Yüreğimde kaldı.

Annem telefonu kapattıktan sonra sinirle koltuğun yan tarafına fırlattı.

" Anne neler oluyor" dedim endişeyle annemi daha önce hiç bu kadar sinirli görmemiştim.

" Yok bir şey. Bi iş istediğim gibi gitmedi de" dediğinde ellini salladı aman neyse derecesinde.

Beni işkilendirmemek için böyle davrandığın farkındayım. Oldukça gergindi bunu saklamaya çalışıyordu fakat bu benim gözümden kaçmadı.

" Anne neler oluyor bi şey diyecekmisin?" dedim sözümü tekralıyarak bakışlarımı ısrarla yüzünde tutmaya başladım.

" Bebeğim yok bi şey sadece o işi çok istiyordum ondan bozuldum." dediğinde başka bir şey demedim. Zaten oldukça gergin görünüyordu. Birde ben üstüne gitmiyeyim.

Zaten eğer söyemezse ne kadar ısrar edersem edeyim söylemez. Bu huyumdan sanırım ona çektim.

" Tamam öyle olsun. Babam nerede? " dedim konuyu değiştirmek için sormuştum bu soruyu.

" Bu gece geç gelecek işleri uzadı." dedinde sol eliyle başını ovuyor. Bir yanda da koyu kahverengi saçlarını düzeltiyor.

" Ben bi yüzümü yıkıyıp gelecem" dedikten sonra ayağa kalkıp küçük adımlarla yanımdan uzaklaşıp gitti. Bende arkasında baka kaldım.

Annemde bir gariplik vardı kesinlikle ve her zaman ki gibi benden saklıyor.

Oda babamda.

Bende oturduğum koltuktan kalktım.

Ağır adımlarla yemek masasına geçtim. Sandalyelerden birini çekip oturdum. Annemin gelmesini beklemeye başladım. Ellimin birine yüzümü yaslayıp düşünmeye başladım.

Annem bir iş için bu kadar kızmazdı

Tamam çok hırslı her işte en iyisi olmak istiyor. Ama kesinlikle bu başka bir şeydi onun üzülmesi benide çok üzüyor.

Onu çok seviyorum onun üzülmesi beni darmadağın ediyor. Ben bunları düşünürken annem salonun kapısından içeriye girdi.

Az önceye nazaren daha iyiydi.

Küçük adımlarla karşımda ki Sandalyelerden birini çekip oturdu.

Hiç konuşmadan önünde ki çobasan içmeye başladı.

Bende konuşmadan kaşığımı alıp çorbamdan içmeye başladım.

Sesiz geçen bir kaç dakika sonra

İlk konuşan kişi ben oldum.

" Annecim bana anlatmak istediğin bir şey varsa seni dinlerim." dediğinde masa duran ellini tutttum.

" Yok bebeğim eğer olursa ilk sana anlatırım biliyorsun" dedikten sonra ellimi sıkıp, gülümsedi. Bende ona gülümsedim.

Ondan sonra başka bir konuşma geçmemişti aramızda. Onun haletmesi gereken işleri oldugu için çalışma odasına geçti. Bende kendi odama çıktım. Yatağa vardığım gibi kendimi sırtt üstü attım.

Aklımda tek bir şey vardı. Her şey güzel olmayacak artık.

Geçmişi uzak diyarlara uçup giden uçurtmanın ucuna taktık. Artık acısı bizden çok uzakta

BÖLÜM SONU

Bölümle ilgili düşüncelerinizi alayım hemen

Oy ve yorumlarınızı unutmadınız değil mi?

Doya doya Deniz ve Ömer 'e doyduğunuz bir bölüm oldu bence

Ömer 'in Deniz' i daha önce tanımasına şaşırdınız mı?

Ömer 'in ölmüş sevgilisinin katili kim sizce bu hikaye dahil olacak mi?

Görüşmek üzere. Seviliyorsunuz ❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.