Keyifli okumalar dilerim canlar 🖤
Bölümün geç gelmesinin sebebi yeni kitap kapağı tasarımı yaptırdım.
O yüzden geç attım bölümü. Ama her zaman ki bölümlerden daha uzun bir bölüm oldu. Umarım keyif alıp okursunuz.
Çok emek sarfedip yazıyorum. Ama karşılığını bi türlü alamıyorum.
Bu beni çok üzüyor. Bölümleri yazmak gelmiyor içimden.
Sizden istediğim lütfen emeğe saygı duyun!
Sizleri çok tutmadan bölüme yolıyayım.
Oy ve yorumlarınızı unutmayın sakın canlar ❤️
Yeni kitap kapagı ile ilgili Yorumlarınızı da bekliyorum buraya

Deniz Taşkıran
Çok ugraşıp sonunda aklımda ki deniz modeline uyan birini buldum.
Ömer karakterine uygun bir karekter hala bulamadım.
Ama arıyorum bulunca onuda paylaşacam
16. Bölüm
" Sonbaharda Ki Boşluk"
Bölüm şarkısı
Sıla - Tam Da Bu Gün
"Kimsenin sayfanda mürekkep tüketmesine izin verme, yoksa sana yazacak bir yer kalmaz."
Yalnız kalmak, benim hayatımdı. Herkes benden uzaklaşıyor hızla.
Benim iyiliğim için benden uzaklaştıklarını söylüyorlar. Hepsi yalan. Onlar kendi iyilikleri için kaçıyorlar.
Kendileri daha fazla hasar görmesinler diye.
Kimsenin kimseyi umursadığı yok aslında.
Mürekkep tutmayan boş bir sayfa ile kalıyorsun ortada.
Yazsan yazamazsın. Atsan atamazsın kaderi. Sana yaşamak düşüyor.
Ama
Kimseninde sayfanda mürekkep tüketmesine izin verme. Yoksa sana yazacak bir yer kalmaz.
Hastanenin kapısında tam yirmi dakikadır öylece boş gözlerle yola bakıyorum.
Giden arabaların sesi... İnsanların sesi...
Aklımda tek bir soru neden?
Bu soruma bir cevap bulamıyorum. Günlerce düşünsemde bulamıyacaktım.
Yapacak bir şey yok. Onunda herkes gibi olmadığı düşünmüştüm. Ama değilmiş.
O kaçmayı seçti... Ben bu düşüncelerin içinde dalıp giderken birden
" En sevdiğim arkadaşım gelmiş."
Sesin sahip tabiki de Pelin.
Hemen arkamda bana doğru geliyor. Neşeli bir şekilde
Yanında ise lise arkadaşım Filiz vardı.
" Ben geldimde sen yoksun ortada." diyerek yanına yürümeye. başladım. Gülümsemeye çalışarak. Oysa içim enkaz alanıydı.
" Filiz hoşgeldin canım "diyerek filiz 'e sarıldım. Oda bana sarıldı.
" Çok geçmiş olsun canım. Bende yeni duydum. "
" Teşekkür ederim canım. Çok kötü bir şey durumdu, ama atlattık. "dedim düz bir sesle
" Buna çok sevindim " dedi. Tam önümde durarak. O sırada Pelin araya girdi.
" Tam iki saattir seni izliyorum. Ve bana bir hoşgeldin bile demedim. "
Dedikten sonra saçı ile uğraşmaya başladı sahte alınganlıkla.
Gülmeye başladım." Sen kıskandın mı? Kıyamam sana " diyerek yanaklarını sıkmaya başladım. Çocuk sever gibi.
"Daha bir kaç gün olmada sen geleli. Sen hoşgelmedin ben hoşgeldim. O yüzden ben küsüyorum şimdi. " dedim alayla gülümserken
Bu konuşmalarımıza gülen filiz e döndüm.
" Baya oldu görüşmeyeli. Sen ne yaptın?" dedim merakla
Pelin ile ugraşamam şimdi çocuk gibi alındı. Sonra gönlünü alırım onun. Hala olduğu yerde kahve kıvırcık saçlı ile ugraşıyoru.
" Nişanlandım. Üç hafta sonu evleniyorum. Ve ikiniz kesinlikle geliyorsunuz." dedi heyecanını gizlemeden.
Aslında düğünlere katılmayı hiç sevmezdim. Kalabalıklar beni boğuyor. Tam itiraz edecektim ki. Filiz engel oldu.
Ve beni ikna etti. Bütün itiraz cümlelerim yarıda kaldı.
Pelin 'e sarılarak içeriye yürümeye başladım. Bana küsmediğini biliyorum. Muhtemelen benden bi şey yapmamı isteyecek. Bunun için küs numarası yapıyor.
Seni benden iyi tanıyan çıkmaz Pelin. Diyerek kendi kendime konuşmayı keserek. Filiz' e döndüm.
" Enişte kim tanıyor muyum?"
Çantası ile uğraşmayı bırakıp bana döndü filiz.
" Hayır tanımıyorsun. Bizim üniversiteden"
"Ben bilmiyorum. Nereli? İstanbul 'lu mu?"
" Hayır İzmir' li" dedi gülümseyerek
" Anladım" dedim. Kısaca Tanımıyorum zorlamanında Bi manası yok! Zaten dügüne gidince görecektim.
Tam kata gelmiştik ki. Odadan annem babam. Dedem ve amcam çıktı.
Babam taburcu olmuştu. Anlaşılan o ki. Annem babamın koluna girmiş. Dedem bi şeyler anlatıyor. Bende yanlarına varıp dedeme sarıldım.
" Bu yakışıklı beyefendi de kim?" dediğimde dedem gülmeye başladı.
" Bu benim güzel kızım Deniz mı aceba?" dedi yapmacık bir şekilde düşünür gibi yaparak.
Bende ona eşlik edip
" Olabilir tabi" dedim. Tek kaşımı kaldırıp, düşünür gibi yapıp.
" Dur bi iyi bakayım, bu benim torunum mu diye?"
Dedikten sonra tebessüm etti.
Sonrada bana dönüp sıkıca sarıldı.
"Kaç yıl oldu görüşmeyeli, çok özledim ben torunum."
Bende yalandan küsmüş gibi yapıp
" Aslında kendine bi ada satın alıp orda yaşayamya karar vermeseydin, Beni daha çok görürdün"
Dedemde benden uzaklaşıp gülümsedi.
" Senide alayım yanıma, ne dersin?"
Bende gülmeye başladım
" Çok iyi bir bir fikir böylelikle okulda da kurtulmuş olurum."
Biraz düşünür gibi yapıp elimi çeneme koyup sıvazladıktan sonra
Babamın sesi ile ona döndüm.
" Hayal kurmaya bi son verirsen, evimize gidelim "
Dedi alay ederek. Babama dönüp
" Bende şaka yapıyordum zaten
bi kere tamam mı? "
Dedikten sonra ben önde onlarda arkamda yürüyüp hastaneden çıktık. Bir gün erken çıkmıştı hastaneden.
Hastanelerden nefret ediyorum.
Pelin gelip koluma girdi.
Hastane kapısında Filiz bizden ayrıldı.
Acil bi işi varmış. Bizde fazla tutmadık. Zaten düğünü var.
Bizde annem babam ve dedem aynı araba ile gittiler. Ben ve Pelin kendi akrabalarımız ile.
Bizim eve gidiyorduk.
Sokaklar boyu geçerken aslında her şey ne kadar da çabuk geçiyor.
Acılar...
Mutluluklar...
Her şey birden geçiyor aslında.
Sonra sadece olacakları bekliyorsun.
Ne zaman düşüp dizimi yaraladığım yere gelsem yüzümde buruk bir gülümseme oluşuyor.
Diyer sokaklardan geçip evimizin önünde geldim , siyah demir kapının önünde durdum.
Duygusalıgı bir kenara koyup, arabayı park edip anam ve babamın peşinden eve girdim. Babamda annemin yardımı ile odasına çıktı dinlenmek için.
Dedemde arkalarında gitti salonun ortasında yalnız kaldım.
Beni dışarıda bekliyen Pelin 'nle birlikle dışarıya çıkacaktım. Zaten burda da benim bi işim yok. Merdivenlerin yarısını çıkıp anneme seslendim.
" Anne ben dışarıya çıkıyorum, haberin olsun"
Ondanda cevap gecikmedi
" Tamam bebeğim, erken dön ama" dedi. Düz bir sesle. Her zaman ki gibi
" Peki, çıkıyorum."
Dedikten yarısını çıktığım merdivenlerden inip dış kapıya doğru yürüdüm, o sıradada Portman 'toda duran ceketimi alıp çıktım.
Telefonum çantamda mu diye kontrol edip, arabanın kapısını açıp içeriye geçtim. Gözlügümü takıp. Arabayı çalıştırdım. Gaza basıp, Pelin' in peşinden gitmeye başladım. Umarım bu deli beni doğru düzgün bir yere götürür!
Kendi kendime söyledikten sonra
Pelin 'nin her zaman takıldığımız mekanın önünde durduğunu görünce,bizim kızlar toplantısı olacak dedim kendi kendime gülerek.
Arabayı park edip Pelin' in yanına yürüdüm.
"Senin gibi delileride çağırdığını söyleme sakın" dedim yapmacık bir ciddiyetle
Kıvırçık saçlarını düzeltip bana döndü.
" Bu sefer kız kıza dedikodu yok!
Erkeklerde olacak. Bizim lisede ki grup ve onların bi kaç arkadaşı."
Bu konu beni biraz sıkımıştı.
Tanımadığım insanlarla aynı ortamda oldum olası hiç sevmem.
Saçlarını düzeltip bana döndü.
" Biliyorum böyle şeylerden hiç hoşlanmadığını. Ama söyleseydim, gelmezdin ne yapayım. "dedi omuzlarını silkti.
Beni tanıyordu, bende onu tanıyorum aklına uyumamam gerektiğini anlamam lazımdı. Ama iş işten geçti artık mecbur katlanacaktım.
Pelin koluma girip beni içeriye doğru çekiştirmeye başladı, hiç şaşırmadım.
" Çok haklısın kesinlikle gelmezdim. "
Dedim ona dönerek. Ve olduğum yerde durdum.
Pelin 'de durup bana döndü.
" Abartıcak bi şey yok. Sadece biraz oturup kalkıcaz , bu kadar."
Önümde yürümeye başladı.
Haklıydı sadece biraz oturup kalkıcaktım.
İçeriye girdiğimiz de sol tarafta ki camın yanında oturanların arasında Serkan' ı gördüm.
Oraya doğru yürüdügümde az bi mesafe kala Serkan beni fark ettiğinde oturduğu sandalyeden kalkıp bana dogru gelmeye başladı,
" Hoş geldin seni buralarda görürmüydük"
dediğinde tam yanıma geldi. Gülümsemeye çalıştım
" Niye gelemezmiydim?"
dedim.
" Gelirsin de biraz zor" dedi ciddiyetle
O sırada arkamda Pelin 'nin sesi geldi.
" Yada kandırdıgımızda gelirsin" dedi gülerek.
Serkan ile gülmeye başladılar.
" Demek kandırdınız beni" dedim kısık ama sert çıkan sesimle
"Ben biliyordum zaten bu yabani gelmez" dediğinde Serkan. Pelin gülmeye başladı.
Bende ikisini hayretle dinliyorum.
" Peki şimdi kalkıp gidersem, beni kim durduracak?"
Dememle ikisinin bakışları beni buldu. " Yok ya gitmezsin. Yada gidersin"
Dedi Pelin "ama" diyerek konuşmaya devam etti. Benim gerçektende gideceğimden korkuyordu.
Ama ben gidecek değildim. Yani o kadar değil.
"Sen tabi ki gitmiyeceksin. Öyle değil mi?" dedi yumuşacık bir sesle
" Tamam gitmiyecem. Haydi geçelim." dedim bıkın bir şekilde.
Serkan önde Pelin onun arkasında en son da ise ben. Yürüyüp masanın yanına geçtik.
Pelin bizim arkadaşlarımızla selamlaşıp. Diyerleride ile tanıştıktan sonra oturdu.
Siyah uzun saçlı kız bana elini bana uzatıp" Ben Duygu " dediğinde
Uzatığı elini tutup" Deniz " dedim gülümsemeye çalışıp.
Yanında ki uzun boylu kumral çocuk
" Kerem "dedi her ne kadar kusmak istesem bu isme ama neyse ki bozuntuya vermedim. Sonuçta bu çocuğun bir suçu yok!
Benim eski sevgilim adı olması sadece kötü bir tesadüf olmuş.
" Memnun oldum "dedim.
Hepi ile tek tek selamlaştıktan sonra
Serkan ve Pelin 'in yanına oturdum.
Ortalıkğa sessizlik eşlik ederken.
Az önce tanıştığım ve adının Mustafa olduğunu öğrendiğim çocuğun bakışları sürekli üzerimdeydi. Beni rahatsız etmek için değilde, sanki daha önce tanıdığı birine benzetiyor gibi bakıyordu.
Ben yinede rahatsız oldum. İşin garip kısmı bu çocuk banada tanıdık geliyordu.
Aklımı ne kadar zorlarsam zorlıyayım çıkaramadım.
Bana yöneltikleri bi kaç soru dışında pek sohbete dahil olmadım. Pelin her zaman ki Pelin, hepsi ile kırk yılık dost oldu. Bütün sohbetlere dahil oldu. Bu Kızla ortak noktalarımız çok az gerçektende. En son lise yıllarına kadar indi. Bu gidişle dogduğu günü bile anlatır.
Belkide onun yaptığı daha güzel. Benim kadar soguk olmaması onun için daha iyi.
Bende ne yapayım. Böyle herkes ile koyu sohbete giremiyorum.
Bir saat kadar oturduktan sonra.
Yavaştan toparlanıp kalkmaya başladık. Pelin ile Duygu 'nun samimiyeti görülmeye değerdi. Canım lar cicimler havada uçuşuyor.
Bende mesafeli bir şekilde hepsi vedalaştım. Pelin' in kolunu tutup çektim kendime doğru
" Ben bi lavaboya kadar gidecem."
Pelin beni başı ile onaylandıktan sonra tekrar konuşmasına devam etti.
Bende çantamı alıp gittim. İlk işim ellermi yıkamak olduk. Saçlarımı düzeltip. Boş bi tuvalete girdim. İşimi haletikten sonra çıktım.
Elerimi tekrar yıkayıp, aynadan son kez kendime baktıktan sonra çıktım.
Kapıyı açıp koridor bi kaç adım atmışımtım ki, arkamda biri adımı seslendi. Durup arkamı döndüm.
Az önce tanıştığımız Mustafa 'ydı.
" Sizinle biraz konuşabilir miyiz?.
Vaktiniz varsa tabi?" dedi çekingen bir şekilde
Yanına varıp. Başım ile onayladım.
" Sizi İzmir' de görmüştüm. Yanlış hatırlamıyorsam öyle değil mi?" dedi
" Evet iki ay kadar oradaydım" dedim düşünceli bir şekilde yüzüne bakmaya devam ettim.
" Doğru hatırlıyorum demek ki.
Ömer ile gördüm."
Dediğinde şaşkına ona döndüm. Tabi ya bende nerden hatırlıyorum diyordum.
" Evet kendisi ile tanışıyoruz"
Dedim umursamaz olmaya çalışarak.
" Sana tek bi şey söyliycem ve gidecem." dedi kısık bir sesle
" Dinliyorum" dedim. "Yalnız gitmem lazım." Dedim, etrafa ilgisizce bakmaya başladım.
" Fazla vaktini almıyacam. Sadece Ömer 'i üzme"
Dedikten arkasını dönüp yürümeye başladı.
" Biz artık hiç konuşmuyoruz. Onu üzmem. Merak etme. Zaten istesemde üzemem. Çünkü o bana kırılmaz. Beni umursamıyor. Zaten Benim onu umursamadığım gibi "
Dediğimde beni dinleyip yüzüme bakıp gülümsedi.
" Onu üzme" dedi sözünü yineledikten sonra gitti. Bende öylece durdum.
Bütün erkekler beni delirtmek için ugraşıyor sanırım. Hele Ömer ve arkadaşları hiç çekilmiyor.
Hızlı adımlarla. Çıkışa yürüdüm.
Pelin ile vedalaştıktan sonra.
Halletmem gerek bir kaç işim vardı onları da halletikten sonra.
Arabama binip doğruca evin yolunu tutum.
Yol sessiz sedasız bittikten sonra.
Eve geldim. Annem ve babam ortada yoktu. Bende doğruca odama geçtim.
Üstümdeki ceketimi çıkardım.
O sırada odanın kapısını iki kere tıkırda dı.
"Gel" dedim. Kapı açıldı gelen buse 'ydi
"Anneniz yemeğe çağırıyor"
"Ben aç değilm.Söylersin."
" Peki efendim." dedikten sonra
Odadan çıktı.
Bende balkonun kapısını açıp balkona geçtim.
Ve şimdi odamın balkonundan dışarıya bakıyorum.
Serin bir sonbahar günü... Şairlere şiir yazdıran bu sonbaharı, hiç sevmem. Belki yapraklar ağaçları terk ediyor diye. Belki de içimi ısıtan her şeyin soğumasından.
Tam o gün geldi aklıma, saçlarımdan vazgeçtiğim gün. Onları hiç acımadan kesmiştim.
Bu kadınların acısını dindirme yöntemiymiş. Ama acılar saç uçlarımızda değil. Kalbimizin ortasında.
O yüzden hiç dinmedi acım...
O sırada sılan 'ın o şarkısı geldi aklıma.
Aynen şöyle diyor;
Sana değer de geçer
Beni delerde geçer
Seyreden, güller de geçer
Her gece daha yorgun
Her sabah daha kırgın
Tam da bu gün çok yalnız
Hep aynı başlıyor, bitiyor ve
İki kişiden biri vazgeçiyor ve
Biri hep daha çok, çok seviyor be
Aynı başlıyor bitiyor ve
İki kişiden biri vazgeçiyor ve
Biri hep daha çok, çok seviyor be
Unutulurda gider
Acı içine döner
Sonra bi' gün geri döner
Yerini hatırlarsın
İzi artık yoksa da
Tam da bu gün o gündür
Aynen böyleydi, bu gün tam da o gün gibiydi.
Ve çok haklıydı şarkı
Yerini hatırlarsın diyor izi artık yoksa da. Bende yerini hatırlıyor, ama izi artık yok.
Bu gün hiç bi şey umrumda olmayan biri olmak isterdim. Elimdeki telefona bakmadan Tarih 2 Eylül oldugunu biliyorum.
Oysa o gün bilmiyordum. O gün dibine kadar baktığımı düşünmüştüm.
Ama öyle değil hayat. Sen nefes aldığın süre mutluğunda var oldugunu anlıyorsun.
Sende olanların kıymetini anlıyorsun. Mesela annem. Babam. Dedem ve diyer akrabalarım...
Babamın kalp krizi geçirdiğini duyduğumda ne kadar korkmuştum oysa, ya bi daha görmeseydim.
Bunun düşünmek bile kalbimde koca bir korku bıraktı.
Oysa bu bir ihtimaldı.
Bu serin hava beni üşütmüştü. Birden ürperdim. Oysa üstüme ceketini örten bir yabancı vardı... Sahi ne oldu ona
Bunun cevabını bilmiyorum.
İki ay kadar tanıdığım bir yabancıydı.
Bu çok saçma bir cümle farkındayım ama öyle...
Beni varlığına alıştırıp gitti.
Yoklugu garip bir duyguyu beraberinde getirdi. Koskoca bir BOŞLUK...
Sadece bi boşluk ne eksik nede fazla
Buda sonbaharın boşlugu olsun içime..
Balkonu kapatıp odama geçtim.
Artık düzenli olarak ders çalışmalıyım. Çünkü okuduğum bölüm kolay bir bölüm değil.
Ama her şeyi dindirmek için çok güzel bir bölüm.
En azında ders çalıştığımda her şeyi unutuyorum. Çok çabuk kafamı derslerime verebiliyorum.
Ahşap kitaplığımın önüne gelip şöyle bir bakmaya başladım. Aceba geçen sene ki ders notlarım neredeydi.
Kendi kendime sorup bi taraftanda rafları karıştırıyorum.
En alt raflarda olmalıydı, çünkü üstekilerde okuma kitaplarım var.
Alt raflarda aradığımı buldum sonunda. Not defterlerimi.
Kucağıma alıp yatağıma yürümeye başladım.
Yatağıma vardığımda, elimdeki defterleri yatağıma bırakıp. Bende yatağıma geçtim. Oturup iki bacağımı açıp tuttuğum notları okumaya başladım.
Kırmızı kaplı not defterimi kaldırdığım sırada içinde bir papatya çıktı. Bu papatyanın burda ne işi vardı ki bu defter çok eski bir deftermiş. İki yıl kadar öncesine, yani bu papatyayı da beni aldatan o şerefsizin.
Kurumu papatyayı aldığım gibi çalışma masamın yanında duran çöp kutusuna koydum. Papatyaları çok severdim, ama bu papatya benim canımı çok yaktı bir zamanlar. Şimdi onu saklıyamam bir daha.
Geçmişi gönlünde taşıyamazsın. Çünkü geçmiş paslı bir çivi gibi iyileştirmez asla.. Sadece kanatır.
Tekrar oturduğum yere geri döndüm.
Diyer notlarımı okumaya devam ettim. Hiç bir şeyi umursamadan.
O sırada odamın kapısı tıklatıldı.
" Gel" dedim.
Kapı açıldı ve içeriye annem girdi.
Elinde de bir tepsi ile.
" Bebeğim sana meyve getirdim" demesiyle yatağımın yanına gelmesi bir oldu. Çünkü hem konuşup hem yanıma geldiği için.
Başımda tepsi ile dikildiğinde.
" Anne buraya otursan" yatağımı işaret ettim. Oda başı ile beni onaylandıktan sonra. Tepsiyi ortamıza koyup oturdu.
Tabakta dilimlenmiş bir parça Elmayı alıp ısırmaya başladım.
" Anne seni çok özlemişim ben" dedikten sonra uzanıp anneme sarıldım.
Sanırım benim ait olduğum yerde artık azda olsa huzurlu hissediyorum.
Saçlarımı okşarken
" Bende seni çok özledim" dedi.
Saçlarıma bi öpücük kondurup geri çekildi.
"Sen burada yokken, buralar benim için çok boştu...Kimse yoktu ." dediğinde kahve rengi gözlerinde ki hüznü görebiliyordum.
Bu benide hüzünlendirdi. Gözlerimi kaçırdım, kendimi geri çekip.
" Geçmişte kaldı her şey. Sende üzme artık kendini" sadece bunları diye bildim. Aslında kendimi çok suçlu hissediyorum, sanki her şey benim yüzünden olmuş gibi. Bu onların tek suçlusu benmişim gibi...
Belliki onlar da böyle olacağını tahmin etmemişler. Yoksa annem bu kadar kederlenmezdi gidişime.
" Ben bi babana bakayım. Sende çalışmaya devam et istersen."
Dedikten sonra ayağa kalktı.
" Tamam bende biraz eski konulara göz atıyorum." dedim durgun bir sesle
Annem beni başı ile onaylandıktan odadan çıktı.
Bende eski notlarımı biraz karıştırdıktan sonra. Hepsini yerine bıraktım. Kitaplığımda Dostoyevski 'nin Yer Altından Notlar kitabını aldım. Yatağıma geri döndüm. En son ayracı koyduğum yeri açtım.
Şöyle bir söze denk geldim.
İnsan neden her şeyi yıkmaya, paramparça etmeye düşkündür , Sorarım size...
Bende aynı şeyi sormak isterdim ama görüyorum ki benden önce Dostoyevski söylemiş.
Bu kitabı çok seviyorum.
Bence herkesin okuması gereken bir kitap.
Ben kitabı okumaya dalmışken. Birden telefonumun melodisi irkildim.
Komodinin üzerinde duran telefonumu alıp ekrana baktığımda Tugçe ablanın adını gördüm, yüzümde buruk bir tebessüm oluştu.
Açıp kulağıma götürdüm. Aslında benimde aklımdaydı. Ama benden önce davrandı.
" Deniz canım müsait miydin? Sormadan aradım da" dedi kısık bir sesle
" Müsaittim, abla bi sorun yok değil mi?"
Dedikten sonra gelecek cevabı bekledim.
" Bi şey yok. Sadece Zeynep seninle konuşmak istiyor."
"Tamam bi konuşalım. Bende özledim onu. Zaten vedalaşmadık bile" dedim mahçup bir şekilde
Çocukla konuşmadan, öylesine çekip gittim. Onada hak veriyorum.
" Deniz abla sen neden hiç burda değilsin. Ben çok bekledim, sen gelmedin." dedi üzgün bir sesle
" Beni dinle aslında ben şimdi orada değilim. Kendi evime geldim." dedim
Telefonun bir kaç saniyelik sessizlik oluştuktan sonra.
Zeynep konuşmaya başladı.
" Sen kendi evine mi gittin?
Ama senin evin çok uzakta. Bir daha ne zaman gelirsin? " dedi bu sefer endişeyle
Bu sorunun cevabını bende bilmiyorum. Aslında.
" Yakında gelecem seni görmek için." dedim yatıştırıcı bir sesle. Onu daha fazla üzmek istemiyorum
" Tamam o zaman seni bekliyorum." dedi gülümseyerek
" Gelecem mutlaka tamam mı? " dedim kendimden emin bir şekilde
" Ama ben seni göremiyorum. Şimdi seni görmem için bi daha araman lazım. Ama ben bilmiyorum seni görmek için aramayı"dedi.
" Ben şimdi kapatıyorum. Ve bir daha arıyorum. Sen annene ver o açınca artık beni görebilirsin."dedim neşeli bir sesle
Normal aramıyı kapatıp WhatsApp 'a girdim. Görüntülü aramayı başlatıp açmasını bekledim. Klasik bi şekilde saçlarımı ellerimle götürüp düzeltmeye başladım. Yatağımda oturur hale geldim.
Telefon açıldı. Ve ekranda Zeynep ve Tugçe abla göründü.
" Anne bak Deniz ablayı görebiliyorum." dedi büyük bir heyecanla
" Dur bi bakayım sana, sanki sen büyümüşsün." dedim. Gülümseyerek
" Evet bak ben çok büyüdüm."
Dedikten sonra ayağa kalkıp kameranın tam karşısına geçti.
" Evet sen gerçekten de çok büyük olmuşsun"
Etrafında bir tur etrafını döndü. Sonra tekrar sandalyesine oturdu. Gözlerinden beli uykusu geldiğini.
" Deniz abla sen annem ile konuş biraz. Benim uykum geldi. Seni yarın yine arıyacam."
Sözünü bitirdikten sonra bana öpücük gönderip koşarak mutfaktan çıktı.
" Deniz 'cim nasılsın ne yapıyorsun?"
Diyen Tugçe ablanın sesi ile Oraya odaklandım.
" İyiyim sen nasılsın? "n
Masada duran bardağı kenara çekip.
" İyiyim. Ee Ne nasıl gidiyor? "
"İyi gidiyor. Her zaman ki gibi işte." dedim durgun bir sesle
Neden mutfakta oturuyorlar ki. Bu aklıma takılmıştı baştan beri.
" Bi şey diyecem sen neden mutfakta oturuyorsun?" dedim merakımı gizlemeden. Konuşurken kısık sesle konuştuğu için merakımı ikiye katlandı.
" Ömer salonda yatıyor. Bende burda bulaşık yıkarken. Zeynep çok ısrar edince. Bende buradan aradım. Bi şey olduğu yok. "dedi gayet normal bir şey anlatır gibi
Ne yani Ömer orada mı gelmişti. Üstüne orada yatıyor. Ben oradayken o kapıdan geçtiği sayılı... Ama ben yokken orada kalıyor... Öyle mi?
" Anladım "dediğimde odamın kapısı iki kere tıklandı.
Benimde gözüm istemsizce kapıya gitti.
" Biri geldi her halde. Bende seni daha fazla tutmayayım. O zaman görüşürüz canım. Kendine iyi bak." dedi.
Bakışlarımı tekrar telefonun ekranına çevirdim. O sıradada," Girin" dedim.
" Tamam ablacım sende kendine iyi bak. Görüşürüz"
Dedikten sonra telefonu kapatıp gelene baktım. Buse gelmiş.
" Deniz hanım tepsiyi almaya geldim. Birde başka bir isteğiniz var mı?"
" Yok canım bunları alabilirsin."
Dediğimde Buse tepsiyi alıp çıktı.
Bende kitabı yerine koyup yatağıma geriye döndüm saat on biri çeyrek geçiyordu.
Ben en iyisini yaptım. Buraya dönmekle. Ömer belkide benden önce her gece orada kalıyordu. Çünkü ablasını yaşadıklarını tekrar yaşamasını istemiyor. O yüzden bu gün geldiği gibi geri dönmüş.
Belkide ben ona sadece yük oldum.
Hayatını zorlaştırdım. Orada kalarak.
Neyse zaten artık bi önemi de yok.
Her şey önemsizleştiğinde, yeni değerli olur ya, umarım o gün hiç gelmez.
Kalbimde ki kilidin yerini ben bile unuturum....
Fazla da düşünmeden ayağa kalkıp dolaptan pijamalarımı çıkardım.
Giyinip yatağıma geri döndüm.
Artık yatmalıydım.
Çünkü yarın ablamın mezarına gidecektim erkenden.
Yastığa kafamı koyup hiç düşünmeden uyumaya çalıştım.
Biraz haraketsiz kaldıktan sonra. Uykumun geldiğini anladım. Gözlerim yavaş yavaş kapandı.
♠️
Gözlerimi açtığımda gün çoktan doğmuştu. Perdeden içeriye güneş ışığı geliyor
Yatağımdan çıkıp doğruca banyoya girdim. Oyalanmadan elimi yüzümü yıkadıktan sonra odama geri döndüm. Hava bulutlu, yağmur yağacak gibi, o yüzden üzerime kalın kıyafetlerimi giyindim. Makyaj masasının önüne geçip, saçlarımı örüp bıraktım.
Çantamı alıp, odadan çıktım.
Merdivenlerden inip salona geçtim.
Annem ve babam yemek masasındalardı. Annem telefonu ile ilgileniyor. Babam ise kahvesini içyor. " Ben çıkıyorum. Biraz işim var."
Dememle annem ilgilendiği telefonunu bırakıp. Bana baktı. Kahverengi gözleri ile beni baştan aşağıya süzdü.
" Kahvaltı yapmadan nereye?"
" Ben tokum, hem bi kaç saate dönerim"
Dedim mızmızlanarak. Ama annem bakışları ile hayır diye bağırıyor resmen.
" Kahvaltını yapmadan hiç bir yere gidemezsin! Şimdi otur şü sandalyeye. Zaten dünde akşamda bir şey yemedin " dedi azarlar gibi konuşarak. Parmağı ile işaret ettiği sandalyeye oturdum.
Babam bana bakıp.
" Annen haklı." dedikten sonra bende mecbur kahvaltı yapmak zorunda kaldım. Her ne kadar iştahım yoksada. Annem ve babamın azarıdan kurtulmak için başka bi seçeneğim yoktu. Kahvaltım bitter bitmez. Masadan kalkıp. Evden çıktım.
Anahtarımı aldıktan sonra, arabamı alıp, evin bahçesinden uzaklaştım.
Nereye gideceğimi biliyordum.
Sokak boyu giderken arkamdan bi arabanın geldiğini fark ettim.
Önce umursamadım.
Ama kaç tane sokak geçtim. Araba hala arkamdaydı. Muhtemelen beni takip ediyor.
Ben gaza bastıkça aramızda mesafe açılmak yerine daha azalıyor.
Sonra önüme geçip durdu.
O an ıssız bir sokakta tek başımaydım.
Çok korkuyordum. Bunu inkar edemem.
BÖLÜM SONU
Bölümü nasıl buldunuz?
Sizce Deniz 'in önünü kesen araba kim?
Diğer bölümde neler olacak?
Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin 🌸
Umarim beğenirsiniz ❤️