İçeriğe geç

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 21 · 17 dk okuma

Karanlıktan Aydınlığa

Bölüm 21

19. Bölüm " Sevda Ateşine Mum İzi Karıştı"

Evet bölüm geldi

Okumayan kalmasın

Karanlıktan aydınlığa Instagram hesabı açıldı.

Bölümle ilgili kesitler ve bölümler hakında bilgilere ulaşmak için

Instagram:deniz_omer00

Hesabını takip edebilirsiniz

Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin canlar ❤️

İyi okumalar

19. Bölüm

Sevda Ateşine Mum İzi Karıştı

Bölüm şarkılarımız

Sertap Erener - Bir Damla Gözlerimde

Simple plan - welcome to my life



Zaman durdu. Yelkovan akmayı bıraktı. Akrep olduğu yerde çivilendi...

Ve zaman benim için durdu.

Kum taneleri dağıldı...

Mürekkep tükendi.

Bi kere daha kaybedemezdim

Kelimeler boğazımda takılı kaldı

Korku bütün bedenimi esir etti.

O an binlerce senaryo geçti gözümün önünde. Hepsi de bi felaketi andırıyordu.

Olduğum yerde kalakaldım.

Bacaklarım tutmuyor. Hararket edemiyorum.

Sanki her şey birden durdu ve ben Hararket edemiyorum. Her şey benden daha güçlü. Ve beni yıkıyor.

Öylece

Bi kaç saniye duraksamanın ardında, koşarak odamdan çıktım. Bi üst kata koşar adımlarla çıkıp annemin odasına daldım. Gördüğüm manzara ile şok oldum. Annemin elli kan içinde yerde büyük bir kan birikintisi var.

" Anne ne oldu?"

dedim endişeyle yanına eğilerek.

" Tabloyu düzeltirken ne olduğunu anlamdım. Birden taplo yere düştü bende tutayım derken elim altında kalıp kesildi"

Dediğinde ellinde oldukça derin bir kesik vardı çok belliydi. Ayağa kalkıp banyoya girdim. Bi havlu alıp geri döndüm. Annemin elline sarıp ayağa kaldırdım. Çeketini aldım. Kapıdan çıkıp birlikte aşağıya inmeye başladık.

O sırada aşağı merdivenden de endişe ile yukarıya çıkan Buse 'yi gördüm.

" Deniz hanım ne oldu?" endişe ve korku ile yüzmeye baktığında.

" Odamdan çantam ve ceketimi getir. Biz hastaneye gidiyoruz"

Oda sözümü ikilemeden hemen çıktığı çıktığı merdiveni de inip koşarak odama girdi. Bende o sırada annemle birlikte en alt kata inmeye devam ettik. Buse arkamızda bizde önde en alt kata ulaştık.

Girişte ayakkabılarımı giyip anneminde giymesine yardım ettikten sonra, Buse 'deki ceketim ve çantamı aldıktan sonra. Kapıdan çıkıp arabanın kapısını açtım, annemin kolundan tuttuğum gibi yürüyerek arabaya geldik. Annemin arabaya binmesin yardım ettikten sonra bende koşarak arabanın kapısını alıp. Şoför koltuğunda yerimi aldıktan sonra arabayı çalıştırıp. Hastanenin yolunu tutum. Bi yarım saat sonra hastaneye önüne geldik. Arabayı park ettikten sonra acilden içeriye girdik. Annemin elline dikiş atılacakmış.

Bende o sırada çantamdaki telefonumu alıp babamın numarasını tıkladım. Kulağıma verdim açılmasını beklerken hastane koridorunda bir o yana bir diyer yana yürüme başladım.

O sırada telefon açıldı.

" Baba hastaneye gelsen iyi olur annemin elli kesildi de" dedikten sonra babamın tepkisini bekledim.

" Ne oldu? Nasıl oldu? Annen iyi mi?"

Dedi endişe ile. Bende babamı sakinleştirmek için konuşmaya başladım.

" Babacım o kadar da kötü değil sadece gel işte."

" Tamam hemen geliyorum."

Sözünü bitirdikten sonra, telefonu kapattı.

Bende telefonu kulağımdan indirip.

Dalgınca etrafa bakmaya başladım. Bi kaç dakika

Sonra telefonu çantama koydum. Koridorda bi sağa bi sola yürümeye başladım. Bi süre sonra babam da geldi. Çok endişeliydi. Koşarak yanıma geldi.

" Kızım annene ne oldu nasıl?" dedi yine bütün soruları sıralamıştı.

Ben ağzımı açıp konuşacakken

Odanın kapısı açıldı annem ve doktor birlikte çıktılar. Ellinin tamamı sargı bezi ile sarılmış.

Babam koşar adım annemin yanına geldi.

" İyiyim yok bi şey. "dedi annem babamın konuşmasına müsaade etmeden. Sonra devam etti

" Evde konuşalım mı? Çok yorgunum "dedikten sonra babamda başka soru sormadı.

Doktor yanımızdan geçip gitti.

" Doktorla bir konuşsaydık "dedi babam

" Yok bi şey sadece bir kaç dikiş atılar elime. Açık kalp ameliyatı olmadım merak etmeyin. İyiyim ben"

Sözünü bitirdikten sonra babamın koluna girip çıkışa sürükledi.

Bende arkarından yürürüyerek çıkışa vardık.

Annem bana döndü.

" Annecim ben babanla birlikte gidecem tamam mı? "

Başımla onayladım.

Sonra arabaya binip onları takip ederek evin yolunu tutum.

Yarım saat sonra eve vardık.

Annemin iyi olduğundan emin olduktan sonra bende odama geçtim.

Ve

Kendimi yatağa attım. Bu gün hiç bitmiyecek gibi geliyor. Telefona baktığımda saat 01 :22 geçiyordu. Telefonu da yanıma yatağa tekrar koydum. Çok yorgundum. Yataktan çıkıp kıyafetlerimi değiştirdim. Çünkü yatmaya devam etseydim hiç kalkamazdım. Buna adım kadar eminim. Oflıyarak üstümdeki kıyafetleri çıkarıp tişört ve eşofmanlarımı giydim sonra pencerenin önüne geçip dışarıyı izlemeye başladım. Hava kapalı yağmur yağacak gibi.

Bende öylece tam bir saatt dışarıyı seyretmeye başladım. Pelin 'lede hiç konuşmadık. Doğrusu kendisi ile konuşmak istemiyorum hala. Benden bi şeyler saklıyor, bunu bana söylemiyor.

Bunu neden yapıyor? Demekten de alamıyorum kendimi.

O sırada gök gürültüsü ile istemsizce irkildim.

Sonra yağmur yağmaya başladı.

Ben hala pencerenin önünde duruyorum.

Yağmur pencerenin camlarına dururuyor.

Gittikçe şiddetleniyor.

Ellimi cama koydum. Sanki yağmur damlaları ellerime değiyormuş geliyordu. Bu bana iyi hissetirmişti.

Bi süre sonra ayakta durmaktan yorulup yatağıma geçtim.

Bu gün oldukça yorulmuştum. Yorganımı çekip üstüme, komodinin üstünde duran telefonumun ekranı baktım. Saat 03:34 geçiyor bi kaç bankadan gelen mesajlar dışında bi şey yok.

Telefonu tekrar komodinin üstüne koyduktan sonra. Yorganımı üstüme kadar çekip, gözlerimi sımsıkı yumdum. Bi kaç dakika sonra her şey silikleşmeye başladı.

Karanlık bir ormanda çıplak ayak yürüyorum.

Ayaklarıma dikenler batıyor.

Ellimde bir mum var. Üstümde beyaz bir elbise var. Etek uçlarında kir ve dikenler bulaşmış. Sadece kendi nefes sesimi duyuyorum, her yer alacakaranlık.

Uzun çınar ağaçları ile çevrili dört bir yanım.

Karanlıkta elimde ışıkları titreşen bir mum... Mum ışı etrafı aydınlatmaya yetmiyor.



Önümde karanlık bir yol.

Yolun sonu nerede bilmiyorum.

Ayağımdan çok kalbim acıyor...

Kalbimde ki acı

Kanıyor...

Dikenler ayağıma değil, kalbime batıyor sanki.

Mum eriyip elimin üstüne düşüyor ama

Yine

Ellim değil

kalbim ağrıyor...

Aldığım bütün darbeler sadece kalbimi kanatıyor o paramparça oluyor.

Ben o acıya rağmen yürümeye devam ediyorum elimde bir mumla

Ağaçların arasından geçip yürümeye devam ettim.

Acı boğazımı yakıp geçiyor. Ruhum ayakta durmayacak kadar yorgun.

Biraz yürüdükten sonra ileride bir kadın oturuyordu.

Arkası dönük. Siyahlar içinde. Bir taşın üstüne oturmuş ağlıyor.

Ağır adımlarla yanına ilerlemeye başladım.

Yanına vardığımda ürkekçe elimi omuzuna koydum. Başını ağır bir şekilde bana döndü. Benimle aynı göz renginde ki kadın gözlerime acı ile baktı. Gözyaşlarını sildi. Sonra ağlamaktan kısılan sesi ile konuşmaya başladı.

"Ben geçmişten gelen gerçeğinim senin" dedi acı dolu bir sesle. sesi acı çekiyormuş gibiydi.

Ayağa kalkıp yanıma geldi. Ürek bakışlarını üzerimden çekip

Ellini kalbime koydu.

" Burası senin katilin olacak" dedikten sonra elini çekti kalbimden.

Ve devam etti.

" Senin katilin olacak bütün duyguların"

Tekrar gözlerime baktı. Ben ise ne diyeceğimi bilmiyorum dinliyorum. Sanki sözcükler boğazımda dügümlenmiş. Konuşamıyorum.

" Senin sonun uçurum . Senin sonun acı..."

Sözünü bitirdikten sonra duraksadı, başka bir şey demedi.

Gözlerime bakmaya çekiniyor gibi bir hali vardı.

Dediği sözü tekrarladı ve arkasına bakmadan ağır adımlarla alacakaranlık kaybolup gitti. Aynen şöyle dedi ;

" Duygular olacak katilin. Denizler her zaman uçurumların dipinde olur...

Onu tanımıyorsun ama o senin diyer yarın onu bul. Onu daha önce hiç görmedin... "

Ne dediğini anlamıyordum. Konuşamıyordum...

Ben hala olduğum yerdeyim elimdeki mum gittikçe azalmaya başlıyor.

Ben yine yürümeye başladım.

Dikenleri kanatığı ayakaklarımı umursamadan yürümeye devam ettim. Sonra, karşıma Ömer çıktı. Arkası döndük bi şekilde ileriye bakıyordu. Ben durdum. Bi kaç saniye sonra arkasını döndü. Ağlamaktan kızarmış yüzü ile bana baktı.

Ben konuşamıyordum boğazımdaki yumru engel oluyor kelimelerin dudaklarımdan dökülmesine...

Bana kırgındı. Yüzünden anlamıştım. Ama neden

Dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

" Gülüşüm geçmişe yenik düştü belki ama Kelimelerim sadece sen... Bir tek sen.."

Dedikten sonra devam etti acı yüklü bir ses tonuyla.

" Senin kelimelerin benden uzak. Senin gibi..."

Neden öyle söylediğini anlamıyorum

Bana neden böyle yapıyorsun bile diyemiyorum. Ama

Ben ona dogru gitmek istiyorum ama aramızda bir uçurum vardı. Geçemiyordum o uçurumu. Ona ulaşmam için o uçurumu geçmem lazımdı.

Onun yanına gitmek istiyordum. Ona sarılıp. Kokusunu içime çektikten sonra Benimde bütün kelimelerim sen... Bir tek sen demek istiyordum ama bu imkansızdı. Çünkü aramızda bi uçurum vardı. O karşı taraftaydı.

İçimde kor bir ateş var.

Ben onunla yanmak istiyorum... Niye içimde dinmek bilmiyen kor bir acı var. Bilmiyorum.

Bildiğim tek şey bu. Ama onunla aramızda koca bir uçurum var.

O bana gelmiyor. Ya da gelmek istemiyor.

Ama ben yinede ona gitmek istiyorum.

Bi adım attım. Daha fazla gidemedim. Toprak aşağıya kaydı ben bi adım geriye dogru gitmek zorunda kaldım.

Ömer hiç bir şey demeden sadece yüzüme bakıyor.

Neden tek bi kelime etmiyor. Hani kelimeler katildi. Hayır sessizlikte katil olabiliyormuş bazen.

Ona ulaşamıyordum. Elimdeki mum söndü sönecek.

Elim Mum İzi ile dolu...

Kader aramıza bi uçurum koymuştu. Tek çare uçurumdan atlayıp ona ulaşmaktır.

Onun için yapmalıyım.

Elimdeki mum söndü. Her yer karanlık oldu. Bütün güler soldu...ve bizim Sevda Ateşimize Mum İzi Karıştı...

Ve ben kendimi boşluğa bıraktım.

Deniz artık Denizin dibindeydi...

Elimde Mum İzi, kalbimde Sevda Ateşi ile Denizin dibindeydim...

🍂

Nefes nefese yataktan sıçradım. Saçlarım sırılsıklam olmuş.

Gördüğüm kabusun etkisi ile.

Yüzüme yapışan terden ıslanmış saçlarımı çekip.

Yüzümü sildim iki elimle.

Yatakta oturup, gördüğüm rüyanın etkisinden kurtulmaya çalışıyorum.

Sağ elimle alnımı ovuşturduktan sonra telefonuma mesaj geldi.

Sol tarafta ki komodinin üstünde duran telefonumun alıp ekrana baktım.

Mesaj Ömer 'dendi.

Mesajı tıkladım.

"Aradım ama cevap vermedin. nasılsın"

Diye yazmış. Sanki çok umrundayımış gibi

Dün aramıştım. Ve ben dün cevap vermedim.

Ama o bu gün de mesaj atmış Bende cevap yazıp telefonu yatağa bıraktım. Aynen şöyle yazdım

"İyiyim neden kötü olmam için bir neden mi var?"

Bi kaç dakika sonra cevap geldi.

"Bende sen iyi ol diyorum zaten."

Diye yazmış ekran bi müddet boş gözlerle bakıp cevap yazdım.

"Vay iyi olmamla ilgileniyorsun yani."

Sinirle yere bıraktığım telefonuma bakmaya başladım. Gelecek cevabı bekledim.

"Neye kızdın böyle bilmiyorum. Dün ablamla konuştum senin kötü olduğunu söyleyince bende sordum."

" İyiyim merak etme! Merak ettiğin yok da neyse."

Yazdıktan sonra ekrana bakmaya başladım.

Ona olan öfkem daha geçmedi. Önce saçma sapan bir şekilde konuşmak istemedi. Sonra telefonun bi kadın açtı. Şimdi ise hiç bi şey olmamış gibi benimle konuşmaya devam ediyor.

Ne yaptığını bilmiyor.

O sırada ellimde ki telefonun melodisi ile bakışlarımı ekrana çevirdim. Ekranda

Ömer

Yazıyor

Bi kaç saniye sonra açıp kulağıma götürdüm.

" Ne oldu sabah sabah rüyanda mı gördün?" dedim alayla.

Karşı taraftan bi ses gelmedi. Derin bi iç çekme sesi dışında.

" Deniz..." dedikten sonra duraksadı

" Evet seni dinliyorum"

Dedim düz bir sesle

" Bana karşı olan öfkeni anlamıyorum."

" Benden uzak durman gerektiğini unutuyorsun. Öyle demiştin." alayla gülerken

" Deniz ne oluyor artık bana anlatacak mısın? Bu öfkenin nedeni nedir?"

Oldukça sakin konuşuyordu.

" Sana öfkeli değilim. Kendime kızgınım sadece."

" Bana hiç öyle gelmedi. Bana çok kızgın olduğunu düşünüyorum. "

" Hayır dedim ya başka bir şey... benim işim var. "

Dedim. Umursamaz bir şekilde

" Seni rahatsız etmek değildi amacım. Kendine iyi bak" dedikten sonra kapattı.

Bende öylece ekrana baktım bi müddet sonra telefonu yatağa fırtattım. Saçlarımı düzeltip. Banyoya girdim. Ellimi yüzümü yıkadıktan sonra. Mor havlu ile yüzümü kurutuktan sonra aynadı ki yansımama baktım .

Bu gün düne nazaren daha iyiydim.

O rüyayı unutamıyorum bi türlü çok garip bir şekilde içimi acıtıyor her anı.

Kendimi toparlayıp banyodan çıkıp odama geçtim.

Dolabımda ki kıyafetlerimi karıştırıp bi kaç kıyafet

Sonra sonunda giyeceklerimi seçtim dolabın kapağını kapatıp

kıyafetlerimi değiştirdikten sonra makyaj masama geçtim. Saçlarımı saç düzleştirici ile

Düzleştirdikten sonra yüzüme sadece bakım kremimi sürdükten sonra. Ayağa kalkıp, ağır adımlarla odadan çıktım. Merdivenlerden inip. Salona geçtim. Annem koltukta oturmuş ellinde ki telefonuna bakıyor. Babam ortalarda yok. Kapıdan içeriye geçip

" Günaydın annecim" dedim yanına yürüyerek

Telefondan başını kaldırıp bana baktı.

" Günaydın annecim" dedi gülümseyerek.

Yanına vardığımda sıkı sıkı sarıldım.

Dün çok korkmuştum. Annemin benden gitme ihtimali bile beni çok korkutmuştu. Oda bana sarıldı.

" Anne beni dün çok korkutun." dedim üzüntüyle

" Geçti bebeğim yok bi şeyim yok." dedi saçlarımı okşarken.

"Sende ağlamaya yer arıyorsun"

Dedikten sonra gülümsedi. Elleri hala saçlarımdayken

Sonra annemden uzaklaşıp etrafa baktım. Babam yoktu.

" Anne babam nerde?" Sorumala birlikte anneme baktım .

" Canım toplantısı vardı onun erkenden çıktı." dedi düz bir sesle

" Anladım" dedim düz bi sesle. Annem oturduğu yerden kalkıp bana baktı.

" Haydi kahvaltı yapalım kız kıza." değinde gülümsedi bende ona karşılık gülümsedikten sonra oturduğum koltuktan kalktım. Annemin arkasından yürüyerek yemek masasına geçtik.

Solda ki ikinci sandayeyi çekip oturdum.

Annem de tam karşıma geçip oturdu.

Annemin bakışları üzerimdeydi

" Seninle konuşmak istiyordum ne zamandır bi türlü fırsat olmuyordu." sözünü bitirdikten sonra yüzüme baktı.

Yüzünde tuhaf bir ifade var ve ben nedenini bilmiyorum.

" Konu nedir bilmiyorum" dedim düşünceli bir şekilde

" Konu... Kerem. Deniz anladın umarım" dedi sıkıntılı bir nefes alırken

"Kerem ne alaka onunla ilgili konuşmak istemiyorum" dedim önümde ki tabağa odaklanırken. Kerem 'de nerede çıkmıştı şimdi durup dururken. Adını duymak sinirlerimi zıplamasına neden oluyor.

" Benimle konuşmuyorsun! Ama ben seni iyi gördüm. Gerçektende unutun mu onu?"

Bi kaç saniye duraksadım. Ben onu unutmuştum. Bundan artık emindim.

Adını duyduğumda artık kalbim acımıyor mesela.

Ona baktığımda içimde nefret yok artık.

Ona karşı içim bomboş...

" Anne o umrumda değil. Ne hali varsa görsün. "

Sözümü bitirdikten sonra annemin yüzüne baktım.

" Beni kandırmanın istemiyorum. Beni geçtim umarım kendini kandırmıyorsun. Ben en çok bundan korkuyorum."

Annemin elini tutup konuşmaya başladım.

"Anne gerçekten her şey geçti. O artık umrumda değil. Sende daha fazla üzme kendini."

Annem derin bir nefes alıp yüzüme baktı.

" Benim tek derdim sensin. Senin iyi olman." dedi ellerimi sıkarak sonra ekledi.

" Tamam sen unuttum diyorsan, unutmuşsundur. Senin üzülmeden bi daha kırılmandan korkuyorum "

" Anne ben bi daha neden kırılayım ki" dedim yumuşak bir sesle

" Kerem evleniyor ya ondan dedim" dedi sıkıntıyla.

Bende umursamazca

" Bu gerçektende umrumda değil. Ne hali varsa görsün benden uzak dursun yeter." dedim umursamaz bir şekilde

Annem emin olmak ister gibi bakışlarını üstümde gezdirdi.

" Anne gerçektende endişelenecek bir durum yok ortada " gözlerinin içine bakıp konuştum. Sonra gülümseyerek kahvaltım geri döndüm.

O da bi süre sonra kahvaltısına geri döndü.

Onun dışında konuşmadık kahvaltı bitene kadar.

Annem bi işin olduğunu söyleyip çıktı. Bende koltukta oturuyorum. Telefondan Instagram da takılıyorum. Aslında Instagram 'a girmem pek.

Ama bu bi bakayım dedim. Pelin ve in story risini

Tıkladım. Serkan ile birlikte gittikleri bi mekanda selfie çekip koymuşlardı. Aklıma Serkan' la uzun zamandır hiç konuşmadığımız geldi.

Halamın deli oğlu ne olacak.

Telefonumda aynen böyle kayıtlı. Bu aklıma geldiğinde gülümsedim.

Instagram 'dan çıkıp WhatsApp girdim. Bi kaç tane alakam olmayan gruplardan binlerce mesaj vardı. Alakam yok derken bölüm arkadaşlarım kurduğu gruplar.

Uzun zamandır parmakla sayılı arkadaşlarımla konuşuyorum. İnsanlardan çok soğudum çünkü.

WhatsApp ta sonbet bölünde, Ömer 'in adını tıkladım. Profil fotoğrafına baktım.

Yan durup çektiği bi fotoğrafı vardı. He zaman ki gibi yine çok yakışıklıydı.

Of yine saçmaladığımın farkındayım.

Aslında saçmaladığım mantığı söylüyor...

Her şey çok karışıktı.

Birden gece gördüğüm rüyayı hatırladım.

Çok karışıktı hiç bi şey anlamadığım rüyamın.

Her şey çok garipti.

Karanlıkta ki orman

Ayağıma batan dikenler...

Ellim de ki mum...

O kadının söyledikleri...

En önemlisi

Ömer 'in dedikleri

Her şey çok garipti

Neden her şeyin acısı kalbimde bi sızı oluşturdu

Peki

Koltukta uzanarak rüyamdan tamam kurtulmak istiyorum.

Ama olmuyor.

Biraz koltukta uzandıktan sonra iyicen sıkılmıştım. Koltuktan kalkıp mutfağa doğru yürümeye başladım. Mutfaktan sesler geliyor.

Mutfak kapısına gelip kapıya yaslandım.

Buse yaprak sarması yapıyor. Bi kaç saniye kapının eşiğine dikildikten sonra ağır adımlarla yanına yürüdüm.

Masada ki sandalyeyi çekip oturduğumda. Gelişimi yeni fark etmiş olmalı ki irkildi. Aceleyle konuşmaya başladı.

" Deniz hanım geldiğinizi fark etmedim. Bi isteğiniz mi var?"

Yok bi isteğim. Sadece oturacam"

Dediğimde hala bana bi şey isteyecekmişim gibi bakmaya devam edince dönüp yüzüne baktım.

" Oturmama izin vermiyecek misin?"

" Olur mu efendim"

Dedikten sonra tekrar işine döndü.

Bunların hepsi çok sıkıcı yeminle. Yaprağı açıp içine harcını koyup sarıyorlar çok kolay gibi.

"Bende yapacam ." dedim aniden.

Buse bakışlarına bana çevirdi. Ne söylediğimi anlamadı. Boş gözlere yüzüme bakmaya devam etti.

" Bende seninle birlikte yaprak sarma yapacam" dedim bütün harflere vurgu yaparak.

" Ama.. Şey... Siz... Anneniz ne der bilmiyorum açıkcası." dedi panikle zaten bütün sözcükleri yuttu.

" Annem ne diye bilir? Sana soruyorum bu akşam annem ve babam için, yapmak istiyorum."

Sözümü bitirdiğimde. Ayağa kalkıp.

Tezgahı önüne geldim. Kolumda ki siyah tokamla saçlarımı tapladım. Sonra Suyu açıp, ellerimi temizece yıkadım.

Temiz olduktan sonra, musluğu kapatıp. Tekrar masaya döndüm.

Ellerimi kağıt mendil ile kurutuktan sonra. Buse 'e döndüm.

Bozacağımdan endişe ediyordu. Omzunun biraz altında bitten siyah düz saçları var. Kahverengi gözlü. Beyaz tenli orta boylu tatlı bir kız.

Kortuğunda ya da utandığında hemen kızararır yanakları.

" Bana da öğretmeyecek misin?

Dedim yüzüne baktığımda.

Amacım yaprak sarmak değildi.

Buse ile konuşmak. Anne ve babası o küçükken ölmüşler. Yirmi yaşındayken, onu babam buraya getirdi. Hem okul okuyor hemde burada çalışıyor.

Aslında babam onun çalışmasını istemedi ama çalışmakta çok ısrar edince, babamda çok üstelemedi.

Zaten ağır işler yapmıyor. Babam izin vermiyor. Onunla oturup hiç konuşamadık. Sadece kendi derdime yandım. Başka kimseyi görmedim.

Belki de acıyı sadece ben çekiyorum sanmıştım o zamanlar. Herkesin bir derdi olduğu unutmuştum.

Tıpkı Buse 'yi unuttuğum gibi.

Aslında insanlar hep böyledir. Bi yara aldıklarında sadece kendinde sanır bütün yaraları...

Onlar bütün dikenler kendi yüreğinde,

Gül başkasının kalbinden açtı sanırlar... Ama bilmiyorlar ki güller dikeni olmadan açmazlar.

Neyse ki yaprak sarma işlemi. Bitmişti. Biliyordum ama kötü sarıyordum bu da bi gerçek.

En son sardıklarım ilk sardıklarım nazaran daha iyiydi.

Ellerimi köpükler iyice köpürtükten sonra bol suyla duruladım. Kırmızı havlu ile kurutuktan sonra. Artık mutfaklar bir işim kalmamıştı.

Telefonumu koltuktan alıp. Merdivenlerden yukarıya bire birer çıkmaya başladım o sırada da telefona bakıyorum.

En üst basamağında geçip. Odama geçtim. Doğruca yatağa uzandım. Belim tutulmuştu . Sandalyenin üstünde o kadar çok oturdum ki. Biraz dinlesem geçer diyerek yatağa iyice yayıldım. Belimde çok ağırıyor.

Telefona baktığım sırada bi mesaj geldi. Halamın oğlu.

Bir saat sonra oradayım

Demiş ve mesaj bu kadar. Bende cevap vermek için tuşları tıkladım.

Gel halamın oğlu bekliyorum.

Diye yazdıktan sonra, telefonu yere koydum. Yastığa başımı altına koyup tavanı izlemeye başladım.

Boş tavanı belki on Dakika boş gözlerle izledikten sonra yataktan doğruldum. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp. Bi müddet öyle durduktan sonra, ayağa kalkıp ağır adımlarla yürümüyerek. Dolabımda vardım.

Üstümde ki kıyafetleri değiştirmem lazımdı. Benim garip bir huyum var. Her gün bi kaç kere kıyafet değiştirim.

Ve ağır adımlarla yürürüm.

Koşup yetiştiklerim beni yarı yolda bırakıp gittikleri için.

Artık ağır adımlarla yürüyorum. yanımda yürüyenler istiyorum yanımda.

Ve kıyafetlerimin genel rengi siyah.

Mutlaka bir parça siyah olur üstümde.

Üstüme siyah beyaz bi Sweat ve siyah taytlarımı giydikten sonra dolabı kapatıp. Pencerenin önüne geldim.

Hava kararmış sokak ışıkları yanıyor.

Gökyüzünde ay ve yıldızlar yerini almış. Yakınlarda bi mekanda bangır bangır Sertap Erener 'in Bir Damla Gözlerimde şarkısı çalıyor.

Öyle çok şey var ki içimde

Hep sustu konuşmak yerine

Konuşmadığımız her ne varsa

Seninle sakladım Gözlerimde...

Diye devam ediyordu. Bu şarkıyı çok severdim.

O sırada telefona mesaj sesi geldi.

Pencerenin önünde dikilmekten çıkıp.

Yürüyerek yatağımın önünde geldim.

Eğilip yatağımın üstünde duran telefonumu alıp. Ekranına baktım.

Annem yazıyor. Mesajı tıkladım.

Geç geleceğiz bu akşam haberin olsun bebeğim.

Diye yazmış anlamadım.

Bende hemen cevapladım.

Kimle geç geleceksiniz? Anne neredesin sen?

Bi dakika sonra mesaj geldi.

Babanın işi uzadı. Babanın yanındayım.

Babamın yanına gitmiş anladım.

Tamam

Diye yazdım. Telefonumda alıp

Odadan çıkıp merdivenlerden ağır adımlarla birer birer basamak inmeye başladım.

Serkan geleceğini söylemişti. Birazdan gelirdi.

Ya da ben öyle sanıyordum. Çünkü sağı solu belli olmaz onun. Güzel bir kız gördüyse takılıp gitmiştir.

Son basamağa geldiğimde kapının zil sesi ile bakışlarımı ora kaydı.

Ne çabuk geldi. Bu çocuk sanırım biraz günahını aldım. Diyek kapıya yürüdüm

" Serkan günahını aldım. Beni affetmen lazım" diyerek kapıyı açtım.

An kısa süreli bir şok yaşadım çünkü Serkan değil Ömer di.

Şimdi ne diyecem.

" Ömer" diyebildim. Sadece.

" Bir emanetin ablamın evinde kalmış . Onu getirdim. Ablam çok ısrar edince kendisini kırmadım." dedi hiç bir duygu barındırmayan bir ses tonuyla.

" Seni buraya kadar getiren önemli şey nedir" dediğimde onun gibi umursamaz olmaya çalışıyordum.

Elllini cebine koydu. Cebinden çıkardığı kelebekli tokamı bana uzattı.

O an öyle kaldım. Ben o tokayı bende sanıyordum. Ama ne zamandır kaybettiğimi bile bilmiyorum.

Bana uzattığı tokayı ellinden aldım.

Parmak uzumla bile dokumamaya özen göstererek.

" Burada bi işim vardı ondan geldim. Neyse daha fazla tutmayayım seni.

Görüşürüz" dedikten sonra geri dönüp gitti.

" Teşekkürler bunun benim için değeri çok büyük. Keşke zahmet etmeseydin " dedim arkasından bağırarak.

Oda arkası dönük bir şekilde.

" Teşekkür edecek bir şey değildi" dedi. Umursamaz bir şekilde

Benimle konuşmayacaktı.

" Böyle mi gideceksin. Konuşmadan yani"

Durdu ve dönüp yüzüme baktı.

" Senin benimle konuşmaya ihtiyacın yok. Benimde de yok" dedikten sonra Çekip gitti. Arkasından bağırarak konuşmaya başladım

" Evet haklısın. Benim Ne sana nede başkasına ihtiyacım var" dedikten sonra kapıyı sertçe kapatıp.

Sırtımı kapıya yasladım.

Bu neydi şimdi bütün sözlere vurgu yapmışti.

Kapının arkasında ellimde bi tokayla öylece kala kaldım.

BÖLÜM SONU

Bölümle ilgili fikirlerinizi bekliyorum

Umarım beğenirsiniz

Gelecek Bölümle ilgili düşüncelerinizi bekliyorum.

Diğer bölümde görüşmek üzere.

Seviliyorsunuz ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.