İyi okumalar canlar
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin
Seviliyorsunuz ❤️
18. BÖLÜM
DÜŞBAHÇESİNDE KALAN
PAPATYALAR
Tuğba Yurt - Yalan
Atiye - sor

Kelimeler bazen katil, bazen ise ilaç olurlar
Keşke kelimelerle içimizdeki acılardan kurtulabilseydik.
Sadece Konuşarak bittseydi içimizdeki yanğınlar...
Sadece
Kelimeler
Ama
İmkansız
Biliyorum...
Bir mezarın başında oturup gelmemeyi beklemek... canımdan can sökülüyor. Ben sadece susuyorum...
Kelimeler bizi kurtarmıyor, hiç bir zaman... Bunu konuşarak anladım.
Keşke şimdi kalksan bana sarılsan yine. Bana "Biraz uslu dursan ne olacak sanki" desen. Ama demiyorsun. Çünkü sen yoksun. Sadece ben kaldım.
Sen bi daha hiç gelmedin. Ben bunu nasıl anlatırım bilmiyorum.
İnan hiç bir kelime bilmiyor içimdeki acının sözcüklerini.
Bu sabah yatağımdan kalkıp, hazırlanıp ablamın mezarına geldim.
Bu gün onun doğum günü. Ve ben bunu unutmuştum. Dün gece karıştırdığım eski fotoğraflardan gördüm.
Aslında insanlar en sevdiklerini bile günü geldiğinde unutuyor.
Önce bir anı sonra, her şey tek tek uçup gidiyor...
Ve biz çok sevdik diyoruz.
Aslında sadece gördüğümüzde seviyoruz. Sonra... Gidince unutuluyoruz.
Mezarına bi demet papatya getirdim. Çok severdi papatyaları.
Hepsini tek tek mezarın üstüne dağıtım. Sonra usulca fısıldadım.
Doğum günün kutlu olsun ablacım..
Yalnız kutladığımız tam 15. Doğum günü oldu.. Bu gün... bu gün 8 Eylül nasıl unuturum hiç bilmiyorum. Ama bu gün buraya gelmeseydim. Kendimi hiç affetmezdim.
Bana mutlu ol demişti... Ama ben mutlu olamıyorum.
Her sokak başında bi katil var. Beni duygularımla vuruyor. Şimdi sen söyle ben nasıl mutlu olayım.
Çocuğun elinden uçurtması alındığında ağlamamasını istiyor gibi. Bu kadar zor benim mutlu olmam...
" Abla şimdi burda olsaydın. Sana çok ihtiyacım var... Kime güveneceğim bilmiyorum. Sana kaç kere ihanette ugradığımı anlatsaydım.
Nasıl yıkılmadım ben bile bilmiyorum. Artık ağlamak bile içimdekileri hafifletmiyor. Ağlamıyorum dediğin gibi. Ama çok üzülüyorum... "
" Bak sana en sevdiğin papatyaları getirdim. Elimden sadece bu geliyor."
O günü hatırlıyor musun abla?
O gün sana o papatyaları getirememiştim.
Bu gün getiriyorum. Aslında bakarsan abla, papatyaları çok sevdiğini bile tutuğun günlüğü okuduğumda öğrendim. Ve ondan sonra her gelişimde sana papatya getirdim.
Hatırlıyor musun? Ben beş yaşındayım.
Dağ evine ben sen annem ve babam birlikte gitmiştik. İlkbahardı. Ağaçlar çiçek açmış, her yer yeşermişti. Ne sıcak nede soğuk Bi rüzgar vardı.
Üstümde açık pembe renginde Bi tulum vardı. Üstünde beyaz bir hırka vardı. Oturduğum yerden yeni yeşermeye başlamış olan çimleri yoluyordum. Sende bende ileride ki salıncakta salanıyordun. Çok büyük bir ağaçtı. Kocaman daları vardı. Belkide ben küçük olduğum için o ağaç bana çok büyük gelmişti.
Arada beni yokluyordun çünkü annem beni sana emanet etmişti. Ayağa kalktım, ağır adımlarla yürümeye başladım. İleride bi papatya vardı. Onu çok sevmiştim. Yanına vardım. Eğilip alacakken yerde küçük bir taşa takılıp düştüm. Yüz üstü yere kapaklanmam bir oldu. Papatya elimin altında kalıp ezildi. O papatyayı sana getirmek istemiştim. Onun ezilmesi beni çok üzmüştü. Sonra ben elimin içinde oluşan sıyırığı görünce ağlamaya başladım. Dizlerim pembe tulumum hepsi çamur içinde kaldı. Oturur hale gelip elimde akan kana bakıp ağlama başladım. Kısa sapsarı olan saçlarım dağılmış bi halde ağlamaya devam ettim.
Sende bi kaç dakika sonra yanıma koşarak gelmiştin. Elimi elinin içine alıp üfledin.
Ablacım yok bi şey bak geçti bile."
dedin elimdeki kanı sildikten sonra. Bana tekrar gösterdin elimi. Zaten küçük bir sıyırıktı.
Benimde gözlerim elime tekrar kaydığında elimde kan yoktu. Sadece küçük bir yara vardı.
Annem koşarak yanımıza geldi. Benim gözyaşlarım hala kurumamıştı.
" Deniz? Bebeğim ne oldu? Annecim" dedikten sonra önümde oturdu. İki elliyle saçlarımı düzelti.
Sonra gözyaşlarımı sildi.
" Anne ellim çok acıdı. Düştüm." dediğimde elimi kaldırıp anneme uzattım.
Annem ona uzattığım elimi öptü. Sonra saçlarımdan öptü beni yerden kaldırıp kucağına aldı. Hep birlikte içeriye geçtik annem beni koltuğa oturtu. Sende yanıma oturdun. Benim aklıma yine o papatya gelmişti tekrar ağlama başladım. Annem elindeki temiz kıyafetlerim ile tekrar salona geldi. Ben hala ağlıyordum.
Çünkü o papatyayı senin görmeni çok istemiştim.
Sen görmediğin için çok üzülmüştüm.
" Bak sana ne verecem. Ama ağlamak yok tamam mı?" dediğinde başımla onayladım seni,
Küçük ellerimle göz yaşlarımı sildim.
Sende oturduğun koltuktan kalkıp. Karşı odaya gittin.
Annemde önümde oturdu.
Kirli kıyafetleri üzerimde çıkarıp temiz kıyafetleri üstüme geçirdi. Elindeki tarakla saçlarımı taramaya başladı. O sırada sen geldin yanıma, bende büyük heyecanla banane getirdiğin bakıyordum. Kelebek desenli siyah ve gümüş renginden bir toka getirmiştin.
" O benim mi? Lütfen benim olsun" diyerek elinden almıştım tokayı büyük bir heyecanla .
Sen ve annem bana gülmüştünüz. Bende büyük heyecanla yeni tokamı inceliyordum.
Sonra annem o tokayı saçlarıma taktı o günden sonra benimle kaldı.
Sonra bana verdiğin o güzel toka için sana o papatyayı getirecem demiştim. Ama biz eve döndük ondan sonra hiç görmedim...
Sen gittikten sonra getirmeye başladım.
Her gelişimde. Ama sen yaşarken getiremediği için hep eksik ve yarım geliyor. Yüzünde ki mutluluğu görmediğim içindır belki de.
Hep o gün gibi mutlu olmak isterdim.
O günlüğü okuduktan sonra daha çok dağıldım.
Hep daha kötü hissettim.
Bu gün doğum günün eğer yanımızda olsaydın
Yirmi yedi yaşında olacaktın. İyi ki doğdun. Keşke hep yanımda olsaydın. O zamanları çok özledim.
O zaman sadece sana bi papatya getiremediği için üzülüyordum.
Şimdi her yerim paramparça...
Bütün acılarım ruhumu paramparça etti.
Şimdi bi fırtına esse ve bütün acılarımızı alıp götürse.
O zaman bana ne kalır bilmiyorum.
Ben bi acıdan ibaretim. Acım da yok olsa hiç bi şey olurum diye de korkuyorum...
" Abla söylesene bu kadar çok kırılmışken. Neden hala daha fazla kırılabiliyorum." dedim sitemler
"Şimdi burada olsa bana bi cevabın olurdu. Ama ne sen varsın nede cevabın.
Abla ben çok kırgınım herkese... Bana oynanan bu tiyatrodan oldukça sıkıldım.
Bu oyun bitecek ve o perde çekilecek zamanı geldiğinde.
Biliyorum seni de çok üzdüm. Artık gitsem iyi olacak çünkü kendimi çok kötü hissediyorum ".
Bu his boğazımda bir yumru gibi acıtıyor canımı.
Ne zaman ziyaretine gelsem çok dağılıyordum.
Buraya yalnız gelip, yine yalnız gitmek çok koyuya bana...
Oturduğum taştan kalktım. Üstümü silkeleyip
Göz yaşlarımı sildim. Uzunca mezara baktım.
Papatyaları iyice dağıtıp.
" Ablacım... Hoşcakal ben gidiyorum artık. Seni üzdüm biliyorum, bende çok üzülüyorum bilmeni isterim. Yine gelecem bil. Ve bundan sonra hep gelecem."
Diyerek mezar taşını okşadıktan sonra ağır adımlarla mezarlıktan uzaklaştım.
Dün yağan yağmur yüzünde her yer çamur olmuş. Ayakkablarımın çamura daha az batması için, ayağımı yere dikkatlice koyup yürümeye başladım. Bi su birikintisi yanlışlıkla bastığım için ayakkabım çamur oldu. Arabanın yanına geldiğimde, şoför kapısını açıp koltukta duran çantamı alıp. İçinde ıslak mendil kutusunu alıp çantayı tekrar koltuga geri koydum. İçinde bir tane ıslak mendil alıp, kutuyuda koltuga koydum.
Eğilip çamur olan ayakkabımı silmeye başladım.
O sırada telefonum melodisi ile istemsizce gözüm koltuğun üstünde duran telefonum kaydı. Ekranda
Ömer yazıyordu.
Bi kaç saniye öylece baktıktan sonra. Ayakkabımı silmeye devam ettim. Zaten biraz geçmeden kapandı.
Ben ayakkabımı silmeye devam ettim.
Onunla konuşmak istemiyordum kesinlikle.
Bilmiyorum ama içimde bi yerler ona çok kırgın.
Onunla kanuşmak istememe mani oluyor.
Ona ihtiyacımın olduğunda aradığımda. cevap vermedi diyor içimde ki kırılan yerlerim...
Hata başka kadın açtı telefonunu. Üstüne bir gün geç yeni arıyor diyor.
Ben neden bu kadar çok kırıldım?...
Neden bu kadar dağıldım bilmiyorum... Keşke adını bilseydim bu hissin.
Elimdeki kirli mendili biraz ileride ki çöp kutusuna koyduktan sonra, geri döndüm. Arabanın kapısını açıp koltuğa oturdum. Ellerimle saçlarımı düzeltirken aynadan kendime baktım. Çok kötü görünüyordum neredeyse sabaha kadar uyuyamamıştım. Bi bu tarafa bi diyer tarafa dönüp durdum bütün gece. Her şey üst üste gelmişti. Çok zor geldi.
Gözlerimin altında mor halkalar oluşmuş yüzüm solmuş. Bi şekilde boş gözlerle bakıyorum.
Telefonuma baktım belki bi daha arar diye ama o bi daha aramadı. Bi kaç dakika öylece mezarlıkta baktıktan sonra. Arabayı çalıştırıp oradan uzaklaştım.
Aslında ne kadar üzülürsek üzüllerim bazen en sevdiklerimizi bile arkamızda bırakıyoruz.
Ağadığım için gözlerimin içi kızarmıştı.
Göz altlarım desen mor halkalardan görünmüyor.
Böyle eve gitmeme kararı aldım.
Sahile gidip biraz kendimi toparlamak en iyi fikirdi.
Öylede yaptım Ortaköy de boş bi banka oturdum.
Öylece Deniz "e bakıp, biraz da olsa kendimi toparlama çalışırken biri yanıma oturdu. Hızla dönüp baktığımda çiçek satan bi kadındı.
Bi an Ömer oldugunu düşündüm.
Ben ne zaman bi banka otursam hep yanıma o gelirdi. Ama bu sefer o değildi.
Ben o olsun isterdim...
O gelmiyecek anla artık bunu diyor iç sesim.
Önüme dönüp tekrar denizi izlemeye başladım.
O sırada çiçekçi kadın konuşmaya başladı.
" Acı... Kör Bi bıçaktır. Nereyi keserse orası iyileşmez. Yalnız tek bi ilacı var dır."
Başımı çevirip kadının yüzüne baktım. Bana mı yoksa başka birine mi söylüyor diye.
" Bana mı söylediniz?" dedim şaşkınlıkla. Böyle bir şey beklemediğim şaşırmıştım.
Yüzüme hüzünle baktı. Uzanıp elimi tutu.
" Bak güzel kızım. Hem acının bi ilacı var. Önemli olan onu bulmamdır."
Dedi yüzüme bakıp gülümseyerek.
Mavi gözlü kahverengi uzun saçları. Biraz kilolu ama tatlı bir ablaya benziyor. Tahminimce otuzlu yaşlarda.
" İlacı yoksa ne yapacam peki. Ben çok geç kalmışsa. " dedim umursamazca etrafa bakmaya başladım.
" Ölüm değilse, geç kalmazsın. Eğer ilacının o olduğuna eminsen, ona geç kalmazsın. Neden biliyor musun? Çünkü oda seni bekler."
Dedi elimi tutmaya devam ederken. Bende öylece kaldım. Ama ben emin değilim. O ne olacak.
" Nerden bilecem onun benim ilacım oldugunu? "
Bu soruyu neden sordum bilmiyorum. Ve cevabı beni neden ilgilendirdiğini de.
Saçında ki tokası düzeltip gözlerimin içine baktı.
" Sen bilmezsin zaten. Ama o bilir ona güven."
Kalbmi işaret ederek.
" Onun hiç bi şey bildiği yok! Tek yaptığı beni başka çıkmazlar süreklediği" dedim sitemle elimi kalbime koyup.
Yine yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu. Ve çok güzel bir gamzesi vardı.
" Yüreğin dinle ama kölesi olma sakın! Yoksa aklını unutursun ve Mantıksız bir sevgi de gurura aykırıdır. Bunu unutma sakın."
Bu dediklerini düşündüm. Doğru söylüyordu. Kime körü körüne baglandıysak bizi daha kolay vurdu...
" İlerde her şey bittiğinde elinde bir gururun kalmalı. Aşka gurur yok diyenlerden değilim.
Bence gurursuz bir sevgi, sevgi değildir. "
Diyerek ekledi.
" Aşkından öl ama dönme mi diyorsunuz?"
" Eğer bu adam değiyorsa zaten her şekilde sana ulaşır merak etme. Çünkü senin gurursuz davranmanın istemez asla "
Sonra sözlerine şöyle devam etti .
" Sevgi budur. Kıyamamaktır. İki taraf içinde "
" Neden yanıma gelip. Kendime sorduğum sorulara cevap buldunuz merak ettim. "
Sepetteki çiçekleri düzeltip bana baktı.
" Seni gördüm sabahın bu vaktinde olsa olsa seni yürek acısı uyutmamıştır diye düşündüm. Doğru değil mi? "
Başımla onayladım onu.
"Çiçek satıcısı misiniz? "diyerek başka bir soru yönetim.
" Hayır değilim. Bunlar bahçeye ekmek için "
Dedi çiçekleri düzeltirken sonra yüzüme uzun uzun baktıktan sonra. Tekrar konuşmaya başladı.
" Bu çiçek şimdi toprağa gömülmezse veya su verilmezse ölür.
İşte insanda sevgi görmezse solup ölürler.
sende nerede yeşerisen o topraga git. Yoksa sende o sevgiye muhtaç bi şekilde solup gideceksin. Unutma çiçek her toprakta yeşermez. Tipki insana her sevginin mutluluk vermediği gibi. Doğru toprak, ve doğru sevgi tamammı. "
Sözünü bitirdikten sonra ayağa kalktı.
"Nereye gidiyorsunuz? Yani hemen mi gidiyorsunuz demek istemiştim?" dedim
" Bi kızım var onu yalnız bıraktım. Yanına gitmeliyim. "
Dedi acele ile.
" küçükmü kızınız? "
" hayır. Yürüyemiyor bi ihtiyacı olabilir? Benim gitmem gerekiyor." dedi endişeli bir şekilde.
" Kusura bakmayın sizide tuttum. "
Dediğimde durup bana döndü. Sanki aklına bi şey gelmiş gibi. Bi kaç adımla yanıma geldi.
" Senden bi şey isteyebilirmiyim? Kızım beş yıldır benimle ile konuşmuyor. Ne yaptıysam. Beş yıl önce bi kaza oldu. Ben kızım ve kocam buradan Bursa' ya gitmek için yola düştük. Arabayı ben kullanıyordum. Sonra ne Oldugunu anlamadan araba bi uçurumdan aşağı düştü. O kazada kocam öldü kızımda sakat kaldı.
O günden sonra hep beni suçladı. Ve hiç konuşmadı benimle sadece benimle değil kimse ile konuşmadı." Sonra cebinden
Bana bi kagıt uzattı." Bak burada evimizin adres yazıyor. Eğer onunla konuşmak istersen seni bekliyor olacağım. Gelmesende anlarım. Sadece kızım benimle bi kere konuşsun istiyorum, ölmeden. Senden bunu istemem ne kadar doğru bilmiyorum. İçimde ki Bi his senin bana yardımcı olabileceğin söyledi "dedikten sonra çiçek sepetini alıp. İçinden bana bi gül verdikten sonra Gitti. Bende öylece elimdeki kağıtla ortada kaldım.
Mantıken gitmemem gerekiyordu. Çünkü kadını tanımıyordum. Belki yalan söylüyor. Nereden bilecektim. Neyse şimdi bunları bırakıp artık eve gitmem lazım yoksa annem çok kızar kesin.
Banktan kalkıp doğruca arabama bindim.
evin yolunu tutum. O sıradada telefonuma baktım. Gelen arama yoktu. Annemin beni aramaması iyiydi. En azından şimdilik.
Sokaklar geçip evimizin olduğu sokağa varmıştım. Siyah demir kapıdan geçip çakıl taşlı yolu geçip arabayı park edip. Evin kapısına doğru yürümeye başladım. O sırada dikkattimi annemin arabasının olmaması çekti. Evde değildi. Belkide mezarlığa gitmişti. Çünkü hepimiz bu gün mutlaka gideriz. Bende dağilmiş bir şekilde zille bastım bi kaç saniye sonra kapıyı Buse açtı.
Her zaman ki rütünümüzü gerçekleştirdik.
" Hoşgeldiniz Deniz hanım" dedi düz bir sesle.
" Hoşbuldum canım" dedikten sonra içeriye geçtim.
Buse 'ye döndüm
" Annem nerede arabası yok. Yani göremedim dışarıda"
" Anneniz bi saat önce çıktı, babanız ile birlikte."
" Tamam gidebilirsin artık"
Dediğimde merdivenlerinden çıkmaya başladım.
" Bi isteğiniz var mı efendim?"
" Yok biraz dinlenecem. Rahatsız etmeyin olur mu?"
" Peki efendim"
Dedikten sonra mutfaga gitti.
Bende kaldığım, merdivenleri tamamlayıp odama geçtim. Önce üstümdeki kıyafetleri değiştirdim.
Kendimi yatağa attım.
Dün hiç yatmamıştım. Başım ağrımaya başlamıştı. Düşünmekten kaçtığım için, uyumak en iyi kaçıştı.
Yorganımı kaldırıp içine girdim.
Gözlerimi sımsıkı yumdum.
Hiç bi şey düşünmeden kendimi uykunun kollarını bıraktım.
Acılarımı sadece yatarak unutuyordum.
🍂
Gözlerimi açtığımda havanın artık kararıyor olduğunu fark ettim.
Gözlerimi ovuşturdum. Komodinin üstünde duran telefonumu alıp saate baktım. 19: 05 geçiyordu.
Şarjım yüzde beş kalmış. Yataktan kalkıp Çekmecede duran şarj aletini alıp, prize taktım telefonu şarja taktıktan sonra odadan çıktım. Bu gün hiç bi şey yememiştim bu saate kadar oldukça da açıkmıştım .
Merdivenlerden esniyerek inip mutfağa girdim.
Tezgahın yanında elindeki bezle ortalığı silen Buse ile karşılaştım.
Benim gelişimi fark etmiş olmalı ki arkasını dönüdü.
" Deniz hanım. Uyanmışsınız. Ben size yiyecek bi şeyler hazırlıyım"
Dedi sakin bir ses tonu
" tamam" diyip ahşap masanın yanında ki sandalyelerden birini çekip oturdum.
Başım ağrıyordu iki elimle alnımı ovuşturdum.
Belki bi nebze ağrısı azalır.
Bi şeyler yedikten sonra ağır kesici ilacı alıp salona geçtim.
Koltuklardan birine oturup.
Annem geçen gün karıştırıp durduğu dergiyi alıp bu sefer ben karıştırmaya başladım.
Gerçektende çok saçma sapan şeyler yazıyor.
Dergiyi masaya tekrar koyduktan sonra.
Koltuga uzanıp boş gözlerle tavanı izlemeye başladım.
Başımın ağrısı biraz da olsa hafiflemişti.
Televizyonu açtım.
O kanaldan bu kanalı turlafıktan sonra onuda kapattım.
Koltukta oturmaya devam ettim. Bi süre sonra
Araba sesi geldi. Koltuktan kalkıp camın yanına gittim. Annemin arabasıydı. Araba durdu bi süre sonra annem arabadan indi. Dağılmış duruyordu.
Ağır adımlarla kapıya dogru geldi.
Bende camın yanından uzaklaştım salonun ortasına gelmiştim ki annem kapının önünde belirdi.
Ağır adımlarla Koltuga oturdu. Bende yanına gelip, eğilip ona sarıldım. Bi şey söylemedim. Oda bana sarıldı. Kaç dakika geçti bilmiyorum.
Bu gün kötü bir gündü.
Artık hissizleştim artık ağlıyamıyordum bile.
Annemden uzaklaştım.
Yüzüne baktım. Yüzü solmuş göz altlarında şişiklik vardı.
Başımın annemin dizine koydum.
Oda saçlarımı okşamaya başladı.
" Bebeğim ne olursa olsun beni yalnız bırakmayacağını söz vermeni istiyorum."
Çatalaşan sesimle konuşmaya başladım.
" Anne seni hiç bir zaman yalnız bırakmıyacam. İnsan hiç annesi bırakır mı? Bende seni bırakmıyacam"
Ellini tuttum.
" Günün birinde... Ne olursa olsun. Ne yaparsam yapayım. Sadece senin iyiliğin için yaptığım unutma tamam mı?"
" Ne yapmış olabilir misin ki ? Sen beni üzemezsin. Kendini üzme artık."
Dedikten sonra başımı kaldırıp anneme baktım.
" Senin beni üzmen imkansız annecim"
Başımın tekrar annemin dizine koydum.
Annem de hiç konuşmadan saçlarımı okşamaya devam etti. Ne o konuştu nede ben.
Sesiz bitten bi saatin ardında. Ben odama annem odasına çekildi.
Çalışma masamın sandalyesini çekip. Kitaplarıma biraz bakıştıktan sonra aklım bu kadar karışıkken.
Çalışsam da hiç bi şey anlamam.
Bi müddet öylece durduktan sonra. Banyo yapma kararı aldım. Oldukça yorgundum. Bi banyo yapmak bana iyi gelebilir mi?
Sandalyeden kalkıp şarjda olan telefonuma baktım, arama ve ya mesaj yoktu. Tekrar yerine bırakıp, saçlarımda ki tokayı çıkarıp yatağımın üstüne bıraktım. Banyoya girdim. Suyuyu ayarlayıp. Aynanın karşısında ki tarağımı alıp saçlarımı taramaya başladım. Küvet dolana kadar.
Tarama işlemi bittikten sonra tarağı yerine koydum. Üstümde ki kıyafetleri çıkarıp küvete girdim. Üstümden aşağıya sıcak su akıyor. Gözlerimi sımsıkı yumup suyun saçlarımdan aşağıya doğru akmasını hissettim.
Neden gittiğim bütün yollar bana sadece uçurumlar verdi.
Bütün acılar sanki beni buluyor. Sadece beni paramparça ediyor.
Artık konuşmak bile istemiyorum
çünkü
Her cümlenin sonuna beni bi felakete sürekledi ve artık duymak istemiyorum hiç bir kelimeyi.
Aklım çok karışık. Kalbimde taşıyamıyacağım kadar büyük bir acı var.
Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum ama olmuyor artık ağlamak bile yetmiyor.
Sürekli güçlü durmaktan yoruldum ben artık.
Yanımda beni avutacak kimse yok. Kaldırılarak avutulduğunda hiç bi şey değişmiyor. Gerçek gelip buluyor seni...
Gözlerimi açıp ellerimi saçlarıma götürdüm. Yüzüme düşen tutamı arkaya doğru itekledim.
Şampuan ile köpürtükten sonra duruladım.
Bi yarım saattin ardında üstümde beyaz bir bornoz ile banyodan çıktım.
Biraz daha iyi hissediyordum.
Başımdaki havluyu daha sıkı sardıktan sonra.
Yatağıma oturdum. O sırada telefonumun melodisi bütün odayı doldurdu. Ayağa kalkıp, komodinin üstünde ki telefonuma ulaştım ekranda
Tuğçe abla
yazıyordu.
Telefonu şarjdan çıkarıp kulağıma götürdüm. O sırada da yatağıma tekrar oturdum.
" Efendim" dedim.
" Deniz abla seni çok özledim. Ne zaman geleceksin" diyen Zeynep ile karşılaştım.
" Bende iyiyim sen nasılsın?" dedim gülümseyerek.
" Ya of tamam unutum ben." dedi kızarak.
" Tamam sende hemen kızdın."
O sırada Tuğçe ablanın sesi geldi.
" Sen gittiğinde beri seni sorup duruyor.
Sen nasılsın ne yapıyorsun?"
" İyiyim ablacım sen nasılsın? Biliyorum ona gelecem dedim ama şimdi gelemiyecem. Üniversite açılmadan uğrarım ama ."
dedim ama pek gitmek gelmiyordu içimden. Çünkü Ömer ile karşılaşmak istemiyorum.
" Bende iyiyim. Sen ne zaman istersen gelebilirsin, seni sıkmak istemiyorum. "
O sırada arkada başka birinin sesi geldi.
" Yalnız değilsiniz sanırım. "
" Yabancı değil kız kardeşim burada."
Bi an duraksadım nasıl yani Tuğçe ablanın bi kız kardeşi mi vardı?
" Ben bilmiyordum. Daha önce söylediyse hatırlamıyorum. Kusura bakma "dedim mahçup bir sesle
Bi kaç saniye kimse konuşmadı. Bi kapı açılma kapanma sesi geldi. Sonra
" Sen iyimisin? Ben söylemedim. Hiç sözü açılmadı Melis pek buralara gelmez kendisi teyzemin evinde kalır. Ama sen pek iyi değilsin"
" iyiyim. Bu gün kötü bir gün geçirdim." dedim gerisini söylemek boğazımda bir yumru oluşturdu.
" Neden ne oldu? Anlatmak istersen dinlerim biliyorsun."
" Çünkü... Bu gün ablamın doğum günüydü. Sabah mezarlığa gittim ondan." dedim buruk bir sesle
Sanki her ağlıyacak gibiydim. Derin nefes alıp kendimi biraz toparladım.
" Anladım. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Sana ne iyi gelir bana söyleyebilir yapabilirim senin için"
Dedi yumuşacık bi ses tonuyla.
Ama benim canım hiç bi şey yapmak istemiyor.
En iyisi konuyu değiştirmek.
" Kardeşin neden pek oraya gelmiyor."
Dedim başka bir soruyla.
" Okul yüzünden başka bir sebebi yok. Zaten geldiğinden beri Ömer ile uğraşıp duruyor.
Burada kalması fazla sürmez" dedi gülerek
Bende gülümsedim.
" Daha önce hiç bahsetmediğin için şaşırdım doğrusu"
" Yok öyle önemli bir sebebi yoktu. Sadece fırsat olmadı hiç. Zaten tanıyıp ne yapacaksın. Delinin teki. Boş ver en iyisi hiç tanımamak" dediğinde gülmeye başladı.
"Evet senden bahsediyorum. Aramızda sende başka deli mi var?"
Dediğinde odaya kardeşinin geldiğini anladım.
Başka ses duymadım.
" Canım Melis'in selam mı var? Kendisi biraz deli dolu ama öyle herkes ile değil."
"Anladım. " dedim. Düz bir sesle
" Ben seni daha fazla tutmayayım sen biraz dinlen tamam mı? Yine konuşuruz?
" Sende selam söyle Melis 'e başka zaman konuşalım o zaman görüşürüz. Zeynep i öp benim yerime "
" Tamam sende kendine iyi bak görüşürüz "
Telefonu kapatıp. Yatağa koydum.
Ayağa kalkıp elbise dolabında temiz kıyafetlerimi çıkardım. Üstümde ki bornozu çıkarıp kıyafetlerimi giydim. Tekrar banyoya girdim. Dolapta ki saç kurutma makinesi çıkarıp saçlarımı kurutmaya başladım.
Saçlarım kuruttuktan sonra odama geri döndüm. Odanın ortasındayım annemin çığlık sesi ile olduğum yerde kaldım.
BÖLÜM SONU
Umarım beğenirsiniz
İleride ki bölümlerle ilgili görüşlerinizi bekliyorum
Artık yavaş yavaş finale gidiyoruz
Son yedi bölüm.
Ne düşünüyorsunuz
Bu iki kitap olacak demiştim.
Bu sadece birinci kitabın finali olacak.
Ve artık Deniz 'in Abisi geliyor bomba gibi bi geliş olacak.
Bazı sıralarda artık açıga çıkıyor.